« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ YAZI

BETER OLSUN!

21 Tem 2014

SONRAKİ YAZI

ALIN SİZE AÇILIM (10)

24 Şub 2014

M. Metin KAPLAN

25 Mar

2014

HÂLÂ YERİNDE NASIL DURABİLİYOR?

25 Mart 2014

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, hakkında medyaya bu kadar çok tape düşmüş iken hâlâ Başbakanlık makamında nasıl durabiliyor?

Eminim ki Türkiye’de, AKP fanatiği olmayan herkes bu durumu merak ediyordur. Peki, insanlar bu meraklarında haksız mıdırlar? Haşa, yerden göğe kadar haklıdırlar! Çünkü Batı demokrasilerinde bu tapelerin yalnızca herhangi biri –evet, yalnızca herhangi biri- medyaya düşmüş olsa bile, ülkenin Başbakanı ya da Bakanı birgün bile yerinde kalmaz/kalamaz. Tapedeki iddiaların hiçbiri gerçek olmasa dahi, dokunulmazlığın arkasına saklanmaz, sırf yargılamanın selâmeti için anında görevinden istifa eder, Başbakanlık veya Bakanlık makamını terk eder… Hâkim huzuruna çıkar ve yargılanır. Suçsuz olduğu ortaya çıkarsa beraat eder. Aksi halde cezası ne ise çeker. Ülke halkından da özür de diler.

Bunun örnekleri o kadar çok ki saymakla bitmez, isterseniz, birkaç tanesini hatırlayalım:

17 Haziran 1972 günü 5 kişi Watergate İş Merkezi’ndeki bir büroya girerlerken polis tarafından yakalandılar. Büro, ABD muhalefet partisi Demokratik Parti’nin merkeziydi. Soruşturma, sözkonusu kişilerin Cumhuriyetçi Parti ile bağlantılı olduklarını, amaçlarınınsa Demokratik Parti’nin telefonlarını gizlice dinlemek üzere mikrofonlar yerleştirmek olduğunu ortaya çıkardı… Ve bu işin Başkan Nixon’un bilgisi dâhilinde yapıldığı şüphesi ortaya çıktı… ABD Kongresi Nixon’ı görevden almak üzere soruşturma başlattı… Nixon, bunun üzerine, 9 Ağustos 1974 tarihinde Başkanlıktan istifa etti.

İtalya Başbakanı Berlusconi, Mediaset’in televizyon hakları hakkındaki yolsuzluk iddiaları nedeniyle mahkemeye çıktı. İddiaya göre, Berlusconi ve ABD’li yapımcı Frank Agrama ile birlikte 10 kişi, vergi kaçakçılığı yapmakla suçlanıyorlardı.

Ve kısa kısa diğerleri…

İsrail Cumhurbaşkanı Moshe Katsav, 2008 de iki kadın çalışanına tecavüz etmek ve başka bir kadın çalışanına da cinsel taciz uygulamaktan yargılanmış ve suçlu bulunmuştu.

Danimarka Dış Yardım Bakanı Christian Friis Bach, halka yanlış bilgi verdiği için istifa etmişti.

Japonya Ekonomi Bakanı Yoşio Haşiro, nükleer santral kazası geçiren Fukuşima şehrine “ölüm kenti” dediği için istifa etmişti.

Japonya Tarım Bakanı Seiichi Ota, okullara ve huzurevlerine küflü pirinç gönderildiği için istifa etmişti.

Fransa Bütçe Bakanı Jerome Cahuzac, hakkında vergi kaçırmak iddiasıyla soruşturma açılınca istifa etmişti.

İtalya Dışişleri Bakanı Giulio Terzi, iki İtalyan deniz piyadesi Hindistan’a yargılanmak için gönderilince istifa etmişti.

Danimarka Ulaştırma Bakanı Maria Borelius, evinde çalıştırdığı dadıyı yetkili makamlara bildirmediği için istifa etmişti.

Almanya Federal Eğitim ve Araştırma Bakanı Annette Schavan, doktora tezinde intihal yaptığına karar verildiğinde istifa etmişti.

Portekiz Maliye Bakanı Vitor Gaspar, ekonomik krizi yönetememesi nedeniyle istifa etmişti.

İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman, hakkında yolsuzluk davası açıldığı için istifa etmişti.

Danimarka Adalet Bakanı Morten Bödskov, parlamentoya yanlış bilgi verdiği için istifa etmişti.

Güney Kore Sağlık ve Refah Bakanı Jin Yong, Devlet Başkanı yaşlılık maaşı sözünü yerine getiremediği için istifa etmişti.

Mısır Ulaştırma Bakanı Rashad al-Mateeni, tren kazası yaşandığı için istifa etmişti.

Hâl böyleyken Recep Tayyip Erdoğan hâlâ Başbakanlık makamında nasıl durabiliyor?

Bunun, elbette, başta Türkiye’de demokrasi olmaması olmak üzere, yargının büyük oranda ve medyanın hemen tamamen AKP’in ve hatta bizzat Recep Tayyip Erdoğan’ın kontrolüne girmiş olması gibi, birçok sebebi var. Fakat bu dahi durumu, tam olarak açıklamaya yetmiyor. Çünkü bu, ABD ile AB’nin bu durum karşısında sessiz kalmasını, bu duruma neredeyse hiç tepki koymamalarını izah etmiyor, edemiyor.

Gerçekten de Türkiye ile ilgili ve Türkiye’de olan her şeye, ama her şeye “maydanoz olan” ABD ile AB’nin sözkonusu bu yolsuzluk, rüşvet ve iltimas rezaletleri karşısında sessiz ve tepkisiz kalmaları sizce de ‘manidar’ değil mi? Elbette ‘manidar’dır!

Bunu derken, yanlış düşündüğümü sanmayın lütfen, Türkiye’de demokrasi olmasının ya da olmamasının veya Türkiye’nin hukuk devleti olmuş ya da olmamış olmasının ABD’nin ve AB’nin hiç de umrunda olmadığını bilecek eğitim/kültür ve yaş seviyesine sahibim. O zaman ne demek istiyorum?

Şunu demek istiyorum: Türkiye’de demokrasi ve adalet olup olmaması ABD ve AB’nin hiç umrunda olmaz, ama umurlarındaymış gibi davranırlar, yalandan yere/yapmacık olarak eser ve gürlerler… Her zaman böyle olmuştur. Fakat bu sefer sesleri çok cılız çıkıyor, olan biteni âdeta zımnen de olsa onaylıyorlar gibi görünüyorlar. Bunun sebebi ne olabilir ki?

Suali cevaplandırmadan evvel bir gerçeğin altını kalın bir kalemle çizmek lâzım: Devletler ya da uluslar arası ilişkilerde esas olan faktör/etmen millî menfaattir! Gerisi teferruat bile değil, hikâyedir! Bunu, hiç unutmamak ve hep hatırlamak lâzımdır.

Öyle ise ki böyledir, mesele vuzuha/açıklığa/aydınlığa kavuştu demektir: ABD ve AB’nin Türkiye’deki sözkonusu yolsuzluk, rüşvet ve iltimas rezaletleri karşısında sessiz ve tepkisiz kalması bu durumun millî menfaatlerine uygun olmasındandır.

Bu noktada cevabı bulunması gereken sual şudur: Türkiye’deki bu yolsuzluk, rüşvet ve iltimas rezaletleri ABD ve AB’ye hangi millî menfaatleri sağlar? Ya da şöyle sormak da mümkündür; bu rezaletlerden ABD ve AB nasıl menfaat temin ederler? Yahut Türkiye’den hangi taviz ya da tavizleri koparırlar?

Biraz tarih bilenler için bu suallerin cevaplarını vermek gayet kolaydır:

ABD, Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde özerk bir Kürdistan kurulmasını sağlar. Bu suretle daha I. Dünya Savaşı esnasında (bk. Wilson Prensipleri) Kürtlere verdiği sözü yerine getirmiş olur!

AB ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini, Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’ne eklemlemek suretiyle bünyesine alır. Böylece hem Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’ni, Londra ve Zürih Antlaşmalarına aykırı olarak bünyesine kabul etmiş olmasından doğan hukuksuzluğu bir nebze de olsa telafi etmiş olur. Hem de bu suretle Yunanistan’ın Megalo İdeası’nın dolaylı olaral gerçekleşmesine destek vermiş olur!

Recep Tayyip Erdoğan işte bunun için meydan konuşmalarında iki Kıbrıs’ın birleşmesinden ve Kürdistan’ın Özerkliğinden hiç söz etmiyor… Kısaca Recep Tayyip Erdoğan, Başbakanlık koltuğunda üç-beş ay daha fazla oturabilmek için Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerini ABD’ye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni de AB’ye peşkeş çekmektedir!

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, hakkında medyaya bu kadar çok tape düşmüş iken hâlâ Başbakanlık makamında işte bu peşkeşler sebepleriyle durabiliyor! Ancak bu, öyle böyle değil, dört dörtlük bir vatana ihanet suçudur. Recep Tayyip Erdoğan, er ya da geç vatana ihanetten yargılanacaktır!

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

17 Haz 2019

Türkeş’in ikili münasebetleri: İncelik, dikkat ve sevgi Yukarıda da temas ettiğimiz gibi Türkeş Bey’in bir kurmay subay ve tecrübeli bir diplomat tavrıyla dava arkadaşlarına ve başka insanlara kaşı gösterdiği sevgi, saygı hareketin mensuplarının birlik ve dayanışmasında önemli bir rol oynamıştır.

Yusuf Yılmaz ARAÇ

17 Haz 2019

Nurullah KAPLAN

06 Mar 2019

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 50,74 M - Bugün : 4916