« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ YAZI

KIRKINCI YIL!

25 Şub 2009

SONRAKİ YAZI

İTİRAF MI İFTİRA MI?

22 Oca 2009

Nurullah KAPLAN

11 Şub

2009

BİDON KAFALILAR

11 Şubat 2009

Obama'nın görevi devralacağı günün arefesinde saldırılarını geçici olarak durdurduğunu açıklayan İsrail, gündemdeki yerini Obama'ya bırakmıştı. Sonra, Davos'taki çıkışı ile gündeme Tayyip Erdoğan yerleşti.

"Davos" üzerine on gündür sürmekte olan değerlendirmeler, analizler, kutsamalar, bir yandan da tahkir ve tezyif dolu yazılar bitmek, tükenmek bilmiyor… Sloganlar, pankartlar, şiirler, klipler derken yakında mersiye ve destanlar da piyasaya sürülür…

Yahudi gücün merkezi ABD, antisemitizmin anavatanı AB terörü bahane ederek İsrail'i açıktan desteklerken, karşı olanların bile ancak sessiz kalmakla iktifa ettiği ahvalde Türkiye Başbakanı'nın çıkışı, olması gerekenden ibaretti. Ancak Yahudi gücünün ABD'den sonra en etkili olduğu ülke olan Türkiye'den böyle bir çıkış beklenmiyordu. Bu çıkışın ardında tarihi misyonuna ve kendi kimliğine geri dönüşü olduğundan tutun da, Başbakan'ın yükselen şekerine, Kasımpaşalılığına, delikanlılığına ya da; Türkiye'nin bölgesel gücüne, değişen dış siyaset anlayışına, dış politika danışmanı Davutoğlu'nun yönlendirmesine, iç siyaseti etkileme amacına kadar çok sayıda gerekçe ileri sürüldü.

Arka planında ister Başbakan ve ekibi olsun, isterse uluslararası aktörler olsun; ister dış politika tercihi, isterse iç siyaset malzemesi olarak kurgulansın, siyasi rakiplerinin bile direk bir karşı çıkış gösteremedikleri bu olay, görünen ve perdeye akseden görüntüsü ile halk indinde genel bir kabul görmüş durumda.

Siyasi rakiplerinin bile ancak dolaylı ifadelerle tenkit ettikleri bu olay karşısında kesin tavır koyanlar dış politikaya hükmeden monşerler ve o zihniyetin uzantıları ile, hükümetle girdikleri menfaat kapışmasında patronlarına tetikçilik yapan yağdanlıklar.

Cumhuriyet döneminin hariciyesine ipotek koyan monşerler takımını anlamak mümkün… Batı'ya yaltaklanarak yön tayin etmek ve menşeleri itibariyle İsrail politikalarına yakın durmak pozisyonlarının ana kaidesi oldukça, başka bir tavır beklenmemeli zaten…

Patronlarına tetikçilik yapmayı gazetecilik olarak yutturmaya çalışan yalakaların T. Erdoğan'la olan kavgaları ise ayrı bir fasıl… Ancak ne hikmetse, bu yalakalar T. Erdoğan'la kavga ederken onun politikalarını eleştirmek yerine milletin değerlerini aşağılamayı tercih ediyorlar. Matbuat âleminin "büyük gazete"sinde Emin Çölaşan yazdıkları ile patronlarına zarar verdiği için kovulunca, yerini doldurmaya heveslenen bir "bidon kafalı", karnını kaşıyan arkadaşına özenerek AKP üzerinden millete küfreylemekte.

Bu küfürbaz bidon kafalı, Davos sonrasında AKP'nin politikalarını, T.Erdoğan'ın tercihlerini eleştirmek yerine yine millete hakaret etmeyi seçmiş. Bu kez, Ömer Seyfettin 'in Pembe İncili Kaftan'ını kalemine dolamış... Hikâyeyi ve Muhsin Çelebi'nin tavrını özetledikten sonra " Bu tür osuruktan kahramanlık hikâyelerini "diplomasi" zannederek büyüyen toplumlarda olur böyle vakalar." diyerek devam etmiş… Yazıya bakınca hemen anlıyorsunuz ki, hedef ne Tayyip, ne de AKP… Hedefte bu toplum, bu millet var… Bu milletin değerleri var…

Ömer Seyfettin, imparatorluğun büyük çöküşünün bozguna döndüğü o yılları hem asker hem de ziyalı olarak yaşamış birisi. Gündönümünü, Devlet-i Âliye'nin yıkılışını cephede asker olarak yaşarken bir yandan da, bu milletin yeniden dirilişini hazırlayacak milli uyanışın işaret fişeklerini ateşlemenin gayretini taşımış. Genç yaşında vefat ettiğinde Milli Mücadele henüz başlamıştı. Ne 1912-13'de ellerinde esir kaldığı Yunanlıların defolup gittiklerini görebilmişti, ne de yeni kurulan devleti… Lâkin ardında, 11 Nisan 1911 yılında Genç Kalemler Dergisi'nde "Yeni Lisan" başlığı ile başlayan ve vefat ettiği 6 Mart 1920 tarihine kadarki dokuz yıllık yazı hayatına sığdırdığı 10 kitap ve 125 hikâye bırakmştı.

İmparatorluktan millete dönüş sürecimizde, milli kimlik inşası için eser veren Milli Edebiyatçılar kadrosunda ayrıcalıklı bir yeri vardır Ömer Seyfettin'in… Yazdıklarının muhatabı öncelikle çocuklardır. Yazdıklarının üzerinden geçen yaklaşık yüzyıllık zaman diliminde Türk çocuğuna milliyetini anlatacak ve tarihini, dilini, örfünü sevdirecek başkaca hikâyecilerimizin yetişmediğini, çocuklarımızın önüne koyabileceğimiz Pembe İncili Kaftan, Kaşağı, Gizli Mabed, Forsa, Diyet, Yüksek Ökçeler gibi hikâyelerle iktifa etmek zorunda kaldığımızı nazarı itibara alırsak Ömer Seyfettin'in Türk Dili'nde, Türk Edebiyatı'nda, Türk Kimliği'ndeki yeri ve önemi daha iyi anlaşılır.

Peki bu bidon kafalı bunları bilmez mi? Bilir… Hem de pekiyi bilir! Bu milletin sahipsiz olduğunu da bilir. Bildiği içindir zaten bu saldırganlığı! Küreselcilerle aynı paralelde giden AKP politikalarına değil de, bu millete yüklenmesi o yüzdendir…

Bu millete ve milletin değerlerine sahip çıkacak milliyetçiler, fikri-sanatı, kalemi-kitabı, gazeteyi-dergiyi bir kenara bırakıp, bütün mesailerini (parti içi) iktidara kesfettikleri için ne Ömer Seyfettin ve onun üzerinden millete, milliyetçiliğe küfreden bidon kafalılara hak ettikleri cevabı verecek, ellerindeki kalemi münasip yerlerine çivileyecek bir gayretin içindeler, ne de bunları dert edinecek bir düşüncenin...

Eh, milliyetçilerin hali bu olunca da, itin-köpeğin pervasızca havlamasına şaşmamak gerekiyor. Bir yanda monşerler, bidon kafalılar; öte yanda AKP… Kırk katır mı, kırk satır mı? Seç seçebilirsen!

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

08 Nis 2019

1968 yılının muhtemelen Nisan ayıydı. Kahramanmaraş Lisesi ikinci sınıf öğrencisiydim. Parasız yatılı okuyordum. Cuma günü birkaç arkadaşlarımızla bazı ihtiyaçlarımızı almak için çarşıya çıkmıştık.

Nurullah KAPLAN

06 Mar 2019

Yusuf Yılmaz ARAÇ

02 Mar 2019

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 48,58 M - Bugün : 28200