« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

M. METİN KAPLAN

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

İdris Savaş

19 Oca

2026

Hak ile Helal

19 Ocak 2026

Bir eylemin mahkeme salonlarında 'suçsuz' bulunması, o eylemin vicdan terazisinde aklandığı anlamına gelir mi? Hukuk, toplumsal yaşamın asgari sınırlarını çizen, 'en azından bunları yapmamalısın' diyen bir alt sınır belirler. Ancak insan olmanın onuru, kanunların bittiği yerde başlayan o devasa ahlak ve vicdan dünyasında sergilenen duruşta saklıdır. Günümüzde 'yasal' olan ile 'helal' olan arasındaki makas hiç olmadığı kadar açılmışken; sandıktan vergi sistemine, liyakatten ticaret ahlakına kadar yasal kılıflara sığdırılmış ama vicdanlarda müebbet mahkûmiyet almış 'gri alanları' sorgulamanın vaktidir.

Günümüz dünyasında en çok yanıldığımız noktalardan biri, "yasallık" ile "helallik" kavramlarını birbirinin yerine kullanmaktır. Hukuk toplumsal düzeni sağlamak için asgari kuralları koyar; ancak inanç ve ahlak, bu çizginin çok daha ötesinde bir dürüstlük ve arınma bekler. İşte modern hayatın içinde "yasal" kılıfına uygun olsa da, manevi ve vicdani dünyamızda "haram" kabul edilen o ince çizgiler:

Cüzdanın Yasal Ama Vicdanın Daraldığı Alan: Finans Modern ekonomi sistemi içinde bankaya gidip faizli işlem yapmak, devlet denetimindeki şans oyunlarına katılmak veya borsada manipülatif hareketlerle kazanç sağlamak suç değildir. Kanunlar size bu parayı harcama hakkı verir. Ancak kadim inançlar ve fıkıh; "ter dökülmeyen", "risk paylaşılmayan" veya "başkasının kaybı üzerine inşa edilen" her kazancı sorgular. Faiz, piyango veya spekülasyon; kağıt üzerinde kâr gibi görünse de manevi planda bereketin ve adaletin zıddı olarak konumlanır.

Ticaretin "Serbest" Ama Ruhun "Mühürlü" Olduğu Yerler Piyasa ekonomisinde "arz-talep" dengesi her şeyi açıklar ancak bu denge insani değerleri her zaman korumaz. Alkol veya tütün satışı yasal bir ticarettir; ruhsatınız varsa kimse size karışamaz. Keza, bir ürünü piyasada darlık yaratmak amacıyla depolamak (istifçilik) her zaman ağır cezalarla karşılaşmaz. Fakat bir toplumun sağlığını tehdit eden maddelerden kâr etmek veya insanların temel ihtiyaçlarını manipüle ederek servet biriktirmek, yasal bir ticaretten ziyade vicdani bir sömürüdür. "Küçük yazılar"ın arkasına saklanarak hazırlanan sözleşmeler hukuken geçerli olsa da, dürüst bir ticaret değil, yasal bir tuzaktır.

Kanun Önünde Özgür, Vicdan Önünde Mahkûm: Sosyal Hayat Hukuk sistemleri, bireylerin rızası olan alanlardan elini çeker. Sadakatsizlik veya aile birliğinin sarsılması yasaların ceza vermediği ama "insanlık onurunun" ağır yaralar aldığı bir alandır. Benzer bir durum dilde de geçerlidir. Birine hakaret etmek dava konusudur ama gıybet etmek, yani birinin arkasından çekiştirmek yasal bir takibe uğramaz. Oysa manevi dünyada gıybet, "ölü kardeşinin etini yemek" kadar ağır bir metaforla karşılanır.

Miras: Eşitlik mi, Adalet mi? Medeni Kanun mirasçıları matematiksel bir eşitlikle kucaklar. Ancak bazen bu paylaşım; aile içindeki özel durumları, verilen emekleri veya dini hassasiyetleri gözetmez. Bir kişinin yasal hakkını zorla veya rızasız bir şekilde alması, onu kağıt üzerinde "mal sahibi" yapsa da, kul hakkı terazisinde onu "borçlu" kılabilir. Aynı durum, bakıma muhtaç anne ve babasını imkânı varken yalnızlığa terk eden evlatlar için de geçerlidir; hiçbir savcı sorgulamasa da o sessiz terk edilişin vebali hiçbir yasal metinde aklanamaz.

Ağlayanın Malı: Haciz İhaleleri ve Vicdanın Çıkmazı Hukuken bir borcun ödenmesi için malın zorla satılması sistemin işlemesi için kaçınılmaz bir dişlidir. Ancak hacizli bir malı gerçek piyasa değerinin çok altında bir bedelle "kapatmak", bir başkasının enkazından fırsat devşirmektir. Alacaklının hakkını korumak hukuki bir zorunluluk olsa da, dürüst ama talihsiz birinin çaresizliğini istismar etmek manevi sorumluluğu en ağır olanıdır. Adalet sadece yasaların uygulanması değil, aynı zamanda karşı tarafın onurunu da gözetme sanatıdır.

Tek Koltuk, Çok Maaş: Yasal Bir Ayrıcalık mı, Ahlaki Bir Gasp mı? Modern bürokrasinin en derin yaralarından biri "çift maaş" uygulamasıdır. Yasalar belirli şartlarda bir kişinin birden fazla yönetim kurulunda olmasını "mümkün" kılabilir; ancak bu durum toplumun vicdan terazisinde "haksızlık" kefesine düşer. Mesele sadece rakam değil, fırsat eşitliğidir. Sizin oturduğunuz o ikinci veya üçüncü koltuk, aslında bir başkasının evine götüreceği "ilk ekmek" değil midir? Huzur hakkı, toplumun huzurunu kaçıran bir mekanizmaya dönüşmemelidir.

Aracı mı, İstismarcı mı? Komisyonun "Karanlık" Yüzü Bir hizmete aracılık etmek hukuken doğaldır. Ancak "nüfuz ticareti" yoluyla, işi uzmanlıkla değil de sadece doğru kişiyi tanıdığı için bağlayıp pay almak, rüşvetin modernize edilmiş halidir. Alıcı ve satıcıdan habersiz, fiyat üzerine gizlice eklenen paylar ticari bir zekanın değil, güven istismarının ürünüdür. Kamu ihalelerindeki "aracılık" düzeninde alınan payın her kuruşunda ise milyonlarca insanın hakkı saklıdır.

Uçurumun Kenarındaki Toplum: Gelir Dağılımı ve Aflar Gelir dağılımdaki eşitsizlik sadece istatistiksel bir tablo değildir; toplumun vicdanını kemiren bir yaradır. Ter dökenin değil, parası olanın kazandığı bir düzende alın teri kutsiyetini kaybeder. Bir tarafın aşırı lüksü, diğer tarafın temel ihtiyaçlarına ulaşamaması üzerine inşa edilmişse, o sistem yasal olsa da meşru değildir. Benzer bir adaletsizlik "af" meselelerinde de görülür. Devletin, bir insanın canına veya malına kastedilmiş suçlarda mağdura sormadan faili salması, "mağdurun hakkını failine hediye etmektir."

Emanetin Adı Vergi: Cüzdan ile Vicdan Arasındaki Uçurum Vergi, vatandaşın devlete teslim ettiği bir "emanet" ve toplumun her ferdiyle girdiği sessiz bir helalleşmedir. Dolaylı vergilerle geliri düşük olanın rızkının büyük kısmının vergiye gitmesi, zenginin ise servetine oranla sembolik bedeller ödemesi hakkaniyet ilkesinin ihlalidir. Dürüst mükellef görevini yaparken, vergi kaçıranlara getirilen "aflar" dürüstlüğü cezalandırır. Bu kaynakların israf odaklı harcanması ise o büyük emanete hıyanet etmektir.

Sandığın Gölgesindeki Hakikat: Demokrasi ve Seçim Ahlakı Demokrasi sadece sandığa indirgenemez. Çoğunluğun, azınlıkta kalanın haklarını yok sayma hakkını kendinde bulması yasal bir zorbalıktır. Seçim kazanmak adına ülkenin uzun vadeli geleceğini tehlikeye atan popülizm, "zamanlar arası bir kul hakkı"dır. Rakiplerin onuruna saldırmak, devlet imkânlarını şahsi kampanya için kullanmak veya sadakat sözüyle liyakati katletmek, sandıktan çıkan zaferin üzerine haram bir gölge düşürür.

Kuradaki Adalet mi, Şanstaki Vicdan mı? Kura, torpili önleyen en şeffaf yöntem gibi sunulur; ancak liyakatin önüne geçtiği an emeği yok sayar. İş alımlarında işin ehli ile hiçbir çabası olmayanı aynı torbaya koymak bir "emek hırsızlığı"dır. Sosyal konutlarda evi olmayanın hakkının yatırımcıyla aynı şansa terk edilmesi ise ihtiyacın önceliğini katleder. En büyük ahlaki çöküş ise, şeffaf görünen kuranın arkasında dönen manipülasyonlarla insanların umutlarını çalmaktır.

Vicdan Mahkemesinde Mazeret Yoktur Yasal olan "mümkün" olandır; helal olan ise "doğru" olandır. Hukuk bizi hapisten koruyabilir ama huzursuz bir vicdandan asla. Bir eylemin altına atılan 'yasal' imzalar, o eylemin manevi vebalini silmeye yetmez. Toplum olarak gerçek bir kalkınma istiyorsak, sadece 'kanun ne diyor?' diye değil, 'vicdanım ne diyor?' diye sormayı öğrenmek zorundayız. Unutmayalım ki; yasalar bir toplumu bir arada tutan iskelettir, ahlak ise o topluma can veren ruhtur. İskelet sağlam olsa da ruhu ölmüş bir toplum, gerçek anlamda adaleti asla tadamaz. Mahkeme duvarlarında yazan 'Adalet Mülkün Temelidir' sözü, sadece kanunların uygulanmasıyla değil, 'yasal olsa da yapmam' diyen erdemli insanların omuzlarında yükseldiğinde gerçekliğe kavuşacaktır.

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

Ziyaret -> Toplam : 261,94 M - Bugn : 71027

ulkucudunya@ulkucudunya.com