Ülkücü camianın kitap okuyanları Alparslan Türkeş, Dündar Taşer, Galip Erdem, Erol Güngör, Necmettin Hacıeminoğlu, Nihal Atsız gibi milliyetçi düşünürler hakkında hemen hemen her yazılanı okuduğu gibi bende sözkonusu isimler hakkında yazılan her yazı veya kitaba sahip olup okumayı bir alışkanlık haline getirdim. Gerçi bende bu milliyetçi büyüklerin hakkında yazılanların dışında mütefekkir bir yazarın bir kitabını okuduysam mutlaka varsa bütün külliyatını okuma ve kitaplarına sahip olma tutkusu da var. Ömer Burak Sert’in “İpeğe Sarılmış Çelik Dündar Taşer” adlı kitabının tanıtımını görünce hemen sipariş verdim. Ancak taşrada yaşamak bazen hızlı hareket etmeme rağmen kitapların aynı hızla elimize ulaşmasını mümkün kılmamaktadır. Bazen siparişlerimiz bir, bir buçuk ayı bulan bir zaman geçtikten sonra ve defalarca alışveriş yaptığımız kitapçıyı “Kitabım geldi mi?” diye rahatsız ettikten sonra elimize ulaşmaktadır. Ha belki okuyucu internetten alsan diyebilir ancak ister yaşa bağlı deyin isterse teknoloji özürlü deyin bu alışveriş sistemi ban pek cazip gelmemektedir. Velhasıl Ömer Burak Sert’in “İpeğe Sarılmış Çelik Dündar Taşer” adlı kitabı yaklaşık bir ay sonra elimize ulaştı.
Ömer Burak Sert’in “İpeğe Sarılmış Çelik Dündar Taşer” adlı kitabı Ötüken Neşriyat tarafından 2026 yılında muhtemelen birinci baskı –baskı sayısı hakkında başka bir bilgi olmadığı ve kitabın tamamından bu kanaate varılmış- olarak 599 sayfadan oluşan hacimle basılmıştır. Kitap “İçindekiler” ve “Ön Söz” den sonra “Memleket”, “İstikamet”, “Cesaret”, “Gurbet”, “Siyaset”, “Ebediyet” adlı altı bölüme ayrılmış, sonuna da “Kaynakça” ve “Dizin” eklenmiştir. Kitabın “Memleket” adlı bölümü; “Kökler”, “Abdülkadir Kâmil Bey”, “Izrapzade Âliye Hanım”, “Sıcak Bir Yuva”, “Dündar”, “Büyük Buhran”, “Delikanlı”, “Taşarlar”, “Ortaokul”, “Büyük Matem” alt başlıklarından, “İstikamet” adlı bölümü; “İstanbul Yolu”, “Şanlı Yuva Kuleli”, “Bir Dayak Meselesi”, “Kardeş Acısı”, “Harbiyeli”, “Tank Sınıfı”, “Mezuniyet”, “Teğmen”, “Üsteğmen”, “Memleket Ziyareti”, “Asuman Dai”, “Evlilik”, “Yüzbaşı” alt başlıklarından, “Cesaret” adlı bölümü; “İhtilâlin Nüvesi”, “Deşifre”, “Memlekete Dönüş: Tank Manevraları”, “Yeniden İhtilâl”, “İhtilâl Zemini”, “İslâhiye’den Ankara’ya”, “Son Hazırlıklar”, “Harekât Vakti”, “İhtilâl Niçin Oldu?”, “Zafer ve Kaos”, “İçişleri Bakanlığında”, “Suphi Karaman’ın Kefaleti”, “Milli Birlik Komitesi”, “İlk İhtilaflar”, “Reformlar”, “Albay Türkeş İle Beraber”, “Teyakkuz Hali”, “Bir İhanet Tertibi”, “Gençleri Teskin”, “Ülkü ve Kültür Birliği”, “Tasfiye Hazırlıkları”, “İnançlarımıza Fiyat Tayin Edilemez”, “Tasfiye ve Mukavemet”, “Mürted Günleri”, “Tasfiyenin Akisleri”, “Bir Muhasebe”, “İhtilâlin Serencamı”, alt başlıklarından, “Gurbet” adlı bölümü; “Sürgündeki İhtilâlcı”, “On Dörtler”, “Bern’e Doğru”, “Anayasanın İlânı ve İdamlar”, “Brüksel Toplantısı”, “Liderlik Meselesi”, “On Dörtler Efsanesi”, “Sağlık Sorunları”, “Yurda Dönüş Vakti” alt başlıklarından, “Siyaset” adlı bölümü; “Siyasi Zemin Arayışları”, “CKMP Saflarında”, “Memleketten Adaylık”, “Gençlerle İlk Temas”, “Muhalefet Günleri”, “Kalem Tecrübeleri”, “Genel Başkan Yardımcısı”, “Dersaadet Günleri”, “Yeni Kavga Devrinin Ümidi”, “İpeğe Sarılmış Çelik”, “Kritik Eşik”, “Üç
Hilal”, “Devletli Günler”, “Ankara Dostlukları”, “Aile Bağları”, “İstanbul’dan Adaylık”, “Kan Yerde Kalmaz”, “Gün Sazak”, “Muhtıra”, “Töre, Fikir, Sanat”, “Başbuğ Türkeş” alt başlıklarından, “Ebediyet” adlı bölümü ise; “Çemberlitaş Gölgesinde”, “13 Haziran”, “Hacı Bayram”, “Şüphe”, “Ardından” alt başlıklarından oluşmaktadır.
Gaziantep’in önce İngilizler daha sonra Fransızlar tarafından işgali ve kurtuluşunu akabinde Dündar Taşer Bey’in anne ve baba tarafından ailesinin kısa ve öz ancak kitabın konusu açısında uzun bir tarihçesini verdikten sonra Ömer Burak Sert Dündar Taşer’in doğumunu “Ayın on beşine gelip çattığında ise âliye Hanım’ın doğum sancıları kendini gösterir. Tedirgin ve heyecanlı bekleyişin ardından Abdulkadir Kâmil Bey’e, bir erkek evlat sahibi olduğu müjdesi verilir. Abdulkadir Kâmil Bey, baba; Âliye Hanım, anne olmuştur.” (s.39-40) İfadeleriyle vermektedir. Ancak bu ifade de yıl belirtilmemiş ancak 1925 yılı Ramazan bayramı arifesinde yaşanan telaştan bahisle Dündar Taşer’in doğumunun 15 Mayıs 1925 olduğunu, ancak kızı Yasemin Taşer Yahnici’nin ifadesiyle de 16 Mayıs 1925 olduğunu öğreniyoruz. “İlk evlatlarına “Dündar” ismini verirler. Dündar, Farsça kökenli bir kelimedir. Askerlik terminolojisinde, arkadan gelen ve güvenliği sağlama[la] vazifeli birlik, arkayı koruyup gözeten kuvvet manasına gelir. Bu mana, onun hayat boyu sürecek çizgisiyle de uyumlu olacaktır.” (s.40)
Ömer Burak Sert “Memleket” (s.19-59) başlıklı bölümde daha çok Taşer ve Dai ailesinin ailesinin göç ve Gaziantep’e yerleşmesini ele alırken Babası Abdulkadir Kâmil Bey ve annesi Âliye Hanımın yetiştiği ortam, evlilikleri ve Dündar Taşer ile kardeşleri Orhan ve Turhan’ın dünya gelişlerini, okul hayatlarını, Dündar Taşer ve kardeşlerinin yetiştiği ortamı tasvir ederken genel Türk tarihi hakkında bilgi vermekte, ülkenin ve ülke özelinde Gaziantep’in sosyal, ekonomik ve toplumsal yapısı, 1929 dünya ekonomik krizinden etkilenmesi yanında bu ortamda Taşer ailesinin izlediği yolu ele almaktadır.
Ömer Burak Sert “İpeğe Sarılmış Çelik Dündar Taşer” adlı kitabında “Memleket” (s.19-59) ve “İstikamet” (s.63-104) o kadar etraf ve çevre, tarih ve Kuleli Askeri Lisesi gibi tanıtım bilgisi vermekte ki Dündar Taşer’in hayatıyla ilgili bilgiler okyanusta bir damla gibi kalmaktadır. Adeta bir dönem tarihi içine Dündar Taşer’in hayatıyla ilgili hatırat bilgisi yedirilmiştir. Ömer Burak Sert’in vermiş olduğu bu farklı ve fazladan bilgiler sayesinde Dündar Taşer’in hayatını merak edip öğrenmek isteyenler kendilerine boca edilen bu bilgileri de öğrenmekte ve kişi dolaylı yoldan kültürel bir beslenme yaparak bilgi dağarcığını genişletmekte Ömer Burak Sert’in okurken sıkmayan akıcı üslubuyla kendini yetiştirmektedir.
Ömer Burak Sert “Harp Okuluna gidecek öğrenciler ise sınıflara ayrılır. Bahsi geçen dört dersten [Fizik-Kimya ve Kozmografya-Matemetik] tam not alanlar ‘demiryolu’ ve ‘muharebe’ sınıflarına kaydedilir. Tam notun altında not alan öğrenciler ise ‘topçu’ sınıfında ve diğer sınıflarda okumaya hak kazanır.” dedikten sonra “Dündar’ın Harp Okulu’nda tutulan künye kaydına bakıldığında üç aylık stajını Samsun 15. Topçu Alayında yaptığı görülür. Buradan hareketle Kuleli Askeri Lisesindeki olgunluk sınavında tam başarı göstermediği ve topçu sınıfını tercih etmek durumunda kaldığı anlaşılır.” (s.78) demesinden bir anlaşılma problemi çıkmaktadır. Aslında bir tercihin olmadığını doğrudan ‘Olgunluk Sınav’nı tam not alarak kazananların ‘demiryolu ve muharebe’ sınıflarına seçildiği tam not altında alanların da ‘topçu ve diğer sınıflar’a dağıtıldığı anlaşılmaktadır. Tercihten ziya de olgunluk sınavında başarılı olma sıralamasına göre bir dağıtım söz konusudur.
“1951’in Aralık ayının on dördüncü günü Gaziantep’te kıyılan nikâh[la,] [teyze çocukları] Dündar [Taşer] ile Asuman [Dai] evlenir.” Parçalanan bir imparatorluk sonucu ayrı düşen aile fertlerinin görüşememesinden dolayı farklı ülke ve şehirlerde dünya gelmeleri nedeniyle daha önce birbirlerini tanıma ortamı ve fırsatı bulamamış teyze çocukları bir görüşte Asuman Hanım’a aşık olan Dündar Taşer’in ısrarı üzerine evlenirler. “1954 yılında aile fertlerinin müşterek heyecanı büyük bir mutlulukla tamamlanır. Dündar ile Asuman çiftinin bir kız çocuğu dünyaya gelmiştir. İsmini ‘Yasemin’ koyarlar.” (s.103)
Ülkemizde keyfekeder işler her zaman olur. Bu keyfekeder işlerden birisi de Dündar Taşer’in girdiği Harp Akademisi imtihanlarında yaşanır. “Harp akademisine girebilmek için yoğun çan sarf eder. (…) Yüzbaşı Dündar 1955 yılında bu sınava girer. Sınavdan çıktığında ise kazanacağından ve tüm soruları doğru yaptığından emindir. Nitekim sonuç kâğıdı geldiğinde de bu görülür; tüm soruları doğru cevaplamıştır. Fakat devamında şunlar yazmaktadır: ‘Bütün soruları yapan bir kişi ilk defa gördük. Bu sebeple sınavınızı geçerli saymıyoruz.’ Bu garip gerekçe şaşkınlık yarattığı gibi Yüzbaşı Dündar’da bir kırgınlık da meydana getirir.” (s.103-104) çalışkan olmak, soruların tamamını yapmak suç olur. Eğer sen sınavı organize eden olarak bu sınavda usulsüz bir davranış tespit etmedinse bir hukuk devletinde faraza gerekçelerle sınav iptal edilemez. Aslında Dündar Taşer tarafından bir hukuk devletinde yapılması gereken dava açmaktır. Ancak tam burada insanın aklına halk arasında söylenen argo bir söz geliyor da söylemeye terbiyemiz müsaade etmiyor.
İhtilal yapma hazırlığı yapan dokuz subay hadisesi deşifre olduktan sonra Menderes hükümeti ihtilalcıların kökünün kazındığından emin olmasını sağlamış ancak ordu içinde ihtilal yapılaması gerektiğini savunan subaylar da boş durmamaktadır. “Genel Kurmay Neşriyat Müdürlüğüne tayin edilen Sadi Koçaş’ın Osman Köksal’la başlayan ihtilal halkası zaman içersinde görüşmelere başka subayların katılmasıyla daha da genişler.” (s.119) Grubun rütbeli lider ihtiyacı Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Necati Tacan ile Koçaş’ın irtibat kurmasıyla giderilir ancak Tacan Konya’dan Ankara’ya doğru seyahat ederken kalp krizi sonrası ölür. Yerine Cemal Gürsel atanmıştır. Daha önce iki kez Cemal Gürsel ile birlikte çalışmış Sadi Koçaş Gürsel’in Almanya ziyaretinde tercüman olarak görev almasını fırsat bilerek ihtilal komitesinin liderliğini teklif eder. Cemal Gürsel kendi dediklerinden çıkılmamsı şartı ile bu teklifi kabul eder. “Ancak isimi gizli kalacaktır. Buna göre, yine örgüt içersinden atanacak Erkân Şubesi Müdürü ve Koçaş haricinde kimse Gürsel’in adını bilmeyecektir. Gerektiği zamanlarda ise Gürsel’den ‘Faik Bey’ adıyla bahsedilecektir.” (s.119-120) 60 ihtilalında hep merak etmişimdir, Türkeş haberi olmayan Cemal Gürsel Paşayı İzmir’den nasıl ihtilalın içine dâhil etti de gelmesini sağladı diye bu husus hakkındaki bilgi merakımı gidermiş oldu.
Alparslan Türkeş’in Koçaş ve Köksal tarafından kurulan 60 ihtilalı komitesine dâhil olması daha sonraki zamanlarda, mevcut komite üyelerinin komiteyi genişleterek etkisini artırmak için önerdiği elli isim (s.120) tartışmalar sonucunda çıkarılan isimlerden sonra kala sekiz isimi komiteye davet etmeleri kararlaştırılır. “Bu tartışmalar neticesinde kendileriyle derhal temas edilmesi karalaştırılan sekiz isim ortaya çıkmıştır: Refet Aksoyoğlu, Ahmet Yıldız, Abdülkadir Meral, Alparslan Türkeş, Muzaffer Karan, Sami Küçük, Ekrem Acuner ve Fikret Kuytak.” (s.121) Rıfat Baykal, Koçaş ile kurduğu irtibat sayesinde komiteye dâhil olurken götürülen teklif ile “Örgüte katılmayı kabul eden bir diğer isim Alparslan Türkeş’tir.” (s.121) Ahmet Yıldız ve Abdulkadir Meral da Alparslan Türkeş gibi davete icabet eder. Fikret Kuytak ve Ekrem Acuner ise dışarıda kalarak örgüte çalışacaklarını ifade eder. Sami Küçük Madrid de olduğu için doğrudan katılamaz. Muzaffer Karan başka örgütte olduğu için kendi örgütüyle devam etmek ister.
Türkeş, Koçaş ve Köksal örgütünün ikinci toplantısına katılmış, “Toplantıda alınan en önemli karar, Kara Kuvvetleri Genel Sekreterliği Şube Müdürlüğüne tayin edilerek Ankara’ya gelen Türkeş’in Gürsel’le temas kurmaya memur edilmesidir.” (s.122) İhtilal örgütünü kuran Koçaş’ın Londra Ateşemiliterliğine tayin edilmesi ve Köksal'ın da Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Komutanlığına tayin edilmesi (s.122) ve komite ile sıkı ilişkilerini sürdürmesi sakıncalı görüldüğü için ihtilal komitesi toplantılarına başkanlık etme işi ortada kalmıştır. “Bu sebeple toplantılara başkanlık etme vazifesi Albay Türkeş’e kalır.” (s.124) Yani davetler girdiği örgütte Alparslan Türkeş liderliğe yükselmiştir.
Yapılan toplantıda müdahale sonrası yapılacaklar tartışılır. Üç görüş vardır. İktidarın CHP’ye bırakılması görüşü reddedilir. Ersü’nün ve Türkeş’in ileri sürdüğü görüş ise “Toplantı sırasında her iki görüş de taraftar toplar. Sivil idarenin kurulması önerisinin savunuculuğunu [Vehbi] Ersü yaparken askeri idare kurulması yönündeki önerinin savunuculuğunu ise Türkeş yapmaktadır. Türkeş’e göre sivillerden faydalanılsa bile iktidarda ordu olmalıdır. Sivil siyasetçilerin yapamadığı her icraat siyasi kaygı duymayan ordunun gücüyle yapılmalı ve bu suretle devlet düzeni sağlamlaştırılmalıdır.” (s.125)
Alparslan Türkeş’in yurt dışı görevi biten Sami Küçük’ün örgüte alınmasına karşı çıkmasına rağmen Kabibay’ın oldubitti ile teklif götürmüş olmasıyla ihtilal komitesine giren Sami Küçük’ün Türkeş’in fikirlerine muhalefet etmesiyle örgüt fikri yönden iki yarılmışken bir de yapılan toplantıları Türkeş’e haber vermeden toplanmalar yapılmaya başlanmıştır. “Türkeş’in davet edilmediği toplantıya Kabibay, O’kan, Küçük, Acuner, Kuytak ve Alatlı katılır.” (s.138) Sami Küçük “Türkeş’in örgütten dışlandığı günleri şu sözlerle anlatır. Onu o kadar uzaklaştırdık ki, soruyordu ‘ne oluyor’ diye. ‘Toplanamıyoruz’ diyorduk, ‘takip ediliyoruz’, diye anlatıyorduk.” (s.138, dipnot: 81) Türkeş ise askeri uçakla İzmir’e gidip gelmesini emekli olarak İzmir’e yerleşen Cemal Gürsel ile görüşmek için yapmadığını “Cemal Gürsel’le görüşmediğini, İzmir’e NATO’yla ilgili bazı işleri halletmek üzere askeri uçakla gidip geldiğini söyle”yerek açıklamaktadır (s.138, dipnot: 81). Görüldüğü gibi Türkeş ile Küçük arasındaki fikri ayrılık güven bunalımına sebep olmuş ve örgüt birbirinden gizli işler çevirmeye başlamış ve ayrı hareket etmektedir.
Yüzbaşı Dündar’ın subaylık sırasındaki siyasi görüşü hakkında pek bilgisi olmasa da Gaziantep İslâhiye’deki görevi sırasındaki bir hareketinden dolayı Dündar Taşer’in CHP taraftarı ve Ümit Özdağ’ın ifadesiyle “ateşli bir CHP sempatizanı” (s.132) olduğuna kanat getirilir. “Müşerref Hekimoğlu’nun ifadesine göre Yüzbaşı Dündar sıkı bir CHP’lidir: ‘Taşer 1960 öncesinde Cumhuriyet Halk Partisi’ne çok yakındı. Gaziantep’teki balolara üniformasının yakasına CHP rozeti takarak gittiğini anlatırlar.’ Askeri üniformaya bir partinin rozetini takarak davete katılmak tüm tarafgirlik kıstaslarını kenarda bırakacak kadar güçlü bir delildir.” (s.132)
Alparslan Türkeş, Dündar Taşer ve Suphi Kahraman ihtilal hakkındaki görüşleri aynıdır. İhtilaldan sonra yazdıkları yazılar ve beyanlarda bunu ifade etmişlerdir. Zaten Menderes hükümetinin icraat ve tutumlarından dolayı ihtilal olacaktır. Türkeş, Taşer ve Kahraman ihtilal komitesine ihtilal başka yöne kaymasın, kan dökülmesin, memleket kötü gidişten kurtarılsın ve ihtilal partiler üstü olsun diye katılmışlardır. Eğer ihtilala katılmasalardı bile ihtilal ocaktı faka memleket çok zarar verecekti (s.153).
İhtilalın yapıldığı bilgisi Halk TRT radyolarından ilk önce Alparslan Türkeş’in sesinden verildiği gibi, ihtilalın hakkındaki ilk basın toplantısı açıklamasını da Alparslan Türkeş yapmıştır. “öğleden sonra üç sularında Albay Türkeş, Türkiye’de neler olup bittiğini merak eden yabancı basın mensupları ve sorularına cevap arayan yerli basın mensuplarıyla Genelkurmayda bir araya gelir. Harekâta dair muhabirlerden gelen soruları yanıtlayan Türkeş, DP iktidarının diktatörlüğe doğru ilerlediğini, bu ilerleyişinin sonlanması için sabredildiğini ve son çare olarak DP’ye iktidardan el çektirilmek zorunda kalındığını ihtilal gerekçesi olarak arz eder.” (s.161) Türkeş DP hükümeti anayasayı ihlal ettiği için ihtilal yapıldığını ve dolayısıyla ihtilalın meşruluğunu savunmaktadır.
İhtilaldan sonra kendi inde bir karmaşa yaşayan komite Anayasa yapmayı ister. İstanbul’dan anayasa yapmak üzere ilmi bir heyet çağrılır ki bu heyette “Prof. Dr. Sıddık Sami Onar, Prof. Dr. Naci Şensoy, Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubalı, Prof. Dr. Hofzı Veledet Velidedeoğlu, Prof. Dr. Ragıp Sarıca, Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya, Prof. Dr. İsmet Giritli, Prof Dr. Muamer Raşit Sevig” (s.163, Dipnot.145) bulunmaktadır. Ancak bu heyetin Ankara’daki komiteyi ters köşe etiği görülür. Birincisi Anayasanın komitenin istekleri doğrultusunda olacağını söylemeleri, bu konuyu Dündar Taşer ilmiye sınıfını Osman Gazi’ye bırakmadığı hukuk düzeninin nasıl olacağı hususunu bunlar komiteye bırakmışlardı. İkincisi hemen aç olduklarını söylemleridir ki komitenin o saate kadar aç oldukları aklına bile gelmezken onların talebi ile aç olduklarını hatırlarlar ancak Cemal Gürsel bu Profesörler heyetinin en büyüğünün artık yemeğini yiyerek karnını doyurur sırf ilmiye sınıfına saygıdan. Üçüncüsü de bu ilmiye sınıfa daha demokratik düşünmesi gerekirken orduyu daha sert davranması konusunda yönlendirir ve DP’li milletvekillerinin tamamının tutuklanmasını öneririler. Anlayacağını üniversite hocaları olan bu Profesörlerin Anayasa için bir sınırları yoktur, her şey sübjektif bir anlayışla biz yaptık oldu bakışıyla yapılır. Türkeş’in de bu ilmiye sınıfı hakkındaki kanaati antidemokratik bir pohpohlamayla ihtilal komitesini fütursuzca davranmasının önünü açtıkları yönündedir (s.165).
İhtilaldan sonra oluşan görev ve yetki sorununu aşmak, kargaşaya son vermek için bir Milli Birlik Komitesi belirlenmesi gerekir. Dündar Taşer Suphi Karaman’ın önerisiyle Milli Birlik Komitesine seçilir(s.177). Seçilen ayrı bir komisyon tarafından belirlenen Milli Birlik Komitesi “Cemal Gürsel, Ekrem Acuner, Fazıl Akkoyunlu, Refet Aksoyoğlu, Mucip Ataklı, İrfan Baştuğ, Rıfat Baykal, Emanullah Çelebi, Ahmet Er, Orhan Erkanlı, Vehbi Ersü, Numan Esin, Suphi Gürsoytrak, Orhan Kabibay, Kadri Kaplan, Mustafa Kaplan, Suphi Karaman, Muzaffer Karan, Kamil Karavelioğlu, Osman Köksal, Münir Köseoğlu, Fkret Kuytak, Sami Küçük, Cemal Madanoğlu, Sezai O’kan, Muzaffer Özdağ, Fahri Özdilek, Mehmet Özgüneş, Selahattin Özgür, Şükran Özkaya, İrfan Solmazer, Şefik Soyuyüce, Dündar Taşer, Haydar Tunçkanat, Alparslan Türkeş, Sıtkı Ulay, Ahmet Yıldız, Muzaffer Yurdakuler” (s.177, Dipnot.188) isimlerinden teşkil edilir.
“MBK üyesi subayların isimleri kamuoyuna ilan edilirken yapılan bir hata söz konusudur. Binbaşı Dündar’ın ‘Taşar’ olan soyadı resmi gazetede ‘Taşer’ olarak yazılır. O esnada sehve bir harfin yanlış yazılması genç binbaşının ömrünün kalanında farklı bir kimlik taşımasına sebep olacaktır. Bu tarihten sonra bir müddet bazı vesikalarda ‘Taşar’ soyadının kullanıldığı görülse de bunlar bir istisna olarak kalacak ve kendisinin de benimsediği ‘Taşer’ soyadı, Türk kamuoyu nezdinde tanınırlığını elde ettiği isim olacaktır.” (s.178) Dündar Taşar resmi gazete yapılan hat yüzünden Dündar Taşer olmuştur.
Alparslan Türkeş’in liderlik vasfını öne çıkaran, ileri görüşlü olduğuna ve görüşlerinde isabetli bir kişi olduğuna delalet eden bir vaka da Alparslan Türkeş’in ihtilaldan önce de iktidarın bir müddet askerler tarafından yürütülmesi veya askerlerin bir parti kurması, sivillerin iktidarı kaybetme kaygısı ile yapamadıkları işleri yaparak ülkenin ekonomik ve sosyal hayatını hal yoluna koyma düşüncesinin MBK oluşturulduktan sonra diğer bazı komite üyelerince kabul edilmesdir. Bu kişilerin en önemlisi de Dündar Taşer’dir. Zira Dündar Taşer ihtilaldan önce askerlerin iktidarı bir an önce CHP’ye devretmesi yönündeki düşüncesi MBK üyesiyken de sürmektedir ancak yaşanılanlar ve Dündar Taşer’in gözlemleri bu düşüncesini değiştirir ve hem 14’lerin içinde yer almasını hem de Türkeş’in savunduğu askerlerin iktidarda kalması fikrini doğru düşüncesinde değişimine sebep olur. İsmet İnönü’nün damadı Metin Toker’in yönettiği “Akis’te, Binbaşı Dündar’ın 27 Mayıs’tan sonra çok değiştiği söylenirken, kuvvetle muhtemel bu değişime işaret edilmektedir. Artık [Dündar Taşer] ihtilalcıların iktidarının devamının şiddetli savunucusudur.” (s.188)
Alparslan Türkeş ve MBK üyesi Türkeş grubunun iktidarda kalarak problemleri çözme temel reformları gerçekleştirme düşüncesi içinde yer alam milli eğitim ve milli kültür meseleleridir. Bu minval üzere “18 Ağustos [1960] Türk Kültür Denekleri kurulur. Esasen Temmuz ayının ortalarında Türkeş Cumhuriyet gazetesine verdiği röportajda “… halkı aydınlatmak üzere Kültür Ocakları kurmak istiyoruz. Politik cereyanlardan tamamen uzak Kültür Ocakları,” diyerek teşebbüse dair ipuçları vermektedir.” (s.196) Türkeş kuruşlan bu Türk Kültür Ocaklarının Genel Başkanlığına daha sonraları dünürü de olacak Şahap Homriş Beyi getirir (s.197). Ayrıca Altan Deliorman’a göre İstanbul şubesinin kurucular listesini Nihal Atsız oluşturmuştur. Türkeş hem Şahap Homriş genel başkan yaparak dernek üzerinde etkisini göstermiş hem de Nihal Atsız gibi önemli Türkçüleri olaya dâhil etmiştir (s.197, Dipnot. 251).
Alparslan Türkeş’in Başbakanlık Müsteşarlığından istifa etmesi ve istifasını açıklarken Dündar Taşer’in yanında olması, açıklamadan önce de onunla odasında uzunca bir görüşme yapmaları herkes tarafından farklı yorumlanır. “Her ne kadar Metin Toker, Binbaşı Dündar’ın Türkeş’i Başbakanlık Müsteşarlığı vazifesini ‘sessizce, olay çıkarmaksızın’ bırakması için ikna etmekle uğraştığını ve buna zahmetle muvaffak olduğunu ifade etse de Binbaşı Dündar’ın daha sonraları kaleme alacağı satırlarda yer alan, ‘İstifasını geri alması için bütün ısrarlarıma rağmen söz ağzımdan çıktı geri almam dedi ve bıraktı,’ şeklindeki ifadeler Toker’in sözlerini hükümsüz kılmaktadır.” (s. 212) Aslında bu ifadelerde iki mana vardır. Birincisi İsmet İnönü’nün damadı Metin Toker ve dolayısıyla İnönü çevresi Türkeş’in istifa etmemesi sırasında problem çıkarmasından ya da istifa ederken bir karşı vukuat çıkmasından korkmaktadırlar. İkincisi de Cemal Gürsel’e istifa edeceği hususunu açan Türkeş sözünün eri gibi davranmış ve vazgeçirme çabalarına rağmen sözünde durarak vazgeçmemiş, istifasını vermiştir. Burada da aslında yine memleketin selameti için makam mevki derdinde olmadığını göstermiştir. Nitekim gazetecilere “Devlet makamları şahıslarla kaim değildir. Bu bir nöbet hizmetidir. Bu hizmet ilgililer tarafından icap ettikçe elden ele devredilir.” (s.211) diyerek devlet makamlarının hizmet yeri olarak zamanı geldiğinde devredilmesi gerektiğini ifade eder.
“Türkeş’in kendi grubundan bahsederken Özdağ, Esin, Köseoğlu, Soyuyüce, Er ve Özgüneş’in yanı sıra hatta bir süre bu grupta yer alıp sonradan kopan Karavelioğlu, Çelebi ve Karaman’ın isimlerini sayarken Binbaşı Dündar’ın ismini saymaz. Ancak Eylül ayındaki vaziyete bakıldığında Binbaşı Dündar’ın tam manası ile Türkeş grubuna intisap ettiği anlaşılır.” (s.214) İhtilalın ilk günlerinde hükümetin CHP’ye bırakılmasını savunan ekiple birlikte olan Dündar Taşer ilerleyen zaman içinde Türkeş’in askeri hükümetin devam etmesi veya askerlerin siyasi parti kurarak seçime girip iktidarı alarak hükümete devam edilmesi düşüncesini savuna Türkeş grubuyla aynı düşünmeye başlar. Yakınlıkları sıkılaşarak Türkeş’in Başbakanlık Müsteşarlığından istifadan önce MBK’nın diğer yurt gezisine çıkması gereken diğer üyelerinin geziye çıkmamalarından işkillenerek kendisi de yurt gezisine çıkmamış ve sanki Türkeş’in koruması gibi davranarak bir müddet hemen yanında yer almıştır.
Alparslan Türkeş’in MBK tarafından sürgün edilmeden önce karşı grubu daha önceden saf dışı bırakma planları olduğunu kızı Selcen Türkeş Homriş yazdığı “Kader Sokak: Türkeş Ailesi” adlı hatıralarında ele almış ve arkadaşlarının karşı grubu ekarte etme hususunda istekli olmamaları ve Türkeş’i de vazgeçirmeleri dolayısıyla erken davranıp ekarte edemediğini ve sürgüne maruz kaldıklarını yazmıştır. Burada da Ahmet Er’in anlattığı hatıralarında; Türkeş grubundan Meclis Muhafız Tabur Komutanı olan Mehmet Ali kastederek “Türkeş’in kulağına eğildim ve usulca, ‘Albayım Mehmet Ali’ye haber vereyim mi, meclisi kuşatsın?’ dedim. (…) Heyecanla ‘Derhal, Derhal,’ dedi. Gene fısıldayarak ‘Albayım, şaka şaka,’ dedim. Yüzünü buruşturdu ve: ‘Ahmet, böyle şaka olmaz,’ dedi.” (s.214) ifadelerinden de anlaşılıyor ki Türkeş karşı grubu ekarte etmek istese de arkadaşlarının tutumları dolayısıyla bunda muvaffak olamaz.
Alparslan Türkeş 14ler denilen Türkeş grubu dışındaki MBK üyelerini tasfiye ederek sürgün etmek isterken arkadaşlarının aynı düşüncede olmamaları dolayısıyla harekete geçememiş ama onlardan erken davrananlar onları enterne etmiş ve tasfiye etmişlerdir. 13 Kasım 1960 sabaha karşı Türkeş evinde abluka altına alınmış ancak Taşer, Özdağ ve Yurdakuler enterne olmamışlar, evlerini çeviren asker ve polislerden kurtularak karşı bir operasyon için bağlı birliklerine ulaşmaya çalışırlar. “Özdağ’ın yanı sıra Kaplan ve Yurdakuler de Binbaşı Dündar’a eşlik etmektedir.” (s.235) Taşer, Özdağ ve Yurdakuler elde ettikleri resmi araç ile meclise kadar giderler ve oradaki kendilerine bağlı birliklerinde enterne olduğunu görünce teslim olurlar.
Yıllarca Menderes mirasını kullanan AP’liler Türkeş’i Menderesi astırmakla suçlamışlar ve halkın Türkeş ve MHP’ye teveccüh göstermesinin önüne bir set çekmişlerdir. Ömer Burak Sert burada sanki bu soruyu aydınlatırcasına bir bilgi vermektedir. “13 Kasım’daki hadislerin takip edildiği noktalardan bir de Yassıada’dır. … burada mevkuf bulunan Adnan menderes’in üzgün olduğu anlaşılır.13 Kasım günü Vecihi Öğütçüoğlu’na, ‘Vecihi Bey asıl ihtilal şimdi oldu. Artık ümit kapılarımız kapandı,’ diyen Menderes’in sözüne bakıldığında ümitleri Türkeş ve grubuna bağladığı intibaı oluşur.” (s.245) Yine Ömer Burak Sert Alparslan Türkeş’in ileri görüşlü bir lider olduğunu ancak arkadaşlarının ona uymakta mütereddit olduklarını gösteren ve 14’lerin enterne edilmeden bir gün önce Türkeş’in “Dündar ipi çek, bunlar bir halt karıştırıyorlar, demesine rağmen gereğinin [Dündar Taşer tarafından] yapılmadığı anlaşılır.” (s.246) dediği ifadeler göstermektedir.
Dündar Taşer Fas’ın başkenti Rabat’a sürgün edilmiş ve 20 Kasım 1960’da Rabat’a ulaşmıştır. Suphi Karaman 20 Kasım’da Rabat’a geldiğini bildiren bir mektup yazar. Mektubun 20 Kasım’dan sonra ancak yine kasım ayı içinde yazıldığı anlaşılıyor. Bu Mektupta “Halk kendi dili için açılmış kurlara devam edip, Arapça öğreniyor. [Mısır Kıralı] Nasır’ın epeyce tesiri var ve Arap Birliği idealini temsil ediyor ve Arap Birliğinin kurulması, Magrip’ten Bağdat’a kadar büyük bir devletin mevcudiyeti öyle sanıyorum ki Türkiye için tehlikeli sonuçlar doğururu.” (s.259) şeklinde enteresan bir bilgi verir. Yine ülkesi Türkiye’yi düşünmektedir. Dikkat çektiği tehlikenin neden kaynaklanacağını ifade etmemiştir. Sade Arapların birleşmesi midir tehlike, yoksa bileşmeden hasıl olacak yeni bir durum mu Türkiye’ye tehlike oluşturacaktır ifade etmemiştir.
Dündar Taşer tarafından hazırlanan MBK 14’ler Kulübü ile ilgili teşkilat ve tüzük çalışmasında Dündar Taşer’e göre Genel Başkan Alparslan Türkeş, Genel Başkan Yardımcısı Orhan Kabibay, Genel Sekreter Orhan Erkanlı, Teşkilatlanma Sekreteri Numan Esin, Propaganda Sekreteri Muzaffer Özdağ, Doktrin Sekreteri Mustafa Kaplan olarak öngörülmekte olup 14’ler içinde samimi olarak Türkeş’in liderliğini savuna tek kişidir (s.269). Ancak Genel başkan Yardımcılığı ve Genel Sekreterlik tahsis etmesi dolayısıyla da “Triumvira” (siyasi veya askeri bir kurumu eşit güç sahip üç kişini yönetimi, üçlü yönetim, üçler erki) (s.270) idaresine meyyal olduğu da söylenmektedir.
14’ler arasında Türkeş ve Kabibay’ın liderliği hususundaki en kritik noktada Muzaffer Özdağ, Numan Esin, Rıfat Baykal’ın Türkeş’e destek vermesine rağmen ilk günden beri Türkeş taraftarı olarak bilinen Dündar Taşer’in tarafsız kalması 14’ler arasında bir liderlik kriz doğurmuştur. Çünkü Orhan Kabibay’da Türkeş kadar destek bulmuştur. Ömer Burak Sert Dündar Taşer’in Türkeş’in liderliği hususundan sessiz kalmasını toplantının Dündar Taşer’in evinde yapılmasına bağlar ve ev sahibi olmasından dolayı nezaketen sessiz kaldığını savunur (s.291) Numan Esin Türkeş’e verdiği desteği “Biz Ondörtler olarak mücadelemizi Türkeş’le başlattık, Türkeş’le sürdürdük. Yurtdışında da bizim liderimiz Türkeş olarak biliniyor. Bu politikayla Türkiye’de beğenilir veya beğenilmeyiz, ama Türkiye’deki adamlar biz beğenmiyor diye lider değiştirmek yanlış bir şeydir.” (s.291-292) Numan Esin aslında Türkeş ile yola yürünmesini isterken kendilerini sürgün edenlerin Türkeş liderliğine sıcak bakmamalarını da önemsememektedir.
Alparslan Türkeş 14’leri “Hiçbir prensibi ve doktrini olmayan ve alınan kararları bir saat geçmeden unutarak tam tersine hareket etmekte tereddüt etmeyen insanların karışımından meydan gelmiş bulunan bu tesadüfî grup, hiçbir randımanlı faaliyet gösteremez. Çünkü birbirinden şüphe eden, birbirine itimat etmeyen insanlar var içimizde.” (s.299-300) diyerek tarif etmektedir ki aslında bu gurubun MBK içinde diğerlerinden daha fazla birbirileriyle ortak düşünceleri olmak dışında grup şuuru oluşmamış ve ne alına kararalar uydukları ne de lider pozisyonundaki Türkeş’in muhalefet ettikleri fikirlerinden haklı çıktıklarından bir ders alacak tıynette olmayıp hala kendi düşüncelerini hâkim kılma saplantısıyla hareket ettikleri anlaşılıyor.
14’ler hakkında samimi bir düşünce ortaya koyan Türk Milliyetçiliği çizgisinde yayın yapan Milli Yol dergisidir. Milli Yol 14’ler için “yanlışlığın temelden itibaren başladığını ileri sürer. Kendi aralarında fikren birlik bulunmayan, sadece aynı darbeyi yemiş kimselerden müteşekkil on dörtlerin bir arada kalmaya diretmeleri beyhudedir. Dolayısıyla bu gelişme Türk milliyetçileri adına sevindirci addedilmelidir.” (s.310)
Ondörtler içindeki liderlik mücadelesi ve Türkeş ile hareket edenler hakkında Ömer Burak Sert’in “İpeğe Sarılmış Çelik Dündar Taşer” adlı kitabından önce okuduğum Türkeş’in kızı Selcen Türkeş Homriş’in yazdığı “Kader Sokak: Türkeş Ailesi” hatıratında ilk defa rastladım. Ömer Burak Sert ve Selcen Türkeş Homriş birbirlerine yakın ifadeler ile 14’ler arsındaki bu liderlik mücadelesini dile getirerek Dündar Taşer’in Orhan Kabibay ile hareket ettiği yönünde ifadeler kullanmaktadırlar. Ancak Ömer Burak Sert ve Selcen Türkeş Homriş’ten önce yazılan Dündar Taşer biyografilerinde Nevzat Kösoğlu gibi yazarlar Dündar Taşer’in Türkeş’le hareket ettiği yönünde bilgiler vermektedir.
Türkeş’in “Dokuz Işık Doktrini” adlı kitabını başkalarının yazdığı söylemine bir cevap olması bakımından kendisi ile birlikte hareket eden 14’lerden Özdağ, Er, Esin ile Avrupa’da kurmayı düşündüğü “Hür Türkler Birliği” adlı teşkilatın tüzük işlerini de Özdağ ve Esin’e havale ederek “Temel prensipleri dokuz maddede bir araya getirmiştir: 1.Türkçüyüz, Milliyetçiyiz, Öztürkçeciyiz, 2. Toplumcuyuz, 3.Ülkücüyüz, 4.Ahlakçıyız, 5.Halkçıyız, 6.Köycüyüz, 7.İlimciyiz, 8.Gelişimciyiz (Bununla tekâmülcülüğü değil devrimciliği ve hızla kalkınmayı, ihtilalciliği kastediyoruz.) 9. Endüstrici ve Teknikçiyiz” (s.300-301) daha 1961 yılında dokuz Işık Doktrinini kaleme almaya başlamıştır. Ha bu Dokuz Işık Doktrinin kitaplaştırılmasında hiç kimsenin emeği olmadı demek değildir, mutlaka birileri de bir şeyler eklemiştir. Ancak bu Dokuz Işık Doktrinin başkasını zihin ürünü olduğu anlamına gelmez.
Türkeş 14’lerin 1961 yılı Ekim ayında Brüksel’de yaptığı toplantıdan bir süre sonra kendisi ile hareket eden ondörtler içinden altı arkadaşına 13 Ağustos 1962 tarihinde mektup yazarak onlara “Sevgili Ülküdaşlarım” ve “ülkücünün ülküsüzlere, ahlaklının ahlaksıza, hayrın şerre mutlaka üstün geleceğine inanıyorum.” (s.311) ifadelerini kullanarak Ülkü Ocaklarının kurulmasından yıllar önce Ülkücülük hakkında düşüncelerinin olduğunu da ortaya koymaktadır. Ömer Burak Sert’in “İpeğe Sarılmış Çelik Dündar Taşer” adlı kitabı Alparslan Türkeş’in liderlik vasıfları hakkında bilgiler verirken onun sadece yönetim bakımından bir lider olamadığını fikri bakımdan da lider vasfının olduğunu gözler önüne seren ender çalışmalardan birisi olmuştur.
Türkeş ve arkadaşlarına ülkeye döndükten sonra siyasete girmeleri hususunda çeşitli teklifler yapılır. “Takvim, 31 Mart 1965’i gösterdiğinde Ankara’da bir merasim tertip edilir. Öylesine sessizdir ki törene katılacakların yakın çevresinin dahi bu törenden habersiz olduğu anlaşılmaktadır. Zira Esin, Kaplan ve Er İstanbul’dan Ankara^ya geldiklerinde ne Türkeş’e ne Taşer’e ne de Özdağ’a ulaşabilirler. Bunun üzerine Türkeş’in evine giderler, Türkeş evde yoktur. Eşi Muzaffer Hanım, ‘Bugün Aslan [Muzaffer Hanım Türkeş’e Aslan diye hitap etmektedir], Dündar bey, Muzaffer Bey üçü buluşup CKMP’ye gideceklerdi,’ der.” (s.337) Demek ki Dündar Taşer daha önce yurt dışından dönmüştür. O sırada partiye gelen Ahmet Er de Türkeş Taşer ve Özdağ ile harekete ederek partiye katılır. “Bunun üzerine aynı gün [Türkeş’in peşinde Esin, Kaplan ve Er CKMP’ye gelişlerdi] Er de gerekli belgeleri imzalayarak partiye katılır.” (s.337)
Asuman Taşer “Türkeş bey, Dündar Bey’i alamaya geldi. Çok gururlandım. Milliyetçilikle asker birleşmişti. Türkeş Bey, bir güçtü. Sesi bir güçtü. Güçlendik.” (s.337, dipnot.21) diyerek Türkeş’e duyduğu güveni ve eşi Dündar Taşer ile birlikte harekete etmelerinden gurur duyduğu ortay koymaktadır.
1965 yılında seçim yapılır ve CKMP %2,2 oy ile milli bakiye sisteminin de yardımıyla 200 bin civarı oy alarak 11 milletvekili çıkarır. Türkeş, Tahtakılıç, Yılanlıoğlu, Baykal, Uluç, Özdağ, Odyakmaz’ın yanı sıra Abdullah Akdoğan, Kemal Aytaç, Mehmet Altınsoy, Cemil Karahan milletvekili seçilmişlerdir (s.354). İstenilen sonuç alınamamış olmasından hareketle Türkeş Gençlik ve Aydınlar ile Temas kurmak ister (s.356). Namık Kemal Zeybek Gençlik Kolları Başkanlığına atanır. Türkeş ve Dündar Taşer geçlik seminerleri vermeye başlarlar. Zamanla kendini yetiştirmiş farklı fikirlerden Sabahattin Zaim ve Kadri kaplan gibi ilim adamlarından ve uzmanlardan da seminer vermesi istenir (s.361). Dündar Taşer bu seminerlerde ülkücü gençlere “Ülkücü; mevcut düzene göre değil, mevcut düzenin aleyhine göre de değil, kuracağı düzene göre hareket eder. Kuracağı düzende adalet vardır, dürüstlük vardır, insana saygı vardır, milletin hukukunu korumak vardır. Öyleyse ülkücü adil, ahlaklı, dürüst, saygılı ve milletin hukukunu koruyan insan olmalıdır.” (s.359) ve “Fikren mağlup edemediğiniz birini, ahlakınızla, efendi davranışlarınızla mağlup ediniz. Sizinle tartışanlar, ülkücülerin fikirlerini beğenmiyorum ama kendileri çok dürüst, çok efendi insanlar diyebilmeli.” (s.360) ilkelerini vermeye çalışır.
Ömer Burak Sert buradan sonra Dündar Taşer’in Milli Hareket dergisinde ve Yeni İstanbul gazetesinde yazdığı yazılardan, Küllük ve Marmara kıraathanelerdeki ilmi sohbetlerden ve buralarda aydınlarla kurduğu muhabbetlerden özendirecek şekilde bahsetmektedir.
Dündar Taşer, CKMP genel başkan yardımcısı olduktan sonra Genel Başkan Alparslan Türkeş’i temsilen Türkçü ve Milliyetçi toplantı, gün ve kutlamalara katıldığı 3 Mayıs 1966 tarihinde 3 Mayıs kutlamaları (s.411) ve 1968 yılında Azerbaycan Devletinin kuruluşunun ellinci yılı kutlamaları (s.412)- gibi “Türkeş’i yahut Partisini temsilen katıldığı davetler sadece Türk Milliyetçilerinin organizasyonlarından ibaret değildir. Katıldığı bazı davetler, devlet nezdinde tertip edilmiştir. 25-30 Ekim 1968 tarihinde Türkiye’yi ziyaret eden Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle ve eşi onuruna Cumhurbaşkanı Sunay tarafından verilen kabul resmine de CKMP Genel başkan Yardımcısı sıfatıyla Taşer davet edilir.” (s.412) Dündar Taşer’in Türkiye’ye döndükten sonra milliyetçi ve Türkçüler ile münasebetleri gelişirken Türkeş ile de devamlı beraber olmaktan dolayı daha samimi bir dostluk kurdukları anlaşılmaktadır.
Ömer Burak Sert ülkü Ocakları Birliği İlk Başkanı Dr. İbrahim Doğan’ın ‘Akıldan kaleme’ adlı kitabından aktardığına göre 1969 Adana Kongresinde Atsız ve ekibin yeni MHP’den dışlanmadığında dair Atsız’ın kongreden sonra bir grup gençle buluğu onlara “Eğer beni fikir önder olarak kabul ediyorsanız, ben bu davanın lideri olarak Alparslan Türkeş’i tanıdım ve kabul ettim. Ban hukuk fakültesinde, gençlerle birlikte kavgaya gideceksin diye emir verirse, hiç tereddüt etmeden giderim. Bu basit kırgınlıkları bir kenara bırakarak emirlere itaat edin.” (s.427) diyerek Türkeş’e destek verdiğini aktararak Atsız’ın partiden ayrılmadığına dair bir anekdot sunmaktadır.
Dündar Taşer’in MHP’den sonra en çok vakit geçirdiği KÜBİTEM’de dostlarıyla yaşadıkları ve Devlet Gazetesi için İbrahim Metin’in ondan yazı almak için son gün onu odaya kilitlemesi (s.440)Devlet gazetesi Umum Neşriyat Müdür olarak görev yapan Mehmet Nedim Budak’ın öğle yemeği niyetine pişirdiği bulgur pilavına “Oğlum Buda bu pilavı ya çok acı yapma, yahut da çok sıcak yapma” (s.441) diyerek sataşması bugün olsan insanlar birbirine selam vermez. Bulundukları mekânlara uğramazlar.
16 yaşındaki kızını MHP seçim çalışmalarında görevlendiren Taşer'e kızının çalışmasına gerek olmadığını söyleyenlere; "Ben kendi çocuğumdan isteyemediğim bir şeyi başkasının çocuğundan isteyemem" (s.457) der. Bu durum Dündar Taşer’in önce “iğneyi kendine” batırıp tattığını daha sonra da “çuvaldızı başkasına batırdığını” göstermektedir. Aynı işi kendisi yapmadıktan sonra başkasına havale etmek karşısındaki insanlara değer vermemek, kullanmak olduğu gibi o insanların can ve mal güvenliğini de önemsememektir.
Dündar Taşer, MHP’den istifa eden Münir Köseoğlu ile devam eden dostluğu gereği görüşmesi sırsında yanındaki Gün Saka ile de tanışır (s.472) ve dostluğunu geliştirmek için de önce Devlet gazetesi gönderir (s.473). Bu tanışıklığın gelişmekte olduğu yedi sekiz ay sonrasında Gün Sazak bir trafik kazası geçirir ve hastanede yatmaktadır. Türkeş ile Taşer geçmiş olsuna Sazak’ı ziyarete gideler ve Sazak Türkeş ile de tanışır. Daha sonra Sazak, MHP genel Merkezinde Taşer refakatin de Türkeş’e iadeyi ziyaret yapar. (s.475). MHP Genel Merkezinde Taşer Sazak’ı takdim eder “Sazak Bey, benim dostumdur, kendisi başarılı bir iş adamıdır.” (s.475) Ancak Sazak Taşer’in “Milliyetçi Hareket Partisinin taze üyesidir!” bu sözlerine birkaç kelime ilave eder. Taşer ve Sazak göz göze geldiklerinde “Efendim, partiye üye oldum.” (s.476) Ülkücüler sayısı bir artmıştır, hem de örnek ülkücü vasfını bedeninde taşıyarak ülkücülüğe şeref katmaya gelmiştir.
Ömer Burak Sert’in “Siyaset” bölümünde bahsettiği gibi Dündar Taşer, siyaset adamı olmanın ötesinde edebiyat, sanat, şiir, musiki, divan edebiyatı, yazar, gazeteci, dergi ve gazetelerin neşvünemasının kaynağı olmasının ötesinde lidere sadık bir teşkilatçıdır. Liderin yanlışını kendi doğrusunda daha doğru bulan, hatta Türkeş’in kendisini yıldıran olaylardan yılmadığını, düştüğü yerden kalkarak yürüyecek kararlılıkta vasfının olduğunu söyler. Lider sen ol diyenlere “Eğer ben akıllıysam, Türkeş’i takip ediyorum, sizde onu takip edin” diyen ve fitneyi bitiren bir sadakat sahibidir. Dündar Taşer bu vasıflarıyla göstermiştir ki lider olmadan da teşkilatın en sevilenlerinden birisi olabilirsin. Adam olmak için lider olmaya gerek yoktur. Teşkilatın ikinci adamı olarak da Davaya en büyük hizmetin yapabileceğini göstermiştir. Zamane büyük dava adamlarına(!) teşkilatçılığın lider sadakatle iman etmek olduğunun gerçek örneğini sunmuştur. Liderin eksik ve kusurları ya da aralarında cereyan eden fikir ayrılıkları nedeniyle teşkilat terk etmek değil daha azimle çalışmak ve lidere, teşkilata daha sadakatle sarılmak olduğunu yaşayarak sanki sonsuzluğa doğru Gelemiş gelecek bütün teşkilatçı dava adamları duysun diye haykırmıştır.
Gün Sazak, Dündar Taşer’in vefatı dolayısıyla duygularını dile getirmek için “Latincede ‘Epluribus Unum’ diye bir sözcük vardır, bu ‘emsalinden ayrı’ demektir. Dündar Taşer de böyle emsaline nazaran mümtaz bir yaradılıştaydı.” (s.526) ifadelerini kullanır. Hani Cevher Dudaev için hanımı tarafından yazılmış bir kitabın ismi var ya “Milyon Birinci” adında sanki Dündar Taşer için söylenen “emsalinden ayrı” manasını çağrıştırır gibi gelir bana “binler içinden tebarüz etmiş” demek.
Ömer Burak Sert’in “İpeğe Sarılmış Çelik Dündar Taşer” adıyla ülkücü literatüre kazandırdığı kitabında hissi duygularla değil belgesel gerçeklikle meseleleri ortay koymaktadır. Böylelikle daha önce yazılan ve kişileri kırmak ve kendileri hakkında menfi bir zanna sebep olmaktan çekinerek hep müspet, iyi, güzel şeylerden bahsederek kişilerde olmayanlarından varmış gibi gösterilmesi kusurlarından kurtulunmuş, objektif bir eser ortaya çıkarmıştır. Hissi ve duygusal bakış açıları aslında fikrin mensuplarını bir birine yaklaştırır gibi gözükmekle birlikte doğru bir karar verilmesini yardımcı olacak doğru bilgilerden mahrum burakmakatdır.
Ömer Burak Sert’in “İpeğe Sarılmış Çelik Dündar Taşer” adlı kitabının omurgasını Dündar Taşer’in biyografisi oluşturmuş olsa da kitap daha çok bir dönemi ele alan siyasal tarih kitabıdır. Şahsi ağırlık Dündar Taşer’e verilmekle birlikte bir döneme ait siyasi olayların tarihi belgelere dayanarak ve çok çeşitli hatıralardan alıntılar yaparak karşılaştırmalı bir araştırma ile en doğru tarihi bilgiyi bulup sunma hususunda mükemmel bir çabanın sonucu yazılan, akıcı olduğu kadar sade ve anlaşılır, verdiği detaylı bilgiler ile müphem hiçbir nokta bırakmayan objektif bir kitap hazırladığı için Ömer Burak Sert’e müteşekkiriz.
Benim gibi Dündar Taşer’in “Mesele”sini Ziya Nur Aksun’un “Dündar Taşer’in Büyük Türkiyesi’ni ve Dündar Taşer üzerine yazılan onlarca kitabı okuyarak ya da okuyamadıklarının önemli bulduğu kısımlarını inceleyerek ülkücülük yapan birisi olarak Ömer Burak Sert’in “İpeğe Sarılmış Çelik Dündar Taşer” adlı kitabı her ne kadar zaman zaman sanki önceki yazılmışlarla tekrar düşmüş gibi görünse de üslup ve bakış açısı bakımında Dündar Taşer’in bütün vasıflarını toplayacak şekilde her yönüyle ele alan ve her zaman başvurulacak kaynak bir eser olmuştur.
Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.