« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

M. METİN KAPLAN

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

İdris Savaş

13 Nis

2026

TESELYA’DAN BOĞAZLIYAN’A BİR VATAN NÖBETİ

13 Nisan 2026

Tarih, sadece geçmişte olup bitenler değil; nelerin hatırlanıp nelerin unutulacağına dair verilen bir mücadeledir. Türk kurtuluş tarihinin en hüzünlü ve haysiyetli isimlerinden biri olan Kemal Bey, tam da bu mücadelesinin merkezinde durmaktadır.

Tarih kitaplarında genellikle "Ermeni Tehciri sonrası asılan ilk devlet adamı" ya da "Boğazlıyan Şehidi" olarak anılan Kemal Bey’i anlamak için, sadece görev yaptığı Anadolu kasabasına bakmak yetmez. Kemal Bey’i tam olarak kavrayabilmek için haritayı biraz daha batıya, Rumeli’ye çevirmek; o coğrafyanın Türk insanına kattığı o "vatan kaybetme korkusuyla perçinlenmiş devlet sadakati"ne bakmak gerekir.

Kemal Bey, 1884 yılında Beyrut’ta doğmuş olsa da aslen bir Rumeli evladıydı. Ailesi, bin yıldır Türk yurdu olan Teselya’dan (Yenişehir/Larisa), 1881’de toprakların Yunanistan’a bırakılmasıyla koparılmış bir "muhacir" ailesiydi. İşte hikâyemizin kilit noktası burasıdır: Kemal Bey’in vatanperverliğinin derin arka planında, vatanın nasıl "avuçlardan kayıp gittiğini" bizzat yaşamış; babasının ve dedesinin mezarını düşman çizmesi altında bırakmanın acısını evin içindeki her nefeste hissetmiş bir neslin ferdi olması yatar. Mustafa Kemal Atatürk’ten Mehmet Akif Ersoy’a, Ali Fethi Okyar’dan Kemal Bey’e kadar uzanan o kurucu Rumeli kadrosunun ortak paydası budur.

Onun "sertlik" olarak eleştirilmeye çalışılan tutumu, aslında bir Rumelilinin "Anadolu’yu da kaybetmeme" inadıdır. 1919 İstanbul’unda hava çok başkaydı. İşgalci İngilizlerin ve dönemin Damat Ferit hükümetinin temel amacı; direniş potansiyeli olan her sesi kısmak, vatanı savunan her eli kırmaktı. Kemal Bey, bu kirli hesaplaşmanın ilk kurbanı olarak seçildi.

10 Nisan 1919 akşamı, Beyazıt Meydanı’nda kurulan idam sehpası sadece bir kaymakamı değil, aslında bir zihniyeti cezalandırmak için oradaydı. Kemal Bey’in son sözleri, bugün bile kulaklarda çınlayan bir haysiyet dersidir:

"Vatandaşlarım! Sizlere yemin ederim ki ben masumum. Son sözüm bugün de budur, yarın da budur. Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa, kahrolsun böyle adalet! Borcum var, servetim yok. Üç çocuğumu millet uğruna yetim bırakıyorum. Yaşasın Millet!"

Bu sözler, Anadolu insanının yüreğinde öyle bir ateş yaktı ki, cenazesi işgal altındaki İstanbul’da bir "bağımsızlık yürüyüşüne" dönüştü. Tıbbiyeli gençlerin tabutun üzerine bıraktığı siyah çelenk ve üzerindeki "Milli Şehit" yazısı, milletin kendi evladına sahip çıkma iradesidir.

Gelelim bugünkü uyarımıza... Kemal Bey’in hatırasına ve temsil ettiği mirasına karşı yürütülen adı konulmamış bir tasfiye sürecinin uzun zamandır devam ettiğini görüyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu kadrolarını halkın gözünde yabancılaştırmak için en çok kullanılan silah; o meşhur "Dönme", "Selanikli" veya "Sabetayist" palavralarıdır.

Bu manipülasyonun amacı basittir: Anadolu’nun saf dindarlığını ve muhafazakârlığını kullanarak, "Bakın, sizi kurtaranlar aslında bizden değil, gizli ajandaları var" yalanını tabana yaymak. En büyük tuzak ise bu yalanların hem aşırı muhafazakâr kesimler hem de kendisini "ulusalcı" veya "solcu" olarak tanımlayan bazı popüler yazarlar aracılığıyla piyasaya sürülmesidir. Biri "dinsiz" diyerek, diğeri "gizli yapı" diyerek saldırsa da hedef aynıdır: Türkiye Cumhuriyeti’nin harcını oluşturan o kurucu Rumeli ruhunu itibarsızlaştırmak.

Kemal Bey’in Rumelili kimliği genellikle bilinçli bir sessizlikle perdelenir ve o sadece "Boğazlıyan Kaymakamı" denilerek yerelleştirilir. Çünkü onun Rumeli bağları kurulduğu an; karşınıza başta Selanikli Mustafa Kemal çıkar. Bu bağ kurulduğunda, bu "yabancılaştırma" operasyonu çöker. Onu yerelleştiren akıl, aslında onun şahsında Cumhuriyet’in Rumeli’den gelen o rasyonel ve tavizsiz damarını Anadolu’dan koparmaya çalışmaktadır.

Bu sinsi stratejinin kurbanı sadece Kemal Bey değildir. Milli Mücadele’nin Kocaeli’deki efsanevi ismi Yahya Kaptan da aynı zihniyetin hedefindeydi. Bir Rumeli evladı olan Yahya Kaptan’ı; sırf merkeze, yani Mustafa Kemal’e olan tavizsiz sadakati yüzünden "eşkiya" ve "itaatsiz" yaftasıyla kalleşçe şehit eden el, aslında Kemal Bey’i Beyazıt’ta sehpaya çıkaran el ile aynıdır. Biri "katil" diyerek, diğeri "çeteci" diyerek, bir başkası bugün "Sabetayist" diyerek saldırsa da hedef değişmez: Türk devletinin omurgasını kuran o tarihsel iradeyi köksüz bırakmak.

Milletimize uyarımız şudur: Bir Rumeli evladı, vatanını kaybettiği için vatanın ne olduğunu en iyi bilendir. Anadolu, Rumeli’nin "gurbetteki vatanı" değil, sığındığı "son kalesidir." Kemal Bey, bu kalenin harcına kendi kanını katmıştır. "Sabetayist/Dönme" iddiaları, vatanı savunma iradesini kırmaya yönelik bir psikolojik harp tekniğidir. Gerçek Anadoluculuk ve gerçek Osmanlıcılık, Rumeli’yi dışlayamaz. Rumeli; Osmanlı’nın beşiği, Cumhuriyet’in ise şafağıdır.

Kemal Bey’in idam sehpasındaki dik duruşunu, Atatürk’ün Kocatepe’deki bakışını ve Akif’in İstiklal Marşı’ndaki kükreyişini birbirinden ayırmak; bir ağacın köklerini gövdesinden ayırmak gibidir. Kemal Bey ne kadar Boğazlıyanlı ise o kadar Teselyalıdır.

Bugün bize düşen; Kemal Bey’i sadece yas tutulacak bir şehit olarak değil, bu topraklarda oynanan "yabancılaştırma" oyunlarına karşı bir direniş sembolü olarak görmektir. Bizler; Rumeli’nin hırçın rüzgârıyla Anadolu’nun bereketli toprağını birleştiren o büyük iradenin mirasçılarıyız. Aklıselim her vatan evladını bu sinsi tuzağa, bu kimlik terörüne ve sahte tarih anlatılarına karşı uyanık olmaya çağırıyoruz. Kemal Bey "Milli Şehit"tir; çünkü o, bizi bizden ayırmak isteyenlere karşı kanıyla bir sınır çizmiştir.

Milli Şehit Kemal Bey’i bilmek; dünden bugüne niyetleri hiç değişmeyen, sadece yöntemlerini değiştiren emperyalist zihniyeti ve onların içimizdeki adı konulmamış tasfiye projelerini anlamak demektir. Vatan, sadece üzerinde yaşanılan bir toprak değil; Kemal Bey gibi evlatların canıyla tescil edilmiş bir sözleşmedir. Bu sözleşmeyi sinsi masallarıyla unutturmaya çalışanlara verilecek en güzel cevap, Kemal Bey’in o son feryadını her gün yeniden haykırmaktır:

"Yaşasın Millet!"

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

Ziyaret -> Toplam : 283,79 M - Bugn : 181599

ulkucudunya@ulkucudunya.com