« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

M. METİN KAPLAN

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

Muharrem GÜNAY (SIDDIKOĞLU)

27 Tem

2026

BU SÜREÇ TÜRKİYE’Yİ NEREYE GÖTÜRÜR? HAKLI ENDİŞELERİMİZ...

27 Temmuz 2026

Giriş: Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası; çok uluslu, çok dilli ve çok başlı idari deneylerin tekinsiz
labirentlerinde kaybolmakta değil; üniter yapıyı, "Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Vatan, Tek Dil" ilkesine
dayanan milli birliği kararlılıkla korumaktadır.

Tarih; heveslerin, ham hayallerin yahut geçici ikbal hesaplarının değil; şaşmaz ve kaçınılmaz yasaların
sahnesidir.

O çetin yasaların en yalın, en acımasız hakikati ise şudur: Farklı etnik ve dilsel hatlar boyunca
kurumsallaştırılmaya çalışılan çok uluslu yapılar; iç dinamiklerin kışkırtılması ve kimlik siyasetinin
derinleştirilmesiyle dağılmaya mahkûmdur.

Tarihin tozlu sayfaları; cihanşümul iddialarla şahlanan ancak bünyesindeki etnik fay hatlarının
tetiklenmesiyle birer birer çöken devasa devletlerin enkazıyla doludur. Bunun en yakın, en yürek burkan
misali; asırlar boyunca adaletle, hoşgörüyle üç kıtaya huzur dağıtan Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye’dir.

Osmanlı; bünyesindeki Sırp, Rum, Hırvat, Ermeni, Arnavut ve Arap gibi unsurların, haricî mihrakların
desteğiyle alevlenen etnik milliyetçilik ve isyan dalgaları neticesinde tarih sahnesinden çekilmek zorunda
kalmıştır. Keza Avusturya-Macaristan, Çarlık Rusyası, SSCB ve yakın geçmişte yanı başımızda dağılan

Yugoslavya da aynı tarihsel kaderin kurbanı olmuştur.

Unutulmamalıdır ki; tarihten ders almayan, geleceğini bu acı tecrübelerin ışığında şekillendirmeyen
toplumlar, aynı acı kaderi farklı ambalajlar altında tekrar yaşamaya mecbur kalırlar!

"Çok Ulusluluk" Masalı ve Üniter Yapının Tasfiyesi

Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin, yani göz bebeğimiz olan son kalemizin önünde duran hayati ve tarihi
soru şudur:

Adına her ne denirse densin; yürütülen siyasal süreçler ve kullanılan üslup, Türkiye’yi "çok uluslu ve çok
dilli" bir federasyon çıkmazına mı sürüklüyor?

Eğer bir devlet, kendi varlığının teminatı olan üniter yapısından taviz vererek idari ve etnik bir bölünmenin
önünü açarsa; Osmanlı’nın son döneminde yaşanan o meşum çözülme sürecinin modern bir versiyonuyla
karşılaşması kaçınılmazdır.

1
Ortada duran somut ve sarsıcı gerçekleri göz ardı etmek, en hafif tabiriyle basiretsizliktir:

Stratejik Hedef Farklılığı: Bölücü odağın ve onun izinden gidenlerin temel hedefi, hiçbir zaman bu
topraklarda "toplumsal huzur veya kardeşlik" tesis etmek olmamıştır. Asıl gayeleri; Suriye, Irak, İran ve

Türkiye sınırlarını kapsayan geniş bir coğrafyada kendi hâkimiyet alanlarını kurmaktır.

Taktiksel Kazanım Anlayışı: Mevcut siyasal ve sosyal iklimi, o meşum nihai hedeflerine giden yolda
birer mevzi kazanma aracı olarak görmekte; "ne elde edersek kârdır" mantığıyla adım adım
ilerlemektedirler.

Kurumsal Özerklik Dayatması: Ana dilde kamusal eğitim ve yerel yönetimlerde özerklik ısrarı;
masum bir kültürel hak talebi asla değildir! Aksine müstakil bir devlet yapısının zihinsel altyapısını ve
ayrıştırma bilincini inşa etme stratejisidir.

Sahte Tarih Tezleri ve Toplumsal Fay Hattı

Bu tehlikeli stratejinin en vahim boyutlarından biri de sosyo-kültürel alanda yürütülen tarih ve dil
revizyonizmidir. Yapay bir dil, sahte bir tarih ve icat edilmiş bir millet mitolojisi oluşturmak adına
sergilenen çabalar; bilimsellikten uzak, zorlama iddialarla toplumun önüne konulmaktadır.

İşi öyle akıl dışı bir boyuta taşıdılar ki; büyük Türk ve İslam komutanı Selahaddin Eyyubi’yi bir kenara
bıraktık, Hz. İbrahim’i ve hatta tüm insanlığın atası olan Hz. Adem’i dahi kendi kimliklerine mal ederek

Kürt ilan edecek kadar absürt iddialara imza atmaktadırlar. Yüz binlerce kelimelik devasa dil haritaları ve
"dünyanın en eski medeniyeti" masallarıyla yürütülen bu kampanyalar; akademik bir arayış değil,
tamamen siyasi bir meşruiyet devşirme gayretidir.

İşin en acı, en tehlikeli tarafı ise şudur:

Bu zorlama iddialar ve ayrılıkçı söylemler; asırlardır aynı sancak altında yan yana, omuz omuza yaşayan
öz kardeşler arasındaki bağları pekiştirmek bir yana, toplumun kılcal damarlarında tepkisel bir karşıtlık ve
güvensizlik doğurmakta ve Kürtlere karşı toplumsal bir tepki oluşturmaktadır. Silahlı eylemlerden çok
daha tehlikeli olan şey; toplumsal dokunun içten içe çürümesi, komşunun komşuya, vatandaşın vatandaşa
şüpheyle bakar hale getirilmesidir! Bu tehlikeli gidişattan, yol yakınken derhal dönmek zorundayız.

Egemenlik ve Vatanın Hukuku

Dünya tarihi boyunca hiçbir şerefli millet, egemenliği altındaki vatan toprağını bir lütuf, bir pazarlık
konusu yahut hediye olarak başkalarına devretmemiştir!

Üzerinde nefes aldığımız bu mübarek coğrafya; kimsenin şahsi mülkü, mirasyedi edasıyla dağıtacağı bir
arazi parçası değildir. Bu topraklar; bedeli asırlarca kanla, canla ödenmiş, milyonlarca aziz şehidin
mübarek kanıyla sulanarak vatan kılınmış ortak ve mukaddes bir emanettir.





2
Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası; çok uluslu, çok dilli ve çok başlı idari deneylerin tekinsiz labirentlerinde
kaybolmakta değil; üniter yapıyı, "Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Vatan, Tek Dil" ilkesine dayanan milli
birliği kararlılıkla korumaktadır.

Tarihin bin yıllık haykırışına ve uyarılarına kulak tıkamak; yarın telafisi mümkün olmayan büyük
felaketlerin kapısını kendi elimizle aralamak demektir!
3

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

Ziyaret -> Toplam : 312,32 M - Bugn : 172051

ulkucudunya@ulkucudunya.com