“Terörün Rehin Aldığı Hakikat”
Abullah Ağar 01 Ocak 1970
Ben Türk’üm.
Kardeşim Kürt’tür, Terör ise Düşmanımdır.
Israrla söylüyorum.
Dağda kanını dökmüş biri olarak söylüyorum.
Mücadelenin ruhunu solumuş, acısını, çilesini, öfkesini yaşamış, 40 yıldır “bu iş nasıl biter” sorusuna yanıt aramış biri olarak söylüyorum.
Bu mesele Kürt meselesi değildir.
Bu mesele silahlı terör meselesidir.
Kürt benim kardeşimdir.
Türk’üm; damarımı kes, oradan Kürt kanı akar.
Dağda omuz omuza savaştığım Kürt askerlerim, kahraman korucularımız vardı.
Akan kanımız birbirine karıştı.
Arkamızda devletine bağlı milyonlarca Kürt kardeşimiz vardı.
Bizim düşmanımız bir halk değil.
Bizim düşmanımız, bir halkın kimliğini istismar eden silahlı ideolojidir.
1984’te Eruh ve Şemdinli’de ilk kurşun sıkıldığında hedef bir etnik kimlik değildi; devletin egemenliğiydi.
O günden beri akan kanın sorumlusu Kürtler değil; silahı kardeşliğin yerine koyan örgütsel akıldır.
Bu öncelikle bir ahlak, bir onur, bir insanlık meselesidir.
Ben SDG/YPG/PKK’ya neden düşmanım?
İlk kurşunu o sıktığı için.
İlk kanı o akıttığı için.
İlk masum canı o aldığı için.
Hep arkadan vurduğu için.
Köyleri mezraları basıp çocukları, anneleri, doğmamış bebekleri katlettiği için.
Tarlaları, hayvanları yaktığı için.
Yıllarca binlerce polisi, askeri, korucuyu şehit ettiği için.
Binlerce anayı atayı evlatsız, evladı babasız, kadını kocasız bıraktığı için.
Binlerce ocağı söndürdüğü, nesebi kuruttuğu için.
Gencecik insanları dağa götürüp beynini yıkadığı için.
Gencecik insanları ölüme gönderdiği için.
Aileleri parçalayıp umutları söndürdüğü için.
Zehirli bir ideolojiyle iki kardeşi birbirine düşman etmeye çalıştığı için.
Vatanımı bölmeye, devletimi yıkmaya çalıştığı için.
Kırk yılımızı çaldığı için.
Binlerce insanı hayattan koparan, aileleri parçalayan, gençleri dağa sürükleyen, iki kardeşi birbirine düşman etmeye çalışan şey; etnik kimlik değil, silahlı terördür.
Bu ayrımı yapmadan ne güvenlik sağlanır ne barış kurulur.
Terör örgütü 40 yıldır iki şeyi birlikte yaptı:
Bir yandan silah taşıdı, ateş etti, arkadan vurdu, mayın ve EYP döşedi; diğer yandan demokrasi, siyaset diliyle konuşmaya kalktı.
Çatışmayı başlatan oydu ama “karşılık veriyoruz” dedi.
Gençleri dağa götürdü, namluya sürdü ama “özgürlük mücadelesi” dedi.
Sivilleri tehdit etti, sivilleri kalkan yaptı; sonra “sivil katliamı” propagandası üretti.
Bu bir taktik değil; bir yöntemdi.
Terörü siyasetin arkasına saklama yöntemi.
Terör örgütü kendini halkla özdeşleştirerek dokunulmazlık üretmeye çalışır.
Oysa halk ile silah arasına mesafe koymadan ne güvenlik sağlanır ne barış kurulur.
Bir halkın onuru, silahın gölgesine sığdırılamaz.
Silahla yürüyen hiçbir bölücü hareket bu topraklarda kalıcı siyasi meşruiyet üretememiştir.
Şiddet bir halkın hakkını savunmaz; o hakkı rehin alır.
Şunu açık söylüyorum:
Kürt kardeşimdir.
Kimliği onurumdur.
Silahlı bölücü terör düşmanımdır.
Bu işin bir çıkış yolu var mı?
Evet, var.
Silahı bırak.
Şiddeti strateji olmaktan çıkar.
Komuta zincirini dağıt.
Gençleri mağaraya-tünele değil hayata çağır.
Eğer gerçekten Kürtlerin hakkını savunduğunu iddia ediyorsan,
Kürt çocuklarını mezara değil geleceğe yürüt.
Eğer gerçekten demokrasi diyorsan,
Silahı gölgene bile yaklaştırma.
Eğer gerçekten barış diyorsan,
Şiddeti reddet.
Devlet kimliği hedef almaz; silahlı tehdidi hedef alır.
Kimliği değil, şiddeti tasfiye eder.
Silahı bırakanla kavga biter; silahı tutanla mücadele sürer.
Bu topraklarda barış, silahla değil; samimiyetle kurulur.
Zaman silahı değil, samimiyeti test eder.
https://www.facebook.com/abdullahagar2