« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

M. METİN KAPLAN

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

Halim Kaya

01 Eyl

2026

BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ İLE HATIRALARIM

01 Eylül 2026

Gültekin Çavuşoğlu ismini daha önce hiç duymadım, ya da duyduysam da şimdi hafızamda hatırlayacak bir bilgi yok. Başbuğ Alparslan Türkeş’in ülkücü edebiyatın yazarları tarafından pek yeterince işlenmiş olduğunu düşünmediğimden ve gerekli değerin verilmediğini düşündüğümden “Başbuğ Alparslan Türkeş İle Hatıralarım” adlı bu kitabı görünce hemen aldım. Yazarı tanıyor, neler yazabileceğini de bilmiyorum. Sadece okuyup göreceğiz.

Gültekin Çavuşoğlu’nun yazmış olduğu “Başbuğ Alparslan Türkeş İle Hatıralarım” kitabı Doğu Kütüphanesi yayınevi tarafından İstanbul’da 2026 yılında büyük ihtimalle de Temmuz ayında 324 sayfa olarak birinci baskısı yapılmış bir kitaptır. Kitapta; “Özgeçmişim”, “İthaf”, “1975 Yılı Diyarbakır”, “Ecevit’in Gafletinin Bedeli”, “Kırşehir Mitingi”, “Yüksekova, Dağlıca’da Staj Günlerim”, “Işık Mühendislik ve Mimarlık Yüksek Okulu ve Dev-Genç’le Tanışmama”, “Abdi İpekçi İle Karşılaşmam”, “Abdi İpekçi Suikastının Sebebi Bir Köşe Yazısı Olabilir miydi?”, “28 Yıl Önce Abdi İpekçi”, “Ferit Melen: Siz Ercişliler Bize Sahip Çıksaydınız, Bunları Yaşamazdınız”, “Başbuğ ve Kırgızların Türk Dünyasının Son Hanı Rahmankul Han”, “Batıda Yunan, Doğuda Ermeni Tatil Köyü”, “Kaya Köyü Projesi”, “Van’da Ermeni Tatil Köyü”, “Rahmankul Han ve Pamir Kırgızları”, “Rusya İle Çin Arasında: Pamir”, “Rahmankul Han’ın Alparslan Türkeş İle Görüşmesi”, “Pakistan’da Yaşanan Hüsran”, “Kırgız Türkleri”, “Manas Destanı”, “Manas Kimdir”, “Başbuğun Denizli Konuşmasından”, “Başbuğ’dan Elem Dolu Bir Hatıra”, “Hafif Mırıldansaydınız, Dışındaydım”, “Uğur Mumcu’yu Anma Toplantısı”, “İnanç ve Kararlılığın Zaferi”, “Kenan Evren’i Sahibinin Hatırına Verdim”, “Bizim Zafer Hırsızlığına İhtiyacımız Yoktur”, “Sakın haa Sakın!... Örsle Çekiç Arasında Kalırsınız”, “Gazeteyi Değil İçindekini Yiyeceğiz”, “Etlik Kasalar Mitingi, Milyonun Değeri mi Kalmış”, “Oğluma Şehit Demeyin”, “1995 Yılı Milletvekilli Seçimleri ve Cengiz Çay-Latif Sakıcı İkilemi”, “Kuş Palasta, Kuşun Yaptıkları”, “Yaşar Okuyan ve Ahde Vefa”, “27 Kasım, 1988 MÇP Kurultay Sonrası Yaşananlar”, “1991 Seçim İttifakında Erbakan ve RP’nin Büyük Oyunu”, “Muhsin Yazıcıoğlu ve Beş Milletvekilinin MHP’den İstifaları”, “1993 Milliyetçi Hareket Partisi Büyük Kurultayında İki Kardeş MYK Üyesi”, “Prof. Dr. Ahmet Vefik Alp”, “Başbuğ İle Son Görüşmem: Neredesin Oğlum”, “Başbuğ: Bizim Zafer Hırsızlığına İhtiyacımız Yoktur”, “Fethiye’de MHP 3 Dönem Belediye Başkanlığını Kazanıyor”, “Başbuğ’un Akıl Almaz Kararlı Mücadelesi ve Bizler”, “Başbuğ’un Muhsin Yazıcıoğlu ve BBP’li Arkadaşların MHP’ye Dönmeleri İçin Verilen Görev”, “Senin amacın Ne Çık Dışarı”, “Bayrak, Bir devletin Bağımsızlık Sembolüdür, Yakılamaz…”, “Başbuğ: Körle Oturan Şaşı Kalkar”, “Sivas’tan Ötesi ABD Görüşüdür, Bunu İçimize Kim Soktu”, “Erciş Alparslan Türkeş İlköğretim Okulu’nun Hikâyesi”, “Biz, O Maden Ocaklarını Kapattık Başkan …!”, “Ağrı-Zilan İsyanında Katliam Yapan Albay Derviş, “Başbuğ’un Babası” Yalanı”, “Bir Hatıranın Gölgesinde ‘Savcı Sayan’dan”, “Rahmetli Alparslan Türkeş’e Minnet …”, “Bir Hatıranın Hatırası”, “Başbuğ Alparslan Türkeş’in Atatürk Sevgisi”, “Başbuğ Muğla Sakar Tepesinde”, “Her Gün Kanınıza Ekmek Doğranıyor, Sizde Gelip Burada Uyuyorsunuz…”, “Başbuğ, Erhan Çavuşoğlu Doğu’nun Hislerine Tercüman Olmuştur”, “Prof. Dr. Hanım Halilova Bozkurt Selamı”, “Hanım Halilova Kimdir?”, “Başbuğ Hakkari Beytüşşebap’ta”, “Başbuğ Türkeş, Kırım Türkleri Lideri Mustafa Cemiloğlu İle”, “Kelebekler Vadisi”, “Ebulfez Elçibey’e, Fethiye’den Destek”, “Elçi Bey’e Üç Şey Söylemiştim, Yapılsaydı Bunlar yaşanmazdı.!”, “Atatürk’ün Manevi Evladı Vanlı Abdurrahim Tuncak Kimdir?”, “Eski Başbakan Ferit Melen’e Van MHP Senatör Adaylığı Teklifi”, “Erciş’te Van ve Bitlis Senatör Adaylarımızla Birlikte Seçim Kampanyası”, “Ne Diyeyim Nede Olsa Yörük Tulum”, “Başbuğ’a Yaptığım Büyük Gaf”, “Doğunun Başbuğu Yılma Durak”, “Başbuğ İslam Bakışı”, “Oğlum Bu Gence Sahip Çıkın”, “Arkadaşım Kayahan”, “Başbuğ’un Vermiş Olduğu Görevlerdeki İhmalim”, “Irkçı MHP’de Zenci Bir Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Muzaffer Kayıhan”, “Vanlı Hemşerim, MHP Milletvekili Adayı Ermeni Levon Panos Dabağyan”, “Başbuğdan Nasihatler”, “Başbuğ’la Deniz Gezmiş ve Arkadaşlarının Karşılaşması”, “Ekler”; “MHP Van Milletvekili Adayı Gültekin Çavuşoğlu İle 2015 Yılında 21. Yüzyıl enstitüsü Tarafından Yapılan Röportaj”, “Van Sesi Gazetesinde Cem Altaylı’nın ‘Seçime Giderken Van’ ”, “Albüm” bölüm başlıklarından oluşmaktadır. Bu hacimdeki bir kitapta başlık olarak çok başlık atılmıştır.

Baskı hatasından mı yoksa Türkçeye hâkimiyet eksikliğinden dolayı düzgün bir Türkçe kullanamama sonucunda mı ortaya çıktı bilmiyorum ama kitap daha 24 sayfa kadar okumuş olmama rağmen birçok Türkçe yazım hatası ile karşılaşıyorsunuz.

Başbuğ Alparslan Türkeş’in 1975 yılı Diyarbakır mitingini bir de o zamanın Diyarbakır Ülkü Ocakları Başkanı olan ve mitingi organize eden Komando Recep lakaplı Recep Alyamaç’ın hatıralarını yazdığı Doç. Dr. Kürşat Alyamaç tarafından kaleme alınmış bizim de bir değerlendirme yazısı yazdığımız “Komando Recep” kitabından da okumak gerekir.

Gültekin Çavuşoğlu burada iki hususu gündeme getirmektedir ki bunlardan birisi Başbuğ Alparslan Türkeş’in 1975 Diyarbakır mitinginden önce “6 Haziran’da ben küçük Moskova’ya gideceğim” (s.21) diyerek açıklama yapmış olduğudur ki bunun mümkün olması gerçekten imkânsızdır. Hem Alparslan Türkeş’in Kurmay Albay olması, hem Türk Devletinin ve vatanın bölünmez bütünlüğüne verdiği önem dolayısıyla imkânsızıdır. Hem de miting öncesi kendisine karşı halkın kinlenmesine belki karşı çıkmasına sebep olacak, ortamı gerginleştirecek daha önemlisi de komünist ve bölücülerin protestosuna sebep olacak bir açıklama yapması akıllı bir siyaset adamının işi olmayacağı için mümkün değildir. Gültekin Çavuşoğlu’nun gündeme taşıdığı “Yüz yıl öncesi 1926 yılında başlayıp, 1930 Temmuz’unda bastırılan Ağrı-Zilan isyanında, güya 10 binlerce Kürt’ün katliamına emri veren Alparslan Türkeş’in babası Albay Derviş’tir yalanları” bilgisi ki bu bilgi Alparslan Türkeş’in babasının adı Ahmed Hamdi Bey’dir. Ahmet Hamdi Bey’in ailesi 1860’larda Kıbrıs’a yerleşmiş ve Alparslan Türkeş 1917’de Kıbrıs’ta doğmuştur. Ahmet Hamdi Bey’in mesleği hususunda herhangi bir net bilgi olmasa da o zamanın genel işleri arasındaki çiftçilik, mülk sahipliği, ticaretle uğraştığı yönünde tahminler vardır. Kısaca Alparslan Türkeş’in babası isyanı bastıran Derviş adlı Albay değil Ahmet Hamdi Bey’dir ve Ahmet Hamdi Bey asker olmadığı gibi 1926-1930 Ağrı Zilan isyanının bastırıldığı sırada Türkiye’de de değillerdir. Çünkü Alparslan Türkeş isyanın bastırılmasından üç yıl sonra 1933 yılında ailesiyle birlikte Kıbrıs Larnaka Limanından yola çıkarak İstanbul’a geldi.

Gültekin Çavuşoğlu Alparslan Türkeş’in 1975 Diyarbakır mitingine karşı çıkan bölücü komünist sol ve Kürtçü örgütler olarak “Kava, Kürdistan Devrimcileri, Rızgari, Devrimci Demokratik Kültür Dernekleri KUK, TİKP, PKK, TİKKO” (s.22) gibi örgütlerin adını Av. Serhat Bucak’ın Hasan Kalkan ile yaptığı bir röportajda saydığı isimler olarak verirken CHP milletvekili Hasan Değer’inde kışkırtıcılar arasında olmasından siyasetin ne kadar adice yapıldığını ve memleketin temeline dinamit konulduğunu göstermektedir. Ancak o gün Diyarbakır’ı karıştıran bu kişiler hakkında hangi işlemlerin yapıldığı da bilinmemekte ve devlete karşı güç kullanan, halkı isyana teşvik eden bu kişiler ve yaşanan olaylar hala üstü kapatılmış bir mesele olarak durmakta, sorumluları bir meçhul olmaktan kurtarılması gerekmektedir.

1975 yılında Başbuğ Alparslan Türkeş’in Diyarbakır’da yapmış olduğu miting sırasında Diyarbakırlı Mehmet Demir Diyarbakır Ülkü Ocakları önünde satılan Bozkurt tablosunu almış ve Gültekin Çavuşoğlu’na mitingde bütün olumsuzluklara rağmen hediye etmiştir. Gültekin Çavuşoğlu da bu tabloyu MHP’den ayrılanların kurduğu partinin kurucu genel başkanı Meral Akşaner’e “MHP genel başkanlığına aday olduğu için” Gazeteci Yavuz Selim Demirağ’ın Türkiyem Tv de yaptığı program sırasında lider olacak düşüncesiyle Diyarbakır Ülkü Ocağına hediye etmesi için teslim edilmiştir(s.23). Ancak Gültekin Çavuşoğlu ve Gazeteci Yavuz Selim Demirağ isabetsiz bir tercihte bulunmuşlar ki Meral Akşener Bozkurt tablosunu Diyarbakır Ülkü Ocaklarına teslim etmemiştir. Etmemesinin, edememesinin sebebi de Ülkü Ocaklarının hala MHP çizgisinde bir sivil toplum kuruluşu olarak yoluna devam etmesidir. Meral Akşener’in de MHP genel başkanı olamamasıdır. Yani MHP’den kopanlar partiyi ele geçiremedikleri gibi Ülkü Ocaklarını da ele geçirememişlerdir. Sonra da Meral Akşener yaşadığı başarısızlıklar dolayısıyla İP’in de genel başkanlığını bırakmış siyasetten çekilmiştir. Şimdi Gültekin Çavuşoğlu arkadaşı Diyarbakırlı Ülkücü Mehmet Demir tarafından kendisine hediye edilen Bozkurt tablosunu Meral Akşener’den geri istemekte ve kendisinin Diyarbakır Ülkü Ocağına hediye edeceğini ifade etmektedir. “Bir şekilde Meral Akşener’den yarım asırlık emanetimi, bir nezaketsizlik yapmadan nasıl isterim, Diyarbakır Ülkü Ocaklarına nasıl veririm diye hala düşünüyorum.” (s.24) Bu saatten sonra Bozkurt tablosunun mazisinde yaşanan Meral Akşener olayı nedeniyle Diyarbakır Ülkü Ocakları için bir anlam ifade edeceğini ve teslim alacağını zannetmiyorum. Gültekin Çavuşoğlu Bozkurt tablosunu Meral Akşener’den kurtarabilirse yeter.

Eğer kullandığı ifade bir sürçü lisan, Türkçeyi kullanma zafiyeti değilse Gültekin Çavuşoğlu Başbuğun yanında bulunmuş ancak Ülkücü ruhu sindirememiş demek gerekir. Başbuğ için kullandığı “Diyarbakır aynı Alparslan Türkeş’e verdiği ders gibi Ecevit’e de bir ders vermişti.” (s.27) ifadesi ile sürçü lisan veya Türkçeyi doğru kullanamamaktan doğan bir kusur değilse yoksa şuur altının bir hezeyanı mıdır? Çünkü Başbuğ kimseden ders almaz, ancak herkese ders verir. Zaaflarını ve gizli niyetlerini ortaya çıkarır. Tıpkı bu “verdiği ders gibi” ifadesindeki gizli niyeti ifşaladığı gibi. Başbuğ Alparslan Türkeş Diyarbakır mitingini bütün devlet yetkililerinin güvenlik güçlerinin karşı olmasına rağmen yaparak devlet yetkililerinin korkusunun üzerine gitmiştir. Aslında bunu yaparken de devleti her yerde hâkim kılmak istemiştir. Ecevit ise Kürtçe konuşanlara özgürlük vaat etmesine ve 1974 affı ile Kürtçü ve komünist militanları serbest bırakmasına rağmen kendisine mitin yaptırılmamıştır. Birisi devleti bütün şehirlere hâkim kılmak isterken diğeri bugün olduğu gibi devlet düşmanlarından gelecek oy kaygısıyla her türlü tavizi verdiği halde miting yapamamıştır. Eğer yukarıdaki ifade maksadını aşan bir söz değilse Gültekin Çavuşoğlu tıpkı kırk yıl bir şeyhe tabi olup da nefsi tekâmül yolunda bir arpa yol alamamış mürit gibidir. “Ecevit’e verilen ders Kuzey Kürdistan’da olduğu gibi bütün Türkiye’de yankı bulmuş Kürtlerin artık devlete kafa tutmaya başladığının bir işareti olmuştu.” (s.27) neresidir. Bizim ülkemiz Türkiye’dir ve resmi sınırlarının içinde “Kuzey Kürdistan” diye bir yer de yoktur.

Gültekin Çavuşoğlu’nun “Tabi ben şaşkınlık içersinde etrafı gözlemliyorum. Kitap rafları alabildiğince aşıereı sol içerikli kitaplarla dolu. Marks’ın, Lenin’in, Stalin’in, Engels’in fotoğrafları ve kitapları. Biraz sonra ne göreyim, daha bir hafta önce Elazığlı ev arkadaşım Şevket Durmaz (…) Çizdiğim [Che Guevara] resmi Marks ve Lenin fotoğraflarının yanında görünce uyanıyorum. Kendi kendime; gittiğin yol yol değil demeye başlıyorum. Kitabı hiç açıp okumamıştım bile, [gittiğimiz yer] Dev Genç’in ana karargâhıymış.” (s.44-45) ifadeleri gösteriyor ki kendisi Alparslan Türkeş’in Diyarbakır mitinginin düzenlenmesine yardımcı olan birisi olarak Dev Genç ana binasına gidecek, yine Dev Gençli bir öğrenci ile ev arkadaşlığı –Elazığlı Şevket Durmaz- edecek, Che Guevara’nın resimlerini çizecek ve sol içerikli sloganları pankartlara yazacak bütün bunları iyi niyet ve ilgisizlik nedeniyle yapmış olacak ama Ülkücü şuuru bunların karşıt görüşte komünistler olduğunu ilk karşılaştığında anlamasını saplamayacak?

Gültekin Çavuşoğlu Milliyet Gazetesi editörü Abdi İpekçinin kaçakçılar ve karaborsacılar tarafından öldürtüldüğünü Hasan Pulur’un Milliyet gazetesindeki yazılarından takip ederek 28 yıl sonra ortay koymuş ve bu konuda Hasan Pulur ile de yazışmış (s.49-58), daha sonra ülkemizdeki anarşiyi bitirmek için Başbakanlık da yapmış olan Güven Partili ve Hükümet ortağı olarak görev alan Ferit Melen’e Başbuğ Türkeş tarafından gönderilmiş, bölücü terör konusunda bilgilendirmek ve hükümetten çekilmesini isteyerek Ecevit hükümetini devirmeyi hedeflerken aralarında gelişen konuşmanın seyri içinde elindeki anarşi ile ilgili dosyayı veremeden ayrılmıştır (s.58-64). Başbuğ adına ve kendi siyasi yaşantısında böyle birtakım önemli olaylara vakıf olmuş birisi olarak yukarıdaki ifade her ne kadar tarafımızdan yadırganmış olsak da CHP hükümeti zamanında “Benim evim adeta atış poligonuna dönmüş, evim dört kez bombalanmış, kendim silahlı saldırıya uğramış, bir defasında otomobilde silahlı saldırıya uğramış ve yaralanmıştım.” (s.64) ifadelerindeki durum kendisinin her ülkücü gibi komünist teröristlerin hedefinde samimi biri olduğunu göstermektedir.

13 Kasım 1960 tarihinde Hindistan Yeni Delhi’ye sürgün edilene Alparslan Türkeş buradan zaman zaman Afganistan’a da geçer. Bu geçişlerin birinde Kırgız Türklerinin lideri Rahmankul Han ile de görüşü ve 30 yılı aşan dostluğun temelleri atılır. “KGB, Türkçü-Turancı görüşleriyle bilinen Türkeş’i de asırlardır Kırgız Türklerinin bağımsızlığı için mücadele eden Hanlar silsilesinin son temsilcisi Rahmankul Han’ı da çok iyi tanımaktadır. Sovyet basını ve bilhassa Moskova radyosu bu görüşmeden sonra Rahmankul Han’dan hep iflah olamaz bir Pan-Türkist olarak bahsedip, suçlar.” (s.101) Türkeş Rus ajanlarının Afganistan içlerine kadar uzman sıfatıyla dağılmalarından yola çıkarak Afganistan devletinin 10 yıla kalmaz Rusların işgaline uğrayacağını söylemiş ve Türkiye Yeni Delhi büyükelçiliği vasıtasıyla yazdığı rapor ile Türkiye’ye bildirmiştir (s.101). Nitekim 1977 yılında Babrak Karmal komünist bir devrim yaparak, Rus askerini de ülkesine çağırmıştır (s.102).

Benim de sık sık sorduğum ve Ülkücülerin 9 Işık Doktrinin “Şahsiyetçilik” ilkesini “bireycilik, kendi başına buyruk hareket etme” olarak algıladıklarını “Lider, Teşkilat, Doktrin” ilkesini sözde sahiplendiklerini aslında tam bir teslimiyet göstermediklerini bunun açıklamasını da Başbuğ Türkeş’i Başbakan veya Cumhurbaşkanı yapamamış olmaları şeklinde izah ettiğim soruyu, bu güne kadar okuduğum onlarca hatırat arsında Gültekin Çavuşoğlu’nun sorduğu “Şayet üst düzey yöneticileri olan bizler, Başbuğ’un o akıl almaz mücadelesinin onda birini gösterebilseydik, bir defa değil, on kere iktidar olurduk. … Başbuğun o akıl almaz mücadelesine ayak uyduran görevini hakkıyla yapan kaç milletvekili ve MYK üyesi sayabilirler.” (s.109) sormaktadır. Ülkücüler canlarını verdiler ancak Başbuğu iktidar yaparak Başbakan veya Cumhurbaşkanı yapacak birlik ve dirliği gösteremediler. Büyük teşkilatçı Ülkücüler kendilerinden sonra ortaya çıkan siyasi bir akımın otuz yılı aşkın bu ülkeyi yönetecek birkaç tane Başbakanlar ve Cumhurbaşkanları çıkardığını, kadrolarını istihdam ettiklerini düşünüp nerede hata yaptık demelerinin zamanı gelmiş de geçiyor.

Başbuğ Alparslan Türkeş 1980 ihtilalından sonra MÇP olarak 1987 milletvekilliği seçini takiben 29 Mart 1989 mahalli seçimlerine her yerden aday göstererek MÇP’nin adaylarını ayartarak -Balıkesir Sındırgı adayı gibi- altını oyan ANAP’ı bitirmeye kara vermiştir. Balıkesir Sındırgı MÇP ilçe başkanı adayımızın kazanamayacağını ANAP’tan teklif aldığını, seçime ANAP’tan girip kazandıktan sonra MÇP’ye geçeceğini söyleyince Başbuğ Türkeş “Siz bana zafer hırsızlığı teklif ediyorsunuz. Biz Ülkücülerin, zafer hırsızlığına ihtiyacı yoktur.” (s.114) diyerek reddeder ancak bütün illerde gösterilen adaylar sonucunda “Son gün müthiş bir kış, her taraf kar buz, seçim sandıkları açıldığında, Hakkâri ve Bitlis’te büyük bir sürpriz ile karşılaşıyoruz. MÇP, ANAP ve SODEP’e yakın oy alıyor. 1984 mahalli seçimlerinde 54 il belediye Başkanlığı kazanan ANAP, 1989 seçimlerinde Malatya, Hakkâri ve Bitlis gibi birkaç yerde [ancak 5-6 ilden belediye başkanlığı çıkarabilmişti. (s.133)] kazanmıştı. Şayet biz aday göstermemiş olsaydık, ANAP’ın Belediye Başkanı sayısı daha da artmış olacaktı. Merhum Başbuğumuzun o ileri görüşü sayesinde seçimden zaferle çıkmış oluyorduk. Ne demişti Başbuğ ‘kaybettiğimiz yerde kazanacağız.’ Öyle de oluyor. 1989 yılı mahalli seçimleri ANAP için yıkım olmuş, seçimlerden sonra sürekli oy kaybına uğrayan ANAP, en sonunda Türk siyasi hayatından silinecekti.” (s.117-118) Alparslan Türkeş zafer hırsızlığı yapmamış, izlediği siyaset stratejisiyle ANAP’ın kan kaybetmesine ve siyasetten silinip gitmesinin altyapısını hazırlamıştır.

“12 Eylül yönetiminin adamları kendilerine yardımcı olmaları için kendilerine iş birliği teklifiyle; bir taraftan gelecek için vaatlerde bulunurken, diğer taraftan da aksi takdirde devam eden mahkemelerdeki dosyalarının daha da kabarabileceği tehdidinde bulunuyorlar. 1984 yılı Ağustos ayında PKK’nın Şemdinli ve Eruh baskınlarından sonra, tekrar o bölgede Ülkücülere ihtiyaçları olduğunu fark ediyorlar.” (s.119) devletin görevlileri bölücülüğe karşı mücadelede ülkücüleri kullanmak isterken diğer tarafta sivil her görüşten halka patlayıcı dağıtmaktadır. “1989 yılında Hakkâri’de mahalli seçimlerde Belediye başkan adayı gösterdiğim merhum kardeşim Kenan Çavuşoğlu, heyecanlı bir şekilde abi sana bir şey vereceğim diyerek, pardösünün cebinden bir paket çıkarıp, bana uzattığında, iki tane çok güçlü TNT tahrip kalıbı görüyorum. Askeri menşeli olduğu belli olan bunları, kendisine bunları kimin verdiğini sorduğumda Kenan, bir Yüzbaşının verdiğini söylemesi üzerine şaşkınlığım bir kat daha artıyor. (…) Kardeşime bu patlayıcıları verenler kimse, hiçbir şüphen olmasın aynısını da karşı tarafa vermişlerdir diyorum.” (s.119-120) Bazı mihraklar ülkücüleri bölücülere karşı kullanmak istemelerinin yanında faaliyet geçmişler ortalığı karıştırmanın ve yeni darbenin olgunlaşmasının zemini hazırlamanın hesapları içindendir.

MÇP’nin tekrar MHP’ye dönüşmesi kongresinden sonra yapılan ilk toplantıda Başbuğ Türkeş tarafından görev dağılımı yapılır. Muhsin Yazıcıoğlu Genel Başkan Yardımcılığı beklerken dört Genel Sekreter Yardımcısından birsi olduğu- Muhsin Yazıcıoğlu, Mehmet Ekici, Şefkat Çetin, Hasan Çağlayan- Başbuğ Türkeş tarafından ilan edilir. “Muhsin Yazıcıoğlu ayağa kalkarak; -Efendim bu görevden affımı talep ediyorum.” (s.137) diyerek ayrılmak ister Gültekin Çavuşoğlu’na göre “Genel Sekreter Yardımcılığını içine sindirememişti.” (s.137) Başbuğ Türkeş Tempo Dergisinin Kasım 1988 tarihli sayısında Muhsin Yazıcıoğlu ile Kendi resminin konduğu ve “Başbuğun Halefi; Muhsin Yazıcıoğlu Milliyetçilikten Şeriatçılığa” yazısının yazdığı kapağı göstererek oyuna gelmemek gerektiğini vurgulaması ve akabinde hepiniz Genel Başkanlığı layıksınız demesi üzerine Muhsin Yazıcıoğlu “Efendim, makam mevki peşinde olsaydık, -ceketinin eteğini göstererek,- ceketimiz çekenlerin gider yanında olurduk” diye mukabelede bulunmuştur.” (s.139) Gültekin Çavuşoğlu budurmun hazırlayıcısı ve MHP’nin içini karıştıran Tempo Dergisindeki kapağı hazırlayan ve haber yapan kişini sol görüşlü Ruşen Çakır olduğunu ifade etmektedir (s.139). Ve bunu da Gültekin Çavuşoğlu Ruşen Çakır’ın bir yazı dizisinde yıllar sonra Muhsin Yazıcıoğlu’yla karşılaştıklarında Muhsin Yazıcıoğlu’nun Ruşen Çakır’a; “Senin o Tempo’daki kapak haberin benim MHP’den kopmamın ilk sebeplerinden biri oldu” dediği (s.139) şeklinde anlattığını ifade ediyor. Aslında bu haber kimler tarafından yapılmışsa sanki Muhsin Yazıcıoğlu’nu Genel Başkan Yardımcısı yaptırmak için yapılmış haber gibi görünse de kapak resmi belki üstünde yazan –Milliyetçilikten Şeriatçılığa- yazısı aksi bir tesir etkisi yaparak Muhsin Yazıcıoğlu’nun Genel Başkan Yardımcılığına getirilmesine mani oluyor.

Muhsin Yazıcıoğlu’nun RP ile ittifaka karşı olması, ancak oylamada ittifak kurulması yönünde karar çıkınca aday olmak için Başbuğ’un etrafında dolanarak ikna edip aday olmaları ve milletvekili seçilmesi kendisine bağlı milletvekilleriyle Doğruyol Partisi ve SHP koalisyon hükümetine red oyu vermeleri, Necmettin Cevheri’nin Türkeş’in koalisyon hükümetine evet oyu verme karşılığında para aldığını söylemesi, Muhsin Yazıcıoğlu’nun Türkeş’in kendisi hakkında “Bu Muhsin’i Sivas topraklarına gömün” dediğini duymuş olduğu ve bundan sonra da Muhsin Yazıcıoğlu’nun MHP’den beş milletvekili arkadaşıyla birlikte istifa ettiğini (s.153-157) gibi hatıralarını okumaktayız. Ancak Muhsin Yazıcıoğlu’nun Başbuğ Türkeş’in bu ifadesini her hangi birisi gibi olarak ölüm emri olarak algılaması aslında onun Başbuğ’u tanımadığını ve böyle bir emri verecek adamın uluorta bu emri vermeyeceğini, eğer vermiş olursa Ülkücüler arasından bu işi yapacak çok insanın bulunacağını ve yerine getireceği, fakat Muhsin Yazıcıoğlu’nun Başbuğ’dan sonra bir helikopter kazasında ölmüş olmasının da bu ifadenin asıl manasının Muhsin Yazıcıoğlu’nu seçim bölgesi olan Sivas’ta seçilmesini engelleyerek başarısız kılın demek olduğu şeklinde anlaşılması gerektiğini ortaya koymaktadır. Merhum Muhsin Yazıcıoğlu bir helikopter kazasında cemaat tarafından suikast ile şehit edilmiştir.

Gültekin Çavuşoğlu “Hep düşünürüm, Başbuğ’un bütün hayatı boyunca o akıl almaz kararlı duruşu, her türlü olumsuzluklar ve imkânsızlıklar içersinde yılmaz, yorulmaz mücadelesi karşısında, bizler acaba Başbuğ’un bu büyük gayret ve mücadelesi yanında bilhassa üst düzey yöneticiler, milletvekilleri ve arkadaşlar, istenildiği şekilde kendisine destek ve yardımcı olmuş muyduk?” (s.177) diye haklı olarak soruyor. Ben de olmadığımızı olamadığımızı yıllardır söylüyorum. Herkes kendisini düşününce dava kenarda kalmış, Başbuğ da bir başbakan veya Cumhurbaşkanı seçilememişti. Davasını önceleyen insanlar kendisini düşünmez. Davasının hizmetinde olanların başka partiler ile işi olmaz. Ülkücü olup seçilerde çalışmayanlar, başka partilerden aday olanlar, arkadaşçılık oynayanlar MHP ve ülkücü kuruluşların başarısının engellenmesinden sorumlu olanlardır. Ülkücü davası uğruna hiçbir menfaat beklemeden liderinin ardında milletinin hizmetinde sadece davasına hizmet için fena fi’d dava olan kişilerdir. Fena fi’d dava olsalardı başka mekânlarda menfaat aramazlar milletin menfaatini öncelerlerdi.

Muhsin Yazıcıoğlu ile beş milletvekili ve birkaç MYK üyesinin istifası üzerine Başbuğ Türkeş MHP’nin MYK üyelerini acil toplantıya çağırmıştır. Gültekin Çavuşoğlu da istifa edenlerin yerine yedekler gelmiş olacağını düşünerek MYK toplantısına katılanların isimlerinden oluşan imza çizelgesinde Muhsin Yazıcıoğlu ve Ökkeş Şendiller gibi müstafilerin ismini görünce herhalde unuttular diye düşünmüş, ancak yanında oturan Yılmaz Şenyüz ismini listede göremeyince Gültekin Çavuşoğlu Ökkeş Şendiller’in ismini çizerek Yılmaz Şenyüz yazarak şimdi at imzanı diyerek listeyi imzalatmıştır. Ancak toplantı sonu Başbuğ Gültekin Çavuşoğlu’nu çağırarak görüşmek istemiş ve Gültekin Çavuşoğlu kapıdan içeri girer girmez Başbuğ “Senin amacı ne, sen ne yapmak istiyorsun” diyerek bağırıp azarlamış ve “Hatan çok büyük, çık dışarı. Düşün, bir saat sonra tekrar gel” diyerek makam odasından kovmuş (s.184-186). Gültekin Çavuşoğlu bir müddet sonra Başbuğ Türkeş’in makamına geri girdiğinde “nerde hata yaptığım aklıma gelmedi” deyince de Başbuğ “Peki o zaman ben sana sorayım “Ökkeş Şendiller arkadaşımızın ismini listeden kim çizdi.” deyince “Ben çizdim efendim” demiş. Başbuğ da “Hele şükür anlayabildin. Oğlum biz listelerden isimleri çıkarmasını bilmiyor muyuz? Partinin yetkili kurulları varken, sen nasıl böyle bir hata yaparsın? Belki arkadaşlarımızın kırgınlıkları, kızgınlıkları geçer, tekrar yuvalarına dönerler düşüncesiyle, kapıyı biz bilerek açık bırakırken, sen o isimleri silerek, kapıyı tamamen yüzlerine kapatmıyor musun? Ben sana ne diyeyim oğlum? O kadar safsın ki, yaptığın büyük hatanın bile farkında değilsin” (s.186) demiş. Gültekin Çavuşoğlu bu hatırasını anlatırken Başbuğ’un Muhsin Yazıcıoğlu ile arkadaşlarının MHP’ye geri döneceklerini düşündüğünü ve MYK toplantı tutanağından isimlerini silmediğini söyleyerek delillendirmek istemektedir.

Başbuğ Alparslan Türkeş’in her şehirde, her kasabada, her köyde, her mahallede bir dostu vardır. Zaman zaman onlarla telefon ile mektupla ya da dorudan Ankara’ya çağırarak, olmazsa kendisi o illere kasabalara yaptığı ziyaretlerde gelmişlerse özel olarak görüşür gelmemiş, gelememişlerse bizzat o günün MHP yöneticilerine çağırttırır ya da getirttirir görüşürdü. Görüşürken de oday hiç kimseyi almaz, o beldenin problemleri hakkında da fikirlerini alırdı. 24 Mart 1994 mahalli seçimlerinde seçimden bir gün önce 23 Martta düzenlenen Erciş, Van, Kar mitingleri sırasında Erciş miting alanına giderken Başbuğ Alparslan Türkeş mutadı olduğu üzere Ercişli dostonu görmek için Gültekin Çavuşolu’na “Kadim dostum İhsan İnci Bey nasıldır? 1970’lerde Erciş ilçe başkanlığı yetkisini vermiştim.” (s.271) diye sorar. Gültekin Çavuşoğlu “Efendim bizlerin de çok sevdiği değerli bir büyüğümüzdü, sizlere ömür vefat etti.” (s.271) deyince Başbuğ çok üzüldüğünü Erciş’e gelirken görüşürüm diye düşündüğünü dele getirmiştir. Fakat miting sırasında 1970’li yılların Erciş MHP ilçe başkanı İhsan İnce hoş geldiniz demek için kürüyse gelince “Başbuğum hasretle kadim dostuyla kucaklaşır” (s.271) Gültekin Çavuşoğlu Başbuğ’a karşı ne büyük bir gaf yaptığını anlar.

Gültekin Çavuşoğlu toplumun MHP ve dolayısıyla Alparslan Türkeş ile ülkücülerin ırkçı oldukları iddialarına karşı MHP Kurucu Üyelerinden olup uzun yıllar İzmir’den MHP’nin MYK üyeliğini yapan “Arap Muzaffer” olarak meşhur olmuş Libya asıllı bir ailenin çocuğu olarak Türkiye’de büyümüş Muzaffer Kayıhan’ın 12 Mahkemelerinde Hâkimlere “Muhterem hâkimler, benim yüzüme bir bakar mısınız? Hepinizin gördüğü gibi ben bir zenciyim! Türk ırkının tarifine uyan bir yanım da yok. Fakat, ben Türk milliyetçisiyim ve ülkücüyüm. Kendimi Türk hissediyorum. Türk milliyetçisi olarak, aynı zamanda İzmir Milliyetçi Hareket Partisi İl Yönetim Kurulu Üyesiyim. Bu nasıl bir ırkçılık ki, bugüne kadar partide bana kimse zencisin, Türk değilsin demedi.” (s.293-294) diyerek MHP’nin ve Türkeş’in ırkçı olmadığını haykırdığını ve ülkücü gençlere “size ırkçı diyenler beni gösterin” diyerek de ırkçı olmadığımız ispatlamaya çalıştığını ifade etmektedir. Arap Muzaffer’in zenci olduğu yönünden ülkücü olarak bizlerin ırkçı olmadığımızı ispatladığı gibi Alparslan Türkeş’in dostu Levon Panos Dabağyan’ın Ermeni asıllı biri olarak MHP milletvekili adayı olması ve genetik yönden Türk olması örnek gösterilerek de MHP ve Alparslan Türkeş’in ırkçı olmadığına işaret etmektedir (s.294-296).

Bütün eksik ve kusurlarına rağmen Gültekin Çavuşoğlu’nun yazmış olduğu “Başbuğ Alparslan Türkeş İle Hatıralarım” adlı bu kitap bu güne kadar okuduğum hatıratlar içerisinde Başbuğ Türkeş’i lütfen anan kitaplardan farklı olarak lider Türkeş eksenli yazılmış bir hatırattır. Bu kitapta Gültekin Çavuşoğlu kendisini Başbuğ Alparslan Türkeş’in yakın çalışma kadrosundan olan birisi olarak anlatmaya çalışmış, ben yaptım diyerek ne kendisini ne de bir grubu Başbuğ Alparslan Türkeş’in önüne geçirme gayreti göstermemektedir. Okuyucuya daha önce karşılaşmadığı bir takım hatıraları anlatarak bu hatıraları dolayısıyla Başbuğ hakkındaki bazı hatıraların bilinmez olarak kalmasının önüne geçmektedir.

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

Halim Kaya

01 Eyl 2026

Gültekin Çavuşoğlu ismini daha önce hiç duymadım, ya da duyduysam da şimdi hafızamda hatırlayacak bir bilgi yok. Başbuğ Alparslan Türkeş’in ülkücü edebiyatın yazarları tarafından pek yeterince işlenmiş olduğunu düşünmediğimden ve gerekli değerin verilmediğini düşündüğümden “Başbuğ Alparslan Türkeş İle Hatıralarım” adlı bu kitabı görünce hemen aldım.

Muharrem GÜNAY (SIDDIKOĞLU)

24 Ağu 2026

Yusuf Yılmaz ARAÇ

20 Ağu 2026

İdris Savaş

17 Ağu 2026

M. Metin KAPLAN

27 Tem 2026

Kemal Girgin

08 Haz 2026

Nurullah KAPLAN

17 Kas 2025

Efendi BARUTCU

25 Haz 2025

Hüdai KUŞ

22 Tem 2024

Orkun Özeller

03 Haz 2024

Altan Çetin

28 Ara 2023

Ziyaret -> Toplam : 322,01 M - Bugn : 210782

ulkucudunya@ulkucudunya.com