« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ YAZI

İSTEDİĞİNİZİ SEÇİN

01 Ara 2014

SONRAKİ YAZI

TÜRKİYE’NİN KIYAMETİ

17 Eki 2014

M. Metin KAPLAN

27 Eki

2014

TÜRKİYE’NİN KIYAMETİ (2)

27 Ekim 2014

‘TÜRKİYE’NİN KIYAMETİ’ başlıklı geçen yazımda konuyu tamamlamıştım. Bu konuda bir cümle daha yazmayacaktım. “Lâfın tamamı aptala söylenir” çünkü ancak beni kendi halime bırakmadılar ki… Herkes bir şeyler söyledi; bazıları konuyu açmamı istediler, bazıları sertçe eleştirdiler; “Olmaz, böyle saçmalık” diyerek itirazlar ettiler, bazıları ise “Psikolojimizi bozdun” diyerek fırça attılar… Velhasıl konuya devam etmek farz oldu.

Bir arkadaşım bir yanlışımı düzelterek söze girdi: “Kriz 2002’de değil, 2001 Şubat’ında olmuştu. Önce bu yanlışı düzeltelim.” Kendisinden özür diledim, sizlerden de özür diliyorum, daha dikkatli olmalıydım… Ve devam etti: “Sonra eğer deprem ve ekonomik krizin peşinden illa daha da kötü şeyler oluyor ise 1999 Depremi ve 2001 Ekonomik Krizi’nden sonra niye böyle bir şey olmadı?” dedi ve bir araba lâf ekledi. Özü şuydu: Deprem ve ekonomik kriz olsa bile, Türkiye’ye bir şey olmaz, çünkü daha evvelki deprem ve ekonomik krizde böyle bir şey olmamıştı.

1999 Marmara Depremi ile 2001 ekonomik krizi’nin, Türkiye’nin kıyameti sayılacak bir çöküşe sebep olmadığı doğrudur! Ancak depremi yapan ve krizi çıkaran küresel sermaye, zaten bunu amaçlamamıştı… Küresel sermayenin amacı; mevcut iktidarı değiştirmek ve gelecek iktidara 2015 yılında yapılacak olan operasyonun alt-yapısını hazırlatmaktı! Amacını gerçekleştirdi: DSP-MHP-ANAP hükümeti tarihe gömüldü. Altı aylık AKP, iktidar oldu.

Ve küresel sermaye’nin 2015 yılında Türkiye’ye yapacağı operasyona direnme imkânı olan bütün kurum ve kişiler ya hizaya getirildi ya da tasfiye edildi: Darbeye teşebbüs ettiği iddia edilerek, TSK; paralel yapı bahane edilerek Emniyet-Polis ve Yargı tasfiye edildi. Güçlü bir muhalefet lideri olan Deniz Baykal harcandı, yerine Soroscu Kemal Kılıçdaroğlu getirildi, millî bir direniş başlatma ihtimali olan Muhsin Yazıcıoğlu ise bir suikastla katledildi!

Yine “Anneler ağlamasın. Şehit cenazeleri gelmesin” denilerek ve barış bahane edilerek, Türkiye’de isyan başlatma imkân ve ihtimali olan bütün örgüt ve kişiler ise güçlendirildi! “Aman, açılım süreci zarar görmesin” denilerek; PKK’ya, KCK’ya HPG’ye ve diğer bütün Kürtçü-bölücü örgütlere göz yumuldu, yol verildi... 40.000 kişinin ölümünden sorumlu olan Kürtçü-bölücü teröristbaşı, önce ‘sayın’ yapıldı… Şimdi de ‘başmüzakereci’ oldu… Hâsılı, Türkiye’de “taşlar bağlandı, köpekler serbest bırakıldı!”

Kısaca 1999 Marmara Depremi ile 2001 ekonomik krizinin Türkiye’de -önceki yazımda bahsettiğim gibi- bir çöküşe sebep olmamasının bir sebebi, küresel sermaye’nin böyle bir amacının olmaması… İkinci sebebi ise şu: Türkiye, ‘deprem’ ve ‘ekonomik kriz’ sebepleriyle büyük bir ekonomik çöküntüye uğradığı halde, Türkiye Cumhuriyeti ile kurumları; Hükümet, TBMM, Yargı, TSK ve Emniyet-Polis olabildiğince güçlü olarak yerliyerindeydiler… Kürtçü bölücüler, bir isyan-serhıldan başlatmış olsaydılar, asla başarılı olamazlardı. Çok kan dökülür, can verilirdi, ama Türkiye dimdik ayakta kalırdı! O sebeple bir isyan başlatılmadı!

Peki, şimdi öyle mi? Değil!

Türkiye Cumhuriyeti, bilhassa Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri başta olmak üzere tüm Türkiye’de âdeta yerlerde sürünüyor!

TSK, kışlasındaki Türk Bayrağı’nı dahi koruyamaz hale getirildi; Kürtçü-bölücü teröristler Diyarbakır’da 2. Hava Kuvveti Komutanlığı bahçesi içindeki bayrak direğinde asılı bayrağı indirdiler… Asker seyretmekten başka bir şey yapamadı… Yetmedi, bir nevi mağlup ve teslim olduğunu ilân ederek, 2. Hava Kuvveti Komutanlığını Diyarbakır’dan taşıdı.

Emniyet-Polis’in durumu da farklı değil; kendilerini bile korumaktan aciz hale getirildiler; Kürtçü-bölücü teröristler son günlerde Bingöl’de 2 ve Diyarbakır’da 2 polisi, Yüksekova’da 3 askeri şehit ettiler… Bu kadar mı? Elbette değil, bölgede MEB’e bağlı okullar Kürtçü-bölücü teröristler tarafından yakılıyor-yıkılıyor, kullanılmaz hale getiriliyor asker ve polis sadece seyrediyorlar… Çünkü daha önemli(!) bir görevleri var; AKP teşkilât binalarını koruyorlar!

Yargı derseniz, daha beter bir durumda… PKK, mahkemeler kurup, vatandaşları yargılıyor. İş bu raddeye geldi, yani… Ne ise…

Fuat Avni adlı tweeter fenomeni, 15 Ekim 2014 akşamı attığı tweetlerle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bölgedeki durumunu çok net olarak ortaya koyuyor. İşte Fuatavni’nin attığı tweetler:

1.Devlet Güneydoğu’dan çekiliyor. Bayrak ve para devlet olmanın iki önemli gerekliliğidir. Bölge’de bayrağa sahip çıkılamadığı ortada.

2. Paraya gelince, Diyarbakır ve Van’daki Merkez Bankası şubelerinde bulunan paraları yüce devletimiz (!) Ankara’ya kaçırdı.

3. Kamu binalarını koruyamayan AKP, özel bankaların karşılıkları dâhil Merkez Bankası’ndaki tüm parayı acizliğinden ötürü bölgeden çıkardı.

4. Sadece savaş hali gibi özel durumlarda alınan böyle tedbirlerin uygulanması bölgede meselenin çığırından çıktığının ispatıdır.

5. Bölgede koruma önceliği olan tek yer AKP binaları. Güvenlik güçleri oraya yığdırılınca kamu binaları, okullar, müzeler sahipsiz kalıyor.

6. Türkiye tarihinde ilk kez devlet kendi parasını ve bayrağını kendi sınırları içerisinde koruyamadı. Yeni Türkiye’nin geldiği nokta!

Fazla söze lüzum yok! Kürtçü-bölücü teröristlerin son günlerde ‘Kobani’yi bahane ederek yaptıkları isyan denemesinin görüntülerini gözünüzün önüne getirin, yeter… Devlet; polis ve asker, Kürtçü-bölücü isyancıların karşısında nasıl da aciz kalmıştı… Teröristbaşı, İmralı’dan “Yeter” diye talimat vermeseydi ya da PKK, KCK, HPG vd Kürtçü-bölücü terörist örgütler bu talimatın gereğini yerine getirmeselerdi, neler olacağını Allah bilir.

Şimdi…

Bir de şunu hayâl edin: Küresel sermaya Türkiye’de, Türkiye’ye 280-300 milyar dolara mal olmuş bir ekonomik kriz çıkartmış… İşyerleri ya iflâs etmişler ya da kapanmak zorunda kalmışlar… Yüzbinlerce insan ya işsiz kalmışlar ya da maaşlarının/ücretlerinin yarısı kadar bir paraya çalışmak durumunda kalmışlar… Veya bir ümitle çalışıyorlar, ama bir maaş yahut ücret alamıyorlar… Buna karşılık her şey ateş pahası olmuş, her şey ama her şey; yiyecek, giyecek, yakacak vb. fiyatları iki-üç katına çıkmış… Babalar evlerine ekmek götüremiyor… Anneler sofraya yemek koyamıyorlar… İnsanlar çaresiz ve kızgın… Âdeta burunlarından ateş soluyorlar.

Bu kadar mı? Değil, elbette… Üstüne bir de şunu ilâve ederek, durumu tasavvur edin… Yine küresel sermaye, çıkardığı ekonomik kriz’den çok değil, bir veya iki ay sonra H.A.A.R.P teknolojisini kullanmak suretiyle İstanbul merkez olmak üzere yeni bir Marmara Depremi meydana getirmiş… Sonuç olarak; 50.000 kişi ölmüş, 150.000 kişi yaralanmış, 1.000.000 kişi evsiz kalmış... Türkiye’nin 100 milyar doları da böylece yok olmuş.

Ekonomik krizden ötürü aç kalmış insanlar bir de evsiz barksız kalmışlar; başlarını sokacak bir dam altı bulamaz hale düşmüşler… Kimsenin kimseye el uzatacak, yardım edecek gücü ve kuvveti yok… Camiler, cami avluları tıklım tıklım insan dolu… Parklar, yeşil alanlar çadırla dolmuş, adım atacak yer yok… Başını sokacak bir çadır ve çadır yeri bulabilmiş olanlar çok şanslı sayılıyorlar… Açlık, yokluk, yoksulluk katmerlenmiş ve kat be kat artmış… Bebekler, yaşlılar ve çocuklar yeteri kadar beslenememekten, hızla yayılan bulaşıcı hastalıklardan ve tedavi olamamaktan ötürü âdeta kırılıyorlar… Devlet nerede?

Devlet, felç olmuş... Nereye, nasıl ulaşacağını, kime nasıl yardım edeceğini bilemez halde… Zaten kimseye yardım edecek bir gücü ve kudreti de kalmamış… Bütün enerjisini ayakta ve hayatta kalmaya teksif etmiş, etkisiz bir halde öylece bekliyor. Seyrediyor.

Tam da bu esnada Kürtçü-bölücü teröristbaşı İmralı’dan, Kürtçü-bölücü terörist komutanlar Kandil’den “Şimdi” diye talimat gönderiyorlar… PKK, KCK, HPG ve bilumum Kürtçü-bölücü terörist örgütlerle teröristler sadece Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da değil, bütün Türkiye’de bir isyan başlatıyorlar!

Polis karakollarına, Askerî kışlalara, Devlet dairelerine, Bankalara, Partilere, Derneklere, AVM’lere ve önceden belirledikleri hedef binalar ile kişlere bütün güçlerini kullanarak saldırıyorlar! Bir gün ya da gecede binlerce subay, polis, asker, korucu, bürokrat, parti ve dernek yöneticisi şehit ediliyor! Onbinlerce daire, dernek, otomobil ve bina tahrip ediliyor… Evvelden felç olmuş olan Devlet, bırakın vatandaşlarının can ve mal güvenliğini sağlamayı, öncelikle ve mutlaka koruması ve muhafaza etmesi gereken resmî veya sivil bürokratlarla binaları dahi koruyamıyor!

Devlet kurumlarının bazı birimleri insiyatif kullanarak, kurumlarıyla kendilerini savunmaya kalkıştıklarında küresel sermaye’nin emir ve kontrolünde olan BM ve AB gibi uluslararası örgütler, evvelden ayarlanmış kişiler tarafından; meselâ birtakım milletvekilleri ve sivil toplum kuruluşları yöneticileri tarafından, “Türkler, Kürtlere soykırım yapıyor” denilerek, göreve davet ediliyorlar… Sırpların, Avrupa’nın göbeğinde Boşnaklara yaptığı soykırıma yıllarca seyirci kalan BM, AB ve NATO, bu davet üzerine harekete geçiyor ve güya içsavaşa engel olmak üzere Türkiye’ye müdahale ediyorlar; işgal ediyorlar. Türkiye, bunu, mecburen kabul ediyor! Bu durumdan istifade eden Ermeni diyasporası, Türkler, 1915 yılında da Ermenilere soykırım yapmışlardı diyerek, sahneye dâhil oluyor.

Ve Türkiye, BM, AB ve NATO tarafından Kürtlerle barış yapmak bahanesiyle masaya oturtuluyor, fakat bunun yerine, Hıristiyan ve Yahudi dünyası adına Türk Tarihi’nin hesabı soruluyor… Fazla uzatmadan hüküm veriliyor:

-Doğu ve Güneydoğu Anadolu toprakları üzerinde bir Kürt devletçiği kurulacak!

-KKTC, Güney Kıbrıs ile birleşecek! Kıbrıs Türklüğü, Yunanistan’ın azınlığı haline gelecek.

-Türkiye, Ermenistan’dan resmen özür dileyecek, Ermenistan’a tazminat ödeyecek!

Türkiye’nin kıyameti, işte böylece kopmuş olacak!

“Olmaz, olamaz” mı dediniz? İnşallah olmaz! Böyle olmasını isteyenin gözü kör olsun!

M. Metin KAPLAN

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

07 May 2019

Particiliğe gelince; ancak Türkeş Bey rahmetli olduktan sonra millet bize oy vermeye başladı. Ama onu da büyük bir basiretsizlik örneği göstererek layıkıyla değerlendiremedik.

Nurullah KAPLAN

06 Mar 2019

Yusuf Yılmaz ARAÇ

02 Mar 2019

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 49,74 M - Bugün : 10951