« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

M. METİN KAPLAN

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

16 Mar

2026

Bu savaş nasıl biter?

Deniz Ülke Kaynak 01 Ocak 1970

Savaşlar, genel­likle yarattığı maliyetler ulaşmak istenen hedefleri aştığı zaman biter” ifadesi, çağımızın diplomasi gurusu Henry Kissinger’a atfedilen bir sözdür. Bu ifade savaşların çok katmanlı bir sü­reç olduğunu cephe­de askeri başarı olarak görülen şeyin geri planındaki ekono­mik, politik ve psikolojik ma­liyetleri bize hatırlatarak işin nereye kadar gidebileceğinin öngörülebilmesi bakımından önemli. Zira hedefler ve o he­defe ulaşmak adına ödenecek bedeller bir bütün. Ne kadar güçlü görünürseniz görünün arenaya çıktığınızda kolay bir zafer yok.

Savaşa başlama kararı ver­meden önce yapılan hesaplar genelde hızlı ve kesin sonuç­lara odaklanır. Ancak eğer he­deflenen sonuca arzulanan za­manda ulaşılmazsa ekonomik ve psikolojik yük, toplumsal yorgunluk, siyasi sorumluluk ve diplomatik maliyet artmaya başlar. Zafer geciktikçe, baş­langıçta ulaşılması “zorunlu” olarak saptanan hedefler, men­zilden çıkar ve hatta vazgeçile­bilir meseleler halini alır. Nite­kim Vietnam ve Afganistan’da da maliyet ile hedef arasında­ki makasın açılması, başlan­gıçtaki ilk hedeflerden vazge­çilmesiyle savaşın sonlanması mümkün olmuştur.

Savaş yolculuğu kolayca ön­görülebilir, matematik bir sü­reç değildir. Savaşın öncesinde teknik adamlar, siyasiler, as­kerler birlikte bir yol haritası oluşturduklarında, rakipleri­nin de benzer bir ekiple karşı tarafın taktiklerini etkisiz kıl­mak için bir masada toplan­tı haline olduğunu unuturlar. Düşmanı küçümsemek ve ma­tematik tuzağına düşmek en büyük yanılgıdır. Zira en zayıf olanın bile bir savunma, savuş­turma planı vardır.

Bir tarafın askeri bakımdan tartışılmaz üstün kabul edildi­ği bugünkü gibi asimetrik sa­vaşlarda güçlü olan çoğunlukla tüm potansiyeliyle ortadadır. Neler yapabileceğini bilirsiniz; sizi yok edebileceğini de. Zayıf olan taraf ise derin dehlizlerin­de gizledikleri karşı potansi­yelini ancak acil bir durumda ortaya çıkacak şekilde hazır­lamak zorundadır. Tıpkı kurt­lar sofrasına misafir olmuş bir tilki gibi kurnaz, zeki ve gizem­li olması, kurdun kaba gücüne karşı kullanacağı en büyük ko­zudur; aksi halde kuzu olarak menüye sunulur. İran’ın ko­layca menüye meze olabilece­ğini düşünmekse ancak sınırlı bir zeka kapasitesinin sonucu olabilir.

İran’la nasıl bir savaş?
ABD-İsrail bloku ile İran ara­sındaki savaş yeni ve ani bir kriz değil. Yaklaşık elli yıllık bir bitmeyen bir hesaplaşmanın ve rövanş arayışının yeni perdesi. 1979’da gerçekleşen İran İslam Devrimi bir rejim değişikliği­nin ötesinde bölgesel dengeleri sarsıcı bir tarihsel bir kırılmay­dı. Şahın devrilmesi ile ABD yalnızca bölgedeki en güvenilir müttefikini kaybetmemiş ay­nı zamanda kendisine meydan okuyan bir ideolojik aktörle de yüzleşmek durumunda kalmış­tı. Bu nedenle İslam devrimi ve yeni İran konusu ABD liderli­ğindeki Batı sistemi açısından her zaman sıradan bir dış poli­tika dosyasından çok daha faz­lası oldu.

Devrimden bu yana Batı dün­yası ABD baskısının da etkisiy­le İran’la ilişkilerinde hiçbir zaman tam bir normalleşme sağlayamadı. Yeni rejim üze­rindeki baskı ekonomik yaptı­rımlar, diplomatik izolasyon, teknolojik ambargo ve bazen örtülü operasyonlar vs. gibi do­laylı ve zorlayıcı araçlar üze­rinden sürdürüldü. İran-Irak savaşının ürettiği yıkımın ar­dından uygulanan uzun süreli yaptırımlar, İran’ı küresel sis­temin dışına iterek rejimi pes ettirmeyi hedefliyordu. Tam tersi oldu ve devlet aygıtıyla rejim, savunmacı bir refleksle bütünleşti. Rejimin baskısın­dan bunalan halkın zaman za­man sokaklara dökülerek ger­çekleştirdiği irili ufaklı pro­testolar ise rejim tarafından düşmanla iş birliği yapan ha­inlerin operasyonu olarak gö­rüldüğünden çok sert bir bi­çimde bastırıldı. İran’daki son protestolarda hayatını kaybe­denlerin sayısı orta çapta bir savaşın ürettiği insan kaybına yakındı.

ABD’nin İran’la hesaplaşma­sı 2000’li yıllarla birlikte İsra­il’e verilen vekalet üzerinden yürütüldü. Arap-İsrail çatış­maları süreci, İran-İsrail pers­pektifine evrildi. İran’ın nük­leer programını durdurma id­diasıyla uygulanan baskı, bir fragman niteliğindeki 12 gün savaşının ardından “Destan­sı Öfke” olarak isimlendirilen saldırı ile aktif bir sıcak çatış­maya dönüştü.

Şimdiden milyarlarca dolar­lık maliyet ve on binlerce in­san kaybına yol açan bu sava­şın nerede biteceği bilinmiyor; üstelik taraf ve muhatapları da çok açık değil. İran füzeleri­nin hedef bölgesi sadece İsra­il’e değil tüm Körfez ülkeleri­ne, Azerbaycan’a, Türkiye’ye, Hindistan’a kadar uzanan bir perspektifte her yöne yayı­lıyor. İran -ayakta kalan kıs­mıyla- yönetiminin bir yandan çevre ülkelere füze yollarken diğer yandan resmi ağızlardan özür dilenmesi tuhaf bir du­rum olsa da “Mozaik” taktiği üzerinden dağıtılmış, merke­zi kontrolü olmayan komuta sistemi nedeniyle anlaşılabi­lir. Füzelerin İran toprakların­dan geldiği tespit edilmesine rağmen hedef olan ülkeler ta­rafından sorumluluğun İran’a mal edilmemesi ve “false flag”, yani sahte bayrak kategorisin­de değerlendiriliyor olması da içinde yaşadığımız sahtelik­ler dünyasında göze değil, akla inanılmasından kaynaklanıyor gibi. Kimse diğerini kolayca kandıramıyor; belki de herkes kendi çıkarı için uygun olana inanıyor diyelim.

Savaş biter mi?
Tüm savaşlar biter; özellik­le de karadan ilerleyecek bir mecra yoksa uzamaz bile. Fü­zelerin, droneların sayısı bel­lidir ve envanterin bir sonu olur. Tabi eğer başka başat güç­ler tarafından savaş vekaleten sürdürülmek istenmiyorsa. Bu savaş bölgesel düzeyde sü­ren küresel bir kapışma oldu­ğu için sistemi çökertme riski var. İran’ın stratejisi savaşı yö­netişi tüm dünyayı etkileyecek bir küresel şok dalgası yaratma üzerine kurulduğundan ABD ve İsrail üzerindeki uluslarara­sı baskı büyük.

Enformasyon savaşında ise büyük bir karartma uygulanı­yor. Savaş sürerken kimin öl­düğünü geride kimin kaldığını bilmiyoruz. Bildiğimiz şu: ABD savaştan çekilmek için bir za­fer anlatısı bulma arayışında ve Sun Tzu’nun ifadesindeki gibi onlara hızla “geri çekilme­leri için altından bir köprü in­şa etmek” gerekiyor. ABD ya­kında kendi dünyasına döner. Bu coğrafya da geride kalan İsrail’in ise eğer varlığını sür­dürmek istiyorsa savaş taktik­lerini değil, barış stratejilerini geliştirmek durumunda oldu­ğunu artık gördüğünü umalım.

https://www.dunya.com/kose-yazisi/bu-savas-nasil-biter/818344

Muharrem GÜNAY (SIDDIKOĞLU)

16 Mar 2026

Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu günahlardan kurtulma ayı olan Ramazan Ayı’nın son on gününü yaşıyoruz. Hadis-i şeriflerden öğrendiğimize; Kur’an-ı Kerim’de Kadir Suresi’nde “Bin aydan hayırlı olduğu” bildirilen Kadir gecesi, Ramazan’ın son on gününe rastlayan tek geceler içinde gizlenmiş; bu mübarek gece alimlerimizin çoğunluğuna görev Ramazan Ayı’nın 27.

İdris Savaş

09 Mar 2026

Yusuf Yılmaz ARAÇ

02 Mar 2026

Halim Kaya

20 Şub 2026

Nurullah KAPLAN

17 Kas 2025

M. Metin KAPLAN

29 Ağu 2025

Efendi BARUTCU

25 Haz 2025

Hüdai KUŞ

22 Tem 2024

Orkun Özeller

03 Haz 2024

Altan Çetin

28 Ara 2023

Ziyaret -> Toplam : 275,08 M - Bugn : 248806

ulkucudunya@ulkucudunya.com