Trump’a göre dünya
Hüseyin Vodinalı 01 Ocak 1970
Dünyayı eskiden devlet adamları yönetirdi, artık müteahhitler yönetiyor.
Trump Amerikası ve Türkiye bunun en temel örneklerinden.
Müteahhitler için en önemli mesele “karşı iş anlaşmaları” yapmak, araziye çökmek, tapuyu halletmek, sigorta primlerini ödememek ve elbette devleti ele geçirmektir.
Trump ve Putin arasında uzun süredir devam eden Ukrayna pazarlıkları sonunda bir yere varmış gibi gözüküyor.
Tabii bu pazarlıkların içine Gazze İstikrar Planı da dahil.
Rusya’nın BM’de veto etmek yerine çekimser kalmasının ardından ABD-Rusya arasında 28 maddelik bir Ukrayna barış planı ortaya döküldü. (Çabad Lubaviç’in Rusya temsilcisi ve Rusya baş hahamı Beril Lazar’ın sayesinde mi?)
Tabii ondan önce Kiev’deki yolsuzluklar da ortalığa döküldü ve ABD güdümündeki savcılar aracılığıyla Zelensky’yi hizaya getirmeyi becerdi.
Zelensky’nin hırsız arkadaşı Mindiç, Fetöcü eski Savunma Bakanı Ömerov ve diğer hırsızlar ortamdan seyrelmeyi başardı.
Zelensky bile hemen yurt dışına çıktı, Türkiye üzerinden tura başladı.
Trump-Putin anlaşması bizi de yakından ilgilendiriyor çünkü pakette Suriye ve Türkiye de var.
Eski kafa kesici ve kellesine 10 milyon dolar ödül konan terörist Colani, Suriye Cumhurbaşkanı olarak kutsandı ve Moskova-Washington ziyaretleri sonrası PKK’nın Suriye koluyla bir anlaşma yoluna gidildi.
Tabii ABD’nin Ankara’daki adamları da burada kolaylaştırıcı rolünde inanılmaz bir efor sarf ediyor.
“Terörsüz ülke, barış marış” ayağına Türkiye’ye sınırlarında (hatta içinde) bir Kürdistan’ı kabul ettirmek için siyasi kadrolar İmralı yoluna baş koymuş durumda. Sonunda özerkliğe varan yeni bir federal anayasa planlıyorlar.
Yıllarca bize milliyetçi olarak yutturulan NATO Gladyosu en başta olmak üzere siyaset esnafı DEM’leniyor.
Hatta Foreign Policy dergisinin deyimiyle “ABD’nin Ankara’daki adamı” bir tanesi öyle hızını alamadı ki, gidip mevcut PKK/SDG lideri Mazum Abdi ile Duhok’ta buluştu. (“haberim yoktu” istemem yan cebime koy misali bir bahane ile açıkladı)
Kılıçdar sayesinde zıpladığı mecliste şimdi iktidara yanlayan Davutoğlu temasları sonrasında verdiği demeçte aynen şunları söyledi: “Beşar Esad, ‘Birlikte Kuzey Irak’a girelim, bu işi bitirelim’ dedi. Biz oradan, siz kuzeyden girin diye bir teklif oldu. Buna şiddetle karşı çıktım. Böyle bir adım Türkiye’de Türk–Kürt çatışmasını tetiklerdi.”
Merdi kıpti şecaat arzederken sirkatin söyler…
Ama bu herkesin açıkça ihanet itirafı olarak gördüğü açıklama aslında “Hey ben buradayım bakın bana, Hakan Fidan giderse yeniden eski görevime talibim” mesajından başka bir şey değildi.
Tüm bu olan biten ise İsrail’in geniş Batı ve Orta Asya planlarının desteklenmesinden başka bir şey değil aslında.
Trump’ın Venezuela hamlesi ve İran’a saldırı söylemleri de pazarlık içindeki klasik müteahhit kaldıraçları olarak algılanabilir.
Neyse konuyu uzatmadan devam edelim.
Trump-Putin barış planının arka planına göre Avrupa NATO’yu devralıp Rusya’ya düşmanlığına Almanya ve İngiltere liderliğinde devam edecek, ABD de asıl düşmanı olan Çin’e var gücüyle yüklenecek.
Bunun için manyak bir Japon kadın başbakan buldular. Uyku yoksunu Japon Başbakan Tayvan üzerinden Çin’e saldırma emellerinden bahsetmeye başladı.
Çin yönetimi ise buna fena sinirlendi. Şi Jinping Güney Afrika’daki G20 zirvesine katılmaktan vazgeçti.
Ayrıca ABD derin devletinin düşünce kuruluşu RAND Corp. da Ekim ayında yayımladığı “Çin ile istikrarlı bir ilişki kurmalıyız, Çin’in gücünü kabul etmeliyiz” mealindeki raporu dün itibarıyla geri çekti.
Trump, Çabad Lubaviç lobisi sayesinde Putin ile bir kanal açmayı başardı ama (Suriye’yi satan) Rusya Çin’i satar mı satmaz mı? O biraz zor.
Ekonomik durumu çok kötüye giden, İsrail’e secde etmesiyle (ve Epstein dosyalarıyla) ABD’de tarihin en sevilmeyen başkanı konumuna düşen Trump ve Avrupa’daki finans kapital kuklası liderler bu süreçleri ne kadar sürdürebilirler bilinmez.
Türkiye’deki durum da benzer aslında.
Batık bir ekonomi, çökmüş bir kamu denetim sistemi ve hukuk güvensizliği içinde tehlikeli sularda yol alan ülkemiz ve dünya için endişelenmemiz gerekiyor mu?
Rotschild sülalesinin 250 yıllık dergisi The Economist’ın son kapağına bakınca “evet!”
EK:
Trump bile yarı şaka yarı tehdit, dalgasını geçiyor…
Hindi üretiminin yüzde 33 düştüğünü söylerken, kelime oyunu nedeniyle Türkiye ile karıştırılabileceğini belirterek Erdoğan’a göndermede bulundu. Trump şöyle dedi; “Yüzde 33 diyorum. Bir düşünün. Ülke olan Turkey’den (Türkiye) söz etmiyorum. Türkiye ve Erdoğan iyi gidiyor. Sadece şey… Erdoğan’ın beni arayıp ‘Ben yüzde 33 düşmedim’ demesini istemem. O bizim dostumuz. Dostlarımıza sahip çıkmak zorundayız.”
https://www.veryansintv.com/yazar/huseyin-vodinali/kose-yazisi/trumpa-gore-dunya