Bu savaş nasıl biter?
Deniz Ülke Kaynak 01 Ocak 1970
Savaşlar, genellikle yarattığı maliyetler ulaşmak istenen hedefleri aştığı zaman biter” ifadesi, çağımızın diplomasi gurusu Henry Kissinger’a atfedilen bir sözdür. Bu ifade savaşların çok katmanlı bir süreç olduğunu cephede askeri başarı olarak görülen şeyin geri planındaki ekonomik, politik ve psikolojik maliyetleri bize hatırlatarak işin nereye kadar gidebileceğinin öngörülebilmesi bakımından önemli. Zira hedefler ve o hedefe ulaşmak adına ödenecek bedeller bir bütün. Ne kadar güçlü görünürseniz görünün arenaya çıktığınızda kolay bir zafer yok.
Savaşa başlama kararı vermeden önce yapılan hesaplar genelde hızlı ve kesin sonuçlara odaklanır. Ancak eğer hedeflenen sonuca arzulanan zamanda ulaşılmazsa ekonomik ve psikolojik yük, toplumsal yorgunluk, siyasi sorumluluk ve diplomatik maliyet artmaya başlar. Zafer geciktikçe, başlangıçta ulaşılması “zorunlu” olarak saptanan hedefler, menzilden çıkar ve hatta vazgeçilebilir meseleler halini alır. Nitekim Vietnam ve Afganistan’da da maliyet ile hedef arasındaki makasın açılması, başlangıçtaki ilk hedeflerden vazgeçilmesiyle savaşın sonlanması mümkün olmuştur.
Savaş yolculuğu kolayca öngörülebilir, matematik bir süreç değildir. Savaşın öncesinde teknik adamlar, siyasiler, askerler birlikte bir yol haritası oluşturduklarında, rakiplerinin de benzer bir ekiple karşı tarafın taktiklerini etkisiz kılmak için bir masada toplantı haline olduğunu unuturlar. Düşmanı küçümsemek ve matematik tuzağına düşmek en büyük yanılgıdır. Zira en zayıf olanın bile bir savunma, savuşturma planı vardır.
Bir tarafın askeri bakımdan tartışılmaz üstün kabul edildiği bugünkü gibi asimetrik savaşlarda güçlü olan çoğunlukla tüm potansiyeliyle ortadadır. Neler yapabileceğini bilirsiniz; sizi yok edebileceğini de. Zayıf olan taraf ise derin dehlizlerinde gizledikleri karşı potansiyelini ancak acil bir durumda ortaya çıkacak şekilde hazırlamak zorundadır. Tıpkı kurtlar sofrasına misafir olmuş bir tilki gibi kurnaz, zeki ve gizemli olması, kurdun kaba gücüne karşı kullanacağı en büyük kozudur; aksi halde kuzu olarak menüye sunulur. İran’ın kolayca menüye meze olabileceğini düşünmekse ancak sınırlı bir zeka kapasitesinin sonucu olabilir.
İran’la nasıl bir savaş?
ABD-İsrail bloku ile İran arasındaki savaş yeni ve ani bir kriz değil. Yaklaşık elli yıllık bir bitmeyen bir hesaplaşmanın ve rövanş arayışının yeni perdesi. 1979’da gerçekleşen İran İslam Devrimi bir rejim değişikliğinin ötesinde bölgesel dengeleri sarsıcı bir tarihsel bir kırılmaydı. Şahın devrilmesi ile ABD yalnızca bölgedeki en güvenilir müttefikini kaybetmemiş aynı zamanda kendisine meydan okuyan bir ideolojik aktörle de yüzleşmek durumunda kalmıştı. Bu nedenle İslam devrimi ve yeni İran konusu ABD liderliğindeki Batı sistemi açısından her zaman sıradan bir dış politika dosyasından çok daha fazlası oldu.
Devrimden bu yana Batı dünyası ABD baskısının da etkisiyle İran’la ilişkilerinde hiçbir zaman tam bir normalleşme sağlayamadı. Yeni rejim üzerindeki baskı ekonomik yaptırımlar, diplomatik izolasyon, teknolojik ambargo ve bazen örtülü operasyonlar vs. gibi dolaylı ve zorlayıcı araçlar üzerinden sürdürüldü. İran-Irak savaşının ürettiği yıkımın ardından uygulanan uzun süreli yaptırımlar, İran’ı küresel sistemin dışına iterek rejimi pes ettirmeyi hedefliyordu. Tam tersi oldu ve devlet aygıtıyla rejim, savunmacı bir refleksle bütünleşti. Rejimin baskısından bunalan halkın zaman zaman sokaklara dökülerek gerçekleştirdiği irili ufaklı protestolar ise rejim tarafından düşmanla iş birliği yapan hainlerin operasyonu olarak görüldüğünden çok sert bir biçimde bastırıldı. İran’daki son protestolarda hayatını kaybedenlerin sayısı orta çapta bir savaşın ürettiği insan kaybına yakındı.
ABD’nin İran’la hesaplaşması 2000’li yıllarla birlikte İsrail’e verilen vekalet üzerinden yürütüldü. Arap-İsrail çatışmaları süreci, İran-İsrail perspektifine evrildi. İran’ın nükleer programını durdurma iddiasıyla uygulanan baskı, bir fragman niteliğindeki 12 gün savaşının ardından “Destansı Öfke” olarak isimlendirilen saldırı ile aktif bir sıcak çatışmaya dönüştü.
Şimdiden milyarlarca dolarlık maliyet ve on binlerce insan kaybına yol açan bu savaşın nerede biteceği bilinmiyor; üstelik taraf ve muhatapları da çok açık değil. İran füzelerinin hedef bölgesi sadece İsrail’e değil tüm Körfez ülkelerine, Azerbaycan’a, Türkiye’ye, Hindistan’a kadar uzanan bir perspektifte her yöne yayılıyor. İran -ayakta kalan kısmıyla- yönetiminin bir yandan çevre ülkelere füze yollarken diğer yandan resmi ağızlardan özür dilenmesi tuhaf bir durum olsa da “Mozaik” taktiği üzerinden dağıtılmış, merkezi kontrolü olmayan komuta sistemi nedeniyle anlaşılabilir. Füzelerin İran topraklarından geldiği tespit edilmesine rağmen hedef olan ülkeler tarafından sorumluluğun İran’a mal edilmemesi ve “false flag”, yani sahte bayrak kategorisinde değerlendiriliyor olması da içinde yaşadığımız sahtelikler dünyasında göze değil, akla inanılmasından kaynaklanıyor gibi. Kimse diğerini kolayca kandıramıyor; belki de herkes kendi çıkarı için uygun olana inanıyor diyelim.
Savaş biter mi?
Tüm savaşlar biter; özellikle de karadan ilerleyecek bir mecra yoksa uzamaz bile. Füzelerin, droneların sayısı bellidir ve envanterin bir sonu olur. Tabi eğer başka başat güçler tarafından savaş vekaleten sürdürülmek istenmiyorsa. Bu savaş bölgesel düzeyde süren küresel bir kapışma olduğu için sistemi çökertme riski var. İran’ın stratejisi savaşı yönetişi tüm dünyayı etkileyecek bir küresel şok dalgası yaratma üzerine kurulduğundan ABD ve İsrail üzerindeki uluslararası baskı büyük.
Enformasyon savaşında ise büyük bir karartma uygulanıyor. Savaş sürerken kimin öldüğünü geride kimin kaldığını bilmiyoruz. Bildiğimiz şu: ABD savaştan çekilmek için bir zafer anlatısı bulma arayışında ve Sun Tzu’nun ifadesindeki gibi onlara hızla “geri çekilmeleri için altından bir köprü inşa etmek” gerekiyor. ABD yakında kendi dünyasına döner. Bu coğrafya da geride kalan İsrail’in ise eğer varlığını sürdürmek istiyorsa savaş taktiklerini değil, barış stratejilerini geliştirmek durumunda olduğunu artık gördüğünü umalım.
https://www.dunya.com/kose-yazisi/bu-savas-nasil-biter/818344