« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ YAZI

MHP NE YAPMALI? (16)

31 Ara 2011

SONRAKİ YAZI

MHP NE YAPMALI? (14)

01 Ara 2011

M. Metin KAPLAN

08 Ara

2011

MHP NE YAPMALI? (15)

08 Aralık 2011

“Bir an için millete dayalı bir ideolojinin geliştirildiğini düşünelim. Temelinde millet unsuru olduğu, prensipler ve asıllar buna dayandırıldığı müddetçe Allah'ın hükümleriyle ters düşen bir ideoloji gelişir ki, bunu bile bile savunacak kişinin sonundan mazallah korkulur. Çünkü bu Allah'a isyandan başka bir şey değildir” diye yazarak, Ülkücü Hareket’e küfür isnat eden, biz Ülkücülere kâfir diyen “Yaşar Yıldırım şu anda nerededir, ne yapmaktadır/hangi görevi ifa etmektedir?” diye bir sual tevcih etmiştim, fakat hiç kimse bir cevap vermedi!
Bu suali cevaplandırmak yerine, ‘Alparslan Türkeş ile Muhsin Yazıcıoğlu, Ülkü Ocakları ile Alperen Ocakları ve MHP ile BBP arasında kararsız kalmış bazı kimseler’ bana hakaretler etmeyi tercih ettiler. Olabilir, edebilirler, “Kuru tezek duvara yapışmaz” denmiştir. O sebeple bunları kaale almıyorum… Fakat şu kadarını söylemekten de kendimi alamıyorum: Yahu Allah’ın adamları, bana hakaret etmekle vakit kaybedeceğinize Yaşar Yıldırım bu cümleleri yazmış mı, yazmışsa bu cümleler Ülkücü Hareket’e küfür isnat etmek ve Ülkücülere kâfir demek anlamına gelir mi, gelirse ne yapmak lâzım gelir, diye araştırsanıza!
Ancak onlar bunları yapmazlar, yapamazlar çünkü bunlar, zahmetli işlerdir; bunun için ya Ankara’daki Millî Kütüphane’ye gidip, 1988 yılının Yeni Düşünce Dergileri’ne bakmak, ya da bunları yazdın mı yazdın ise bu yazdıkların ne anlama gelmektedir, sen bizlere kâfir mi demektesin, diye telefonla veya e posta ile Yaşar Yıldırım’a sormak lâzımdır… Ki özellikle bunlardan ikincisi (sormak) biraz da cesaret isteyen bir iştir… Çünkü bu suallerin, Ülkü Ocakları (Ülkü Yolu Derneği) eski Genel Başkanı Yaşar Yıldırım’ı kızdırmak ihtimali vardır… Üstelik yapılan araştırma sonunda M. Metin Kaplan’ın yazdıkları doğru çıkarsa –ki doğrudur- o zaman da Yaşar Yıldırım’dan hesap sormak gerekecektir ki bu, hayli muhataralı/tehlikeli bir iştir… Oysa M. Metin Kaplan’a hakaret etmek kolaydır, zahmetsizdir. Oturursun bilgisayar başına, bağlanırsın internete, birkaç tuşa tıklayarak hakaretlerini yazarsın, bir tuşa tıklayarak gönderirsin. Ne olur olmaz diyerek, rumuz kullanarak ismini de gizlersin… Olur biter… Üstelik bunun hiçbir tehlikesi de yoktur! Çünkü M. Metin Kaplan hiç kimseyi mahkemeye vermez. Kimseye hakaret etmek alçaklığına da düşmez… Ne ise…
Madem hiç kimse cevaplandırmadı, öyle ise yukarıda sorduğum sualin cevabını ben vereyim; Yaşar Yıldırım, şu anda Milliyetçi Hareket Partisi Merkez Yönetim Kurulu Üyesidir!
Evet, evet, evet… İnanılmaz, ama gerçek bu! Ülkücü Hareket’e küfür isnat eden, Ülkücülere kâfir diyen Yaşar Yıldırım, bugün ve şu anda kendisini ülkücülerin partisi olarak takdim eden MHP’nin Merkez Yönetim Kurulu Üyesidir! Ve bu sıfatıyla, küfür isnat ettiği Ülkücü Hareket’i ve kâfir dediği ülkücüleri temsil eden heyetin üyelerinden biridir!
Allah aşkınıza, söyleyin bana, böyle bir şey olabilir mi? Meselâ AKP’ye ‘aldatma ve kandırma partisi’ diyen bir kimse bırakın AKP üst yönetimlerinde görev alabilmeyi, AKP’ye üye olabilir mi? Kemal Kılıçdaroğlu’na ‘Soros’un sol içindeki adamı’ diyen biri, CHP’ye üye olarak olsa bile katılabilir mi? Bu iki sualin cevabı da kesin olarak hayırdır! Peki, ‘Ülkücü Hareket’e küfür isnat eden, Ülkücülere kâfir diyen’ Yaşar Yıldırım nasıl olup da MHP Merkez Yürütme Kurulu Üyesi olabilmektedir? MHP, AKP ile CHP’den daha ilkesiz, omurgasız ve şahsiyetsiz bir parti midir? Yoksa –hâşâ- MHP’liler gerçekten kâfir midir? Var mı bu suallere bir cevabı olan?
Muhataplarından şu suallerime derhal ve behemehâl cevap vermelerini bekliyorum:
Bir. Yaşar Yıldırım’ın, küfür isnat ettiği Ülkücü Hareket’te ve kâfir dediği Ülkücülerin yanında ne işi var? Hâşâ, Yaşar Yıldırım’ın kendisi de kâfir mi oldu? Yoksa Yaşar Yıldırım’ın küfür isnat ettiği Ülkücü Hareket ve kâfir dediği Ülkücüler, Yaşar Yıldırım’ın indinde hidayete (!) mi erdiler? Bu, nasıl oldu?
İki. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Ülkücü Hareket’e küfür isnat eden, Ülkücülere kâfir diyen Yaşar Yıldırım’ın MHP Merkez Yönetim Kurulu Üyesi seçilmesine neden/niçin/nasıl/niye müsaade etti? Bunun, Ülkücüleri rahatsız edeceğini ve Ülkücüler tarafından katiyen kabul edilmeyeceğini bilmiyor muydu? Yoksa biliyordu da o sebeple mi izin verdi?
Üç. Ülkücü Hareket’e küfür isnat eden, Ülkücülere kâfir diyen Yaşar Yıldırım’ı ülkücüler MHP Merkez Yönetim Kurulu Üyeliğine neden/niçin/nasıl/niye seçtiler? Olmaz a hadi hafıza olmadığı/kalmadığı için seçtiler, diyelim… Bundan sonra Merkez Yönetim Kurulu Üyesi olarak kalmasına nasıl müsaade ederler? Ülkücüler Yaşar Yıldırım’ın hâlâ MHP Merkez Yönetim Kurulu Üyesi olarak kalmasına müsaade edecekler mi?
Söyleyeceklerimi hiç kimse yanlış anlamasın; ‘zina’cıların MHP’de kalmaları gerektiğini katiyen savunmadım/savunmuyorum, aksine istifa etmelerine dahi izin verilmeksizin ihraç edilmeleri gerektiğine inananlardandım/inananlardanım… Ancak Allah aşkınıza, bana söyleyin: Yaşar Yıldırım’ın yaptığı; yani Ülkücü Hareket’e küfür isnat etmek ve Ülkücülere kâfir demek, zinacıların işledikleri suçtan daha küçük bir suç mudur? Ki zinacıların ihraç edilmelerini değil, hatta ‘recm’ edilmelerini bile az bulan ülkücülerden bu konuda hiç ses seda çıkmıyor? Neden, niçin, niye?
Bazı samimi ve halis ülküdaşlarımın ‘Bu durumda biz ne yapabiliriz ki? MHP Genel Başkanını, MHP Genel Merkezi’ni bilmiyor musun?’ dediklerini duyar gibiyim: Çok şey yapabilirsiniz! Hatta her şeyi yapabilirsiniz! Çünkü bütün güç sizin elinizdedir. Meselâ, MHP Genel Başkanı ile MHP Genel Merkezi’ni; “Ülkücü Hareket’e küfür isnat eden, Ülkücülere kâfir diyen Yaşar Yıldırım’ın MHP Merkez Yönetim Kurulu Üyesi olarak kalmasını asla istemiyoruz. Yaşar Yıldırım ya MHP’den hemen istifa ettirilsin ya da derhal MHP’den ihraç edilsin” diyen telefon, faks ve e posta bombardımanına tutabilirsiniz!
Bu, yeter mi? Yeter hatta çok bile gelir! Emin olun, bunun üzerine Yaşar Yıldırım hemen istifa ettirilecektir! Velev ki istifa ettirilmedi, o zaman MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile MHP Merkez Yönetim Kurulu Üyelerinin de Yaşar Yıldırım gibi ‘Ülkücü Hareket’e küfür isnat eden ve Ülkücülere kâfir diyen’ kişiler oldukları ortaya çıkmış olur! Da bundan sonra hiçbiri; ne MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve ne de MHP Merkez Yönetim Kurulu Üyeleri, Ülkücü Hareket ve Ülkücüler adına ahkâm kesemezler! Kesseler de hiçbir ülkücü kale almaz!
‘M. Metin Kaplan, bize akıl vereceğine sen yapsana, bu söylediklerini’ denilecektir… Bunu, adım gibi biliyorum… Çünkü biri, bana böyle bir tavsiyede bulunsaydı, ben de aynını söylerdim… Ancak ben bu görevimi zaten çok zaman önce yaptım… O sebeple böyle rahatça yazabiliyorum ya; şöyle şöyle yapabilirsiniz diye! Görevimi yapmasaydım, size bunları tavsiye etmezdim, edemezdim.
Şöyle oldu: Yaşar Yıldırım, Yeni Düşünce Dergisi’nde o yazıyı yayınlar yayınlamaz, hemen kaleme ve kâğıda sarıldım. Ülkücü Hareket’e neden küfür isnat edilemeyeceğini ve Ülkücülere neden kâfir denilemeyeceğini, aklımın erdiği ve dilimin döndüğü kadar yazdım. (O mektupta yazdıklarımı daha sonra genişleterek, bir kitap haline getirdim: Ülkücü Dünya Görüşü böyle ortaya çıktı!). Bunu bir mektup olarak, Yaşar Yıldırım’ın kendisine gönderdim. Hatta Yaşar Yıldırım bir sonraki sayıda mektubumu olduğu gibi köşesinde yayınladı da… İsteyenler, Yeni Düşünce Dergisi’nin arşivinde hem Yaşar Yıldırım’ın yazısının tamamını hem de benim yazdığım mektubun metnini bulabilir!
Yaşar Yıldırım’a yazdığım o mektubu fotokopi ile çoğalttım. Ülkücü Hareket’in Kurucu Lideri, MÇP’nin Genel Başkanı ve Ülkücülerin Başbuğ’u Alparslan Türkeş’e, MÇP Merkez Karar ve Yönetim Kurulu Üyelerine, MHP eski Genel İdare Kurulu Üyeleri, MHP eski Milletvekilleri ve eski ‘Eğitimciler Grubu’ üyelerinin adresini bulabildiklerime ve Bizim Ocak Dergisi’nin bütün temsilciliklerine gönderdim… Mektubu o vakit alanlar hatırlayacaklardır… (Nitekim bundan önceki yazıya yorum yazan Vezir Köprülü rumuzlu bir ülkücü hatırladı da)… Bazıları hiç renk vermeseler de çok sayıda destek cevabı geldi… Hiç unutmam, o zaman Eskişehir Bizim Ocak Temsilcisi olan rahmetli Metin Tokdemir kalktı, Bursa’ya kadar geldi… Desteğini ifade etti... Elhasıl ben o görevi ta o zaman yaptım. Şimdi sıra sizde!
‘M. Metin Kaplan bunları yaptın da ne oldu’, derseniz… Doğrusu, pek bir şey olmadı... Yalnızca Başbuğ Alparslan Türkeş, "İslâmiyet’i öne sürerek Türk milliyetçiliğini yıkmak isteyenlere itibar edilmemesi gerektiğini" bildiren sert bir açıklama yaptı… Amma Yaşar Yıldırım aynı köşede yazmaya devam etti… Hatta daha sonra o köşede yayınladığı yazıları ‘Balkondan Seyretmek’ adıyla kitap da yaptı... Ancak kitaba Ülkücü Hareket’e küfür isnat eden, Ülkücülere kâfir diyen o yazısını koymadı… Ne ise…
Bunu, yıllar sonra niçin yazdım?
Ben, ‘MHP NE YAPMALI?’ başlıklı bu yazı dizisinde Ülkücü Hareket’in, MHP’nin ve ülkücülerin neden bu ‘perişan’ durumlara düştüğünü anlamaya ve anlatmaya çalışıyorum… Ve daha önceki bölümlerde arz etmeye çalıştığım gibi ben bu durumun en mühim sebebinin 12 Eylül ve 12 Eylül’ün ülkücü camiaya, ama özellikle cezaevlerindeki ülkücülere uyguladığı çok özel bir proje olduğuna inanıyorum… Bunları da bunun için yazdım… Ne alâka? Şöyle, cezaevinden tahliye edilen bir Ülkü Ocakları Genel Başkanı bile cezaevlerinde uygulanan o proje yüzünden bu kadar değişmiş ise varın gerisini siz düşünün… Yaşar Yıldırım cezaevine Ülkü Ocakları Genel başkanı olarak girdi, Ülkücü Hareket’e küfür isnat eden, Ülkücülere kâfir diyen biri olarak çıktı! Aradaki farka bakın!
İkincisi, hatırlayacaksınız, bu Türk milliyetçiliğini tekfir ve o sebeple Ülkücülükten vazgeçme işi ilk defa 1984 yılında Mamak Askerî Ceza ve Tutukevi’nde başlamıştı… Burhan Kavuncu ve Mehmet Sünbül gibi Ülkücülükten vazgeçen bu eskiden ülkücüler bir bildiri yayınlaşmış ve ülkücülükten vazgeçtiklerini böylece ilân etmişlerdi… De bunun üzerine cezaevi Ülkü Ocakları teşkilâtı bu kişileri tecrit etmek suretiyle cezalandırma yoluna gitmişti. Bunlarla hiçbir ülkücü konuşmuyor, görüşmüyor ve teşrikimesaide bulunmuyordu! Ceza böyle başladı, lâkin bu bazen daha da ileri gitti… Velhasıl bu durum daha sonra ülkücü camiada ufak çaplı da olsa bir bölünmeye sebep oldu!
Bu kişilerden Mehmet Sünbül daha sonra, adı ‘Milliyetçi miyiz, Mülüman mıyız?’ olan bir risale yayınladı… Sonra bunu genişleterek kitap haline getirdi… Mehmet Sünbül bu risale/kitabında şöyle diyordu:
“Türk Milliyetçiliği ideolojisi de diğer ideolojiler gibi vahy'i değil, bir tezi, kabulu (milletler mücadelesinin ve millî menfaatlerin üstünlüğünün esas alınması) ve bu tezin tabii sonuçları olan hükümleri esas aldığından, vahy'i doğruları hükümlerin kaynağı olarak benimsememektedir. Nasıl ki, bir müslümanın dinim İslâm, ideolojim sosyalizm veya kapitalizm demesi mümkün değilse, sosyalizmi veya kapitalizmi doğrulayan bir kimse İslâm'ı yalanlamış oluyorsa, beşerî ideolojilerden bir ideoloji olan, Türk Milliyetçiliği ideolojisini de doğrulayan bir kimse, İslâm'ı -kısmen de olsa- yalanlamış olacağından mü'minlik vasfını kaybeder.”
Dikkat edin lütfen, Yaşar Yıldırım’ın yazdıklarına anlam/mana olarak ne kadar da çok benziyor değil mi? Hatta neredeyse aynı… Tam bir mukayese yapabilmeniz için isterseniz Yaşar Yıldırım’ın yazdığı paragrafı bir kere daha vereyim… Karşılaştırın ve kararı siz verin!
“Bir an için millete dayalı bir ideolojinin geliştirildiğini düşünelim. Temelinde millet unsuru olduğu, prensipler ve asıllar buna dayandırıldığı müddetçe Allah'ın hükümleriyle ters düşen bir ideoloji gelişir ki, bunu bile bile savunacak kişinin sonundan mazallah korkulur. Çünkü bu Allah'a isyandan başka bir şey değildir”
Bu mukayese sonucuna bakarak, şimdi ben, ‘Allah’ın adamları, madem siz de Mehmet Sünbül vb gibi düşünüyordunuz/inanıyordunuz, o halde bu adamları Mamak’ta niye tecrit ederek cezalandırmak yoluna gittiniz de sonunda ülkücü camiada bir bölünmeye sebep oldunuz’ diye sorarsam, yanlış bir sual mi sormuş olurum? Gene bunlara bu ceza/tecrit kararını vermiş olan cezaevi teşkilâtının başkanı kim idi, diye soracak olsam hata mı etmiş olurum? Yahut o tarihlerde cezaevi teşkilâtı başkanı olan Muhsin Yazıcıoğlu’na düşmanlık mı yapmış olurum? Yoksa manidar/anlamlı bir sual mi sormuş olurum?
Hayır! Hayır! Hayır! Ben bu yazıları hiç kimseye düşmanlık yapmak için de dostluk göstermek için de yazmıyorum... Ülkücü Hareket’in 12 Eylül 1980 ila 4 Nisan 1997 arasındaki tarihini özetleyerek, bugün yaşamak zorunda kaldığımız sıkıntıların sebeplerini objektif olarak tespit etmeye çalışıyorum… Bu yazdıklarım bazı kimseleri memnun etmiş olabileceği gibi başka bazı kimseleri rahatsız da etmiş olabilir… Bu, beni ilgilendirmez… Memnun olanlar yazdıklarımı okuyacaklar, rahatsız olanlarsa okumayacaklardır… Okumamalıdırlar! Okuyucunun bir yazıyı okuyup okumama hürriyeti vardır, çünkü… Hiç kimse yazdıklarımı beğenmeye mecbur olmadığı gibi ben de yazdıklarımı okuyucuya beğendirmeye mecbur değilim… Mesele benim için bu kadar basit!
Üstelik –Allah’a çok şükür- aklî melekeleri yerinde, ruh sağlığı düzgün bir ülkücü olarak mensubu olmakla her zaman iftihar ettiğim Ülkücü Hareket’in gençlik teşkilâtının, Genel Başkanlarının yanlışlarını, kusurlarını, hatalarını, suçlarını veya günahlarını yazmak suretiyle teşhir etmek, hiç hoşuma gitmediği gibi canımın yanmasına da sebep olmaktadır! Canımın canı yanıyor! Ancak bunları yazmaya mecburum. Çünkü hastalığı tedavi edebilmek için önce hastalığın doğru olarak teşhis edilmesi lâzımdır! Ben de hastalığı teşhis etmeye çabalıyorum… Kaldı ki ben hiçbir ayrım yapmaksızın tek tek bütün ülkücüleri seviyorum! Ancak Ülkücü Hareket’i ve Ülkücü Dünya Görüşü’nü, ülkücülerin hepsini sevdiğimden daha çok seviyorum! Ne ise…
Biliyor musunuz, Burhan Kavuncu, Mehmet Sünbül vb gibi kişilerin ülkücülükten kopmalarına sebep olmuş olmak, Muhsin Yazıcıoğlu’nun bu konudaki ilk hatası, kusuru, yanlışı veya günahı değildi… Muhsin Yazıcıoğlu aynı şeyi, 1978 yılının Eylül ayının son günlerinde bir kere daha yapmış ve bu dahi Abdullah Çatlı’nın Ülkücü Hareket’ten kopmasına sebep olmuştu!
1978 yılının Kasım ayının ilk haftasında Ülkücü Gençlik Derneği (ÜGD)’nin İkinci Büyük Kurultayı yapılacak ve ÜGD’ye hem yeni bir genel başkan hem de yeni bir yönetim kurulu seçilecekti… Muhsin Yazıcıoğlu, Sivas olaylarından ötürü bir süre tutuklu kaldığı Sivas Kapalı Ceza ve Tutukevi’nden yeni tahliye edilmiş ve hızla Ankara’ya intikal etmişti… ÜGD’yi, Muhsin Yazıcıoğlu tutuklu kaldığı süre boyunca, genel başkan yardımcısı Abdullah Çatlı idare etmişti… Üstelik Abdullah Çatlı, Muhsin Yazıcıoğlu’nun iki (2) dönemdir genel başkan yardımcısıydı… Ve Abdullah Çatlı, Ülkü Ocakları Ankara başkanlığı ve iki dönem Ülkü Ocakları genel başkan yardımcılığı yapmış bir ülkücü olarak, artık genel başkan olma sırasının kendisine geldiğine inanıyordu… Bunu, Muhsin Yazıcıoğlu’na da söyledi… Fakat Muhsin Yazıcıoğlu, Sefa Şefkat Çetin’i tercih etti… Bu yüzden Muhsin Yazıcıoğlu ile Abdullah Çatlı arasında, hem de MHP Genel Merkezi’nde, yumruklaşmaya varan bir tartışma dahi çıktı… Lâkin 4-5 Kasım 1978 tarihlerinde Ankara’da yapılan ÜGD İkinci Büyük Kurultayı’nda Sefa Şefkat Çetin, Muhsin Yazıcıoğlu’nun desteğiyle Genel Başkan seçildi… Abdullah Çatlı, bunun üzerine Ankara’yı da ÜGD’yi de Ülkücü Hareket’i de terk etti ve İstanbul’a gitti… Ve bilinen sonunu hazırlayacak olan macerayı yaşamaya başladı. Bu, apayrı bir trajedidir!
Sefa Şefkat Çetin’in, Muhsin Yazıcıoğlu tarafından ÜGD genel başkanı yapılması çok büyük bir hataydı! Çünkü Abdullah Çatlı’nın kopması/harcanması sürecini başlatmıştı… İkincisi, Sefa Şefkat Çetin’in bizzat kendisi yanlış bir seçimdi! Nitekim Sefa Şefkat Çetin’in Ülkücü Gençlik Derneği Genel Başkanı seçilmesi Alparslan Türkeş’in hiç hoşuna gitmedi. Türkmen Onur ve Muhsin Yazıcıoğlu’nu çağırdı. Yapılan seçimi yanlış bulduğunu ifade etti: “Oğlum, bunu nasıl yaparsınız? Şefkat Çetin’in başka yerlerle irtibatı var” dedi. “O’nu derhal görevden alın!”
Türkeş, ‘başka yerler’ derken, acaba nereyi kastediyordu? Bunu, her ikisi de merak ettiler, ama öğrenemediler. Çünkü ne Türkmen Onur, ne de Muhsin Yazıcıoğlu, ‘Başka yerler neresi?’ sualini sormadılar… Sadece, buna usulünce ve ‘şekil yönünden’ itiraz ettiler… Muhsin Yazıcıoğlu, “Bir müddet bekleyelim Başbuğum” dedi. “Şefkat Çetin’i yeni seçtik. Hemen görevden alırsak, gençliğin morali bozulur, sıkıntı çekeriz.”
Ve Alparslan Türkeş’in Muhsin Yazıcıoğlu ile Türkmen Onur’a verdiği talimat, 18 Mart 1979 tarihinde yerine getirildi... Sefa Şefkat Çetin, dört buçuk ay ÜGD Genel Başkanlığı’nda kaldıktan sonra, ÜGD’nin 3. Büyük Kurultayı’nda görevini Hasan Çağlayan’a devretti… Başbuğ, ‘başka yerlerle irtibatı var’ derken, herhalde Sefa Şefkat Çetin’in daha sonra MİT Bölge Başkanlığı da yapacak olan ağabeyinin MİT ajanı olmasını kastediyor olmalıydı!
Ülkücü Hareket’in Kurucu Lideri, MÇP (MHP)’nin Genel Başkanı ve Ülkücülerin Başbuğu Alparslan Türkeş’in bu konuda da yanılmadığı, Sefa Şefkat Çetin’in yıllar sonra MHP Teşkilâtlardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak yaptığı icraatla ortaya çıktı: MHP’nin 18 Nisan 1999 Genel Seçimleri’nde % 17 rey alan bütün teşkilâtlarını görevden aldı, bütün üyelerini de sildi!
Şimdi… Yerine seçtirdiği ÜGD Genel Başkanı (Sefa Şefkat Çetin) MİT ajanı’nın kardeşi, yine seçtirdiği ÜYD Genel Başkanı (Yaşar Yıldırım) ise ‘Ülkücü Hareket’e küfür isnat eden, Ülkücülere kâfir diyen’ biri çıkarsa, o ÜOD ve ÜGD eski Genel Başkanı (Muhsin Yazıcıoğlu)’nın ne kadar başarılı olduğu herhalde tartışılır. Tartışılmalıdır… Tartışılmıyor ise o Ülkü Ocakları Genel Başkanı’nın verdiği yanlış kararlar, yaptığı yanlış tercihler ödüllendiriliyor demektir. Ki o zaman da ‘teşkilâtı’, Ülkü Ocakları’nı tartışmak lâzım gelir…
Sırf, böyle manidar ve kritik bazı ‘şey’lere dikkat çektiğim için ‘Alparslan Türkeş ile Muhsin Yazıcıoğlu, Ülkü Ocakları ile Alperen Ocakları ve MHP ile BBP arasında kararsız kalmış bazı kimseler’, beni rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’na düşman olmakla ya da iftira atmakla suçlayacaklar ise varsın suçlasınlar! Umurumda bile olmaz! Site İdarecileri kabul ettikleri sürece bildiğim/inandığım şeyleri yazmaya devam edeceğim! Beğenen okur, beğenmeyen okumaz!

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

08 Nis 2019

1968 yılının muhtemelen Nisan ayıydı. Kahramanmaraş Lisesi ikinci sınıf öğrencisiydim. Parasız yatılı okuyordum. Cuma günü birkaç arkadaşlarımızla bazı ihtiyaçlarımızı almak için çarşıya çıkmıştık.

Nurullah KAPLAN

06 Mar 2019

Yusuf Yılmaz ARAÇ

02 Mar 2019

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 48,58 M - Bugün : 28813