« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ YAZI

EY KAHPE RÜZGÂR…

10 Haz 2009

SONRAKİ YAZI

HALK MI, MİLLET Mİ?

30 Nis 2009

Nurullah KAPLAN

20 May

2009

GÜZEL ŞEYLER OLACAKMIŞ…

20 Mayıs 2009

Sayın Cumhurbaşkanı'nın, Türkiye'nin en önemli sorunu olarak kürt sorununu işaret etmesi ve yakında iyi şeylerin olacağını müjdelemesi(!) neler olacak merakından ziyade neler oluyor endişesine sebep oldu.

Malum, Obama ziyareti sonrasında başlayan Ermenistan açılımı henüz netleşmemişken gündeme getirilen kürt sorununun çözümüne dair söylemler, AKP'nin işbaşına geldiği günden bu yana süregelen "çözüm olacak…güzel şeyler olacak…" nakaratıyla başladı yine…

Kıbrıs'ta güzel şeyler olacaktı… AB sürecinde güzel şeyler olacaktı… Kuzey Irak'ta güzel şeyler olacaktı… 2002'den beri pek çok şey oldu. Ne kadarı güzel, ne kadarı iyi oldu ? Ya da soruyu doğru soracak olursak iyi ve güzel herhangi bir şey oldu mu? Eğer cevabınız evet ise, hem ermeni hem de kürt politikasından ümitvar olabilirsiniz. Aksi halde, güzel şeyler olacak temennilerini bir politikanın değil de bir ninninin nakaratı olarak kabul etmek daha doğru olacaktır.

Aslında olup bitenin özü şu ki, yaşadığımız coğrafyadaki yeni gelişmeler paralelinde bizden istenenler var ve yeni açılımlar olarak takdim edilen politikalar bu talepler doğrultusunda şekillenmekte. Obama'nın ziyaretinden sonra başlayan açılımlar(!) Ortadoğu-Kafkaslar-Orta Asya üçgeninde hızlanan enerji nakil projeleri ile atbaşı gittiğine göre aşikârdır ki, bizim hükümetin bütün açılımları ABD'nin enerji politikalarına açılmakta…

Soğuk savaş sonrasında Türkiye'nin stratejik öneminin azaldığını, ABD'nin Irak'a yerleşmesiyle Türkiye'ye ihtiyacı kalmadığını söylen uzmanlara inat, üzerinde bulunduğumuz coğrafyanın vazgeçilmezliği devam etmekte. Ancak bu vazgeçilmezliği, üzerimize abanan güçlerin insafına / insafsızlığına terk etmeden lehimize çevirebilecek bir siyasete inanacak hükümete ve devlet yönetimine sahip miyiz? Şayet böylesine bir devlet yapısına, hükümet idaresine sahip olsaydık rum-ermeni-kürt sorunlarını lehimize çözebilecek açılımlar o zaman mümkün olabilirdi.

Mevcut devlet erkanı, işbaşındaki hükümet yönetimi hakkındaki bütün menfi kanaatlerimizi bir yana bırakıp, pozitif(?) bakışlarla olumlu güzel şeyler olacağını hayal etsek bile; konjonktür-uluslar arası çatışma-güçler arası denge v.s. gibi harici bütün faktörlerin bir sihirli el değmişçesine bizden yana işler hale gelmesi bile, aslı-esası kürtçülük ve bölücülükten ibaret olan kürt sorununun, gönlümüze giran gelmeyecek bir netice ile çözülmesine yetmeyecektir.

Genelkurmay'ın bile dağdaki teröristlerin silahsızlandırılması için, çıkarılacak af kapsamında çözümler sunması göstermektedir ki, siyasiler gibi askeri bürokrasi de meselenin çözümünü dağdan inmeye, silah bırakmaya indirgemiştir. O halde, posta memuru olarak Kandil'e gönderilen gazetecilerin röportajlarını, yapılan pazarlıklar için zemin hazırlamaya matuf psikolojik hazırlıklar olarak okumak lazım gelir ki, aynı pazarlıkların İmralı ile yapıldığı da kesinleşir. Sayın teröristbaşının "çözüme katkı sağlamak üzere" rapor hazırlaması boşuna değilmiş!

Yaklaşık yüzelli yıldır bölgedeki sosyal sıkıntıların, yönetim ile yaşanılan anlaşmazlıkların, zayıf devlet otoritesinin, güçlü aşiret yapısının müessir olduğu problemlerden kaynaklanan bölgesel problem, son çeyrek asırdır yaşanılan süreç sonrasında etnik soruna dönüşmüştür. Kabullenmek ne kadar zor olsa da, henüz yirmi yıl öncesine kadar Güneydoğu sorunu olan mesele artık bir etnik sorundur.. kürt sorunudur.

Lozan'da Kürtlerin azınlık olarak anılmasına "Türklerle soy ve din kardeşiyiz" diye itiraz eden Kürtlerin yerinde yeller esiyor artık. Batılıların tedrisatından geçmiş olanlar da, yabancı servislerin yetiştirdiği örgütçüler de, ilkokul yaşlarındaki çocuklar ve okuma yazma bilmeyen yaşlılar da dâhil olmak üzere kâffesi artık Türklerden farklı olduklarına inanıyorlar. Farklı ve ayrı… Ayrı bir millet… Dün sadece dilden ibaret olan farklılık artık ayrı millet olma kabulüne dönüşmüş durumda. Kendilerini farklı bir millet olarak gören dünün Kürt Türklerinin büyük kısmı bugün Türk'ü milleti- devleti - bayrağıyla yabancı görmekte… Düşman olarak görenlerin sayısı ise her geçen gün artmaktadır.

Soy kardeşliğine rağmen, boy farklılığından yeni ve suni bir millet devşirenler ne kadar başarılı ise, binlerce yıllık Türk Millet'ini yeni bir Türk Ulusuna.. çağdaş-uygar-lâik(batılı) bir ulusa dönüştürme projesini gerçekleştirmeye çalışanlar da bir o kadar başarısız olmuşlardır. O başarısızlık, sindirilmiş ve zayıflatılmış Türk kimliğinin yerine ikâme edilecek yeni alt kimliklerin gerek tabii, gerekse suni olarak peydahlanmasının önünü açmıştır.

Sivil ve askeri bürokrasinin, siyasilerin söylemleri ve onlara yol gösteren aydın kılıklı hainlerin şımarıklıkları göstermektedir ki, ppk'nın belirlediği hedefler için artık en büyük engel dağ ve şehir kadrolarının, pkk ve parti örgütlerinin karar-irade-yetki açısından yaşayacakları dönüşümün gerçekleşmesidir. Sağ olsunlar bizim hükümet ve devlet erkânı bu hususta elinden geleni yaparak sorunu çözmeyi(!) kabul etmiş görünüyor.

Görüntüsünün yanında karar ve iradesiyle hakikî anlamda bir Türk Devlet'i olsaydı devletimiz, bütün bunlar yaşanmazdı zaten! O yüzden, ellerindeki çul-çaputu bayrak olarak sallayan Kürtlerin sayıları giderek artmaktadır. Ve o insanların ay-yıldızlı bayrağı yeniden kendi bayrakları olarak sahiplenmeleri, zamanın geriye döndürülmesiyle otuz yıldır yaşanmakta olanların hükmünü butlana çevirmek kadar muhaldir. Ve ayrı dilden başlayan bu yol ayrı bayrakla devam edip, ayrı devlete kadar gider. Siyasi kadroların ve devlet erkânının çözüm adına yapacakları her şey ( bireysel özgürlükler-kültürel haklar-demokratik açılımlar- radyo-televizyon açmak v.s.) ayrılığı yaygınlaştırıp-kökleştirmekten başka bir şeye yaramayacaktır.

Güneydoğu meselesinin kürt sorununa dönüşmesine seyirci kalan, hatalarıyla-gafletiyle süreci hızlandıran sivil-askeri erkânın, ayrılıkları izale edecek çözüm formülleri olmadığı ortada. Peki, bu milletin bekası varlık sebepleri olan Türk Milliyetçileri'nin var mı acaba? Diyarbakır'da tabela indiren MHP'ye bakılırsa, vardır demek mümkün değil! Türk Milliyetçileri hem milletin, hem de partilerinin bekası için yeni bir başlangıç yapmak mecburiyetindeler!

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

17 Haz 2019

Türkeş’in ikili münasebetleri: İncelik, dikkat ve sevgi Yukarıda da temas ettiğimiz gibi Türkeş Bey’in bir kurmay subay ve tecrübeli bir diplomat tavrıyla dava arkadaşlarına ve başka insanlara kaşı gösterdiği sevgi, saygı hareketin mensuplarının birlik ve dayanışmasında önemli bir rol oynamıştır.

Yusuf Yılmaz ARAÇ

17 Haz 2019

Nurullah KAPLAN

06 Mar 2019

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 50,82 M - Bugün : 24735