Öteden beri Ülkücü hareket ve Türkeş üzerine yazılan kitaplara karşı bir hassasiyetim var. Mümkün olsa çıkan her kitabı alıp okurum. Bu okuduğum kitapların bazen aynı konuları tekrar tekrar yazması da beni rahatsız etmez. Yazarın üslubu ve söyleyiş tarzı bile bana ayrı bir pencere açar, ufkumu genişletir. Ünsal Demirbaş’ın “Türkeşname-Alparslan Türkeş’in Hayatı” kitabını görünce ebadına ve boyutuna bakarak içeriğinin çok önemsemeden sırf Alparslan Türkeş’i anlatıyor diye aldım. Hatta alırken Ünsal Demirbaş’ın bir ozan olduğunu, Ozan Ünsal olduğunu bilmiyordum. Ozan olduğunu öğrenmem beni şiirin kalitesi ve içeriği hakkında umutlandırdı. İnşallah okuyunca da aynı kanaate sahip olarak düşüncelerimizi yazmış olurum.
Ünsal Demirbaş’ın yazdığı “Türkeşname-Alparslan Türkeş’in Hayatı” şiir kitabı KDY-Kitapyurdu.com Doğrudan yayıncılık tarafından Eylül 2025 tarihinde 152 sayfa olarak baskısı yapılmış olup bu baskının kaçıncı baskı olduğu hususunda bir bilgi yoktur. Muhtemelen birinci baskısıdır. Ünsal Demirbaş kitabın kronolojik kaynak araştırma ve birden çok kere kaynakları okuma, şiire dönüştürme fasıllarının altı yıllık zorlu bir çalışmanın ürünü olduğunu söyleyince kitaptan olan beklentim daha da yükseldi.
Ünsal Demirbaş’ın yazdığı “Türkeşname-Alparslan Türkeş’in Hayatı” şiir kitabı; “Önsöz”, “Ondan Önce (…-1917)”, “Minik Ali Arslan (1917-1933)”, “Türkiye’ye Göç (1933-1939)”, “Isparta ve Evlilik (1939-1944)”, “Türkçülük Turancılık Davası (1944-1946)”, “Askeri kariyer ve Amerika (1946-1958)”, “27 Mayıs Darbesi (1958-1960)”, “Hindistan’a Sürgün (1960-1963)”, “Talat Aydemir’in Darbe Girişlimi (1963-1964)”, “CKMP (1964-1969)”, “MHP (1969-1980)”, “1980 Askeri Darbesi (1980-1985)”, “Darbe Sonrası (1985-1991)”, “Doksanlar (1991-1997”, “Ebediyet (1977-…)”, “Kaynakça” başlık ve bölümlerinden oluşmaktadır. Şair her ne kadar bölümlendirmiş ve her bölüme farklı isimler verip boşluk aralar vermiş olsa da “Türkeşname”yi Mesnevi tarzında yazmıştır.
Ozan Ünsal daha kitabın başında “bismillah…” yüksek bir özgüven ve umut ile ikinci mısrada “Biz fetihte, fütuhatta ustayız” (s.7) diyerek Türk milletinin, Türklerin dünyadaki maharetimizi dile getirirken hemen üçüncü mısrada “Gerçi asıl fetih devr-i sa’dette” (s.7) Kıbrıs’ın fethinin ilk fethini Hz. Muhammed (a.s.) zamanında yapıldığını ancak Venediklilere geçen yönetimin tekrar Müslümanların ve Türklerin eline geçmesinin II. Selim zamanında olduğunu “Kıbrıs artık Selim Sani bekliye.” (s.7) sekizinci mısraı ile ifadelendirerek Alparslan Türkeş’in doğumundan önceki Kıbrıs’ı ahvalini anlatıyor.
Ozan Ünsal “İşte Avşarlar da bu taifeden,” (s.8) mısraı ile Alparslan Türkeş’in sülalesinin Yörük olduğunu ve Türklerin Avşar boyundan olduğunu ve dedesi Arif’in Yörük taifesinin ihlal ettiği devlet kurallarından dolayı Kıbrıs’a gönderilen Avşarlar ile Kayseri Pınarbaşı’ndan göçtüğünü “İşte Arif Ağa Afşar’dan bir er,/ Devr-i Abdülaziz, Kıbrıs’a göçer” (s.8) ve “Badehu Hamdi Bey eyler izdivaç,/Fatımatül Zehra zevcidir onun” mısralarıyla da Alparslan Türkeş’in anne ve babasının evlendiğini mısralara dökerek anlatır.
“Bir öğleydi, bir Hurşit daha doğdu/Arslan yatağını neşeye boğdu.” (s.11) Şair kâinatta bir güneş vardı ikinci bir güneş doğdu, arslan yatağı olan ailesinin evini neşeye boğdu “Ali Arslan: belki rengine atıf,/Arslan ki Allah’tan Türklüğe lütuf.” (s.11) Şair aslında kendinden önce yaşanmış olması dolayısıyla bütün hayatını bildiği Başbuğ Alparslan Türkeş’in Türklüğe bir lütuf olarak dünyaya geldiğini söyleyerek sanki Ali Arslan bebeğin geleceğine de bir gönderme yapıyor, bilmezden gelerek yani Tecahül’ü Arif sanatı yaparak Ali Arslan’ın ileriki yıllardaki durumu hakkında bir tahmin yapmış oluyor.
“İptidai vardı ilmin başında/Okula başlıyor tam dört yaşında.” (s.12) İlim öğrenmenin başlangıcının ilkokula başlamak olduğunu ve Alparslan Türkeş’in ilkokula dört yaşında, küçük bir yaşta başladığını söyleyerek onun zekasının ve algılama seviyesinin ne kadar yüksek olduğuna işaret etmektedir.
“Faiz Kaynak hoclardan biridir, /Kıbrıs istiklali de eseridir. /Yalnız değil elbet: Rauf ve Fazıl,” Faiz kaynak Hocanın Alparslan Türkeş Rüştiye’de okurken onun hocalarından birisi olduğu, Kıbrıs’ın bağımsızlığına kavuşması onun eseri olduğu, ancak bağımsızlık mücadelesinde yalnız olmadığı, Rauf Denktaş ile Fazıl Küçük merhumlarında Faiz Kaynak ile birlikte mücadele ettiklerini söyleyerek Alparslan Türkeş’in milliyetçilik yönü yüksek hocalardan ders aldığını ortaya koymaktadır.
“Yine bir hocaydı rüştiyedeki, /Üçüncü sınıfta, nam: Osman Zeki…” (s.13) Alparslan Türkeş’in ortaokul üçüncü- sınıfta hocalarından birisinin de Osman Zeki isminde bir hoca olduğu ve bu hocanın Genç Ali Arslan’ın davranışlarını beğendiğini ve bunun için de bu talebesine “O yüzden de ona bir isim verdi.” (s.13) verdiği isim de onunla ömür boyu kalacak “Alparslan” olduğunu “Hey gidi Müstakbel Başbuğ: Alparslan!” (s.13) ve Başbuğ olarak anılmasına da bir bağlantı kurarak sonradan birlikte söylenecek olan “Başbuğ Alparslan” olarak ifade etmektedir.
Alparslan Türkeş’in daha rüştiyede okurken “İngilizce, Rumca, Arabi, Farsi” (s.14) öğrendiğini nacak bunlarla yetinmeyip babasının da tavsiyesi ile Türkçeyi de öğrendiğini “Bunula yetinmeyip Türk elifbası / Tavsiye eyledi onu babası” (s.14) mısralarıyla ifade etmektedir.
“Rüştiyede Türklük fikrine düştü” (s.14) ortaokul yıllarında Türkçülük fikrini edindi ve Türk milletini düşünmeye başladı. “Türkistan nereydi, Kırım nerede? / Kıbrıs’ta Türklüğü nasıl var ede? /Azer, Balkan, Kırım neden esirdir? Ne olmuş bu asır böyle kısırdır?” (s.14) Şair Ozan Ünsal ortaokul talebesi Ali Arslan’ın düşüncelerini Türkistan, Kırım, Kıbrıs, Azerbaycan, Balkanlar oluşturduğunu ve onların esir oluşunu kabul edemediğini, bağımsızlıkları için neler yapmak gerektiğini düşündüğünü ve “Hayali ermişti Türk Birliği’ne” (s.14) Türk birliğinin kurulacağını hayal etmektedir.
“Hani ‘göç’ denmişti hak elçisine. /Hicret’ derler sertaç idi, hilatı… / İslam tarihinde mühim milattı.” (s.15) Alparslan Türkeş’in Kıbrıs’tan göç ederek Anadolu’ya gelmelerini İslam Peygamberi Hz. Muhammed (a.s.)’ın Mekke’den Medine’ye hicretiyle benzeştirerek hem bir maneviyat yüklemekte hem de mücadele için doğduğu vatandan başka bir vatana göç’ün caiz olduğuna işarete etmektedir. Hicretin baş tacı olduğunu ve sanki tahta çıkan sultanlara giydirilen hilat, kaftan gibi Resulullah’a giydirildiğini, ve dolayısıyla da hicret ile birlikte başlayan mücadelenin başarılı olacağının da bir işaretidir burada hilat.
“Her hicretin vardır birkaç sebebi: /İlki Alparslan’ın ilim talebi, /Diğeri adada geçim güçlüğü” (s.15) her göçün farklı sebepleri olduğu gibi ozan Ünsal’a göre Alparslan Türkeş ve ailesinin Kıbrıs’tan Türkiye’ye göçünün de iki sebebi vardı. Birincisi Alparslan Türkeş’in tahsil hayatının temini, ikincisi de Kıbrıs’taki geçim şartlarının zorluğu ve Türkeş ailesini geçinme zorluğudur.
Alparslan Türkeş’in Kuleli askeri Lisesine şair Ozan Ünsal “Türk Değil” diyerek dese de burada Türkeş’in Türk olmadığı değil Kıbrıs o zaman İngiliz işgali altında olduğu için ve Alparslan Türkeş Kıbrıs Türkiye sınırları dışında kaldığından dolayı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaması kastediliyor. Ve ikinci bir sebep olarak da Kıbrıs’tan çıkış yapabilmek için aldığı “İngiliz pasaportu taşıdığı” için almamışlardır. “Önce Türk yılar mı? Asla! İzmit mebusu/ Bellioğlu Sırrı Bey’e hususu, intikal ettirip her nasıl ise /Bir çare sordular bu “olmaz” işe” (s.18) İzmit mebusu Sırrı Bellioğlu Beyden bu huşta yardım isterler. Ve nihayet devreye Genel Kurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak girerek Alparslan Türkeş Kuleli askeri lisesine kabul edilir. “Emir büyük yerden: Kim? Fevzi Çakmak…/Çok koşturdu ancak hepsine değdi, /Artık Kuleli’de bir talebeydi.” (s.19) Alparslan Türkeş’in İngiliz zulmünden kurtularak Türkiye’ye gelmesi ve Kuleli Askeri lisesine kabulün de “Etti, sene: bin dokuz yüz otuz üç” mısraında 1933 olarak vermektedir Ozan Ünsal.
1934 yılında soyadı kanunu çıkınca Alparslan Türkeş’in babası Hamdi Bey sülale ismi olduğu gerekçesiyle “Koyunoğlu” soyadını almak istese de memur karşı çıkar, “Altay” siminin de başkaları tarafından alındığını söyleyince kendilerine verilen listede kalan “Türkeş” isminde karar kılarlar. “Türk değilmiş çocuk(!) yanılacaklar, Artık ‘Türkeş’ diye anılacaklar.” (s.19) Ozan Ünsal Alparslan Türkeş’in Kıbrıs’ vatandaşı olarak ve İngiliz pasaportu taşıdığı içi Kuleli Askeri lisesine alınmadığına da gönderme yaparak, soyadı olarak ‘Türkeş’in seçilmesinde etkili olduğunu ima ederek soy adı olarak “Türkeş” soy ismini aldıklarını ifade etmektedir.
Alparslan Türkeş’in Lise yıllarında sigara ve alkol almadığını, Reşat Ekrem, Montesquieu, Hugo, Namık Kemal, Tevfik Fikret okuduğunu ve Kuleli askeri lisesi bitince Harbiye’ye gider. “Kuleli biter de Harbiye başlar, /’Yaşa var ol Harbiye’ söylenir marşlar…” (s.20)
Ozan Ünsal’a göre Nazım Hikmet’in komünist olup Rus’a satıldığı, Atatürk’ün Hatay’ı almak istediği “Bu ahvalde Türkeş asteğmen olur, / Sene Otuz sekiz, yetki alır, kararı Atatürk eyliyor imza, Bakın şu tarihe, bakın şu remze” (s.22) Alparslan Türkeş Harbiye’yi 1938 yılında bitirir ve Asteğmen olarak Atatürk’ün onayladığı kara ile atanır. “Ardından bitiyor piyade kursu, / Alparslan kuradan çekiyor Kars’ı / Kars’ı Isparta’yla ahbabı Emin, /Becayiş istiyor, eyliyor temin. /Ve ilk menzil olur ona gül yurdu, /Güllerle bekliyor şanlı bozkurdu…” (s.23) Asteğmen Alparslan Türkeş Piyade Kursunu da bitirir ve Kars’ı çekerek göreve sahaya gidecektir. Ancak arkadaşı Emin ile Becayiş yaparak Alparslan Türkeş Isparta’ya gider.
Isparta’da da Muzaffer Hanım ile evlenir. “Muzaffer hanımın evinde önce, / Ders talep ederler ondan ilmince… / Tarih, Coğrafya, Türkçe, hesapta, /Ders veriri kıza ve yokken hesapta, Gönlüne yakıcı bir duygu’ düşer, /Bu kararla derhal ehline koşar, O sene nişan ve ardından düğün, Kutlu olsun bu toy ahrete değin…” (s.25) Alparslan Türkeş evlenir ama diğer kaynaklarda sanki görücü usulü ve mantık evliliği gibi verilen bilginin öyle olmadığını, aksine Ozan Ünsal “bir gönül işi” olduğunu ortay koyuyor. HGata Ozan Ünsal’ın bu teşhisinin doğruluğunu Alparslan Türkeş’in Kızı Selcen Türkeş Homriş yazdığı ve birkaç ay önce çıkan “Kader Sokak: Türkeş Ailesi” adlı kitapta onaylamakta, annesi Muzaffer Hanım ile babasının birlerine olan sevgilerini sık sık gündeme getirmektedir.
İkinci Cihan Harbi dolayısıyla Alparslan Türkeş’in Isparta’da buluna komuta ettiği birliği bi,r askeri tedbir olarak Bandırma’ya naklolur “Ordular naklolur yavaş ha yavaş, /Tümen Isparta’dan ta Bandırma’ya,” (s.27) ve Türkeş’in tayini de Gelibolu’ya çıkar. “Türkeş’in tayini Gelibolu’na… /Geldik otuzların artık sonuna.” (s.27) ve “Marmara Adası teğmenin yeri, /Emrinde amansız iki yüz çeri, / İleri karakol Türkeş grubu” (s.27) iki yüz askerin emrine verildiği askeri birlikle Teğmen olan Türkeş Marmara Adasında ileri karakol vazifesi görmektedir. “Bu ahvalde doğar ikinci kızı, /İsim versin diye Nihal Atsız’ı, /Haberdar ederler, sene kırk üçtür, Kim bilir ki bu dostluk suçtur… /Bir tarihçi yazar ve bir genç subay, /Ve isim verilir: tanrıça Umay” (s.28) Türkeş’in ikinci kız doğar ve bu kızına Hüseyin Nihal Atsız tarafından Umay adı verilir.
Yukarıdaki mısrada Türkeş Nihal Atsız dostluğunu suç sayılacağının işaretini veren Ozan Ünsal “Sen: kırk dört, tarih: meşhur “Üç Mayıs”.”/ Atsız tevkif olur alçakçasına, /Kıyar rejim yiğitlerin hasına.” (s.29) Gelecek olanın da geldiğini mısralarıyla dile getirir.
Ozan Ünsal “Ertelenir -neyse- duruşma bir kez, /“Tutuksuz” denilir, rahatlar herkes” (s.31) mısralarıyla 1944 Türkçülük ve Turancılık Davasının duruşmasını ertelendiğini ve Nihal Atsız’ın tutuksuz yargılanmasına kara verildiğini “Fakat kapıdayken henüz Atsız’ın, /Kelepçelenecek eli ansızın” (s.31) dediği mısralarında ise mahkemede çıkarken kapıda Atsız’ın mahkeme kararının aksi yönde ve siyasi bir karar ile kelepçelendiğini ve tutuklandığını ifade etmektedir. Hata burada daha ileri gider Hüseyin Nihal Atsız’ın eşinin tutuklanıp, oğlu Yağmur’un çamaşırcıya kaldığını da ifade ederek “Nasıl tutuklanır Atsız’ın eşi? /Nasıl kalır yağmur çamaşırcıya?” (s.32) ayrı bir adaletsiz uygulama olarak sorgulamaktadır.
Ozan Ünsal “(Bu iş bize varır) demişti Türkeş” (s.32) mısraında aslında davanın Hüseyin Nihal Atsız ile bitmeyip genişletileceğini söyler ve Türkeş’in tutuklanıp evinin arandığını ve evden altı yüz kitap aldıklarını da “Üsteğmen Erdek’te tutuklanacak, /Odası ve evi tüm aranacak, “Ele geçen” ancak altı yüz kitap” (s.32) mısralarıyla dile getirir. Alınan kitaplar arasında Atatürk’ün eski harflerle basılmış Nutuk kitabının da olduğunu “(Bari eski harfli Nutuk’u bana /Bırakın.) der fakat artık boşana…” (s.33) mısraında verirken Mahkemece suç sayılan neler olduğunu ve Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Mustafa Kemal Atatürk’ün yazdığı Nutuk’un bile suç alet sayıldığını ortay koyarak Turancılık davasın tamamen düzmece ve siyasi bir karar olduğunu ve bun da “Bayram nutuğunda pilli şef İsmet, /Neler dedi yılan dilli şef İsmet?” mısralarıyla İsmet İnönü’nün yaptığını anlatır. (s.33)
Ozan Ünsal “Hücrede dört aya “nezaret” dendi, /Rejim ne isterse o isim kondu” (s.34) mısralarında adaletsizliğin yanında uzun tutuklulukların adına nezaret denildiğini ve mahkeme görmeden insanların dört ay tutulduğunu, Türkeş’in kafasında 25 mumluk ampullerin yakıldığını ve yıldızlardan, ay’dan ve güneşten daha etkili- beyne yakın olması dolayısıyla- olduğunu “Yirmi beş mumluktur, şu sarkan armut. /Yıldızı, kameri, güneşi unut.” Mısralarıyla dile getirmektedir. Türkeş bu uzun tutukluk sırasında hastalanır ve hastaneye kaldırılır. “Türkeş’in kırklara fırlar ateşi, / Evvela bir hekim uğrar hücreye, /Birkaç ilaç yazar bir reçeteye. /İlaçlar kar etmez, tekrar bakılır, /Artık hastaneye -mecburen-çıkılır.” (s.34) Gittiği hastane ise “Hastane ki: Haydarpaşa Askeri” (s.35) hastanesidir. Ancak Türkeş’in Turancılığı dolayısıyla hastane ye kabul etmezler ve Çengelköy Mahkumlar hastanesine götürülmesini isterler. Türkeş mahkûm olmadığını söyler ve mesele başhekime yansıtılır “Badehu çağırı başhekim Fikri, /İfade buyurur şu yahşi zikri: /-Evladım üzülme, şu Turancılık, /Bilakis kutsaldır, bunlar kancıklık, /İlmiyle sizlere zulmetmedeler, /Çünkü bunlar bitti ve gitmedeler. /Ben de sizler gibi bir Turancıyım, /Adım Fikri Altan ve filancayım.” (s.35) Alparslan Türkeş Başhekim Fikri Altay’ın sayesinde Haydarpaşa askeri hastanesine yatırılır. Ozan Ünsal bu mısralarda ayrıca CHP’li İnönü hükümetlerinin son demlerini yaşadığını ve iktidarda kalabilmek için Turancılık davası gibi uyduruk davalar ile muhalefeti sindirmeye susturmaya çalıştığını da ifade etmektedir.
“Tabip Tuğgeneral Kazan’lı Fikri,” (s.36) Alparslan Türkeş’i hastaneye yatıran başhekimin rütbesinin Tuğgeneral olduğunu ve memleketinin de Kazan olduğunu öğreniyoruz Ozan Ünsal’dan. Ve Kazanlı Tuğgeneral Başhekim Fikri “Emir veriri: Türkeş burada kalacak,” (s.36) ve Türkeş hastaneye yatar ancak Başhekim kapısında da iki asker kalacak der. “Kapısında ise erler duracak, / Soranlara ‘nöbet eri mahkûmun’, / Erler: emir eri; Türkeş mahdumum!” (s.36) Kapısında kalan askerler Türkeş’in emir eri olduğunu söylerler ancak Türkeş onlara mahdumum -erkek evlat- der, kendi erkek evladından ayırmaz. Hastanede rahattır ziyaretçileri gelir. “İlk kez kazanıyor ‘Türküm’ demekle.” (s.37) Hatta Annesi temmuz ayından beri gelip gelip ziyarete izin vermedikleri için geri dönerken burada Türkeş’in yattığı hastanede rahatça ziyaretlerini gerçekleştirir. Hastanede Fikri başhekim sayesinde “Hasret giderilir, kucaklaşılır…” ama Tophanede tutulurken kahve ikram edip “Görüş yasak.” deyip Zehra anneyi gönderir evladını göstermezlermiş. “
Meğer gün aşırı o Tophene’ye /Kahveler içirilip Zehra anneye, /’Görüş yasak.’ Deyip, gerisin geri, gönderirler imiş temmuzdan beri…” (s.37)
Tabi bu hastane safhası uzun sürmez, başhekim zarar görmesin diye kendisini taburcu etmesini ister, Türkeş geri tophaneye gönderilir. Tophane’de de bırakmazlar “Şöyle bir turlasa Sansaryan Han’ı…” (s.40) Ermeni Mıgırdıç Sansaryan’a ait binaya devlet el koyarak Emniyet Müdürlüğü binası yapmış, bazı diğer ünlüler gibi Türkeş ve Atsız’a da burada işkence yapılarak sorgulanmışlardır. “Savcı Kazım, Ahmet Demir’se müdür,” (s.40) Bu sırada İstanbul savcısı kazım İstanbul İl Emniyet Müdürü Ahmet Demir’dir. “Sen unut müdürü, o Kazım yok mu?! /Bu şiirde isimi geçecek b.k mu? B.k ya; yetmiş sene geçse de kokar, /Türkeş’i görünce sevinçle bakar… /Bu bakış İblis’in cani bakışı… / Soyadı Alöç’tür, ‘Subaylık’ işi. /Bu soysuzlar şeytan subaylarıdır! /Deccalın kurmaylık adaylarıdır! /’Üsteğmeni alın, eylesin seyir, /Anlasın, ‘mutena hücreler’ nedir…” (s.40) Askeri savcı Kazım Alöç tarafından Sansaryan Han’daki Emniyet Müdürlüğü binasında Türkeş’e işkence yaptırılır. “Tabut hücre, askı, mengene, kanca… /Korkutmak isterler sorgudan önce.” (s.41) İfadesini almadan önce korkutmak için Türkeş’e tabutluk denen hücreye konur, bu tabutluk hücrede bir kişi sadece ayakta durabilir. “Türkeş tabutlukta ‘yumuşamalı’ /Tabutluğa konur, çıkarır müdür,” (s.41) ve başında da 25 voltluk ampul yanar, daha sonra askı ve mengene, kanca işkencelerini uygularlar.
Mahkeme öyle acz içinde kalır ki suç tespit etmeye zorlarlar Turancılık deseler de Irkçılık demeye karar veririler ancak bu ifadeyi de “rasisizm” olarak “Irkçılık yerine bir ‘rasisizm’ /Tabiri kullanmak heves olunur,” kayda geçmek isterler ancak onu da yazmayı beceremezler “rasisizm” olur “raşitizm” tıbbi terimine dönüşür. “Cahillikten apışıp kalınır … /Zapta geçer ‘Raşitizm’ terimi, / Hastanede miyiz? Tıbbın yeri mi? /Diye gülüşürler Türkçü sanıklar” (s.43)
İşkenceden geçirilen Türkeş nihayet sorguya alınır. Turancılıktan, Türk birliği fikrinden sorulur. Türkeş 1944’te öngörüde bulunur; “On yedi devrimi nasıl olduysa, /Yine olur ise, nasip de buysa, /Altmış beş yılında ya da doksanda /Vvelhasıl Sovyetler çöktüğü anda, /İlimde, teknikte, harpte ileri, /Atılmış olursa eğer Türk eri, /Dağılmış Sovyet’in Türk bölüğüyle, /Birlik mümkün olur artık haliyle…” (s.44) Ozan Ünsal Alparslan Türkeş’in 1944 Turancılık davasında sorgulanırken eğer Türkiye İlimde, teknikte, savaş gücü bakımından ileri olursa Sovyetler birliği 1965 veya 190 yıllarında çökecek, bu çöküş anında Sovyetlerde kalan Türklerle birleşebiliriz, diyere4k bir öngörüde bulunduğunu ve tarihin Türkeş’i haklı çıkardığını 1990 yılında SSCB’nin çökmesiyle Azerbaycan, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan adlarından Türk devletleri kurulmuştur. Ancak Türkiye bu Türk devletlerine abilik yapacak hazırlıkları yapamamış, bu basiretsiz yöneticiler tarafında o güne hazırlanmamıştır.
Mahkeme sonunda Türkeş bir sene ceza alır ve yattığı bir seneye sayılarak tahliye edilir. “Denen denir, konan hüküm: dokuz ay! /Yattığımız bir seneyi ona say; /Böylelikle Türkeş olur tahliye, /Mahkeme ‘altı yıl …’ der Atsız Bey’e… /Zeki Velidi’ye ‘on yıl…’ denilir, /Necdet Bey’e ‘Beş yıl…’ hüküm konulur. ‘Kalayım bir gece daha’ der Türkeş, /Ret olunur, derhal çıkar. Çilekeş,” (s.46) Ancak Turancılık davasından diğer Türkçülere hiç uğruna, boş yere büyük cezalar verilir. Davadan sonra Türkeş ve ailesi çocukları dışlanır, herkes onlardan kaçar. Ancak 1946 yılında Askeri Yargıtay’da berat ederler. “Bu gerilim bitti, sene kırk altı, /Askeri Yargıtay bir karar aldı. /Bozuluyor ‘dava’ yargı elince, /Turancılar coştu bunu görünce” (s.47)
Buraya kadar okuduğum kısımda görünen o ki Ünsal Demirbaş nam-ı diğer Ozan Ünsal Alparslan Türkeş’in hayatını çok güzel araştırmış, eksik hiçbir nokta bırakmadan Alparslan Türkeş’in bütün hayatını mükemmelce şiirleştirmiştir.
Askeri Yargıtay davayı bozmuş ancak mahkeme başka bir mahkeme tarafından görülerek sanıkları beraat ettirilmiştir. Ayrıca Askeri Yargıtay ilk görülen davada mahkemeyi de taraflı bulmuştur. “Esas ve usulün yönünden dava /Bozuldu, gerisi hep hava cıva… /Hatta mahkemeyi taraflı bulur, /Ve davayı başka mahkeme alır. Sanıklar beraat ediyor bir bir… /İşte buna artık ‘adalet’ denir” (s.48)
Türkeş Amerika’ya askeri eğitime gidecekken babası attan düşmüş, ayağı takılı kalmasından dolayı at tarafından sürüklenmiştir ve yoğun bakımda yatar ancak kurtulmayarak vefat eder. Babasını Bandırma’da bir köy mezarlığına defnederler. (s.50) Annesini, eşini ve çocuklarını Isparta’ya kayınpederinin evine gönderir. Sonra “Varır New York’a da isler geçmişi,” (s.51)
Amerika’daki Harp Akademisi eğitimi bitince Türkiye’ye döner ve “Yurda döner ve tayin alır: Yüzbaşı, /Burada otuz üç Türkeş’in yaşı. /Gerilla Hocası: şehir Çankırı,” (s.52) otuz üç yaşında terfi ettirilerek Yüzbaşı olarak tayin edilir. Her ne kadar burada Ozan Ünsal “Gerilla” tabirini kullanmış olsa da bugün bu birlikler “Özel Kuvvetler” olarak adlandırılır ve gayr-i nizami savaş taktikleri konusunda uzmandırlar.
“Sonra kurmay subay namzedi olur,” (s.52) Kurmay Subaylık eğitiminden sonra 37 yaşında binbaşı rütbesine terfi eder. “Ve akademiden rütbeyi alır. Şimdi Türkeş artık kurmay binbaşı, /Ve otuz yedidir hazretin yaşı” (s.52)
Türkeş NATO görev, çerçevesinde Amerika’ya tekrar gider. “Başarı kaderi, menzil Pentagon, /NATO görevidir, Şehir: Washington. /Hem görev hem ilim: alanı iktisat, öndedir, yüksektir, olamaz vasat.” (s.53) Amerika’nın başkenti Washington’da NATO görevini ifa ederken İktisat ilmi konusunda da kendi isteğiyle eğitim alır.
“Sene elli dokuz, tekrar yurt dışı! /Bu kez Almanya’da hazretin işi, /Atom ve Nükleer tahsil ediyor. /Böyle albaylığa terfi ediyor. /Genel Kurmaylıkta, NATO şubesi, /Albay olur Türkeş hemen ertesi, /Kara Kuvvetleri NATO Müdür /Olacaktır bizim şanlı Gök-börü,” (s.56) Üçüncü kez yurt dışına eğitime gidecek olan Türkeş bu sefer Almanya’ya Atom ve Nükleer eğitim almak için gider ve eğitimini tamamlayınca da Albay olur. Ancak Ozan Ünsal bu sıralar Türkeş’in bu sıralar liderlik vasfıyla ilgili bağlantılar kurmaya başladığını ifade eder. “Fakat bir misyonu vardır: liderdir. /Türkeş yürütürken, kadim misyonu,” (s.56)
“Komutada usta, Kıbrıs’ta usta, /Türkeş’e general rütbesi vaat /Edilse de Türkeş etmez itaat.” (s.60) Genel Kurmay başkanı cemal Gürsel Paşa emekliye ayrılır DP hükümeti Türkeş’e generallik vaat ederek onu da Kıbrıs’a göndermek ister. Ozan Ünsal “Komitenin, sönmez kızıl ateşi” (s.61) mısraı ile ihtilale hazırlanan Milli Birlik Komitesinin ekseriyetinin fikrinin komünizm olduğunu ve iktidar CHP’ye vermek istediğini vurgulamaktadır. 27 Mayıs’a ertelen ihtilal nihayet gerçekleşir ve “Türkeş nutuk veriri fırsat bulunca,” (s.62) radyodan o davudi gür sesiyle Ordunun Yönetime el koyduğunu açıklar. “Kudretli Albay’ı bütün yurt duya! / Şimdi artık sabah saat beş buçuk, /Okunur radyodan tarihi nutuk:” (s.64)
Türkeş’in 27 Mayıs sabahı radyodan yaptığı bu konuşma dolayısıyla ihtilalin sevabının da günahının da Türkeş’in üzerine kaldığını söylemektedir Ozan Ünsal; “Olur ihtilalin sesi, vitrini, /Ekseri ahali Türkeş’i bilir, /Sevabı-günahı Türkeş’e kalır.” (s.65)
Türkeş’in Menderes ve Bayar’ın makam odasındaki masların, kasaların anahtarlarını aldığı için kasalardan altın ve mücevher aldığı yönündeki suçlamalara bizzat maliye tarafından bütün mücevher ve altınların Hazineye aktarıldığı yönünde açıklama yapmıştır (s.67).
İhtilalin Kudretli Albay’ı Radyo konuşması dolayısıyla Müsteşar olur bakalım ozan Ünsal bu durumu nasıl anlatıyor: “Dönelim müsteşar şu Türkeş Bey’e /Bakın ne hallerde imiş Türkiye… /Müsteşardır diye kendini kandır, /Türkeş Bey fiilen başbakandır.” (s.67)
Türkeş her şeye hâkim olmak için Başbakanlık binasını dolaşır ve Sovyetlerle mücadele etmek için kurulduğu söylenen “Binadaki siayey bürosuna” CIA bürosuna rastalar ve “Türkeş emir verir: ‘kapatılacak!’” (s.68) her ne kadar Türkeş kapatılacak dese de hemen devreye baskı unsurları girer ve kapatmaya engel olmaya çalışırlar. Türkeş’in “Aşınır kapısı ajanlar ile, / Mektuplar da gelir sefirden bile,” ancak “Türkeş kolay lokma olmaz öyle, /Kuyruğu kıstırır da Wiliam Doyle, /Büro mühürlenir soruşturulmaz,” (s.69) Türkeş’in baskılara boyun bükmemesi sayesinde CIA bürosu kapatılır ancak büronun Başbakanlıkta o güne kadar hangi faaliyetleri yaptığı araştırılmaz.
“Türkeş vazifede pek muktedir” (s.70) mısraı ile Türkeş’in çalışkanlığını dile getiren Ozan Ünsal “Ancak şu MBK insaf dedirtir” (s.70) mısraı ile de MBK’nde işlerin iyi gitmediğini, ehil olmayan herkesin toplandığını “O onun yakini, şunun dayısı, /Diyerek on üçken elliyi aşar, /Cemal Paşa bile bu işe şaşar,” (s.70) mısralarıyla işin ehli olmayan herkesin MBK’de toplandığını ifade eder.
Ozan Ünsal “Oysa Türkeş der ki ‘Sürgündür çare… /İsviçre’ye gönderdik mi bir kerre, /Hem bir ceza olur, bir ibret hem de” (s.71) mısralarıyla Alparslan Türkeş’in DP Hükümetinden Celal bayar, Adnan Menderes be Bakanlardan kimsenin asılmasını istemediğini, DP hükümetine mensup kişilerin İsviçre’ye sürgüne gönderilmesini istediğini ortay koymaktadır. Ancak MBK içinden muhalifler bu düşünceye karşı çıkarlar. “Komiteye göre Türkeş iltimas /ile muamele eder DP’ye /Ve özellikle de şu Adanan Beye /Denilerek rafa kalkar bu hesap” (s.71) Sürgün işi MBK muhalifleri tarafından uygulanmasından vaz geçilir.
“Bir mektupta Türkeş bir hinlik sezer, /Mektup Said Kürdî’nin kardeşinden / ‘Pek uzağız ağabeyimin kabrinden’ /Diye ister na’şı Konya’ya nakil,” (s.73) Said Nursî’nin kardeşi MBK’ne bir mektup yazar ve Said Nursî’nin kabrini Konya’ya naklini ister. Gerekçesi de kabrin uzak oluşu ve ziyaretlerin güçlükle yapılmasıdır. Bu talepten şüphelenir ve kabrin nakline izin verilmez. Ancak bu karşı çıkma işi de Alparslan Türkeş’in üzerine kalır, nakil işine karşı çıktı diye. “Bu iş de yıkılır hep Türkeşgile, Atılmış mı, Emirdağ’da mı medfun? /Yoksa Isparta’da mı çürümüş bun?” (s.73) Hatta mezarın yeri saklanır, anlaşılmaz Emirdağ’da mı yoksa Isparta’da mı?
EMİNSu kararıyla ordunun yaşlı subayları emekli edilir (s.74), Yunanistan’daki Atatürk evinin Menderes ve Bayar tarafından bombalandığı yaygarası jurnallenir Yunanistan’a (s.75). Bu karmaşadan ötürü MBK içinde de ortalığın karıştığını gören Türkeş sivil hükümete devredilmesini ister. “Tevdi etmek istemektedir Türkeş /Zira cuntadaki işbu keşmekeş” (s.76) ve “Türkeş sivil idareye kanidir.” (s.76) ve nihayet kendi aleyhine kamuoyu oluşturulduğunu gören Türkeş müsteşarlıktan istifa eder. “Müsteşarlıktan da Türkeş Bey paydos, /Edecek, pek çeker kendi safından,” (s.76-77)
Ozan Ünsal Alparslan Türkeş’in MBK’si üyesi ve başbakanlık Müsteşarı iken yaptığı hayırlı hizmetleri de;
“Neler o dönem olur ön ayak?
TÜBİTAK mesela, mesela OYAK,
TÜİK’te dahli var, seçmez rahatı,
Devlet Planlama Teşkilatı, [DPT]
Ondan bu devlete birer hatıra,
Hizmetler sığar mı birkaç satıra?
Türk Kültür Derneği böyle kurulur,” mısralarında sıralıyor.
Türkeş komite içindeki DP Hükümet mensuplarını asalım diyenleri ekarte etmeye hazırlanırken 14’ler denilen grup içinde bazı kişiler Cemal Gürsel’e nikbin haber verirler ki MBK içinden şu şu kişilerden rahatsız derler. Cemal paşa da tamam hallederiz deyip, 14’leri halletmiştir. “Tarih on üç kasım, Türkeş evinde, /Bir görevli varır, mektup elinde, Paşa fesih etmiş tüm komiteyi, /Ve emekli etmiş şu Türkeş Bey’i” Akşama kadar ablukaya alınmış bir vaziyette evinde tutulan Türkeş ve 14’ler geçe Mürted Hava Üssüne getirilirler. “Gece bir görevli gelerek gene /‘Haydi’ diyor ‘Mürted Hava Üssü’ne …” (s.79) Türkeş Mürted Hava Üssüne götürülme sebebini öğrenince karşı çıkar ve kapıyı açmaz, bunun üzerine gelen askerler kapıyı kırar ve Türkeş’i alıp götürürler. Artık “Hindistan’da hükümet müşaviri, /Sürgün edilmiştir, asıl tabiri,” (s.80) buradan sonra Türkeş ailesinin Hindistan’daki hayat şartları ve Hindistan’ın yaşam tarzı hakkında bilgi vermektedir, Ozan Ünsal.
Ozan Ünsal’ın yukarıda bahsettiğimiz Hindistan’daki sosyal yaşam ve Türkeş ailesinin adaptasyon bilgileri hakkındaki mısraları ile “Yine de geleni gideni çoktur, /Hatta Nehru, yani başbakan ondan, /Görüşme istiyor, Türkeş de bundan, /Pek memnun oluyor, görüşüyorlar,” (s.83) mısraları Türkeş’in hayatını kronolojik olarak çok detaylı incelediği gibi, sosyal hayatlarının da en ince detaylarına kadar vakıf olduğunu göstermektedir.
Türkeş’in Hindistan’dan yazdığı mektuplara rağmen idamlar infaz edilir. “On yedi, son idam olunur infaz, /Türkeş biteviye etmiştir ikaz,” (s.86) ancak “Üç DP’li olur böylece idam,” (s.86) Türkeş idamlara engel olamaz.
Ozan Ünsal “Türkeş artık lider olsa gerektir, /Devlet’i idare kutlu erektir.” (s.87) mısralarıyla Türkeş’in liderlik özelliğini ve “Ancak Ondörtlerden bile Türkeş’i, /Ki hepsinin yazgı, sürgün kardeşi… /Kırk dörtten ‘Irkçılık’ yaftası ile, Suçlayınca bu keskin gaile, /Türkeş’e de artık pek ağır gelir, /Ondörtlük davası tıkanıp, kalır…” (s.87) mısralarında da 14’lerin Türkeş’e yakıştırdığı “ırkçılık” davasını ele alır ve onların hakkındaki es geçilen bir konu olan lidere bağlılık ve sadakat konusunda 14’lerin muhkem bir inanca sahip olmadıkları ve hatta kendi aralarında liderlik savaşı verdiklerini ortaya koyar. Bu yüzden de 14’ler Avrupa’da Türkeş’iz yapılan toplantılarda hem başka bir lider seçmeyi görüşmüş hem de kendisini fesih kararını almıştır. “Sene altmış iki, temmuzun sonu, /Artık inhitatta geliyor konu, /Abdi İpekçi’den duyulur haber, Böylece ‘Tarihi Ondörtler’ biter.” (s.87) Ozan Ünsal’a göre sen 1962 temmuzun sonunda Gazeteci Abdi İpekçinin verdiği haber Ondörtler grubunun sonu geldiğine dairidir.
Ozan Ünsal “Tam sekiz yüz on beş gün, söylemek güç, /Yirmi iki şubat, sene: altmış üç, /’Döndü Türkeş’ derler ‘eşip, deşecek…’ /Oysa kararlıdır: partileşecek!” (s.89) mısralarıyla Türkeş’in herkesin ortalığı eşip deşeceği beklentisi içinde 1963 yılının yirmi iki şubatında Türkiye’ye döndüğünü ve partileşerek siyasete atılmayı planladığını ifade etmektedir.
Ozan Ünsal Türkeş’in ‘Taşocağı Görüşmesi’ dediği Talat Aydemir ile buluşma ve İhtilal komitesinde yer alma hususunda anlaşamamalarına rağmen Türkeş’in dört ay tutuklu kaldığı ve Talat Aydemir’in idam edildiğinden (s.91-99) de bahsetmektedir.
Ondörtler denen grubun diğer dokuz Türkeş ile CKMP’ye girdiğini ve dördünün de dışarıda kalarak solcu olduğunu ilk kez bu kadar açık Ünsal Demirbaş nam-ı diğer Ozan Ünsal “Ondörtler’den dördü dışarıda kalır, /Kalan düşer CKMP yoluna,” (s.102) ve “Diğer dört subaysa olacak solcu, /Üçü CHP’ye, birisi TİP’e, /Katılı, atılır tarihi çöpe,” (s.102) Ondörtlerden Orhan Kabibay, Orhan Erkanlı ve İrfan Solmazer CHP’ye katılır, Muzaffer Karan ise TİP’e katılırlar.
1965’te Türkeş milletvekili seçilir (s.102), 1966’da Cumhurbaşkanlığına aday olur ve Cevdet Sunay’a yenilir (s.102-103), Ülkü Ocakları kurulu, Dokuz Işık doktrini halka açıklanır (s.103). Ancak ilk ‘Dokuz Işık Doktrini’nin telaffuz edilmesi Türkeş sürgünde iken 14’lerden diğer arkadaşlarına yazdığı mektuplarda 1962 ve 1963 yıllarında olmuştur. 1967 yılında Türkeş’e “Başbuğ Türkeş” denilecektir. (s.104)
“Sene altmış dokuz, sekiz şubatın,” (s.105) 1969 yılı Şubat ayının sekizinde “Tarihi kurultay, Adana’dayız,” (s.105) Adana’da yapılan kurultayda “Kara: amblemimiz artık (Üç Hilal)” (s.105) terazi olan parti amblemi hilal ile değiştirilir.
MHP ve Ülkü Ocakları ilk şehitlerini verir; Ruhi Kılıçkıran, Mustafa kahraman, Mustafa Bilgi, Süleyman Özmen, Dursun Önkuzu, Yusuf İmamoğlu, Nihat Tosuner Allah cümlesine rahmet eylesin (s.108) ancak Ozan Ünsal’a göre Atsız siyaset yana değildir ve sadece kültürel bir milliyetçiliğin aydınlar vasıtasıyla yürütülmesinden yanadır. Faka Hüseyin Nihal Atsız’ın 1969 kongresinden sonra MHP’den dışlandığı yönündeki bir söylenti üzerine Atsız; siyaseten Alparslan Türkeş’e kendisinin biat ettiğini ve lider olarak kabul ettiğini beyan ederek ve gençlerin Türkeş’in peşinden gitmeleri yönünde tavsiyelerde bulunduğu da bilinmektedir.
Ozan Ünsal Türkeş ile Atsız arasındaki farkın sadece parti amblemi Üç Hilal veya Bozkurt olması yönünde olmadığını, siyasi veya kültürel milliyetçilik yönünden ve “Kürt Atsız’a çatsa yurdu terk eder. /Türkeş ise Kürt’ü halis Türk eder, /Biri realisttir biri romantik,” (s.110) mısralarında olduğu gibi Kürtlere bakış açısından da farklılık olduğunu ifade etmektedir. Ancak Ozan Ünsal’a göre farklılık taktik icabıdır.
“Türk oğlu her iki yola muhtaçtır. /Her iki yolbaşçı Türk’e sertaçtır…” (s.110) Alparslan Türkeş ile Hüseyin Nihal Atsız arasında fikri nüanslar olsa da her ikisi de Türkün önderi, yol göstericisidir. Türk milletinin Alparslan Türkeş ile Hüseyin Nihal Atsız yolbaşçılarının fikirlerine ve önderliklerine ihtiyacı var, onlar Türk milletinin baştacıdır.
1974 yılında “Muzaffer anamız, henüz çok erken, /Elli bir yaşında, vefat ediyor,” (s.110) Alparslan Türkeş’in eşi Muzaffer Hanım elli bir yaşında çok genç bir yaşta ve erken bir dönemde vefat etmiş, aynı yıl Kıbrıs Barış Harekâtı başlamıştır. Bülent Ecevit, Türkeş’i arar ve ona Kıbrıs’ın Kuzeyini alıp savaşı bırakmaktan bahseder. Bu konunun Türk milleti için sonucunun nasıl olacağını danışır. Ancak Türkeş’e göre Kıbrıs’ın tamamı alınmalı, yoksa Amerika ve Avrupa baskısı ile eski duruma geri dönülür. “Mümkün mü Kuzey’le etmek iktifa? /Yarım kalır ise bu iş bir defa, /Sonra Amerika, sonra Avrupa, /Tam da Türk evladı sürerken sefa, /Tutar Rum’un yarım kalmış işini, /Göstermez bize Kıbrıs’ın taşını’ /Diye arz edecek kurmay dimağı,” (s.111) Türkeş’ten bu kati cevabı duyan Ecevit, Türkeş’e “deli” der. “Bu söz başvekile gelecek ağı /Sonra utanmadan ‘bu adam deli!’ /Diyecek Ecevit, oysa ahvali, /Evvelden görüp, Türkeş gösterir, Evvelden atiyi harfiyen bilir.” (s.111) Ancak Türkeş gelecekte olacakları önceden tahmin ederek en azında hepsini aldığımız Kıbrıs’ın bazı yerlerini, pazarlık mevzusu yapar Amerika ve Avrupa ülkelerinin kamuoyu baskısını bertaraf ederiz diye düşünmektedir. Hatta Kıbrıs çıkarması sırasında Ecevit’in Kurmaya olarak savaşı yönetmesini Türkeş’ten istediği ve Türkeş’in Ankara’dan Komuta Merkezinden bu savaşı yönettiği bilgisini veren yazarlar da mevcuttur. Ancak bütün uyarılara rağmen Ecevit taarruzu durdurur, ve neticede bugün ki ahvalin oluşmasına sebep olur. 52 yıldır süren Kıbrıs meselesine duçar eder Türk milletini.
“Sene yetmiş yedi, Seval Günler’le /Bereket, saadet dolu günlerde, /‘Kader yoldaşlığı edelim.’ Derler, /Ömürlük bir kavli imza ederler. /Ayyüce kızları, Ahmet oğulu, /Seval Türkeş ana, gözü buğulu,” (s.114) 1977 yılında Türkeş Parti meclisinde oylatarak Seval Günler ile evlenir ve Ayyüce ve Ahmet Kutalmış evlatları dünyaya gelir. Türk siyasi hayatında Türkeş beş çocuk Muzaffer Hanımdan iki çocuk da Seval Hanımdan olmak üzere yedi çocuk ile en fazla evlada sahip siyasetçidir. Bu yönüyle de çok çocuk yaparak çoğalın diyen Türk töresine ve İslam buyruğuna uymuştur. Ele veri talkın kendi yutar salkımı misal davranmamıştır.
Yetmiş yedi seçimlerinde %6,5 oy ile dört bakanlık alır ve hükümete girer MHP. “Yüzde altı buçuk diyecek sandık /MHP’nin olur tam dört bakanlık… / Gümrükler yolsuzluk, kaçak kapısı, Olmuşken Gün Bey’e geçer tapusu, Ülkücüler kadrolaşınca orda, /Mafyalar, çeteler kalacak darda, /örgütler cephane bulamaz olur, /Nihayet gümrükten vergiler gelir,” (s.114) Ozan Ünsal’ın bu mısralarda kısa ve net anlattığı gibi Gümrük ve Tekel bakanlığına Gün sazak bey getirilir, Ülkücüler bakanlıkta kadrolaşır, kaçakçılığın önüne geçerler, terör örgütleri artık silah kaçakçılarından silah alamaz olur, gümrüklerden kaçak geçişler önlendiği için de devletin kasası alınan gümrük vergileriyle dolar.
Öleceğini bile bile MHP v ülkü Ocaklarından Yönetici olarak görev alanlar bir gün sonra şehit ediliyordu. Ülkü Ocaklarından üç bini aşkın şehit vermiş olmanın yanında Ozan Ünsal MHP il v ilçe başkanlarından şehit olanları “On üç il başkanı, kırk beş de ilçe, /Şehit edilecek yazık, kaleşce!” diyerek tespit etmektedir. Başka hiçbir partinin bu kadar il ve ilçe başkanı şehit olmamıştır. Ha bir de Bakan şehidimiz var; Gün Sazak Bey.
12 Eylül ihtilali olur. 11 Eylül gecesi birkaç subay Türkeş’e gelir ancak evde yoktur. Beklerle ve haber veririler ihtilal olacak. Türkeş tedbir alır, Yaşar Okuyan iler Turan Koçal’ı çağırır (s.117). Seval Hanım ile çocukları kayınvalidesine gönderir. Kendisi de kendi evinde kalmaz. “Başka bir hanede karar kılıp/ Gece yarısında yola çıkılır, Başbuğ ihtilalde burada kalır.” (s.118) Üç gün düşünür ve ihtilali yapanların niyetini anlamaya çalış, üçüncü gün saklandığı evin sahibini de zora sokmak istemez ve on beş eylülde teslim olur. “Misafirlik böyle sona erecek. /Teşekkür edecek Halil Şıvgın’a,” (s.119) Üç gün saklandığı Halil Şıvgın’ın evi ile aynı sokakta; Kader Sokak olan kendi evine geçer ve on beş eylülde sabahleyin polisleri arayarak teslim olur.
Türkeş Mevki hastanesinde tutuklu yatarak tedavi görürü. Selim Kaptanoğlu (s.124) burada bir emir eri gibi ilgilenir Türkeş’le. Nasıl olduysa Türkeş’in Mamak askeri cezaevine nakli yönünde bir kara çıkar, bunu da önleyenler MDP’nin Genel Başkanı Turgut Sunalp, Necdet Üruğ Paşa’nın irtibat kurmasıyla Kara Kuvvetleri Komutanı Necdet Öztorun tarafında Mevki hastanesinde kalması sağlanır (s.126). Ve nihayet “Tarih dokuz nisan, sene: seksen beş” (s.127) 9 Nisan 1985 tarihinde Türkeş “serbest bırakılır. “Yazgı hüküm veriri: Türkeş tahliye!” (s.127)
Türkeş’in siyasi yasaklı olduğu zamanda Mehmet Pamak tarafından Muhafazakâr Parti kurulur, ancak adı değişerek MÇP olur. MÇP’nin başına da Ali Koç geçirilir. Ali Koç’tan sonra başına da Abdulkerim Doğru geçirilir (s.129). Siyasi yasaklar kalkınca genel başkanlığa tekrar Alparslan Türkeş geçer. Herkese çağrı yapar ancak gelmek istemeyenler Ozan Ünsal’a göre iltifat gibi görünen bir şekilde “Türkeş partiler üstü” diyenlerin gizili niyetlerini gizler bu sözler. “Türkeş artık ‘partiler-üstü…’ /Bun diyenlerin hayır mı kastı? /İltifata benzer bu şirin sözler, /Aslen pek mahzurlu düşleri gizler…” (s.130)
Bir zamanlar MHP’nin aday adayları içinde olan “MHP’nin İzmir aday adayı” (s.131) Turgut Özal, MHP’den aday yapılmayınca oylar Kırata! Diyerek AP’ye oy toplamış ve sonra Alparslan Türkeş Antalya’da tatil yaparken onu görmezden gelmiştir. “Bu cürmü işleyen Turgut Özal’dır.” Ve “Tanımazdan gelir zat-ı aliyiz,” (s.131)
“Eskiden lidere sadık yapılar, /arayıp bulacak başka kapılar,” (s.137) mısralarıyla Ozan Ünsal 12 Eylül’den önce Alparslan Türkeş’e sadık kişilerin artık yeni yerler bulduğunu ve MHP’ye katılım çağrısına olumlu bakmadıklarını ifade ediyor.
Ozan Ünsal “Bir kara yiğittir: Yazıcıoğlu, /Ülkünün yoluna kamilen bağlı,” (s.139) mısraı ile Ülkücü harekete kamilen bağlı olmasına rağmen Muhsin Yazıcıoğlu’nu esmer bir Anadolu yiğidi olmasının yanında, MHP ve Alparslan Türkeş’e yaşatacağı ayrılık darbesiyle Ülkücü Hareketin Başbuğun sağlığında iktidar olarak başbuğu Başbakan akabinde Cumhurbaşkanı olmasını engelleyecek bir hareket yapacağının da sinyalini vermektedir. “Muhsin Bey de dahil tam altı vekil, /Sen kalk MÇP’den birlikte çekil…” (s.140)
“O gün bir terennüm olur “istifa” /Partiden ayrışır İslami kanat, /Oluşur şöyle bir genel kanaat: Birinin ülküsü Türkün diriliş, /Diğeri istiyor İslam birliği,” (s.140) Ozan Ünsal, Muhsin yazıcı oğlu ile ayrılanların İslami kanat olduğunu ifade ediyor ancak bu görünüşte bir durumdur. Zira Başbuğ’un da Atsız ile yollarını ayırdığı söylenirken İslamcı olmakla itham edilmiştir ayrıca bizde üniversite yıllarımızda okul arkadaşlarımız ibadetlerimize hassasiyet gösterdiğimiz için Muhsinci derlerdi ancak biz MHP’den ayrılmadık. Eğer ben de Muhsinci olmakla ülkücü İslamcılardan biri isem ben MHP ve Ülkü Ocaklarında kalan bir ülkücüyüm dolayısıyla da ülkü ocaklarındaki ayrışma adlandırması isabetli değildir.
“Söğütözü’ndeki işbu toplantı /Olur bölünmenin en net kanıtı, /Somuncuoğlu Bey çıkınca aday, Başbuğ salona giremez kolay, /Önüne dikilir polis müdürü, /Başbuğ der ‘Evladım, çekil ve yürü.” /Müdür bir tokatla yere yıkılır, Kilitli kapılar derhal kırılır, /‘Sen de mi?’ diyerek Başbuğ yürüyor, /Kongrede yeniden o seçiliyor.” (s.141) Ozan Ünsal MHP’nin açılıp açılmaması ve MÇP’nin MHP olma sürecinde yaşanılanları ifade etmektedir. MHP kapatılmış, MÇP de adını MHP olarak değiştirmiş eski amblemlerini kullanma karı almıştır. “Partimizin adı yine MHP.” (s.142)
“Türkeş Turan için kurar Tüdev’i” (s.142) Ozan Ünsal, Alparslan Türkeş’in sade Türkiye’de siyasi muhalifleriyle mücadele etmediğini parti içi basiretsiz arkadaşlarıyla da bir mücadele içinde olduğunu ancak bunun yanı sıra da Türklüğün problemleriyle de ilgilendiğini ve Türk devletleri ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İş Birliği Vakfını kurarak çalışmalar yaptığını ifade etmektedir.
Alparlan Türkeş Almanya’da on, on beş gün önce çekap yatırıp “Turp Gibisin” demesine rağmen katıldığı bir nişan merasiminden eve dönerken kalp kriz geçirir ve 4 Nisan 1997 tarihinde vefat eder. Sekiz nisan günü kar kış kıyamet milyonların katılımıyla da ebedi istirahatgahına defnedilir.
Ünsal Demirbaş nam-ı diğer Ozan Ünsal mesnevi şiir tarzında yazdığı “Türkeşname” adlı kitabındaki şiirler her ne kadar bir Mehmet Akif Ersoy, bir Necip fazıl Kısakürek çapında güçlü ve şiirsel mısralar ihtiva etmiyorsa da Alparslan Türkeş’in kronolojik hayatını eksiksiz işlemesi ve kimsenin ifade etmediği ya da edemediği bilgileri doğru ve Türkeş penceresinden zikrederek Türkeş’in liderliğinin tartışılmasına gerek olmadığını, bu liderliği engelleme ya da başka lider çıkarma çabalarının muhatapları tarafından da kabullenilmek zorunda kalındığını gayet net ortaya koymaktadır.
Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.