« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

M. METİN KAPLAN

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

05 Oca

2026

Jeopolitik dediğimiz…

Deniz Ülke Kaynak 01 Ocak 1970

Tarihin debisinin oldukça hızlandığı bir dönemdeyiz, birçok kavram ve düşünce ye­ni gelişmeleri açıklayabilecek kapasiteye sahip değil. Ancak bazıları da eskisinden çok da­ha açıklayıcı, anlamlı ve işlev­sel olarak unutuldukları yerle­rine geri dönüyor; tıpkı “jeopo­litik” gibi. Coğrafya ile siyaset arasındaki bağı tanımlayan bu kavram, uluslararası ilişkiler alanında çalışanlar açısından bir anahtar nite­liğinde. Haritayı önümüze koyup ba­kınca açıklanamazları açıklayan, geç­mişi bugüne bağlayarak geleceği ön­görebilmek için perspektif sunan bir pusulaya kavuşuyoruz.

Bir zamanlar küreselleşme süreci­nin ve teknolojik imkânların da etki­siyle coğrafyadan kopuş sürecinin (de­teritorialization) başladığını, toprak ve mekân bağımlılığının, ulusal sınırla­rın önemsizleşeceğini iddia eden tezler şimdilerde çöp kutusundalar. Dünya­nın her bir karesini uydularla izleyebi­len, kıtalararası silahlarla vurabilen, si­ber alandaki etkinlikleri ile teknolojik sistemleri oyuncak eden süper güçler, bir avuç toprak parçası için yüzbinler­ce askerini, imajını, itibarını, parasını feda edebiliyor.

Görünen o ki, coğrafya­lar üzerindeki rekabet hala küresel po­litikaların merkezinde yer alıyor. Üs­telik sadece toprak alanları değil, şim­dilerde çok daha belirgin bir biçimde deniz alanlarında büyük bir jeopolitik mücadele sergileniyor. Mavi rekabe­tin konsantrasyonu ise sadece batıdan doğuya yani Atlantik’ten Pasifik’e değil kuzeyden güneye kuzey Kutup Arktik bölgesinden Hint Okyanusu’na doğru genişledikçe genişliyor.

Mavi jeopolitik ve koridorlar
Uluslararası ilişkiler alanının önem­li isimlerinden Robert Kaplan, 2010 yılında yazdığı ABD’nin başat güç ko­numunun muhafazasında Hint Okya­nusu’nun önemini anlattığı (Monso­on: The Indian Ocean and the Future of Amertican Power) kitabında küre­sel güçlerin merkez arenası olarak de­nizlerin geri dönüşünü yazar.

Ona göre, ‘Soğuk Savaş’ ve sonrası dönemde ka­rasal alanları merkeze alan jeopolitik anlatı öne çıksa bile, küreselleşmenin ilerleyişi artık denizleri merkezi reka­bet alanı haline getirmiştir. Denizlerin küresel düzenin arka planı olmaktan çıkıp tam merkeze konumlanmasın­da küresel ticaretin, akış rotalarının, veri sistemlerinin ve askeri güç den­gelerinin rolü vardır.

Kaplan, Hint Ok­yanusu’nu 21. yüzyılın en önemli mer­kez alanı olarak konumlarken, Ortado­ğu’dan üretim alanlarına doğru taşınan petrol, Asya’da ivme kazanan üretim ve Avrupa merkezli olarak gelişen tüke­tim temel parametrelerdir. Kaplan, de­nizleri Carl Schmitt’den aldığı ilham­la hukukun daha zayıf olduğu, krizle­rin daha hızlı yayıldığı bir belirsizlik mekânı olarak tanımlar. Bu nedenle mavi jeopolitik, karasal olana göre ol­dukça kırılgan ve bulaşıcıdır.

Şimdilerde dünya sathındaki küre­sel ticari koridorların nasıl şekillene­ceği ve Çin’in ‘Tek kuşak Tek Yol Pro­jesi’nin bağlantıları oldukça yoğun tartışılsa da bunun denizlerdeki uza­nımı konunun en önemli boyutu. Zira küresel ticaretin %80’den fazlası de­niz yoluyla gerçekleşiyor.

Enerji arz güvenliği, gıda taşımacılığı, nadir ele­mentlere ulaşım, denizaltı kablo ve boru hatları ve askeri dengeler söz ko­nusu olduğunda denizler ultra strate­jik bir egemenlik alanına dönüşüyor. Atlantik, ABD ile Avrupa arasındaki güvenlik mimarisinin omurgası nite­liğini korurken Pasifik, ABD-Çin reka­betinin dingin cephesine; Hint Okya­nusu ise küçük denizlere olan bağlantı kanallarıyla birlikte yeni jeopolitiğin merkezine oturuyor.

Bu denkleme ek­lenen en görünmez ama önemli alan­lardan birisi ise Arktik bölgesi. Küre­sel ısınmayla birlikte buzulların eri­mesi yeni bir ticaret rotasının ortaya çıkmasına zemin hazırlıyor. Bölgedeki zengin enerji ve maden rezervleri de cabası. Nitekim Arktik bölgesini ken­di iç denizi gibi sahiplenen Rusya’nın ABD ile bölge üzerindeki mücadele­si, NATO’nun kuzeye doğru genişleme çabasının ve Trump’ın Grönland iddi­alarının temelini oluşturuyor.

Okyanuslardan denizlere
İsrail’in geçtiğimiz hafta Somali­land’in bağımsızlığını ilk tanıyan ülke olarak Kızıl Deniz’in Hint Okyanusu’na çıkışını sağlayan Bab-ül Mendep boğa­zına doğru yeni bir hamle yapması bir tesadüf değil. Bu hat Avrupa-Asya tica­retinin kalbinde yer alıyor ve tüm kü­resel ticaretin %15’i bu boğazdan geçe­rek, Süveyş Kanalı’ndan Akdeniz’e ula­şıyor. Mumbai-Dubai-Haifa üçlüsünü birbirine bağlayan IMEC anlaşmasın­dan sonra öneminin kısmen azalacağı söylense de ticari rota olarak tam mer­kezde kalmaya devam edeceği kesin.

Bu bölge askeri bakımdan da ayrı bir öneme sahip. Somaliland’in karşı kıyı­sında Yemen savaşı devam ediyor. Böl­gedeki çatışmalar küresel deniz tra­fiğini önemli ölçüde aksattığından ve sigorta maliyetlerinden ötürü ticari ge­miler Afrika’nın güneyinden Ümit Bur­nu’nu dolaşmayı bile göze alabiliyor.

Somaliland’in kuzeyindeki Cibuti, Çin’in denizaşırı bir ülkedeki tek aske­ri varlık noktası. Bu üs üzerinden Hint Okyanusu’ndan Avrupa’ya akışı izle­me, koruma ve gerektiğinde müdahale etme imkânını kurumsallaştırmış du­rumdalar. İsrail’in bölgeye girişi ise ka­nımca bize ABD adına yapacağı yeni gö­revlerin gelecek projeksiyonunu göste­riyor. ABD yönetimi kendisinin açıktan yapamayacağı norm dışı bir uygulama­yı yine kötü polisine yaptırıyor. Yemen eskisinden çok daha sıcak bir cepheye dönüşecek gibi duruyor. Denizlerdeki küresel rekabet ise yaklaşık 80 yıl son­ra Nicholas Spykman’ın “Rimland” (kı­yı kuşak) teorisine uygun bir biçimde şekilleniyor.

https://www.dunya.com/kose-yazisi/jeopolitik-dedigimiz/809143

Ziyaret -> Toplam : 262,63 M - Bugn : 9552

ulkucudunya@ulkucudunya.com