« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

Yusuf Yılmaz ARAÇ

04 Oca

2017

IRAK TÜRKLERİ SOHBETİ

04 Ocak 2017

Defterdar İbrahim Paşa Camii, boğaz kıyısında, lebiderya, şirin bir cami. Köprüden geçerken aşağıda sağ tarafta görünür. Harabe halinde iken hamiyetperver bir işadamı tarafından ihya edilmiş. İhtimal, inşasından daha fazla harcamayla semte yaraşır güzellikle ayağa kaldırılmış. Her tarafı pırıl pırıl, bakımlı. Aşağıya doğru inen ön bahçesi çiçeklerle ve ağaçlarla süslü, arka bahçesi denize sıfır.

Ortaköy’de meşhur lüks eğlence kulübünün yanındaki büyük otoparkı geçince sağ kolda. Merdivenlerle otuz metre kadar aşağıda. Diğer tarafında kirli arabesk yayınıyla mübarek ezanı şerif’i taciz eden, mide bulandırıcı karanlık tiplerin işlettiği sefil bir kafeterya mevcut. Adeta birinden nur, diğerinden kir akan iki oluk burada yanyana mücessem hale gelmiş. Kuvvetle muhtemel orası caminin müştemilatıydı, belli ki haydut kanunu işletilerek gasp edilmiş. Bir iftar organizasyonuna icabet için geldiğimizde nahoş bir hadiseye şahit olmuştuk. Camiye yemekleri getiren minibüs işyerinin önünü kapattı diye, ininden çıkan ayı kılıklı bir uğursuz salyalar akıtarak şoföre hırlaydıydı. İftara yakın vakit iğrenç suratından alkol, esrar her türlü müskirat ve narkotiğin yanında irin ve melanet akan meymenetsiz bir tip. Bu kansız melun susturuldu ama orucun verdiği mülayemetle hak ettiği köteği yemeden ucuz kurtuldu, burnuna halka takılmalıydı. Milliyetçi Türkiye’yi görebilirsek ve muhal ya, milliyetçiler de söz sahibi olursa; gökyüzünü çalan gökdelenlerin yanında burayı da tahkik etmek ve icabına bakmak ilk işlerden biri olmalı. Gerçi o zaman da bunlar kendilerine hamiler bulmaktan hali kalmazlar.

Böyle süfli mekanın yanında inci tanesi gibi duran şirin mabed; bazen batı müziği, çoklukla arap yalellisi eşliğinde boğazdan geçen tur gemilerindeki görgüsüzler de hesaba katıldığında banisinin amel defterini kabartıyordur muhakkak.

Zemin katta eski kalın ağaç direklerin arasında genişçe salon caminin dernek merkezi. Türk İslam kültür merkezi gibi faaliyet gösteriyor. Yönetimini bizim gençler üstlenmiş. Türk dünyasının bayraklarıyla bezeli, teşrifatı güzel. Zengin de bir kütüphane kurulmuş. Denize nazır serin bahçesinde bilhassa ramazanda iftarlar şenlikli geçer. Cuma namazlarından sonra burada simit, kaşar, çay eşliğinde sohbet yapılır. Her ayın son cuma günü akşamı da bir konuk davet edilerek belirlenen bir konu üzerinde konuşulur.

Sohbet konuları gençlere hitab ettiği için her daim iştirak edemem. Hep Yasin arardı, Cuma günü bu defa Sedat aradı, akşam geliyor musun ağabey, dedi. İşlerin durumuna göre gelirim, dedim. Hava soğuk, mütemadiyen karla karışık yağmur yağıyor. Açıkçası, sohbet dinlemekten ziyade, belki gençlere ulaşım desteğinde faydamız olur, sevaptan nasipleniriz düşüncesiyle yöneldim.

Vardığımda yedi kişilerdi. Konuk vazgeçmiştir, bu havada gelmez herhalde diyerek gülüştük. Ocaklı Alparslan da bir ev arkadaşıyla geldi. Dokuz olduk. Simitleri hazırladılar. Kaşarları tabaklara koydular. Çay da demlendi. Bütün gün yağmurda yürümekten çoğunun ayakları ıslak. Yasin Bağdat Caddesinden Halep baklavası getirmiş. Programı iptal etmediği için şaka yollu Sedat’a ateş püskürüyor. O da inanmış dokuz adamın davayı muvaffak kılacağını söylüyor.

Az sonra Irak Türkleri Derneği Başkanı sayın Mehmet Tütüncü beyefendi temiz, asil ve mazlum çehresiyle teşrif etti. Daha evvel çeşitli toplantılarda, iftarlarda bir araya gelmiştik. Sayı azlığını görünce, talebe iken katıldığı benzer bir konferanstan bahsederek tebessümle sohbete başladı. Üç saate yakın dinledik.

Temsil kabiliyeti, konuya hakimiyeti ve ifade kudreti son derece yüksek olan sayın başkan dokuz kişiye üç saat boyunca davasını anlatarak büyük bir dava adamı olduğunu bir kez daha gösterdi. İnşallah büyük bir siyaset adamı ve devlet adamı olma yolunda da önü açık olur.

Anlattı. Anlattıkça aydınlandık. Öksüz bırakılan Türklüğün kaderine kahırlandık. Amerikadan beslendikleri halde antiamerikancı görünen bölücü ve ümmetçi zihniyetin baskısıyla 1 Mart tezkeresinin reddi sonucu kaderine terk edilen Irak Türklüğünün meselelerini birinci ağızdan dinledik. Tezkere müzakereleri sırasında Türk askeri gelecek, Türk bayrağı dalgalanacak korkusuyla peşmergenin ve bazı Arap aşiretlerinin Türk olduklarından dem vururken, kayıtsız kalınınca fırsatı ganimet bilen peşmergenin bütün Irak’ın sahibi gibi davrandığını, üç dört milyon varlığıyla ikinci veya üçüncü nüfus büyüklüğüne sahip olan Türklüğün ise esamesinin okunmadığını acı acı dinledik. Amerika ile hasım görünen İran’ın milli menfaatleri doğrultusunda orada ne derece etkin olduğunu, şimdiye kadar tek yürek halinde atan Türklüğün son yıllarda sünni şii tefrikasıyla nasıl zaafa uğratıldığını hayretle öğrendik. Ümmetçi ve sol zihniyetin Türklük meselelerine müzmin ilgisizliği malumdu, sadece ülkücülerin meseleye sahip çıkmaya çalıştığı bir kez daha vurgulandı. Anlatıldığı zaman halkımızın da meseleye sahip çıktığının ifade edilmesi moral ve umut verici bir tespit olmuştur.

Başbuğ Alparslan Türkeş, Özal’dan daha önce, 1987’lerde MÇP zamanında Bursa’da takdim edilen bir Kerkük’lü gençle uzun uzun sohbet etmiş ve bozkurt edasıyla elini masaya vurarak şimdi oraya girmenin tam zamanıdır demişti. Sonrasında öyle yürekli ve şuurlu lider kalmadı. MHP hayati bir çok konuda olduğu gibi tezkere konusunda da sessiz kaldı, zaten meclis dışındaydı. En azından Türk menfaatleri yönünde bir kanaat oluşturabilirdi. Tuğrul Türkeş bile bir toplantıda geçmemesinin hayırlı olduğu yönünde bizce talihsiz bir görüş beyan etmişti. Bazı konuları dile getirmek yürek ister. Anlatılanlar ve gösterilenler itibariyle hür mantığın kabul etmekte zorlandığı darbe hikâyelerini sorgulamak nasıl yürek istiyorsa o zaman da tezkere aynı hale getirilmişti. Ne mozaiği ulan diye haykıran gür sesler ancak uyutulan milleti uyandırabilir. Ülkücüler ihmalden, gafletten, kıskançlık ve ihtirastan sıyrılarak Başbuğ Alparslan Türkeş’i daima şükran, minnet ve iftiharla anmalı, Türkeş çizgisinden asla sapmadan kararlılıkla yürüyerek memleketi Müslüman Türk’ün uğradığı zulmü görmezden gelip başka milletlere ağıt yakan gayrımilli zihniyetten kurtarmalıdır.

Bu yazıyı hazırlarken kırk masum insanın öldürüldüğü meşum terör saldırısı gerçekleştirildi. Normal zamanda o caddede otuz saniye duraklasanız arabanızı içindeki insanlarla beraber çekiciye yükleyip götürürler. Yılbaşı gecesi hedef olacağı besbelli olan bir mekan etrafında güvenlik tedbiri alınmaması resmen cinayettir. Gafletten de öte ortada devletin kalmadığının delilidir. Hemen her gün benzer facialar yaşandığı halde sorumluların istifa etmemesi ise vicdanların körleştiğinin ve insanlığın bittiğinin göstergesidir.

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

Ziyaret -> Toplam : 105,95 M - Bugn : 18920

ulkucudunya@ulkucudunya.com