Kök sebep
Ahmet Bican Ercilasun 01 Ocak 1970
Yargı kararı olmadan insanların mallarına çökülüyor. Seçilmiş belediye başkanları hapse atılıyor, yerlerine birilerinin adamları atanıyor. İddianameler açıklanmadan birilerinin ellerine geçiyor, sanıklar mahkemelerden önce basında ve televizyon ekranlarında yargılanıyor.
Kültürsüzlüğün, argonun bini bir para. Birisi ekonomi diyemiyor, birisi hikâye’deki k’yi kalınlaştırarak söylüyor. İmam-Hatip okumuş birisi meclis kelimesinde lam harfi ile sin harfi arasında ye olmadığını bilmiyor, meclisi derken ortadaki heceyi uzatıyor.
Birisi zürriyetsiz, cibilliyetsiz, ulan, herif, çamur, çukur, alçak, yalaka, geri zekâlı gibi kelimeleri ağzından boşaltıyor; sonra da karşısındakileri edepli olmaya çağırıyor. Zehirli dili bizzat kullananlar, muhaliflerinin zehirli dil kullanmamasını istiyor.
Çeteler, mafyalar, tetikçiler, cinayetler…
Nedir bütün bunlar, nerede yaşıyoruz?
Bütün sıkıntı varoşlardan geliyor. Kök sebep varoşlardır. 1950’lerde nüfusun % 20-25’inin köylerde, % 75-80’inin şehirlerde yaşadığını okurduk. 1960’lardan, özellikle 1980’lerden sonra oran hızla değişti. Şimdi nüfusun % 90’ından fazlası şehirlerde yaşıyor.
İşte bu hızlı şehirleşme varoş nüfusunu ortaya çıkardı. Vaktiyle köylerde yaşayan insanlarımız geleneklere dayanan köy hayatının safiyeti içinde ömür sürerlerdi. Şehirler ise medeniyeti temsil ederdi. Esasen “medeniyet” sözü “şehir” anlamındaki “medîne”den gelir, dolayısıyla “medeniyet”in kelime anlamı “şehirlilik”tir.
Köyden şehre yavaş bir nüfus akışı şehirli kültürünü etkilemezdi. Gelenler, uzun sürmeyen bir zaman dilimi içinde şehir kültürüne uyarlardı. Göç hızlanınca uyum ortadan kalktı, şehir çeperlerinde varoşlar oluştu. Varoş nüfusu ne şehirlidir ne de köylü. Ne köylünün safiyetine sahiptir ne de şehirlinin nezaketine. Köyden de şehirden de farklı, yeni, şekilsiz bir topluluk. Kültürsüz, görgüsüz bir nüfus. Her türlü kirli işe, çeteleşmeye, ideolojik ve siyasi gettolara, tarikat, cemaat gibi çağ dışı oluşumlara uygun bir ortam. İşte Türkiye siyasetini de bir süreden beri bu nüfus idare ediyor. Yazımın başında yakındığım bütün olumsuzluklar bu ortamdan çıkıyor.
Varoş temsilcileri şimdi bütün bu yazdıklarımdan halka tepeden baktığım gibi bir sonuç çıkarabilirler. Hayır, bu olumsuz sonucu yaratan halkın kendisi değildir. Ülkeyi “Saldım çayıra Mevla’m kayıra.” anlayışıyla yönetenlerdir. Göç, varoşlaşma, yöneticilerin gözleri önünde olmuştur ve yönetenler hiçbir tedbir almamışlardır. Hatta bu olumsuz gidişi teşvik etmişlerdir.
İmar planı dışındaki yerleşimlere göz yumulmuş; yol, su, elektrik getirilerek yasa dışı yerleşimler âdeta ödüllendirilmiştir. Birden fazla kadınla evlenmek yasak olduğu hâlde bu evlenmelere göz yumulmuştur. Nüfus planlamasını çok çocuklu bölgelerde uygulamaları gerekirken az çocuklu bölgelerde uygulamışlardır. Böylece göz göre göre bazı bölgelerimizin nüfus yapısı değiştirilmiştir.
Şimdi de “Türk, Kürt, Arap” denilerek ülkemiz bir Türk ülkesi olmaktan çıkarılmak istenmektedir. Ancak unutulan bir şey var. Varoşlar ilelebet varoş olarak kalmaz. Üçüncü, dördüncü nesilde şehirlileşme gerçekleşir ve yeni nesiller varoştan çıkan yöneticileri değiştirir.