« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

M. METİN KAPLAN

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

Yusuf Yılmaz ARAÇ

23 Şub

2026

M. METİN KAPLAN

23 Şubat 2026

Şair Seyfi Şirin, bizim Servet Somuncuoğlu’nun sıkı ahbabıydı. Gerçi o da bizimdi ya. Hak ettiği kadar tanınmadı. İyi şairdi. “Sizler o günleri bilemezsiniz” şiiri, bir antolojiye ilk sıradan girecek ayardadır. Sonraları galiba bir beste de uydurulmuş.

Öğretmen okulunda bizden iki dönem üstteymiş, 1978’de bir yerden sürgün gelmiş, yarım dönem okumuş. Seksen sonrası olduğu gibi, öncesi o çalkantılı dönemde de MC vakitlerinin hızlıları, kaza oklarına daha fazla hedef olmamak için genelde kafayı öne eğip yürümek zorunda kalırlardı. Belki o yüzden cümle alem tanımamış olmalı. Onların koğuşları yan yana olduğu için o vakitten tanışırlarmış, sonra İstanbul’da ilerletmişler dostluğu.

1992 yılında, Servet’in bir azizliği sonucu bununla bir akşam birkaç saat baş başa vakit geçirmek zorunda kaldık. Ne zor saatlerdi. Şair pervasızlığı, bir iki yıl ülkücülük kıdemi, iki üç yaş büyük olmak insana bu kadar özgüven nasıl verir, hâlâ akıl sır ermez.

Herhalde dostluğu paylaşmak endişesiyle, yahut boşa zaman harcamama kaygısıyla, yahut da bakalım bundan ne çıkar saikiyle olacak, karşısındaki bu alelade adama Servet’in niçin bu kadar itibar ettiğini merak ediyor, tepeden bakışlarla süzerek, inceden sorgulayarak cevheri çözmeye çalışıyordu. Sordu da sordu… Verdiğim cevapları umursamıyor, bir türlü muhkem bir kanaate varamıyordu. Felsefe biliyor, sanattan, edebiyattan anlıyor, hayat görmüş, mücadele etmiş, mapusa filan da girmiş. Muhit edinmiş, üstelik üç beş de kitap çıkarmış. Bizim sığ dağarcıktaki bir miktar kitabi malumat, hafif idari cezalar, hatta az da abartıyla, kurşunlar, karakollar, yediğimiz dayak ve falakalar kâr etmiyor. Hepsini tek tek çeliyor, bir hamleden kurtarınca diğer bir cihetten taarruzla alt etmeye çalışıyor. Herhalde, Dekart kadar bilgi, Rafael kadar sanat, Tozkoparan İskender ya da Genç Osman kadar kahramanlık arıyor; ama hiç olmasa da illa ki bir fevkaladelik bekliyor. Velhasıl, epeyce bunalttı.

Sona doğru dedim ki: “Ben M. Metin Kaplan’ın arkadaşıyım!..”

Aradığı fevkaladeliği nihayet fazlasıyla bulmuş gibi birden yüzündeki yarı müstehzi ifade dondu, dikkat kesildi. Ciddiyetle sordu: “Nereden tanıyorsun sen onu?” Anlattım. Tavırlarındaki o azamet yavaş yavaş kayboldu, yerini mağlubiyeti hazmetmeye çalışan müsavi ve hürmetkar davranışlara terk etti.

Allah her üçüne de gani gani rahmet eylesin.

Bol miktarda reyis, başgan, dev, yolbaşçı, teorisyen, yazar, çizer, şair, sonraları da mebus adayı, mebus ve politikacı yetiştirmiş, hatta biraz da entelektüel ve filozof çıkarmayı başarmış bir muhitte temayüz etmek sanıldığı kadar kolay bir iş değildir. Bunun için Metin Kaplan olmak gerekir.

Metin Kaplan olmak için de bir ömür istikamet üzere yaşamak gerekir. Eğilmeden, bükülmeden, dosdoğru yürümek, haksızlık karşısında susmamak gerekir.

Savaşmak gerekir. Yorulmadan, yılmadan, yıkılmadan…

Savaşmak, elli senedir at gözlüğüyle aynı noktaya bakıp, aynı haykırışlarla, doluya boşa mütemadiyen yalandan kılıç sallar görünmek değildir.

Bir kartal gibi keskin gözlerle dört yandan ufukları tarassut edip ihanet ne taraftan yol buluyorsa oraya yönelmektir. Türkeş’in yaptığı budur. Metin Kaplan da Türkeş ne yapmışsa onu yapmıştır.

İhtilalci bir arkadaşı Türkeş için: “Kolay değil. Bu adam yirmi yıldır her gün, ama her gün, bir meydan muharebesi veriyor!..” demiştir. Hakikaten Türkeş’in bütün hayatı böyle geçmiştir.

Metin Kaplan da bir ömür savaştı… Döne döne savaştı… Karşımızdaki yabancı ideoloji uşaklarıyla, din, devlet ve millet düşmanlarıyla savaştı. Döndü, içimizdeki milliyetçilik düşmanlarıyla, Türkeş düşmanlarıyla savaştı. Tepemizdeki sözde mücahit müteahhitlerle, müstebitlerle savaştı. Velhasıl her türlü melanetle savaştı. Haysiyetten ibaret ganimeti, onu daha da haysiyetli kıldı.

Onun her yazısı bir meydan muharebesidir. Cihana kafa tutmadır. Ve bir haysiyet numunesidir.

En son yazısı “Faşist bunlar, faşist!” başlığını taşır. Ki, mezar hırsızlarına karşı bunu yazmak da yürek işidir.

15 Temmuz’dan, çeşitli siyasi suikastlere, hür milliyetçilikten köle zihniyetine ve oradan da ihanete varan safahatı gelecek nesiller, onun tahlillerini inceleyerek aydınlanacaklardır. Ve o satır aralarında, Ziya Gökalp’in, Atsız’ın, Dündar Taşer’in, Erol Güngör’ün, Seyyid Ahmet Arvasi’nin, Alparslan Türkeş’in seslerini duyacak, onların fikir namusunu ve haysiyetlerini terennüm edeceklerdir. Türk milleti için bundan daha büyük hizmet olur mu?

O, kendimize kahreden “Yazıklar olsun!” yazısının aksine, vazifesini bihakkın ifa etmiştir. O, dostlarının medarı iftiharı, ülkücü hareketin yüz akıdır…

Ona değil, etrafında kırk yiğit olamayanlara yazıklar olsun!..

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

Ziyaret -> Toplam : 271,82 M - Bugn : 145041

ulkucudunya@ulkucudunya.com