« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ YAZI

VATAN SAĞOLSUN!...

30 Haz 2010

SONRAKİ YAZI

PARTİ CEPHESİNDE DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK!

09 Kas 2009

Nurullah KAPLAN

09 Haz

2010

HALUK KIRCILAR YA DA HAYRİ YILMAZLAR…

09 Haziran 2010

Hafta sonu tatilleri gazeteler için ayrı bir uğraşı demektir. Bir yandan, siyaset ve bürokrasinin tatilde olmasından doğan malzeme nakısası; öte yandan, okuyucunun hafta sonundaki bolca vaktini rakip gazetelere ayırmanın önüne geçecek yoğunlukta gazete hazırlama telaşı… Kimi gazete bulmaca eki, kimi gazete magazin eki, kimisi de kültür-sanat eki hazırlar. Pek çoğu da özel röportajlarla okuyucusunu meşgul etmeye çalışır.

Müslüman-demokratların sahibi oldukları bir gazetenin bu hafta sonu röportajı, solcu yazarının, cezaevinden tahliye olan Haluk Kırcı ile yaptığı görüşmeydi. Diğer gazetelerin pek çoğu da bu röportajdan alıntılar yaparak, "7 TİP'linin ülkücü katilini" lanetlemek hümanitesine koro halinde katkı sağladılar(!).

Röportajda " Adalete hesabımı verdim.Şimdi sıra Allah'a vereceğim hesapta… O zamanlar acar, korkusuz, kesin inançlı 20 yaşında bir gençtim… Bizi kullandılar…" şeklinde beyanları olan Haluk Kırcı'nın da içinde olduğu bir ekibin karıştığı eylemler, Ülkücülerin bugüne kadar taşıdığı ve bugünden sonra da kolay kolay kurtulamayacakları en büyük kamburlarıdır.

Sol'un devrim hülyaları ile şiddeti metod olarak kabullenip, Lenin mi Mao mu diye model kavgasına düştüğü o günlerde, şiddetin dozajını artıracak tahrikler için, manipülasyondan provokasyona kadar pek çok tezgâhın sergilendiği, yıllardır yazılıp, çizildi. Çav bella marşları eşliğinde, Che Guevara özentisiyle silahlanan devrimcilerin, kurtarılmış bölgelerde kurdukları halk mahkemelerinde ölüm kararları aldıkları ülkücülerin müdafaa saikiyle kuşandıkları silahlar tahrikler için yetmezdi. Bu tahrikler için NATO kontrolündeki özel harpçilerin ne tezgâhlar kurduğunu en iyi bilenlerden birisi olarak konuşmuş Haluk Kırcı.

Haluk Kırcı 1991 yılında Bursa cezaevinden tahliye olduktan sonra, dönemin Adalet Bakanlığını mezhepsiz militanlarla doldurduğu için eleştirildiğinde "MHP'lileri alacak değilim ya" diyecek kadar militanlaşmış Bakan'ın gayretkeşliği ile kaçak durumuna düştü. Ülkücü Kuruluşlar Davasından değil de Dev-Sol veya Dev-Genç davasından yargılansaydı, 312-313'den değil de 141-142 veya 146'dan ceza alsaydı, yedi yerine bir idam alır, 1991'e kadar da çoktan tahliye olurdu. Kimse de bir daha bir şey sormazdı. Ama O, aralıklarla yakalandı, tutuklandı, kaçak gezdi v.s… Kaçak olduğu dönemlerde yaptığı düğününde şahitliğini vali yapıyor, özel harekâtçı müdürlerle kol kola geziyordu… Reisi Çatlı, Susurluk'ta suikasta kurban gittiğinde O da yanında, ekibindeydi…

Bu hafta sonunda gazetelerde değilse de, internet sitelerinde iktibas edilen bir yazı hayli okuyucu buldu. Ahmet Özcan'ın "Fethullah Gülen'e Açık Mektup" başlıklı yazısı internet sitelerinden facebooka kadar pek çok yerde paylaşıldı. Ahmet Özcan yazısının girizgâhında, Nazım Hikmet'in milli mücadele yıllarını anlattığı destanında yer alan Kartallı Kazım'ın hikâyesine yer vermiş: "Dövüştü pir aşkına / yaralandı birkaç kere / ve saire. Ve kavga bittiği zaman / ne çiftlik sahibi oldu, ne apartıman./ Kavgadan önce Kartal'da bahçıvandı, / kavgadan sonra Kartal'da bahçıvan..." Kartal'da bahçıvanlık yapan Kâzım, teşkilatın verdiği görevle bir İngilizi harcar, savaşta da yapması gerekeni yapar ve savaştan sonra eski hayatına geri dönüp, kaldığı yerden devam eder.

Bir kavgaya atılıp, bir dâvaya bağlanıp da bu uğurda delice addedilecek fevkalâde fedakârlıklar, kahramanlıklar sergileyip, sonra da alelâde, sıradan bir hayata geri dönmek kolay olmasa gerek. Her kahramanlığın, her fedakârlığın içinde biraz bilinmek ve biraz ünlenmek mutlaka vardır; çoğu zaman ise bu kahramanlıkların sebebi bizzat bu bilinmek arzusudur. Kavganın, dâvanın peşinden koşar adım giden acar, cevval, atak şahsiyetlerin mizacı biraz da bu arzu ile yoğrulmuştur. Bu arzu, insan hamurunun mayasında fıtri bir hakikat olarak yer alsa da, millî seciyemiz Pembe İncili Kaftan'ın Muhsin Çelebi'si misali, fedakârlıklarını, kahramanlıklarını adsız - sansız yaşayıp, hayata öylece devam etmeyi öğretmiştir biz Türklere.

Hafta sonu gazete ve internet dünyasında mezkûr röportaj ve açık mektup ilgi odağıyken Bursa'dan bir cenaze kalktı… Temenyeri Camisi'nde ikindi vakti namazı kılınıp, Pınarbaşı Mezarlığı'na defnedilen, çocukluktan gençliğe devrilen taze yaşında bir genç kızın cenazesi… Şofben zehirlenmesi ile bir haftaya yakın yoğun bakımda kalan bu genç kız, Bursa MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davasının idamlıklarından Hayri Yılmaz'ın kızıydı; mekânı Cennet olsun!

Hesapsız-kitapsız pür samimiyetle bir dâvaya bağlanıp, bir kavgaya atılmak, o kavgada delikanlıca taraf olmak kolay değildir. Hele de, silahların konuştuğu, ölümün kol gezdiği kavgalarda saf tutmak; namlulara karşı yürüyüp, gerektiğinde tetik düşürmek; bir dâva uğruna ölmeyi ve öldürmeyi göze almak hiç kolay değildir. Bunlardan daha zoru ise Bursa Emniyetinin 5.katındaki sorgu faslı, Gölcük Askeri Mahkemesi, Mamak işkencehanesinde geçen yıllardır. Haluk Kırcı gibi 1991 yılında tahliye olan Hayri Yılmaz, tahliyesinden sonra Kartallı Kâzım gibi hayatına kaldığı yerden devam edenlerdendi… Çiftliksiz, apartımansız!

Kelle koltukta yaşamak zor, işkencelerde, dört duvar arasında mahpusluk daha da zor… Ama evlat acısı en zoru olmalı. Acılar paylaşıldıkça azalırmış; Allah acılarımızı paylaşacak dostlardan mahrum bırakmasın bizleri!

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

22 Nis 2019

1975 senesi başlarında mecliste temsil edilen sağ partiler ile Milliyetçi Cephe hükümeti kurulması gündeme gelmişti. Türkeş Bey bu konuyu önce partinin merkez yetkili organlarıyla, sonra il başkanlarıyla istişare etti.

Nurullah KAPLAN

06 Mar 2019

Yusuf Yılmaz ARAÇ

02 Mar 2019

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 48,73 M - Bugün : 46622