« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

M. METİN KAPLAN

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

İdris Savaş

25 May

2026

TARİH UTANACAK

25 Mayıs 2026

Günlük hayatta bazı laflar vardır, dilimize yerleşir gider. Özellikle de milli maçlardan sonra hep aynı cümleyi duyarız:

“Bizim çocuklar tarih yazdı.”

Normalde bu laf gurur için söylenir. Zafer için söylenir. İnsan göğsünü gere gere söyler bunu.

Gün gelecek, bu ülkenin son yıllarda yaşadıkları da tarihe geçecek.

Son dönem siyaseti artık sadece krizleriyle değil, hayatımıza soktuğu yeni kavramlarla da akılda kalıyor. Bir dönem “istikşafi görüşmeler” diye bir laf girmişti hayatımıza. Eminim benim gibi birçok insan da bunu ilk kez siyasetin içinde duydu. Şimdi ise memleketçe yeni bir kavramı daha ezberledik:

“Mutlak butlan.”

Bugün siyasetin dilinden düşmeyen meselelerden biri de tam olarak bu.

Bir iktidarın ya da bir liderin gücü devretmeyi “hayat memat meselesi” haline getirmesinin altında aslında hep aynı psikoloji yatar. Bir taraf gerçekten kendisini memleketin tek kurtarıcısı sanır. “Biz gidersek ülke batar, bunlar iki koyunu güdemez” kafasıyla hareket eder. Ama işin bir de daha karanlık tarafı vardır. Gücü bırakınca geçmişte yapılanların ortaya saçılmasından korkarlar. Çünkü insan hukuku başkaları için ne kadar eğip büktüyse, bir gün aynı hukukun dönüp kendisini vuracağından da o kadar korkar.

İşin ironik tarafı ise bunun sadece iktidara özgü olmaması. Bakıyorsunuz, biri “bunlar ülkeyi batırır” diyerek koltuğu bırakmıyor; öbürü de “Ben bu partiyi bunların elinden kurtarmalıyım” diyerek kendi partisinin seçilmiş yönetimine kayyum olmaya razı hale geliyor. Sorsanız hepsi memleket için mücadele ediyor. Ama sokağın gözünden bakınca gerçek çok daha basit:

Koltuğu bırakamayan insan zamanla kendi hırsını millete hizmet diye satmaya başlıyor.

Şimdi gelelim meselenin en tuhaf tarafına…

Kayyumla sonuçlanan bu tartışmanın çıkış noktası, üç yıl önce yapılmış bir kurultay. Diyelim ki gerçekten bir usulsüzlük vardı. İnsan şunu soruyor:

Böyle bir karar üç yıl sonra mı verilir?

Bu, köylü Mehmet Efendi’nin otuz yıldır süren tarla sınırı davası değil ki… Bu memleketin ana muhalefet partisinden, ülkenin siyasi geleceğinden bahsediyoruz.

Eğer hukuk gerçekten işliyor olsaydı, bu mesele ya birkaç hafta içinde sonuçlanırdı ya da fiili durum kabul edilip kapanırdı. Çünkü o kurultaydan sonra seçim oldu. Millet sandığa gitti. Beğenen oy verdi, beğenmeyen vermedi. Hatta o kadroyla parti oyunu da artırdı.

İşte tam burada insanın kafası karışıyor.

Madem o kurultay için “mutlak butlan” diyorsunuz, o zaman o kurultaydan sonra alınan bütün kararları da yok saymanız gerekir. Yapılan atamaları, görevlendirmeleri, hatta o yönetimin belirlediği adayları bile tartışmaya açmanız gerekir.

Ama bunu yapamıyorsunuz.

Çünkü hukukun bir yere kadar işletilebildiğini, bir noktadan sonra sokağın tepkisinin hesaplandığını herkes görüyor. Hukuk bazısına demir yumruk, bazısına plastik cetvel gibi uygulanınca insanlar adalete değil, güce bakmaya başlıyor.

Türkiye’nin asıl problemi de tam burada zaten.

Bu ülkede mesele çoğu zaman yasa eksikliği olmadı. Sorun, var olan yasaların herkese eşit uygulanmaması oldu. Gücü eline geçiren herkes hukuku kendisi için kalkan, rakibi için sopa haline getirdi.

Bir gün gerçekten bağımsız bir yargı oluşsa ve kurallar herkese eşit uygulansa, bugün meydanlarda birbirine parmak sallayan birçok kişi aynı dosyanın içinde bulur kendini. Çünkü insan, başkası için yaptığı haksızlıkların bumerang gibi dönüp bir gün kendi başını yaracağını hesaba katmıyor.

Ama hayatın şaşmaz bir adaleti var. O gün er ya da geç geldiğinde kimsenin yeni intikam yasaları çıkarmasına gerek kalmaz.

Görevi kötüye kullanma dosyaları açılır.

Liyakatsiz atamalar incelenir.

Kanunsuz emir veren kadar uygulayanın da sorumluluğu konuşulur.

Şaibeli ihaleler açılır.

Kamu zararları masaya yatırılır.

Yıllardır “ticari sır” diye saklanan ilişkiler didik didik edilir.

Bugün parti kongresi için kullanılan “irade sakatlandı” söylemi, yarın başka seçimlerin de önüne gelir. Devlet imkanlarını propaganda için kullananlar, kamu gücüyle rakibini bastıranlar bir anda aynı hukuki tartışmanın içinde kalır.

Diploma tartışmaları mı?

Onlar da bağımsız kurumların önüne gider. Evrak incelenir, kayıt incelenir, gerçekten ne varsa ortaya çıkar.

Çünkü hukuk gerçekten tarafsız işlemeye başladığı gün, bu ülkede birçok taş yerinden oynar.

Ama burada başka bir tehlike daha var:

Yeni gelenlerin de aynı sistemi bu kez kendi çıkarı için kullanmaya başlaması.

Eğer sadece isimler değişir, yöntem aynı kalırsa hiçbir şey düzelmez. Sadece bumerang el değiştirir.

Bazen insan bütün bu tabloya bakınca yoruluyor. Hatta bazen, dünyadaki her şeyi bırakıp sadece bir kurtarıcı bekleyen insanların zihinsel rahatlığını bile anlıyor. Çünkü her gün yeni bir çelişki görmek, hukukun eğilip bükülmesini izlemek, sürekli başka bir kavramla uyanmak insanın zihnini yoruyor.

Ne diyelim…

Mübarek kurban bayramı öncesi; kendi koltuk savaşlarınız uğruna kurban ettiğiniz o adalet duygusu, o temiz umutlar size mübarek olsun.

Çünkü bir gün bu dönemin tarihi gerçekten yazılacak.

Ve o gün, kalem utanacak… Kağıt utanacak.

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

Ziyaret -> Toplam : 293,75 M - Bugn : 58678

ulkucudunya@ulkucudunya.com