« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

M. METİN KAPLAN

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

29 Haz

2026

Erbil'de hükümet yok, hesap çok: KDP-KYB kavgasında Türkmenler nerede duruyor?

Ömür Çelikdönmez 01 Ocak 1970

Erbil'de hükümet yok, hesap çok: KDP-KYB kavgasında Türkmenler nerede duruyor?
Kuzey Irak'ta kartların yeniden karılacağı seçimin eli kulağında. Tom Amca’nın şapkasından tavşan mı çıkacak, kaos mu? Sihirli değnek kimin elinde? Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi, önümüzdeki günlerde seçime gitmenin ön görüşmelerini gerçekleştiriyor.

Çok yakın bir zamanda hem Kürdistan Demokrat Partisi hem de Kürdistan Yurtseverler Birliği, yeni hükümeti kurma konusunda görüşmelere yeniden başlamaya hazır olduklarını açıkladı. Yeniden başlayan bu temas, bölgesel yönetimin geleceği açısından, kurumsal istikrarı korumak ve son dönemdeki partizan engelleri aşmak için hayati bir çabayı işaret ediyor.

Kuzey Irak bölgesel Kürt yönetiminde, seçimlerin yenilenmesi ya da siyasi kriz nedeniyle sürecin tıkanması, bölge basını ve yerel siyasi kaynaklar tarafından yakından takip edilen oldukça sıcak bir gündem maddesi. Krizin temeli ise Ekim 2024 seçimleri sonrası hükümetin kurulamamasına dayanıyor.

Kuzey Irak'ta uzun gecikmelerin ardından Ekim 2024'te parlamento seçimleri gerçekleştirilmişti. Bu seçimlerde Mesud Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) 39 sandalye, Bafıl Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ise 23 sandalye kazanarak en büyük iki güç olmaya devam etti. Ancak seçimlerin üzerinden aylar geçmesine rağmen yeni IKBY kabinesi bir türlü kurulamadı. Milletvekilleri yemin etmiş olsalar da parlamento oturumları yasal çoğunluk (nisap) sağlanamadığı için defalarca ertelendi.

Bölge basınında "Seçimlerin yenilenmesi" söylemi nereden çıkıyor?

Kuzey Irak medyasında (özellikle PUKmedia ve KDP'ye yakın yayın organlarında) yer alan analizlerde, tarafların uzlaşamaması durumunda erken seçimlerin (seçimlerin yenilenmesinin) tek anayasal çıkış yolu olabileceği değerlendiriliyor. Bu durumun arkasındaki temel dinamiklerden biri de makam paylaşımı krizi.

KDP ve KYB, bölgedeki stratejik güvenlik kurumlarının, bakanlıkların ve başbakan yardımcılığı gibi üst düzey makamların dağılımında tamamen kilitlenmiş durumda. KDP, KYB’yi seçim sonuçlarını sindirememek ve "dayatma politikası" izlemekle suçlarken; KYB ise güç paylaşımında eşit ortaklık talep ediyor.

Diğeri ise Bağdat-Erbil hattındaki cumhurbaşkanlığı gerilimi. IKBY'deki hükümet krizini körükleyen en büyük etkenlerden biri Bağdat'taki federal yönetim süreçleri.

Nasıl mı?

Irak Parlamentosunda yapılan oylamada KYB'nin adayı Nizar Amedi'nin cumhurbaşkanı seçilmesi, KDP tarafından boykot edilmişti. KDP, bu seçimin yasal olmadığını savunarak Bağdat'taki federal kabineden bakanlarını geri çekmiş ve konuyu Erbil'deki IKBY hükümet müzakerelerine bir pazarlık unsuru kullanmıştı.

Bölge basınındaki genel mutabakat; eğer taraflar önümüzdeki süreçte ortak bir kabine üzerinde anlaşamazlarsa, parlamentonun işlevsiz kalacağı ve IKBY Başkanı Neçirvan Barzani’nin yasalar gereği parlamentoyu feshederek seçimlerin yenilenmesi (erken seçim) kararını masaya getirmek zorunda kalacağı yönündedir.

Ancak ekonomik kriz ve Bağdat ile yaşanan bütçe/petrol sorunları nedeniyle iki partinin de yeni bir seçimin mali ve siyasi yükünü taşımakta zorlanacağı, bu yüzden "seçim restleşmesi”nin şimdilik bir müzakere kozu olarak kullanıldığı da belirtilmektedir.

KDP ve KYB arasındaki siyasi ve askeri paylaşım krizi…
Kuzey Irak siyasetinde 1992'den beri uygulanan ve "50-50 Ortaklık Modeli" olarak bilinen geleneksel güç paylaşımı, KDP'nin son seçimlerdeki üstünlüğü (39 sandalye) sonrasında tamamen sarsıldı. KDP, artık KYB (23 sandalye) ile tamamen eşit bir paylaşım yapmak istemiyor; KYB ise eşit ortaklık olmadan kurulacak bir kabineyi meşru kabul etmeyeceğini belirtiyor.

Müzakereleri kilitleyen iki temel kırmızı çizgi bulunuyor. Bunlardan ilki, İçişleri Bakanlığı ve güvenlik bürokrasisinin kontrolü konusunda yaşanan anlaşmazlıktır. Hükümet kurma görüşmelerindeki en büyük düğüm, İçişleri Bakanlığı ile istihbarat kurumlarının yönetiminin hangi tarafın kontrolünde olacağı meselesidir.

KDP, Erbil merkezli başbakanlığın yanı sıra bölgenin asayiş ve iç güvenlik mekanizmalarını yöneten İçişleri Bakanlığı'nı da elinde tutmakta ısrar etmektedir. Buna karşılık KYB, KDP'nin Erbil'de siyasi gücü tekelleştirdiğini ve Başbakan Mesrur Barzani yönetiminin Süleymaniye merkezli bölgeler üzerinde ekonomik ve siyasi baskı kurduğunu savunmaktadır.

Bu nedenle KYB, denge sağlanabilmesi için İçişleri Bakanlığı'nın veya en üst düzey güvenlik koordinasyon makamlarının kendilerine verilmesini şart koşmaktadır. Ancak KDP, stratejik önem taşıyan bu yetkiyi devretmeye kesinlikle yanaşmamaktadır.

İkinci temel sorun ise Peşmerge güçlerinin tek bir ulusal ordu çatısı altında birleştirilememiş olmasıdır. Kuzey Irak'ta halen KDP'ye bağlı "70. Birimler" ile KYB'ye bağlı "80. Birimler" olmak üzere iki ayrı askeri komuta yapısı faaliyet göstermektedir.

ABD ve uluslararası koalisyon güçleri, DEAŞ sonrası dönemde Peşmerge'nin tek bir Bölgesel Savunma Bakanlığı altında birleştirilmesi için yoğun baskı yapmakta ve mali yardımları büyük ölçüde bu reform şartına bağlamaktadır.

Ancak Peşmerge Bakanlığı'nın kontrolü ve askeri bütçenin kullanım yetkisi, iki parti arasında kimin daha fazla tugay ve askeri güç üzerinde söz sahibi olacağına ilişkin bir mücadeleye dönüşmüştür.

Hükümetin kurulamaması nedeniyle askeri reform süreci tamamen askıya alınmış, taraflar ağır silah depolarını ve istihbarat ağlarını birbirleriyle paylaşmaktan kaçınmıştır. Bu durum, bölgedeki siyasi istikrarsızlığı ve güvenlik alanındaki kırılganlığı daha da derinleştirmektedir.

Bölge medyasında yer alan son haberlere göre; iki parti heyetleri Haziran ayı itibarıyla diplomatik temasları yeniden başlatmış olsa da ne KDP İçişleri Bakanlığı'ndan ne de KYB "eşit ortaklık ve güvenlik hakları" taleplerinden geri adım atmış durumda. Bu tıkanıklık aşılamazsa, parlamento işlevsiz kalmaya devam edecek ve erken seçim kararı tek yasal formül haline gelecektir.

Tom Barrack’ın Erbil mesajı: Parlamentoyu çalıştırın, krizi bitirin!..

ABD'nin Ankara Büyükelçisi olan ve Mayıs 2026 sonu itibarıyla Donald Trump tarafından hem Suriye hem de Irak Özel Başkanlık Temsilciliği görevine getirilen Tom Barrack’ın, Kuzey Irak’taki seçimler veya hükümet krizine yönelik doğrudan, kelimesi kelimesine "seçimler yenilenmeli" şeklinde agresif bir deklorasyonu olmasa da bölgedeki tıkanıklığa ilişkin çok net diplomatik imaları ve Washington’ın yeni dönem stratejisini yansıtan hamleleri var.

Tom Barrack, Mayıs ayının sonunda genişletilen bu ikili görevinin ardından yaptığı ilk değerlendirmelerde Trump yönetiminin yeni dönem Ortadoğu vizyonuna paralel olarak "bölgesel ortakların kendi iç meselelerinde daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiği" mesajını vermişti. Bu yaklaşımın Erbil ve Süleymaniye (KDP ve KYB) arasındaki hükümet kurma kilitlenmesine doğrudan bir gönderme olarak yorumlandığı söylenebilir.

Washington, iki partinin kendi içindeki makam ve rant savaşları nedeniyle bölgeyi siyasi bir boşluğa sürüklemesinden rahatsızlık duymakta; Kürt aktörlerin sorumluluk alarak ya uzlaşmasını ya da anayasal mekanizmaları işleterek, yani gerekirse seçimlerin yenilenmesi yoluyla bu belirsizliği sonlandırmasını beklemektedir.

Siyasi analistler ve bölge uzmanlarının değerlendirmelerine göre, Tom Barrack’ın desteklediği bu iş odaklı ve sonuç odaklı yeni diplomasi modeli, Irak ve Suriye’deki Kürt aktörlerin merkezi hükümetlerle entegrasyonunu ve iç çekişmeleri bitirmesini öngörmektedir.

Dolayısıyla taraflar Haziran ayında yeniden başlayan müzakerelerden bir koalisyon çıkaramazsa, Washington'ın anayasal bir çıkış yolu olarak seçimlerin yenilenmesi seçeneğine karşı çıkmayacağı, aksine otopilot modundaki istikrarsız bir Erbil yerine meşruiyeti tazelenmiş bir hükümeti tercih edeceği belirtilmektedir.

Trump yönetiminin ve Özel Temsilci Tom Barrack'ın Irak'taki asıl kırmızı çizgisi ise İran nüfuzunun sınırlandırılması ve istikrarın iş dünyası eksenli bir yaklaşımla sağlanmasıdır.

Nitekim 2026'nın ilk aylarında Bağdat'ta yaşanan federal hükümet krizinde ABD, Şii Koordinasyon Çerçevesi’nin eski Başbakan Nuri el-Maliki'yi yeniden aday gösterme hamlesine karşı bizzat Trump'ın "Maliki seçilirse Irak'a yardımı tamamen keseriz" restiyle ağırlığını koymuştur.

Barrack ve ekibinin yürüttüğü bu baskı diplomasisi sonucunda Maliki geri adım atmış, Nisan ayında KYB'li Nizar Amedi cumhurbaşkanı, Ali al-Zaidi ise başbakan olmuştur. Bu süreçte KDP'nin Bağdat'taki oluşumu boykot etmesi, Erbil ile Bağdat arasındaki krizi derinleştirirken, ABD'li diplomatlar KDP'yi masaya dönmeye ve Erbil'deki yerel hükümet krizini federal süreçlerin önünde bir engel olarak kullanmamaya çağırmıştır.

Barrack’ın ajandasındaki bir diğer kritik dosya ise KDP ve KYB'nin kendi altındaki Peşmerge güçlerini tek bir çatı altında birleştirmesidir. ABD, DEAŞ sonrası dönemde bu askeri reformun tamamlanmasını Erbil'e verilen askeri ve mali yardımların ön şartı haline getirmiş durumdadır.

Ancak hükümetin kurulamaması ve tarafların sürekli erken seçim restleşmesine girmesi, bu reformu tamamen baltalamaktadır. Washington, iç çekişmelerin bölgenin savunma ve emniyet kuşağına zarar verdiği yönündeki uyarılarını Erbil’deki diplomatik misyonu üzerinden taraflara doğrudan iletmeye devam etmektedir.

Erbil’de hükümet tıkanıklığı ve Türkmenlerin kurucu ortaklık talebi...
Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi'nde (IKBY) Ekim 2024 seçimlerinin ardından yaşanan hükümet kurma krizi, bölge siyasetini "otopilot" moduna sokarak kurumsal istikrarı tehdit eden bir sürece dönüştürmüştür.

KDP ve KYB, 1992'den beri uygulanan geleneksel "50-50 Ortaklık Modeli"nin sarsılmasıyla birlikte, stratejik makamların ve güvenlik kurumlarının paylaşımı konusunda kilitlenmiş durumdadır.

Parlamentoda yasal çoğunluğun (nisap) sağlanamaması ve tarafların İçişleri Bakanlığı ile Peşmerge güçlerinin (70. ve 80. birimler) yönetimi üzerinde uzlaşamaması, bölgedeki tıkanıklığı derinleştirmektedir.

Bu süreçte tarafların, hükümetin kurulması için "erken seçim" restleşmesini bir müzakere kozu olarak kullandığı, ancak ekonomik ve siyasi maliyetler nedeniyle bundan kaçındığı gözlemlenmektedir.

Bu siyasi denklemde, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Trump’ın Irak-Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Washington'ın bölge vizyonunu "sorumluluk alma" eksenine oturtmuştur.

ABD, tarafların kendi iç çekişmeleriyle bölgeyi istikrarsızlığa sürüklemesinden rahatsızlık duymakta ve Kürt aktörleri ya uzlaşmaya ya da anayasal bir çıkış yolu olarak seçimlerin yenilenmesi seçeneğini değerlendirmeye teşvik etmektedir.

Barrack'ın "iş odaklı" baskı diplomasisi, özellikle Bağdat hattındaki federal krizlerde sonuç vermiş olsa da, Erbil'deki yerel tıkanıklık için de benzer bir "istişare ve sonuç alma" süreci yürütülmektedir.

Bu karmaşık siyasi tabloda Irak Türkmenleri, kendilerini bölgenin asli unsuru olarak konumlandırarak hem siyasi temsiliyet hem de güvenlik dengeleri açısından kritik bir pozisyonda durmaktadır.

Ancak KYB'nin Bağdat'taki Federal Mahkeme'ye başvurusu neticesinde Türkmenlerin meclisteki 5 olan kota sandalye sayısının 2'ye düşürülmesi, Türkmen siyasetinde ciddi bir kırılma ve güvensizlik yaratmıştır.

Türkmenler, KDP ile ilişkilerinde Erbil merkezli kurumsal yapının ve bölgedeki mevcut güvenlik ortamının korunmasından yana bir tutum izlerken, KYB'nin Bağdat'taki Şii bloku ile hareket etmesi ve Türkmen haklarını yerel siyasi manivelalarda bir pazarlık unsuru olarak kullanması nedeniyle bu partiye karşı oldukça temkinli ve mesafeli bir yaklaşım sergilemektedir.

Sonuç olarak; gerek olası bir yeni seçimde gerekse hükümet kurulum sürecinde Türkmenler, hem Bağdat ile bütçe ve petrol krizlerinin çözümünü hem de kendi anayasal haklarının "hakları gasp edilmiş bir azınlık" statüsünden çıkarılarak "emniyet kuşağının kurucu ortağı" olarak tescillenmesini talep etmektedir.

Türkmenlerin meclise dönüş ve kurucu ortaklık mücadelesi…

Irak Türkmenleri, küllerinden yeniden doğan Anka kuşu misali, bölgesel mecliste hak ettikleri siyasi temsiliyete yeniden kavuşabilecek mi? Türkmenlerin siyasal etkisini azaltan ve temsil gücünü zayıflatan kota krizinin aşılması mümkün olacak mı?

Bağdat'taki mahkemelerin aldığı kararlarla Türkmenlere ayrılan kontenjanların daraltılması, gerçekten hukuki bir düzenleme mi; yoksa bölgenin kurucu unsurlarından birini siyasi denklem dışında bırakmaya yönelik stratejik bir tercih mi?

Ankara'nın Irak ve Kuzey Irak politikasında öncelik sıralaması nasıl şekilleniyor? Erbil'in siyasi ve ekonomik ağırlığı mı, Süleymaniye'nin bölgesel dengelerdeki rolü mü, Musul'un tarihi ve jeostratejik önemi mi, yoksa Kerkük'ün enerji kaynakları ve Türkmen kimliği mi Türk diplomasisinin odağında yer alıyor?

Türk dış politikasının önümüzdeki dönemde bu merkezler arasında nasıl bir denge kuracağı merak konusu olmaya devam ediyor.

Öte yandan, Irak Türkmenleri açısından Telafer'in ayrı bir anlamı bulunuyor. Yıllarca terör örgütlerine, mezhepçi baskılara ve dış müdahalelere karşı direnen Telafer, yalnızca bir şehir değil; Türkmen varlığının, direncinin ve kimliğinin sembollerinden biri olarak görülüyor.

Tam da bu noktada sorulması gereken soru şudur: Bölgesel ve küresel güç mücadelelerinin yeniden şekillendiği bir dönemde, Telafer'in temsil ettiği tarihî hafıza ve siyasi irade hâlâ etkisini koruyor mu?

Kuzey Irak'ta hükümet kurma krizinin, KDP-KYB çekişmesinin ve Bağdat-Erbil geriliminin gölgesinde yeni bir siyasi dönem şekillenirken, Türkmenler yalnızca seçim hesaplarının değil, aynı zamanda bölgesel güvenlik ve istikrar denkleminde kurucu ortak olarak kabul edilmek istiyor.

O nedenle önümüzdeki süreç, sadece Erbil'de kimin hükümet kuracağını değil; Kerkük'ten Telafer'e uzanan Türkmen coğrafyasının gelecekteki konumunu da belirleyecek gibi görünüyor. Pir Sultan'ın dediği gibi “Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan”. Dönersem yolumdan gök girsin kızıl çıksın!

"Kerkük... ey dertli ana, ey mahzun diyar,

Sende bir boynu bükük Türklük yaşar.

Sancağın rengi gök, toprağın vakur,

Senden yükselen ses, tarihe gurur..."

https://www.dikgazete.com/yazi/erbil-de-hukumet-yok-hesap-cok-kdp-kyb-kavgasinda-turkmenler-nerede-duruyor-9209.html

Halim Kaya

22 Haz 2026

Ülkücü camianın kitap okuyanları Alparslan Türkeş, Dündar Taşer, Galip Erdem, Erol Güngör, Necmettin Hacıeminoğlu, Nihal Atsız gibi milliyetçi düşünürler hakkında hemen hemen her yazılanı okuduğu gibi bende sözkonusu isimler hakkında yazılan her yazı veya kitaba sahip olup okumayı bir alışkanlık haline getirdim.

İdris Savaş

22 Haz 2026

M. Metin KAPLAN

15 Haz 2026

Muharrem GÜNAY (SIDDIKOĞLU)

15 Haz 2026

Kemal Girgin

08 Haz 2026

Yusuf Yılmaz ARAÇ

26 May 2026

Nurullah KAPLAN

17 Kas 2025

Efendi BARUTCU

25 Haz 2025

Hüdai KUŞ

22 Tem 2024

Orkun Özeller

03 Haz 2024

Altan Çetin

28 Ara 2023

Ziyaret -> Toplam : 304,89 M - Bugn : 304606

ulkucudunya@ulkucudunya.com