« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ YAZI

ELVEDA…

09 Eki 2008

SONRAKİ YAZI

ERMENİ DÖLÜ!

10 Eyl 2008

Nurullah KAPLAN

18 Eyl

2008

ÜLKÜCÜLER-SOLCULAR AYNI POTADA MI?

18 Eylül 2008

12 Eylül'ün üzerinden 28 yıl geçti. Mutâd olduğu üzere, geçmişe dönük "yıldönümü" değerlendirmeleri(!) tekrar sergilendi. Lâkin, ne geçmiş yıllarda, ne de bu yıl sergilenen tepkiler bir sonuç doğurabilecek boyutta değildi. Geçtiğimiz hafta gazete ve televizyon ekranlarına yansıyanlar da aynı minvaldeydi… Ankara Radyosu önünde, İstanbul'da Taksim'de ve sahil boyunda toplanan göstericiler ile Bilgi Üniversitesi'nin Dolapdere Kampüsünde yazar-artist grubunun kurduğu vicdan mahkemesinde 12 Eylül'ü yargılayan(!) grubun tyetriyal gösterileri "yapmış olmak"tan daha fazlasını hedeflemiyor gibiydi.

Sol gurupların yıllardır tekrarladıkları tyetriyal gösterilere bu yıl "genç siviller" adlı bir grup daha katıldı. 12 Eylül'ü, kurtuluş günü olarak karşılayıp, işkencelerde, darağaçlarında hayatını kaybedenler için bir ah bile demeyen kendi halinde(!) bir garip çoğunluğun, 27 Nisan muhtırası ve sonrasında sarılıverdikleri demokrasiyi sahiplenmek adına, reklâm panolarında tezahür eden mücadelelerine(!) malzeme yığmaktan başka gayesi ve de tesiri olmayan nafile gayretler…

Bizim teşkilatlara gelince…Bildiri-demeç-gösteri v.s. yorucu(!) gayret ve çaba sarf etmeye değer bulmamış olmalılar ki…

Üzerinden geçen bunca zamana rağmen sebep ve sonuçlarını ciddiyetle tahlil eden herhangi bir akademik çalışma veya fikrî etüd ortaya konmuş değil. 28 yıl önceki askeri darbe üzerine yazılıp çizilenler umumiyetle gazete yazılarından, dergi özel sayılarından ibaret aktüel-popüler yazılar; darbe vasatını bilfiil yaşamış olanlara ait anı-nostalji türü hatıratlar cümlesindendir.

Konuya dair gazete sayfalarına akseden demeç ve köşe yazılarında 12 Eylül öncesi yaşanan sürecin çeşitli servislerce tertiplendiği, ve o dönem gençliğinin bu tertiplere kurban verildiği sıkça tekrar edilmiş. Elhak, doğrudur. Eski mensuplarının, istihbarat servislerinin en yoğun çalıştıkları alan olarak Türkiye'yi zikretmeleri, bazıları deşifre olmuş operasyonlardan gün yüzüne çıkanlar ve bugünden geriye dönüp bakıldığında sonuçları göstermektedir ki gizli servisler ve içerideki uzantıları çok iş bitirmişler…

Özellikle, Ergenekon adı verilen operasyon sonrası medyaya yayılan provokatif olayların kronolojisi öylesine kurgulanmış ki, yaşanan bütün olaylar, işlenen bütün cinayetler, gerçekleşmiş bütün suikastler bu derin devlet yapılanmasının, yerli Gladıo'nun elinden çıkmış!.. Bu yayınların tesiriyle olsa gerek, sağ kesimden ve hatta Ülkücü kimlik taşıyanlardan da aynı minvalde değerlendirmeler yapılır oldu.

12 Eylül öncesi kan gölüne dönen ülkemizde yabancı servislerin provokasyonları, uluslararası güçlerin projeleri ne kadar hakikatse, yaşanan acıların dökülen kanların yegâne müsebbibinin bu provokatörler olmadığı da bir başka hakikattir. Soğuk savaş döneminin en aktif istihbarat servislerinin, doğu ve batı bloklarının kesiştiği noktada, Türkiye'de gerçekleştirdikleri operasyonlar, silahlı çatışmaların kitleselleşmesini, toplumdaki bölünmüşlüğün artarak derinleşmesini, devlet kontrolünün kaybolmasını, ülkenin "yönetilemez" hale gelişini ve askeri darbe ile yeniden dizayn edilmesini sağlamıştır.

Ama bu gerçek, Rusya, Çin, Küba gibi ülkelerde yaşanan komünist ihtilallerin kanlı-silahlı tarihçesinin göz ardı edilmesini; Macaristan, Çekoslovakya, Afganistan gibi ülkelerde yaşanan işgallerin unutulmasını; 1960-70'li yıllarda Leninci-Maocu-Kastrocu devrim hayalleriyle yanıp tutuşan, El-fetih kamplarında terör eğitimi alan, tabanca-makineli tüfek-roketatar-dinamit-bomba-tanksavar türü silahlarla donatılmış solun azgınlığını ihmal etmeyi iktiza etmez. Hele hele, o günlerde komünist solun karşısında yer alan Ülkücüleri sol ile aynı kefeye koyarak, orak-çekiçli, kızıl yıldızlı bayrak sallayanlarla Türk Bayrağı'na sahip çıkanları, Lenin-Stalin-Mao diyenlerle Alpaslan-Fatih-Yavuz diyenleri, Vietnam ağıtları yakanlarla Kerkük Hoyratları söyleyenleri "provokasyonlarla kırdırılan gençlik" potasında eş değer görmek ve göstermek 12 Eylül gerçeğinin önemli bir kısmını karartmaktan, azgın solu aklayıp, işlemeyen devlet çarkı sebebiyle nefs-i müdafaya, ihkak-ı hakka mecbur kalmış Ülkücüleri istihbarat servislerinin maşası olarak damgalamaktan başka hangi işe yarar ki?..

Terörü kitleselleştiren o provokasyonlar olmasaydı sol, devrim hayalinden vaz mı geçecekti? Okulları, fabrikaları işgal etmekten, kurtarılmış bölgeler kurmaktan, silah depoları ve infaz timleri kurmaktan vaz mı geçecekti? Solun metodu silahtı..şiddetti. Ve devrim tarihi ancak kanla yazılırdı. Şiddet solun metoduydu ve, şiddetin teorisi de pratiği de Marksist solun her safhasında vardı. Sol örgütlerin birbirleri hakkında yazdıkları "eleştiri" raporları birbirlerine karşı kullandıkları silahlı şiddetin sadece gizli servislerin operasyonları ile ayarlanmış olmadığını, fraksiyonel farklılıklara dahi tahammül edemeyen devrimcilerin birbirlerini nasıl kırıp geçirdiklerini birinci ağızdan gözler önüne sermektedir.

Sosyalist-Marksist sol ile irtibat kurmuş, kendisine devrimciliği yakıştıran kim vardır ki kitaplığında gerillacılığın, yani şiddetin teorisine dair "el kitapları" bulunmasın? Sol demek şiddet demektir, devrim demek kan demektir!.. Buna mukabil hangi Ülkücünün, hangi milliyetçinin kitaplığında bomba nasıl yapılır, ajitasyon metotları nelerdir, devleti yıkmak için silahlı eylemlere kırdan mı yoksa şehirden mi başlamak gerekir gibi soruların cevaplandığı/tartışıldığı teorik yayınlar bulabilirsiniz? Ülkücülük ve devrimcilik sadece fikir itibariyle değil metotları itibariyle de birbirlerine taban tabana zıttır.

Sol azgınlığın muhatabı olarak ve müdafaa babında silahlanan Ülkücülerin içine de sızmalar olmuş, zaman zaman manipüle edilmişlerdir ki, o günkü şartlarda bunların olmaması mümkün değildir. Dünyanın en büyük gizli servislerinin operasyon alanında bulunup da bu tür sızmalardan korunabilmek pek kolay şey olmasa gerek. Ülkücülerin 12 Eylül öncesi ve sonrasında muhatap oldukları operasyonlar için M.Metin Kaplan'ın Desise ve Ferruh Sezgin'in Sistem'in İntikamı isimli kitaplarına başvurulabilir. Bu kitaplarda da anlatıldığı gibi Ülkücülerden "kullanılanlar" olmuş… Ama, Ülkücü Hareket'in var oluşu ve geçmiş müktesebatı ile topyekun kullanıldığını çağrıştıran sözlerin hakikatlerle örtüşmediği bizim gibilerin şahsi kanaatleri değil, bir hareketin tarihi realitesidir!

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

08 Nis 2019

1968 yılının muhtemelen Nisan ayıydı. Kahramanmaraş Lisesi ikinci sınıf öğrencisiydim. Parasız yatılı okuyordum. Cuma günü birkaç arkadaşlarımızla bazı ihtiyaçlarımızı almak için çarşıya çıkmıştık.

Nurullah KAPLAN

06 Mar 2019

Yusuf Yılmaz ARAÇ

02 Mar 2019

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 48,58 M - Bugün : 28285