« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ YAZI

ÜLKÜCÜLER-SOLCULAR AYNI POTADA MI?

18 Eyl 2008

SONRAKİ YAZI

ERBAKAN HOCA

04 Eyl 2008

Nurullah KAPLAN

10 Eyl

2008

ERMENİ DÖLÜ!

10 Eylül 2008

2010 Dünya Kupası elemelerinde aynı grupta yer aldığımız Ermenistan ile yapılan maç öncesi, medyanın ermenisever tayfası yine işbaşındaydı. Artık yalama olan dostluk-kardeşlik-barış söylemleri her zamanki gibi "tarihle yüzleşmek" talepleri ile bitiyordu. Bunların içinde kendisini fazlaca zeki(!) sanan birisi, Osmanlı döneminde gerçekleşmiş bir olayı neden üzerimize alarak, savunduğumuzu anlayamadığını söylüyor, soykırım yaptığımızı reddetmekle uğraşmamayı salık veriyordu. Beyefendi(!) soykırımı kabullenmenin yolunu gösteriyor bize.

Bir başka ermenisever ise ırkçı bir yaklaşımın toplumda yaygın olmasından dem vurarak, ermeni kelimesinin hakaret olarak, ermeni dölünün ise küfür olarak kullanılmasından yakınıyordu. Zat-ı muhtereme göre, Müslüman dölü demek normal, ermeni dölü demek küfürmüş!.. Müslüman dölü ibaresinin de bir ermeni için hakaret sayılacağı aşikar iken, bu tür laf ebeliği ile ahkam kesmek, ermeni dölünü temize çıkarmaya yeter mi?

Ben Erzurumluyum… Memleketimde ve Bitlis, Van, Kars, Ardahan, Ağrı gibi bölgelerde hem ermeni hem de ermeni dölü kelimesi ağır bir hakareti ifade eder. Çünkü bu bölgelerde, uzun kış gecelerinde hâlâ, seksen küsur yıl önce yaşanan ermeni zulmü konuşulmaktadır. O zulmü yaşayanların anlattıkları, henüz tarih olmayacak kadar taze ve canlıdır. O dönem yaşanan zulmün unutulması, ya da acılarının hafiflemesi, iki halk arasında iyi ilişkiler kurulabilmesi, o günlerde yaşananların dilden-sözden uzak tutulmasına bağlıdır. Hâl böyleyken, susup da yaşananların unutulmasını beklemeleri iktiza eden ermeniler yerine biz susmuşuz yıllarca. Bu suskunluğun yanlışlığıdır ki ermenileri daha da fütursuz kılmış, daha da arsızlaştırmış!..

Ermenileri, sadece diasporada ya da Ermenistan'daki ermenileri değil, içimizdeki ermenileri de böyle bîperva kılan, destek gördükleri batılı ülkelerden ziyade bizim sus-pus içindeki ürkek, pısırık halimizdir. Özgüveni olmayan, kendi değerlerini küçümseyerek, bizzat kendi milletinden utanan bir elit güruhunun temsil ve idareyi elinde tutmasıdır bu ermeni yalakalığını azdıran.

Ermenilerin "Büyük Ermenistan" olarak adlandırdıkları Transkafkasya'nın güneydoğusu, Türkiye'nin kuzeydoğusu ve İran'ın kuzeybatısında tarih içinde kurmuş oldukları küçük krallıklar bölgenin hâkim devletlerine bağlı olarak var olabilmişlerdi. Asurluların, Romalıların, Perslilerin, İranlıların ve Bizanslıların hâkimiyeti altında zor günler yaşayan ermenilerin acıları Türklerin Anadolu'ya yerleşmeleri ile son bulmuştur. Kars ve Ani bölgesinin Selçuklular tarafından fethedilmesi ile başlayan Türk-ermeni münasebetleri 1071 Malazgirt Savaşı sonrası iyice pekişmiş ve aralarında herhangi bir savaş olmadan, ermeniler Türk hâkimiyetine tabi olmuşlardır. Asırlarca büyük devletler tarafından itilip-kakılarak yaşamış, Bizanslılarca dini inançlarını değiştirmeleri için ağır baskılara maruz kalmış ve birçoğu bölgeden bu sebeple göçmüş olan ermeniler, bölgenin Türklerin eline geçmesiyle rahat bir nefes alabilmişlerdir.

Sekiz asır boyunca bu topraklarda huzur ve selamet içinde, hiçbir kısıtlama olmadan dini inançlarını yaşayarak, dillerini konuşarak Selçuklu ve Osmanlı devletlerinin sağladığı emniyet içinde varlıklarını sürdürmüşlerdir. Savaşın hiç eksik olmadığı bu topraklarda can, mal, ırz, namus emniyeti için bir gün dahi savaşmamışlardır… Türklerin oluk gibi kan akıtarak sağlayabildiği "emniyet" için ermenilerin cizye ödemeleri yetmiştir. Üstelik diğer gayrimüslimlere nazaran daha az ödemişlerdir bu baş vergisini.

Türkler savaş meydanlarında ölüm kalım mücadelesi verirken, ermeniler zenaat ve ticaret ile meşgul olup, "sermaye" biriktirmekteydiler. Sadece ticarette değil, millet-i sadıka olarak bürokraside de yüksek mevkilerde kendilerine yer verilmişti. Ancak Osmanlı'nın güç ve kuvvet sahibi olduğu demlerdeki sadakat, 19.yy'da başlayan inkıraz döneminde yerini ihanete bıraktı. Cihan Harbi başladığında ermeniler İtalyan, İngiliz, Fransız ve Rus askerleri ile birlikte, sekiz asırdır burunları kanamadan emniyet içinde yaşamalarını sağlayan eski efendilerine karşı silahlanmışlardı… Sadakatleri, âlicenaplığa-himmete-himayeye değil güç ve kuvvete imiş. Güce sadakat gösterenler, zayıflığın kokusunu alınca ihanetin ne olduğunu cem i cümleye göstermek için ne gerekiyorsa fazlasıyla yaptılar. Orman kanununca ya da, güç ve kuvvete tapınan insanların hayvanca davranmaları gibi… Ama haklarını teslim etmek gerek: Sadakatte de, ihanette de hep üst perdeden oynadılar oyunlarını.

Tarihle yüzleşmek gerektiğini söyleyenler haklı. Öncelikle, sekiz asırdır kendilerini koruyup, kollayan Türkleri en zayıf gününde arkadan vuran Ermeniler; kendi dindaşlarının bile göstermediği hoşgörü ve kolaylığı gösteren, can-mal ve ırzlarını emanet ettikleri Türklere ihanetleri ile yüzleşmeliler! Sonra da kendilerine doğu illerimizde bir devlet vaadinde bulunup Osmanlının üzerine salan, Lozan'da yüzüstü bırakan Batılı dostları(!) ile yüzleşmeliler! Taşnak, Hınçak ve Asala ile estirdikleri terör ile yüzleşmeliler!..

Yıllardır üstü örtülen ermeni vahşetinin doğu illerimizdeki izleri 1990'lı yıllardaki kazı çalışmaları ile nispeten gün yüzüne çıkarıldı. Erzurum, Van, Kars ve Ağrı illerinde açılan toplu mezarlar, yaşanan vahşetin ancak cüzi bir kısmıdır. Camilere toplanan halkın üzerine gaz yağı dökülerek diri diri yakılmış; hamile kadınların karınları yarılarak, ana karnındaki bebeler süngülere takılmış; elleri ayakları bağlanmış insanların göğüslerinde, yüzlerinde yakılan ateş üzerinde yemek pişirilmiş; açılan çukurlara doldurulan insanların üzeri toprakla örtülerek diri diri gömülmüş ve benzeri şekilde işkencelerle binlerce Türk katledilmiş… Böylesi vahşeti yapanlara, hayvanlaşan, adileşenlere ermeni dölü diye hayıflanmak pek de hakaret olmasa gerek. Bu vahşete maruz kalanlar ya da onların torunları için "ermeni" bir milletin adı olmaktan ziyade, insanlığını kaybedip, hayvanlaşan vahşilerin ortak adıdır.

Balkanlardaki evlad-ı fatihan için Bulgar dölü, yunan dölü ne ise Erzurumlu, Vanlı, Karslı için de ermeni dölü odur: İhanet ve vahşetin hayvanlaşarak insan cesametinde zuhur etmesi!..

Şayet Ermenilerle bir dostluk ve barış olacaksa, bu sadece işgal ettikleri Azeri topraklarından çekilmeleri ile mümkün olmaz! İhanetlerinden dolayı nedametlerini ve özürlerini de samimiyetle izhar etmeliler!

Rusya'nın Kafkaslarda başlattığı karşı hareket sonrasında ABD'nin isteği üzerine Ermenistan'a maç seyretmeye giden Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün bundan on yıl önceki milletvekilliği dönemlerinde, yukarıda yazılanlarla paralellik gösteren çok sayıda demecine ve meclis konuşmasına rastlamak mümkün. Ancak bugünkü tavır ve düşünceleri şüphesiz ki, küresel sermayenin gösterdiği istikamette olup, dünden çok farklıdır. Ellili yaşlardaki bir insan böylesine nasıl değişebilir? Beni, asıl meraka sevk eden de budur.

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

17 Haz 2019

Türkeş’in ikili münasebetleri: İncelik, dikkat ve sevgi Yukarıda da temas ettiğimiz gibi Türkeş Bey’in bir kurmay subay ve tecrübeli bir diplomat tavrıyla dava arkadaşlarına ve başka insanlara kaşı gösterdiği sevgi, saygı hareketin mensuplarının birlik ve dayanışmasında önemli bir rol oynamıştır.

Yusuf Yılmaz ARAÇ

17 Haz 2019

Nurullah KAPLAN

06 Mar 2019

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 50,82 M - Bugün : 25610