Yeni jeopolitik gelişmeler ışığında İran-Türkiye
Ali Koray 01 Ocak 1970
Öncelikle bu yazımıza başlamadan evvel önceki iki yazımızdaki tespitleri özetlememiz lazım.
1- İçinde bulunduğumuz süreç 3.Dünya savaşıdır. Bu savaş Rusya’nın ve ABD’nin Suriye cephesinde karşı karşıya gelmesi ile başlamış ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ile görünür olmuştur.
2- 3.Dünya savaşı diğer iki dünya savaşından farklı bir konseptte olacaktır. Klasik topyekün cephe savaşları olmayacak dünyanın çeşitli coğrafyalarında ve ekonomi, nadir metaller ve enerji alanlarında olacaktır. Zaman zaman alevlenecek zaman zaman sönümlenecektir.
3- Savaşın bir tarafında Çin diğer tarafında Batı ittifakı olacaktır. Yeri gelmişken devam eden İran-İsrail savaşı da bir Çin –ABD savaşına evrilmiştir. İran’ın füze sistemlerinin ve kapasitesinin bu çapta olmadığını bildiğimize göre perde arkasındaki gücün Çin ve Rusya olduğu çok net gözüküyor. Özellikle İran tarafından son atılan 4000 km menzilli füze kesinlikle “Made in China” etiketlidir.
4- Bu bağlamda İran’ı tek başına savaşan ve direnen bir ülke olarak değil Çin-Rusya-K.Kore ile birlikte değerlendirmek lazım diye düşünüyoruz. Zaten kara unsurları kullanılmadığı için savaş füze -uçak -savunma sistemleri üzerinden devam ediyor, bu silahlar da zaten savaşan tarafları özellikle Çin ve K.Kore’nin İranın yanında olduğunu açıkça gösteriyor.
5- Jeopolitikte dünyanın kalbi olarak nitelenen Avrasya coğrafyasında Afganistan-Pakistan-İran ve Türkiye’deki hareketlilikler domino taşları gibi öncelikle bu 4 ülkeyi az veya çok etkiler. Tarihî büyük oyunun en yoğun restleşmeleri bu dört ülkede olmuştur.
6- Bu etkileşimi 1974-77 arası ABD güdümlü Pakistan askeri darbesi ile başlayan bilahare 1978’de Rusya’nın Afganistan’ı işgali ile devam eden daha sonra İran’da ABD yanlısı şahın devrilmesi ve Humeyni ile İran İslam Cumhuriyetinin kurulması ile son olarak da Türkiye’nin düşük bir ihtimal olsa da Sovyet yanlısı bir iktidara doğru evrilmemesi için ABD destekli 12 Eylül darbesini yaşayarak test etmiştik.
7- İran’daki İslam devriminin ABD’nin devlet aklı tarafından karşı karşıya geldiği iki şerden ehveni şer olarak gördüğü hem Rusya’ya ve komünizme düşman olan Humeyni iktidarını tercih etmesinden dolayı örtülü destek vermesinden sonra gerçekleştiğini yazmıştık o dönem. ABD için en kötü senaryo Tudeh önderliğinde sol bir halk devrimi ve iktidarı idi. Bugün Afganistan’da ehveni şer gördüğü Talibana iktidarı bırakması gibi.
8- ABD,nin Türkiye ve İran’da komünizmden sonraki en büyük rahatsızlık duydukları siyasal çizgi Türkiye’de Alparslan Türkeş, İran da ise Musaddık ile sembolleşen antiemperyalist çizgi idi.
9- Türkiye 2. Dünya savaşında İnönü tarafından başarı ile uygulanan tarafsızlık politikası ile savaşı en az zararla nasıl atlattıysa şimdi de NATO üyeliğini önemsemekle beraber Çin ve Rusya’ya karşı açıkça tavır almayarak son ana kadar tarafsızlığını korumak istemektedir. Ancak gelişmeler Türkiye’yi 1. Dünya Savaşı’nda olduğu gibi metazori bir şekilde savaşın tarafı olmaya sürükleyebilme potansiyeline sahiptir.
Şimdi günümüzün analizine ve savaşa ait tespit ve öngörülerimizi maddeler hâlinde yapmadan önce İran ve Türkiye siyasi tarihinde ki senkronizasyona bir göz atalım…
-Her iki imparatorluk da Türklerin bu coğrafyada kurduğu kadim devletlerden idi.
-Her ikisi de feodal toprak sisteminin ürünü olan imparatorluk sistemlerini sanayi çağına uyarlamakta başarısız olmuştu.
-İki devlet de çağına uygun bir anlayışla yönetilmiyordu.
-İkisi de imparatorluk olmanın gereği çok kültürlü ve çok etnisiteli idi.
-Ekonomi, eğitim ve askerî alanlarda reformlar yapmak zorunda olduklarını görüyorlar ancak çözüm üretemiyorlardı.
-İki devlet de 1800’lü yıllar boyunca reform çabaları içerisinde oldu.
-İkisi de içinde bulundukları ekonomik çıkmaz nedeniyle önce dış borç batağına battılar bilahare yabancılara ekonomik alanda kapitülasyon ve imtiyazlar vermek zorunda kaldılar.
-İran’da 1872 tarihinde ilk ekonomik imtiyazlar Paul Reuter (Reuter haber ajansının kuruluş sermayesi buradan gelir.) adlı İngiliz vatandaşına verilirken, 1881 yılında Osmanlı da Düyunu Umumiye idaresi, 1883 te ise Tütün reji idaresi kuruldu.
1890 yılında İran’da tütün reji idaresi kuruldu.
-Keza 1876 yılında Osmanlı’da 1.Meşrutiyet , 1908 yılında 2.Meşrutiyet ilan edilirken, 1905 yılında da İran’da meşrutiyet ilan ediliyordu.
-1922 yılında Osmanlı İmparatorluğu Sultan Vahdettin’in ülkeyi terk etmesi ile son bulurken, 1925 yılında ise Kaçar hanedanlığı yıkıldı.
-Her iki hanedanlığın son temsilcileri yurtdışında sürgün olarak yaşamak zorunda kaldılar.
-1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti kurulurken, İran tercihini monarşiden yana kullanarak 1925 yılında askerî diktatörlük olan Pehlevi hanedanlığına evriliyordu.
https://millidusunce.com/misak/yeni-jeopolitik-gelismeler-isiginda-iran-turkiye/
-2.Dünya savaşı sonrası dünyada esen liberal rüzgarlara paralel iki ülke de daha demokratik bir yönetime kavuştu. 1950 yılında Türkiye’de çok partili sisteme geçişle beraber Adnan Menderes iktidara gelirken, İran’da ilk kez halkın büyük çoğunluğunun desteğini alan millî bir siyasi ortaya çıktı. Musaddık 1951 yılında tıpkı Menderes gibi Başbakan oldu.
-1953 te Musaddık bir CİA darbesi ile iktidardan uzaklaştırılırken Türkiye’de askerî cenahta homojen bir yapı olmadığı için ordu içindeki sol cuntalar, milliyetçi çizgideki askerler ve NATO çizgisindeki cuntalar arasında güç mücadelesi 1960 yılına kadar sürdü.
Sonunda sol cuntaya karşı ittifak yapan NATO’cu kanat ile Milliyetçi grup, 27 Mayıs 1960 darbesini yaptı ve Menderesi iktidar’dan uzaklaştırdı. Kısa bir süre sonra da NATOcu kanat başta Albay Alparslan Türkeş, Dündar Taşer ve Muzaffer Özdağ olmak üzere 14 askeri tasfiye ederek sürgüne gönderdi.
-1978 yılında İran’da İslam devrimi ile Humeyni iktidara gelirken, 1980 yılında Türkiye’de Kenan Evren askerî darbe yaptı. Birinde İslamcı bir Cumhuriyet kurulurken, diğerinde güya Atatürkçü bir iktidar yönetime geldi. Aslında Türkiye’de yeni bir misyon yükleniyor ve Rusya’nın yeşil kuşak projesi kapsamında çevrelenmesinde Siyasal İslamcı hareketlerin önünü açıyordu. FETÖ denen yapının askerî cunta ile yakın iş birliğini ve darbecilere olan itaatkarlığını bizz