Trump, lobiler ve Türkiye pazarlığı
Zeynep Gürcanlı 01 Ocak 1970
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar’ın Ermeni soykırımını tanıma sürecinin başlatıldığını açıklaması, Amerikan Kongresi’ndeki İsrail yanlısı isimlerin de artık, Yunan ve Ermeni lobileriyle aynı çizgide hareket edeceğinin ilk işareti sayılmalı.
Trump, lobiler ve Türkiye pazarlığı - Resim : 1
KAAN motorları için satış anlaşması bugün imzalansa bile, teslimatlar birkaç yılı bulacağından 2027 ara seçimleri sonrası oluşacak yeni Kongre dengeleri ihracat lisansları ve teknoloji transferini yeniden tartışmaya açabilir. Bu nedenle Trump yönetiminin bugünkü desteği, Ankara açısından kalıcı bir kurumsal güvence anlamına gelmiyor.
Kasımda ABD’de Kongre’nin yaklaşık üçte birinin değişeceği ara seçimler var. Kamuoyu yoklamaları, özellikle İran savaşı ve ekonomik verilerdeki bozulma nedeniyle Trump ve Cumhuriyetçiler açısından hiç iç açıcı sonuçlar ortaya koymuyor.Kasımda ABD’de Kongre’nin yaklaşık üçte birinin değişeceği ara seçimler var. Kamuoyu yoklamaları, özellikle İran savaşı ve ekonomik verilerdeki bozulma nedeniyle Trump ve Cumhuriyetçiler açısından hiç iç açıcı sonuçlar ortaya koymuyor.
Şimdiden bütün işaretler mevcut.
7-8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi yalnızca ittifakın geleceğini tartışacağı rutin bir toplantı olmayacak; aynı zamanda Türkiye-ABD ilişkilerinin son yıllardaki en kritik sınavlarından biri de yaşanacak.
ABD Başkanı Donald Trump’ın zirveye katılacağını açıklaması, ardından Türk savunma sanayisine 700 milyon doların üzerindeki motor ve ekipman satışının Kongre itirazlarına rağmen ilerletilmesi, Washington’da uzun süredir perde arkasından yürüyen yeni bir güç mücadelesini de görünür hale getirdi.
Trump yönetimi, Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla Türkiye’ye yönelik 700 milyon doları aşan savunma ekipmanı satışını Kongre’nin geleneksel inceleme sürecini beklemeden resmi bildirime taşıdı. Bu adım üzerine Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nin kıdemli Demokrat üyesi Gregory Meeks son derece sert açıklamalar yaptı. Meeks’e göre Trump yönetimi Amerikan Kongresi’nin denetim yetkisini bilinçli biçimde devre dışı bıraktı. Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye’ye KAAN uçaklarında kullanılmak üzere motor satışı konusunda ne acil durum gerekçesi sunduğunu, ne S-400 sisteminin etkisiz hale getirilip getirilmediği, ne de ABD-Türkiye ilişkileri ve bölgesel güvenlik dengeleri konusunda Kongre’yi hiç bilgilendirdiğini vurguladı. Böyle bir satışın mutlaka Kongre onayından geçmesi gerektiği mesajını verdi.
Ancak Meeks itiraz etse de, Amerikan sistemi Başkan olarak Trump’a büyük yetkiler tanıyor.
Silah satışlarında Kongre’nin inceleme süreci güçlü bir gelenek olsa da, Başkan’ın veto yetkisi ve yürütmenin sahip olduğu geniş dış politika alanı nedeniyle süreç tek başına Kongre üyelerinin itirazıyla durmuyor. Satışın tamamen engellenebilmesi için hem Temsilciler Meclisi, hem de Senato’nun ortak ret kararı alması, ardından da Başkan vetosunun üçte iki çoğunlukla aşılması gerekiyor. Bu ise Amerikan siyasi tarihinde oldukça istisnai bir durum.
Dolayısıyla mevcut aşamada siyasi irade hâlâ satıştan yana görünüyor.
Erdoğan’ın “başkanlar arası diyalog” sistemi nereye kadar sürer?
Ancak mesele yalnızca Türkiye’ye silah satışına ilişkin hukuki prosedürlerden ibaret değil.
Türkiye uzun yıllar Washington’da Ermeni ve Yunan lobilerinin baskısını, İsrail yanlısı çevrelerle geliştirdiği stratejik ilişkiler sayesinde önemli ölçüde dengeleyebildi. Soğuk Savaş boyunca ve 1990’lı yıllarda Türkiye-İsrail stratejik ortaklığı yalnızca Ortadoğu’yu değil, Amerikan Kongresi’ndeki dengeleri de etkiliyordu.
Fakat 7 Ekim 2023’teki İsrail’e yönelik Hamas saldırıları sonrasında başlayan bölgesel savaş, Gazze krizi ve Ankara-Tel Aviv hattındaki sert siyasi kopuş bu tabloyu kökten değiştirdi.
Bugün İsrail, Türkiye’yi bölgesel rakip, hatta zaman zaman “bir sonraki İran” -yani “bir sonraki hedef”- gibi tanımlıyor. İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar’ın Ermeni soykırımını tanıma sürecinin başlatıldığını açıklaması, Amerikan Kongresi’ndeki İsrail yanlısı isimlerin de artık, Yunan ve Ermeni lobileriyle aynı çizgide hareket edeceğinin ilk işareti sayılmalı.
Nitekim Kongre’deki New Jersey Temsilcisi Josh Gottheimer’in Türkiye’ye KAAN uçaklarında kullanılmak üzere General Electric motorlarının satışına açık şekilde karşı çıkması da Washington’daki bu yeni ittifakın somut örneklerinden biri.
Türkiye son dönemde ABD ile ilişkilerde, Amerikan Kongresi’ndeki dengeleri değiştirmeye çalışmak yerine, doğrudan “liderler arası kişisel ilişkiyi” baz alan bir yöntem izliyordu. Trump’ın hem Ankara zirvesine gelme kararını Cumhurbaşkanı Erdoğan’a büyük övgülerle açıklaması, hem yönetimin KAAN motorları konusunda aldığı inisiyatif, bu yöntemin ABD’deki mevcut yürütme tarafından hevesle işletildiğini gösteriyor.
Orta ve uzun vadede Türkiye açısından durum pek iç açıcı değil
“Devlet başkanları arası diyalog sistemi” şimdilik işliyor gibi. Ancak asıl mücadele orta ve uzun vadede olacak gibi görünüyor.
ABD yönetim sistemi yalnızca Başkan’dan ibaret değil. S-400 krizi çözülemediği için Türkiye’nin maruz kaldığı CAATSA yaptırımları da halen yürürlükte. Türkiye’nin F-35 yeni nesil savaş uçağı programından çıkarılmasını sağlayan hükümler Kongre tarafından yasaya dönüştürülmüş durumda.
Trump bugün bazı satışları ilerletebilse bile Kongre, her yıl kabul edilen Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası’na (NDAA) yeni kısıtlayıcı hükümler ekleyerek Başkan’ın hareket alanını yeniden daraltabilir.
Üstelik kasımda ABD’de Kongre’nin yaklaşık üçte birinin değişeceği ara seçimler var. Kamuoyu yoklamaları, özellikle İran savaşı ve ekonomik verilerdeki bozulma nedeniyle Trump ve Cumhuriyetçiler açısından hiç iç açıcı sonuçlar ortaya koymuyor.
KAAN savaş uçağı motorları için satış anlaşması bugün yapılsa bile, motorların teslimat süreci birkaç yılı bulacağından, 2027 ara seçimleri sonrasında oluşacak yeni Kongre dengeleri de ihracat lisanslarından teknoloji transferine kadar birçok başlığı yeniden tartışmaya açabilir.
Dolayısıyla Ankara açısından esas mesele, bugün Trump yönetimi tarafından verilen siyasi desteğin kalıcı kurumsal güvence anlamına gelmemesi.
Avrupa’nın, Türkiye’yi dışlayan tutumu
Ankara, ABD ile ilişkilerini Trump üzerinden yürütmeye çalışırken, Avrupa’da da Türkiye’yi “dışlama” eğilimlerinin giderek artması ayrı bir mesele;
Neredeyse ORtadoğu ülkelerinin tümünün liderleri davetliyken, Türkiye’nin NATO zirvesine giden süreçteki en kritik toplantılardan biri olan Fransa’daki G-7 zirvesinden dışlanması anlamlıydı.
G-7 sonrasında bu kez Berlin’de bir araya gelen Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya ve Polonya liderleri Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi öncesinde Avrupa’nın ortak güvenlik stratejisini tartıştı. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin de çevrim içi katıldığı toplantının Türkiye’den katılım olmadan yürütülmesi dikkat çekici.
NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip, üstelik NATO zirvesine ev sahipliği yapacak Türkiye’nin, Avrupa’nın yeni güvenlik mimarisine ilişkin ön hazırlık toplantısında yer almaması, kıtanın savunma vizyonunun giderek daha dar bir Avrupa çekirdeği tarafından şekillendirildiğine işaret ediyor.
Bu durum, Ankara’nın NATO içindeki askeri ağırlığını korumasına rağmen, Avrupa’nın stratejik karar alma süreçlerine “hangi ölçüde dahil edildiği” sorusunu da meşru hale getiriyor.
Ankara’daki NATO Zirvesi öncesi Türk hükümetinin verdiği görüntü dış politikada tüm ağırlığın Trump’a verildiği yönünde.
Nitekim Ankara’daki NATO zirvesinde Erdoğan ile Trump arasındaki kişisel uyuma ilişkin pek çok fotoğraf da ortaya çıkacağı aşikar.
Ancak ya “Trump sonrası ?”
Bedel ne olacak ?
ABD Başkanı Trump'ın uluslararası ilişkileri de iş insanı refleksiyle bir "al-ver" dengesi içinde değerlendirdiği düşünülürse, Türkiye'ye yönelik olumlu yaklaşımının karşılığında ne talep edebileceği sorusu önem kazanıyor. İlk akla gelenler arasında, ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack'ın Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılacağı yönündeki açıklaması, BM öncülüğünde hızlanan Kıbrıs sürecinde Türkiye'nin garantörlüğünün NATO güvencesiyle değiştirilmesi ve KKTC'den stratejik öneme sahip toprak talepleri yer alıyor. Gazze Barış Kurulu'nun ilk toplantısının Türkiye'nin tanımadığı Güney Kıbrıs'ta yapılacak olması da dikkat çekici. Bunun yanında, Washington'ın Ankara'dan Suriye'de Şam yönetimi üzerindeki etkisini kullanmasını istemesi ya da Ukrayna'da Mehmetçiğin olası bir barış gücünde görev almasını gündeme getirmesi de ihtimaller arasında sayılıyor. Görünen net; Türkiye için asıl sınav NATO zirvesi sonrası başlayacak gibi...
https://www.ekonomim.com/kose-yazisi/trump-lobiler-ve-turkiye-pazarligi/902786