Türk tarihi, yalnızca zaferlerin, devletlerin, savaşların ve büyük hükümdarların tarihi değildir. Türk tarihi aynı zamanda kuşatmalardan çıkışın, felaketlerden dirilişin, esareti reddedişin ve her defasında yeniden yol buluşun, çıkışın tarihidir. Bu yönüyle Türk milletinin hafızasında bazı semboller vardır ki, onlar bir hadiseden daha fazlasını ifade eder. Ergenekon da bunlardan biridir.
Ergenekon, Türk milletinin kolektif hafızasında daralmışlıktan genişliğe, hapsolmuşluktan hürriyete, tükenmişlikten yeniden doğuşa geçişin adıdır. Demir dağı eriterek yol açan irade, yalnızca destan çağlarında kalmış bir hatıra değildir. O irade, Türk tarihinin farklı dönemlerinde farklı biçimlerde yeniden ortaya çıkmıştır. Bazen bir destanda, bazen bir istiklâl mücadelesinde, bazen de fikir ve dava adamlarının çilesinde görünür olmuştur.
Bu bakımdan Türk tarihini anlamak isteyenler, yalnızca olayların dış görünüşüne değil, o olayların taşıdığı sembolik ve ahlâkî anlama da bakmalıdır. Ergenekon Destanı, Millî Mücadele ve 3 Mayıs 1944 aynı tarihî düzleme ait olaylar değildir; fakat aynı ruh kökünden beslenen üç büyük çıkış, üç büyük diriliş, üç büyük silkiniştir.
Biri destan çağlarının Ergenekon’udur.
Biri yakın tarihimizin istiklâl Ergenekon’udur.
Biri de Türk milliyetçiliğinin fikir ve şuur Ergenekon’udur.
Ergenekon: Türk’ün Çıkış İradesi
Ergenekon, Türk milletinin hafızasında yalnızca geçmişe ait bir anlatı değildir. O, bir milletin en zor zamanlarda bile çıkış yolu bulabileceğine dair tarihî ve manevî bir güvencedir. Ergenekon’da Türk, dar bir vadide sıkışmıştır. Etrafı aşılmaz dağlarla çevrilidir. Çıkış yolu görünmez. Fakat Türk’ün kaderi orada sona ermez. Demir dağ eritilir, yol açılır ve millet yeniden hayata döner.
Bu sembolün derin anlamı şudur: Türk milleti, kapalı kapılar önünde teslim olmaz. Çaresizliği kader saymaz. Kuşatılmışlığı ebedî kabul etmez. Yol yoksa yol açar. Dağ varsa dağı eritir. Karanlık varsa ışığı iradesiyle yakar. Ergenekon’un büyüklüğü de buradadır. Bu destan, Türk milletine yalnızca “geçmişte büyük idin” demez. Aynı zamanda “bugün de çıkış yolu bulabilirsin” der. Milletlerin hafızasında bazı destanlar vardır ki, onlar yalnızca çocuklara anlatılacak masallar değildir; kriz zamanlarında milletin ruhunu ayağa kaldıran işaret levhalarıdır. Ergenekon da Türk milleti için böyle bir işaret levhasıdır.
Millî Mücadele: Yakın Tarihin Büyük Ergenekon’u
Ergenekon’u bu sembolik anlamıyla düşündüğümüzde, Millî Mücadele’nin de bir Ergenekon çıkışı olduğunu söylemek mümkündür. Hatta Millî Mücadele, Türk milletinin yakın tarihteki en büyük Ergenekon’udur.
Mondros Mütarekesi’nden sonra milletin önüne karanlık bir tablo çıkarılmıştı. Ordu dağıtılmak istenmiş, vatan parçalanmış, memleketin dört bir yanı işgal edilmiş, milletin iradesi baskı altına alınmıştı. Anadolu, yorgun, yoksul ve yaralıydı. Yıllarca süren savaşlardan çıkmış bir milletin üzerine bir de esaret gölgesi düşürülmek isteniyordu.
İşte o günlerde Türk milleti, tarihî bir Ergenekon kuşatmasıyla karşı karşıyaydı. Dışarıda işgal kuvvetleri, içeride ümitsizlik, teslimiyet ve mandacılık fikirleri vardı. Birçokları kurtuluşu başkalarının merhametinde arıyordu. Fakat Türk milletinin derin hafızasında Ergenekon iradesi hâlâ yaşıyordu.
Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışı, yalnızca bir yolculuk değildir. O, milli mücadele döneminde demir dağına vurulan ilk çekiçtir. Amasya Tamimi, millet iradesinin yeniden hatırlatılması, Erzurum ve Sivas kongreleri, dağınık millî kuvvetlerin aynı ülkü etrafında toplanmasıdır. Ankara, yeni çıkış yolunun merkezidir. Sakarya, geri çekilmeyen iradenin adıdır. Dumlupınar ise demir dağın eritildiği, yolun açıldığı andır.
Ergenekon’da Türk milleti dağları eriterek bozkıra çıktı. Millî Mücadele’de işgal zincirlerini kırarak istiklâle yürüdü. Biri destan çağlarının dirilişidir; diğeri tarih önünde gerçekleşmiş büyük bir millî diriliştir.
Bu sebeple Millî Mücadele’ye yalnızca askerî bir zafer olarak bakmak eksik olur. O, aynı zamanda Türk milletinin “Ben hâlâ varım” deme iradesidir. Esaret teklifine verilmiş tarihî bir cevaptır. Türk milletinin kendi kaderini başkalarının merhametine bırakmayacağını ilan eden büyük bir çıkıştır.
3 Mayıs 1944: Fikir ve Şuur Ergenekon’u
Millî Mücadele Türk milletinin istiklâl Ergenekon’u ise, 3 Mayıs 1944 de Türk milliyetçiliğinin fikir ve şuur Ergenekon’udur.
3 Mayıs 1944, dışarıdan bakıldığında bir mahkeme günü, bir gençlik gösterisi, bir dava sürecinin başlangıcı gibi görülebilir. Fakat bu tarih, Türk milliyetçiliği açısından çok daha derin bir anlama sahiptir. O gün Türkçülük, yalnızca kitap sayfalarında, dergi sütunlarında veya fikir sohbetlerinde kalan bir düşünce olmaktan çıkmış; gençliğin sokağa taşan millî vicdanı hâline gelmiştir.
Nihal Atsız’ın Başbakan Şükrü Saraçoğlu’na yazdığı açık mektuplar, dönemin şartlarında büyük bir fikrî cesaret örneğiydi. Atsız, devlet kadrolarında komünist fikirlerin etkili hâle geldiğini iddia ediyor, hükümeti bu konuda uyarıyor ve Türk milletinin geleceği adına bir tavır ortaya koyuyordu. Ardından Sabahattin Ali ile başlayan dava süreci, 3 Mayıs’ta Ankara’da Türk gençliğinin büyük ilgisiyle karşılandı.
Üniversiteli gençler mahkeme salonlarına sığmadı. Atsız’a sahip çıkmak, aslında Türk milliyetçiliğine sahip çıkmaktı. Komünizm karşıtı sloganlar, yalnızca bir siyasî tepkinin değil, millî varlığı koruma refleksinin ifadesiydi. Fakat tek parti idaresi bu hareketi bir fikir ve vicdan tepkisi olarak değil, bastırılması gereken bir tehdit olarak gördü.
Ardından tutuklamalar, baskılar, suçlamalar ve tabutluklar geldi. Atsız, Alparslan Türkeş, Zeki Velidi Togan, Reha Oğuz Türkkan, Nejdet Sançar, Hüseyin Namık Orkun, Fethi Tevetoğlu, Orhan Şaik Gökyay, Osman Yüksel Serdengeçti ve daha birçok Türk milliyetçisi yargılandı, hapsedildi, ağır baskılara maruz kaldı.
3 Mayıs’ın burukluğu buradadır. Çünkü bu gün, zahiren acının ve zulmün başlangıcıdır. Fakat Türk milliyetçileri bu acıyı yalnızca matem olarak yaşamadılar. Onu bir şuura, bir hafızaya, bir dava ahlâkına dönüştürdüler.
Bu yüzden 3 Mayıs’a “bayram” denilmesi, basit bir sevinç ifadesi değildir. 3 Mayıs, acıdan doğan bir bayramdır. Çileden çıkan bir şuur günüdür. Tabutlukların karanlığında fikirlerin aydınlandığı, baskının altında milliyetçi iradenin güçlendiği bir gündür.
Ergenekon’da demir dağ eritilmiş, Millî Mücadele’de işgal zincirleri kırılmış, 3 Mayıs’ta korku duvarı yıkılmıştır.
Tabutluklardan Çıkan Ders
3 Mayıs’ı anlamak için tabutlukları unutmamak gerekir. Çünkü tabutluk, yalnızca bir işkence mekânı değildir; aynı zamanda devlet gücünün hukukla sınırlanmadığında ne kadar tehlikeli hâle gelebileceğinin simgesidir. Türk milliyetçileri o gün yalnızca fikirlerinden dolayı suçlanmadılar; aynı zamanda iradeleri kırılmak istendi. Onlara, “Susun, vazgeçin, geri çekilin” denilmek istendi. Fakat tabutluklar bedenleri daralttı, fikirleri daraltamadı. Baskılar insanları susturmak istedi, fakat Türk milliyetçiliğini daha da görünür hâle getirdi.
Buradan çıkarılması gereken çok önemli bir ders vardır: Büyük davalar, yalnızca rahat günlerde savunulmaz. Fikir adamlığı, yalnızca alkışla ölçülmez. Dava adamlığı, yalnızlıkta, baskıda, iftirada, mahkemede ve zindanda belli olur.
3 Mayıs nesli, Türk milliyetçiliğine bu dersi miras bırakmıştır. Onlar, devlete düşman olmadılar, devlet adına yapılan yanlışlara boyun eğmediler, millete küsmediler; fakat milletin değerlerine düşman fikirlerle mücadeleden de asla vazgeçmediler. Çile çektiler; fakat çileyi bir bahane değil, bir rütbe bildiler. 3 Mayıs, yalnızca geçmişin hatırası değil, bugünün milliyetçilerine de bir ahlâk ölçüsüdür.
Ergenekon, Millî Mücadele ve 3 Mayıs Arasındaki Ruh Birliği
Ergenekon, Millî Mücadele ve 3 Mayıs arasında doğrudan tarihî bir devamlılık kurmak yerine, bunlar arasındaki ruh birliğini görmek gerekir. Üçünde de ortak olan temel unsur, çıkış iradesidir.
Ergenekon’da çıkış, dağların eritilmesiyle gerçekleşir.
Millî Mücadele’de çıkış, işgalin reddedilmesiyle gerçekleşir.
3 Mayıs’ta çıkış, fikrî baskıya ve millî şuuru susturma teşebbüslerine karşı direnmekle gerçekleşir.
Üçünde de kuşatılmışlık vardır.
Üçünde de karanlık vardır.
Üçünde de teslimiyet telkini vardır.
Üçünde de bir avuç inanmış insanın açtığı yol vardır.
Ergenekon’da Türk milleti biyolojik ve tarihî varlığını sürdürme iradesini gösterir. Millî Mücadele’de siyasî bağımsızlığını koruma iradesini gösterir. 3 Mayıs’ta ise millî fikrini, tarih şuurunu ve Türkçülük idealini savunma iradesini gösterir.
Bu bakımdan 3 Mayıs, bir milletin hafızasındaki büyük çıkış zincirinin modern halkalarından biridir. O gün Ankara sokaklarında yürüyen gençler, belki bunu bir destan diliyle ifade etmiyorlardı; fakat yaptıkları şey, Ergenekon ruhunun çağdaş bir tezahürüydü. Onlar da kendi çağlarının demir dağını eritmeye çalışıyorlardı. O dağ, korkuydu; baskıydı; tek parti zihniyetiydi; komünizm tehdidiydi; millî fikirlerin suç gibi gösterilmesiydi.
Bugünün Türk Milliyetçisine Düşen Görev
Bugün 3 Mayıs’ı anmak, yalnızca geçmişte çekilen acıları tekrar etmek değildir. Ergenekon’u, Millî Mücadele’yi ve 3 Mayıs’ı birlikte düşündüğümüzde asıl mesele şudur: Her neslin önünde kendi demir dağı vardır.
Bugünün demir dağı nedir?
Cehalettir.
Köksüzlüktür.
Tarih şuurunun zayıflamasıdır.
Dilin aşınmasıdır.
Kültürün sıradanlaşmasıdır.
Gençliğin idealsiz bırakılmasıdır.
Millî devlet fikrinin yıpratılmasıdır.
Türk dünyasına ilgisizliktir.
Ahlâkın, sadakatin ve fedakârlığın yerini şahsî menfaatlerin almasıdır.
O hâlde bugünün Türk milliyetçileri de kendi Ergenekon’unu aşmak zorundadır. Bu sloganla olmaz. Bilgiyle olur. Ahlâkla olur. Çalışmayla olur. Teşkilatla olur. Fikirle olur. Üretimle olur.
Türk milliyetçisi tarihini bilecek, fakat tarihe hapsolmayacaktır. Destanını sevecek, fakat destanı tembellik bahanesi yapmayacaktır. Millî Mücadele’yi anlayacak, fakat istiklâl fikrini yalnızca geçmişin hatırası sanmayacaktır. 3 Mayıs’ı anacak, fakat 3 Mayıs’ın gerektirdiği fikrî ciddiyeti ve ahlâkî disiplini kuşanacaktır. Bugün Türk milliyetçiliğinin ihtiyacı olan şey yalnızca heyecan değildir. Heyecan elbette lazımdır; fakat heyecan bilgiyle birleşmezse dağılır. Bilgi ahlâkla birleşmezse soğuk bir iddiaya dönüşür. Ahlâk teşkilatla birleşmezse tesirsiz kalır. Teşkilat ülküyle birleşmezse menfaat ağına dönüşür.
Bu yüzden 3 Mayıs’ın bugünkü anlamı, yalnızca “geçmişte ne oldu?” sorusuyla sınırlı değil, aşağıdaki sorulara cevap arama günüdür.
Bugün biz ne yapıyoruz?
Türk milletinin geleceği için ne üretiyoruz?
Gençlerimize hangi fikri, hangi ahlâkı, hangi ülküyü bırakıyoruz?
Türk dünyasına nasıl hazırlanıyoruz?
Millî devletimizi hangi ilim, kültür, ekonomi ve hukuk anlayışıyla güçlendireceğiz?
Türk Tarihi Sonsuzluğa Kadar Sürecek Bir Yürüyüştür
Türk milleti Ergenekon’dan çıkmıştır. Millî Mücadele’de çıkmıştır. 3 Mayıs’ta fikir ve şuur sahasında bir kez daha çıkmıştır. Bu çıkışların her biri bize aynı hakikati öğretir: Türk milleti, varlığına yönelen tehdit karşısında kendi yolunu açar. Fakat yol açmak kolay değildir. Demir dağı eritmek emek ister. İstiklâl kazanmak mücadele ister. Fikri yaşatmak çile ister. Büyük davalar bedelsiz kazanılmaz. Türk tarihindeki bütün büyük çıkışların arkasında fedakârlık, sabır, iman ve irade vardır.
Bugün bize düşen, bu üç büyük sembolü doğru anlamaktır.
Ergenekon bize çıkış iradesini öğretir.
Millî Mücadele bize istiklâl ahlâkını öğretir.
3 Mayıs bize fikir sadakatini ve dava çilesini öğretir.
Bu üçü birleştiğinde ortaya çıkan şey, Türk milletinin tarihî karakteridir: Teslim olmayan, yol arayan, yol bulamıyorsa yol açan bir millet karakteri.
Türk tarihi bitmiş bir hikâye değildir. Türk tarihi, her neslin yeniden yazdığı büyük bir çıkış yürüyüşüdür.
Ve bu yürüyüşün adı bazen Ergenekon’dur.
Bazen Millî Mücadele’dir.
Bazen 3 Mayıs’tır.
Fakat özü daima aynıdır:
Türk milleti esareti kabul etmez.
Türk milleti kimliğinden vazgeçmez.
Türk milleti yolunu bulur. Yol bulamazsa bir yol açar.
Bu duygu ve düşüncelerle, 3 Mayıs Türkçüler Günü’nü kutluyor; Türk tarihi boyunca, yüce Türk Milletine hizmet etmiş, bu kutlu davaya ömür, emek, fikir ve çile vermiş bütün büyüklerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyorum.
Varlığım Türk varlığına armağan olsun.
Ne mutlu Türk’üm diyene!
Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.