« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

Altan Çetin

28 Ara

2023

Türkistanlılık 2

28 Aralık 2023

Türkistan aklen ve vicdanen var olduğumuz büyük ülkemiz. Medeniyet ve kültürümüzün pek çok yadigârlarını burada kurduk, yaşadık ve yaşattık. Türk kavramı tarihte burada teşekkül etti. Bu büyük coğrafyanın en büyük cüzlerinden biri Selçuklu fethi ile Türkiye olan hâlihazırdaki vatanımızdır. Türkistanlılık işte bu vatanı akli, kalbi ve zevke tabi yönleriyle anlamaktır. Bu manada bir ülkede zihni ve fiili hareketin ve dönüşümün iradesine sahip olmaktır. Lakin bu idrak siyasi bir eylem değildir. Bir mefhum etrafında Türkistanlılık aklı ve vicdanını bilmek ve yaşamak iradesidir. Bu manada kurucu kavramlar yanında tarih bize yol gösterici olabilir. Türkistan'ın nasıl Türkiye'ye aktığını ve bu hareketliliğin nasıl bir müşterek dünya kurduğunu tarihi malumat üzerinden, hamaset ve heyecan düzeyini aşarak, idrak seviyesinde görebiliriz. Türkistan bizim akl-ı selim, kalb-i selim ve zevk-i selimimizin neşet ettiği şe'niyet dünyasıdır. Hayallerin ötesinde bir tahayyül değildir. Gerçekliğimizdir. Bugün Türkistanlılar bu büyük ülkede mazisi ve haliyle rahat gezebilseler, bu bir hayat görüşüne dönüşse vakıa bize Türkistanlılığımızı en tabii çerçevesinde anlatacaktır. İşte bu yazıda, kendi sınırlarında Türkistan'dan Türkiye'ye esen selim rüzgârların aklımıza, kalbimize ve zevkimize tesirlerini sembolize eden üç şahıs üzerinden Türkistanlılığımızın müstakbeline bir fikir yürütmeye çalışacağız. Türkistan ve Türkistanlılık bir hayal değildir evet ama hayalleri olmayan için gelecek muhal bir belirsizliktir.

İşte bu cümleden ilk şahsiyetimiz akl-ı selimimizin remzi olan Türkistan'dan İstanbul'a ulaşan bir bilim insanı Ali Kuşçu'dur. Türkistanlılığın güzel bir numunesidir Ali Kuşçu. Semerkand'da doğan ve burada yetişen bu gökbilimcimiz Uluğ Bey'in ölümü üzerine Semerkand'dan ayrılıp Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın yanına gider. İşte burada yolu Fatihin İstanbul'una düşer. Bu şehri çağının bir büyük kültür merkezi yapmak isteyen Fatih, Ali Kuşçu'ya İstanbul'da kalmasını ve medresede ders vermesini önerir. Tebriz'den İstanbul'a vaki teklifi kabulü üzerine döndüğünde kendisi için ayrıca karşılama töreni yapılır. Türkiye Türkistanla Semerkant, Tebriz İstanbulla böylece buluşacaktır. Ali Kuşçu, Ayasofya'ya müderris olarak atanır, burada Fatih Külliyesi'nin müfredatını hazırlar, astronomi ve matematik dersleri verir. Kocaman bir dünya Türkistan Fatih İstanbul'unda Türkiye'yi beslemeye devam eder. Burada bulunduğu sırada İstanbul'un enlem ve boylamını ölçmüş ve çeşitli Güneş saatleri de yapmıştır. Ali Kuşçu'nun medreselerde matematik derslerinin okutulmasında önemli rolü olmuştur. İşte akl-ı selimimize Türkistan'dan gelen bu katkıyla bu büyük dünyanın birikimi bizi müşterek için Türkistanlı yapandır. Bir büyük nehir ve birikim Türkiye'ye akmıştır. Bu fikri hareketlilik bugün Türkistanlılar arasında yeniden canlanmayı ve daha yoğun yaşanmayı bekliyor. Bu iş siyasetçileri ve diplomatları aşan nitelikte ama onların ferasetlerine muhtaç bir konudur. Ali Kuşçu'yu düşünce dünyamıza katarken bu husus da göz önünde bulundurmak faydalı olacaktır.

Türkistan'dan Türkiye'ye kalb-i selimimize esen bir rüzgâr da Mevlana'dır. Ahmet Yesevi ile başlayan bu akışın en büyük mümessillerinden biri Mevlana'dır. 30 Eylül 1207 tarihinde bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan, Horasan'ın Belh yöresindeki Vahş kasabasında doğan Mevlana bir süre sonra Belh'ten göçmek zorunda kalarak (1212) ailesiyle Nişabur'a yerleşti. Bilahare Nişabur'dan ayrılan babası Bahaeddin Veled Bağdat, Şam, Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri ve Niğde yoluyla Karaman'a (Larende) geldi (1221) Selçuklu hükümdarı Alaeddin Keykubad Mevlana'nın babasını başkent Konya'ya çağırdı ve buraya yerleşmesini istedi. Sultan'ın davetini kabul eden Bahaeddin Veled ailesiyle birlikte Konya'ya geldi (1228). İşte Türkistan'ın muhtelif şehirlerinde dolan bu büyük kap nihayet Türkiye sularını şenlendirdi. Türkistanlı kimliği aşikâr olan bu şahsiyet Türkiye kimliğinin oluşmasında Türkistan'ın ve Türkistanlıların büyük anlam birikimini vatanımıza taşıdı. Bugün hala naşı Konya'da binlercesini misafir etmeye ve mana dağıtmaya devam ediyor. Türkistan şehirlerinin bu bilge çocuğu Ali Kuşçu gibi dünyamızın nasıl bir renk ve zenginlik cümbüşü olduğunun en müstesna örneklerinden birisidir.

Türkistan'da çıkıp zevk-i selimimize uğrayıp giden bir diğer Türkistanlı Abdulkadir Meragi'dir. Üstad-ı sâlis yani üçüncü üstad denmesi Farabi ve İbn-i Sina'dan sonra musikideki yerine işaret içindir. Maveraünnehir'den Bursa'ya, Bağdat'tan Kahire'ye kadar tanınan Meragi Farabi ve İbn Sina benzeri musiki eserleri yanında besteler de yaptı. Bugün İran'da bulunan Meraga'da doğan bu büyük müzik adamı alim biri şahıs olan babasının ölümünden sonra Tebriz'e gelir. Timur'un Azerbeycan'ı ele geçirmesi sonrası Meragi'nin Timurla olan hayatı başlar. 1397 yılında Timur, birçok ilim ve sanat adamı gibi onu da Semerkant'a gönderdiği ve bu yıllarda sarayda vazife aldığı sanılıyor. Böylece Meragi'nin Türkistan'daki hareketliği de sürer. Bir süre sonra Semerkant'tan kaçmak durumundan kalan Meragi Bağdat'a geldi. İşte bu büyük Türkistanlı musiki adamının yolu 1421 yılında Bursa'ya düşer. Yeni tahta çıkmış olan II. Sultan Murat Han'a bir eserini sundu. II. Murat musikiye düşkün bir kişi olan ve Meragi'ye takdirini gösterdi. Abdülkâdir Merâğî, Makâsıdü'l-Elhân adlı eserinin bir nüshasını da bu esnada padişaha sunar. Onun başlattığı ilişkiler bununla kalmaz. Meragî'nin küçük oğlu Abdülaziz, babasının İstanbul'a yerleşerek Nakaratü'l Edvar adlı eserini Fatih'e sunmuştur. Kendisi de bestekâr olan II. Bayezid devrinde yaşayan torunu Mahmud'un ise Makasidü'l Edvar adlı bir musiki kitabı vardır. Görüleceği üzere Türkistan'dan kaynaklanan musiki ırmağı Türkiye'yi Bursa ve İstanbul'da beslemeye devam eder.

İşte bizi var eden Türkistan ve mensup olduğumuz Türkistanlılık bu manada bir geniş kültür çevresini temsil eder. Medeniyet ve kültürün muhtelif unsurları ile iletişime açık bir milletin kurduğu büyük ülke kendi çevresinde bu hareketliliği de yaşamıştır. Bugünün Türkistanlıları için hem uzak hem de sosyal medya imkânlarıyla çok yakın olan bu imkânlar gelecek için ilham verici değil midir? Aklımız, kalbimiz ve estetik duyuşumuzun ifadesi zevke tabi meselelerde bu anlam dünyasının birbirini yeniden tanıması, anlaması ve müşterek düşünmeye başlaması Doğu-Batı arasında sıkışan insanlığa bir üçüncü yol açmaz mı? Ali Kuşçu, Mevlana ve Abdulkadir Meragi örnekleri bunun ütopik bir hayalcilik olmaktan fazlası olduğunu hâlâ anlatamaz mı? Bu yolla Türkistanlılık manası böylece akli, kalbi ve zevke tabi esaslarını teşekkül ve tecessüm ettirmeye başlayacaktır. Türkistan bu manada bir coğrafya ve mekân olmanın ötesinde bir anlamdır. Siyaset ve diplomasinin ilerisinde kültürel bir manadır. Türkistanlılık bu anlama varisliktir.

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

Ziyaret -> Toplam : 105,95 M - Bugn : 18492

ulkucudunya@ulkucudunya.com