« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

Yayına hazırlanan "1980 Öncesi Ülkü Ocakları Başkanları Başbuğ Türkeş'i Anlatıyor" isimli kitabımız için kapak resmi olarak okuyucular yukarıdaki resmi seçmiş bulunuyor; teşekkür ederiz...

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ YAZI

NEREDE BU DEVLET!..

15 Eyl 2014

SONRAKİ YAZI

AH O ESKİ RAMAZANLAR!

08 Tem 2014

Nurullah KAPLAN

07 Ağu

2014

TAYYİP SEÇİLMELİ, TAYYİP!...

07 Ağustos 2014

Cumhurbaşkanlığı seçimine birkaç gün kaldı… Ancak seçim havası pek hissedilmiyor… Erdoğan’ın mitingleri bile seçim atmosferinden pek uzak. Heyecan yok, merak yok; canlılık yok, hareket yok! Doğru dürüst bir rekabet bile yok!

Algı operasyonu hususunda, ellerindeki imkânları oldukça mahirane kullandıkları aşikâr olan iktidar taifesinin, bıktıran çığırtkanlıkları neticesinde, muhalefet bile yarışın kazananı olarak Erdoğan’ı kabullenmiş durumda. Hoş bu çığırtkanlık bıktırmasa, algı maharetleri ve imkânları olmasa da iki muhalefet partisinin pek muhterem yöneticileri sağ olsunlar! Erdoğan’ın önünü açmak için gereğini fazlasıyla yapıyorlar.

Siyaset meydanlarının gördüğü en cazgır, en seviyesiz adamın karşısına, hâzâ beyefendi bir ilim adamını rakip olarak çıkarmak ne kadar doğru tercihtir bilemeyiz; tabii ki, maksat kazanmaksa!... Seçimi hayat memat meselesi yapmış birisi ile, önemli olan kazanmak değil, yarışmaktır centilmenliğini oynayan diğerinin rekabetine anlam yüklemek bizi aşar herhalde. Bizim gibi avamın aklının ermeyeceği “politik taktikleri, siyaset stratejilerini” elbette ki havas pek iyi bilir!

Avamdan bir adem olarak biz de biliriz ki, ömrü salonlarda geçmiş bir sporcuyu, sokak dövüşçüsü ile yarıştırırsan, yüz yarışın doksanını kaybeder; dövüştürürsen şayet, on dövüşün dokuzunda dayak yer. Yer çünkü, o sporun kaidelerine râm olmuşken, diğeri sokağın kuralsızlığını, puştluğunu silah olarak kuşanmıştır. Binaelaneyh, “politik hayvan” ile “ ilim adamının” yarışı pek adil değildir.. akıl kârı da değildir.

Peki, İhsanoğlu’nu Erdoğan’ın karşısına sürerken Sayın Kılıçdaroğlu ve Sayın Bahçeli, yüzün onunu kazanmayı, onun birini almayı mı murad ettiler acaba? Yoksa şerefli bir mağlubiyeti mi tercih ettiler? Ya da, kazanmayı bir tarafa bırakıp, cumhurbaşkanlığına nasıl birinin aday olabileceğini izhar etmek için ilkesel bir saikle mi hareket ettiler?

Cevabın “hiçbiri” şıkkı olduğunu pek çoğumuz biliyoruz. Muhtemeldir ki, onlar da Erdoğan’ın karşısına kimi çıkarsalar, pek çoğumuzun ona oy vereceğini biliyorlardır. Onların bildiği gibi olacak, ekmek için değilse bile, oyumuzu İhsanoğlu’na vereceğiz! Lâkin, ekmek yerine pasta yemek için gömlek değiştirenler, kimliğini – şahsiyetini – karakterini değiştirenler, hatta icab ederse cinsiyetlerini bile değiştirmeye hazır olanların, ekmek için Ekmeleddin’e oy vermeleri namümkün olduğuna göre, İhsanoğlu’nun kazanması muhale yakın değil midir?

Ben İhsanoğlu’na oy verecek olmama rağmen, Erdoğan’ın seçilmesi gerektiğine inanıyorum. Nasrettin Hoca’nın torunu olduğumuzu henüz unutmayanlardanım. Malum Hoca, Timur’un filinden bîzâr olan Akşehirlilerin ricasına uyarak onlarla birlikte Timur ile görüşmeye gitmiş. Huzura vardığında yapa yalnız kaldığını fark edince: Efendim, Akşehirliler bu fili çok sevdi, yanına bir de eş istiyorlar demiş. Bizce “bu millete” Erdoğan’ın başbakanlığı yetmez, bir de cumhurbaşkanı olmalı. “Bu milletin” başına o yakışır. Erdoğan “bu milleti”, “bu millet” de Erdoğanı fazlasıyla hak ediyor.

Kılıçdaroğlu’nun günahı Kılıçdaroğlu’nun olsun, Bahçelinin vebali kendine kalsın, hepsi bir yana; ama “bu millet” lâyığını bulmuşken kaybetmemeli… İktidardakini de, muhalefettekini de!...

Otomobil üretimi olmayan ülkeyi, “duble yollarla”, kavşaklarla- altgeçit- üstgeçitlerle şantiyeye çevirip, alınan borç kredileri taşa toprağa gömmeyi gelişmişlik sayan “bu millet”… Üretmeden zenginleşmeye, tüketerek büyümeye kanan “bu millet”… Tasarrufu terk edip, kazanacağını varsaydığı geleceğini savurup, saçarak harcayan “bu millet”… Hırsızlığa, çalıyorlar ama çalışıyorlar diye kılıf bulan “bu millet”… Filistin’de hayatını kaybedenlerin çetelesini tutmaktan öteye gidemeyen ama, van minute ile kabaran, coşan “bu millet”… Vatanına, bayrağına, devletine sahip çıkamayan “bu millet”… Parçalanmaya, bölünmeye itiraz etmeyen “bu millet”… Tesirini kaybetmiş, içi boşalmış, ritüellere dönüşmüş dine razı olan “bu millet”… Adaletsiz, ahlâksız, erdemsiz yaşayıp, mihnet etmeyen “bu millet”… Kanmaya, aldanmaya dünden hazır olan “bu millet”…

Yürü tayyip yürü!.. Kim tutar seni?!.. “Bu millet” seçtikçe cumhurbaşkanlığı bile azdır sana!...

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

09 Ara 2019

Bu soruya ilk cevabı Prof. Dr. Muharrem Ergin’den aktaralım: Türk adının, Türk milletinin isminin geçtiği ilk Türkçe metin. İlk Türk tarihi. Taşlar üzerine yazılmış tarih.

Yusuf Yılmaz ARAÇ

16 Eki 2019

Nurullah KAPLAN

02 Tem 2019

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 56,95 M - Bugün : 5910