« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

Nurullah KAPLAN

02 Mar

2022

SON DELİKANLI

02 Mart 2022

Ülkücü Hareket’in ilk neslini anlatan romanlarıyla gönül dünyamızda taht kuran Emine Işınsu’nun Canbaz’daki kahramanlarından birisi de “Çifte Tabancalı Sivaslı İlhan”dı.

İlhan Sivas’da Kur’an okunan, namaz kılınan, evliya menkıbeleri ile tarihi destanlar anlatılan bir aile muhitinde büyümüş; liseyi bitirince yüksek tahsil için Ankara’ya, ODTܒye gelmiş bir Anadolu gencidir... Sivas’dan mücehhez geldiği değerler onu Ülkücülerin safında mevzilendirir. Sol örgütlerin hedefi olmuştur… Seni vuracaklar, Ülkücülerden ayrıl, okulu terk et diyenlere hak verse de, korktu, arkadaşlarını bıraktı, kaçtı dedirtmemek için ayrılmaz.

Emine Işınsu, Çifte Tabancalı Sivaslı İlhan’ın şahsında bütün Ülkücülerin tavrını, delikanlılığını anlatmıştı. Ülkücü saflarda yer almamız yahut sebat etmemizin her birimiz için farklı sebepleri olsa da, pek çoğumuz için müşterek olan damarlarımızda akan deli kandı. O delikanlılık döşemişti ocaklara giden yolları… Ülkücüyü bir tek kelimeyle anlatacak olsak en doğrusu, en güzeli, en münasibi delikanlılık olurdu.

Metin Kaplan için de öyleydi… Babası Hüseyin Amcanın Son Havadis ve Tercüman gazetelerindeki “oku da dinleyeyim” diye sesli okuttuğu makaleler, Bafra Lisesi’ndeki öğretmenler, Genç Ülkücüler Teşkilatı’nın kurucusu ve başkanı olan o orman mühendisinin ayrı ayrı tesiri olsa da, hepsinden ziyade delikanlılığı ile Ülkücü olmuştu.

Bafra’da Genç Ülkücüler Teşkilatı ile başlayan, İstanbul’da Trabzon Öğrenci Yurdu, Bursa İktisadi Ve Ticari İlimler Akademisi, Bursa – Paşakapısı – Eskişehir – Afyon – Bartın cezaevlerinde devam eden mücadele yılları da delikanlılığın Metin Kaplan’ın şahsında tecessüm ettiği yıllardır.

Dışarıda okul okul, mahalle mahalle, sokak sokak süregiden hakimiyet mücadelesi içeride daha şiddetli olmuş; kapıaltında, müşahadede, avluda, voltalarda, koğuşlarda hem idareye hem de sol örgütçülere karşı delikanlılığın destanı yazılmıştı.

10 Yıl 5 ay 22 günlük mahpusluktan sonra “dışarısı”nın değişikliğine hayret etmiş; gittiği Bafra’da baba ocağını, evini bulamamıştı. Bafra çok değişmişti… Sadece Bafra mı? Türkiye değişmişti, dünya değişmişti.

Ülkemizde bu değişimin baskın motifi, 12 Eylül sonrasında kurulmaya başlanan kapitalist düzendi. Sermaye iktidarı devralıyordu, artık güç paradaydı. Gün geçtikçe yiğitlik, mertlik, dürüstlük gözden düşüyordu… Artık işini bilen, gemisini yürüten revaçtaydı. Hâsıl-ı kelâm delikanlılık elden ayaktan düşmekteydi. Sadece delikanlılık mı, Ülkücülük de öylece…

Metin Kaplan için ağır hasarlarla atlatılan o mücadele yıllarından sonra, şairin “uzak uzak diyarlardan geldim seferden / Yaralarım ağır ama mestim zaferden” diyerek dillendirdiği akıncı beyi gibi teselli bulmak dâhi mümkün olmadı. Çünkü dışarıdakiler daha yaralıydılar, daha hasarlıydılar.

Meydanlarda, sokaklarda kavga bitmişti. Artık politika zamanıydı… Bin bir yüzlülük diye tarif edilen politika… Politika bin bir yüzlü olur da politikacı olmaz mı? Delikanlılığın dibine kibrit suyu döken politikacılar…

Machiavelli’nin yazıya döktüğü, “savaş zamanı aslanlar, barış zamanı tilkiler yönetir” düsturunun insanlık tarihi kadar eski bir hakikat olduğunu Metin Kaplan da biliyordu elbette, bu tarihi hakikat adına tilkilere dâhi tahammül edebilirdi. Sadece tilkiler olsa… Onların yanında türeyen sırtlanlar, çakallar gelip sarınca etrafı, katlanmak mümkün olmazdı. Olmadı da…

Kitaplardan, belgesellerden öğrendiğimiz dört ayaklı çakallar gibi, yanıbaşımızda peydahlanan iki ayaklı çakallar da sürüyle gezip, yalnız bulduklarının paçalarına dalmakta pek mahirler. Metin Kaplan’ın ahir ömrü de yakasından, paçasından hiç düşmeyen bu çakallara, sırtlanlara hadlerini bildirmekle geçti.

Çegan Tepesi’nde, parmağı revolverin tetiğinde, atını ölüm kusan mitralyöz üzerine mahmuzlarken can veren Şehid-i Âlâ Gâzî-i Nâmdar Enver Paşa gibi, imanının ve tefekkürünün her bir değeri için kalemini, sözünü mermi gibi kullanmaktan geri durmadı. Firavunlara eyvallahı olmadı… Nemrutlara sözünü sakınmadı… Yezidlere zulmünü haykırmaktan, karşı durmaktan imtina etmedi.

Heyhat! Ülkücülüğün lâzım-ı gayr-i müfârıkı olan delikanlılık da bu dünyadan el ayak çekmekte… Son delikanlılar da birer birer gitmekte… Son delikanlıların en nadidesi Mahmut Metin Kaplan da göç eyledi…

Metin Abi seni çok sevdiğin, adını andığında gözlerinin bulutlandığı mahpushane arkadaşın, Ülküdaşın şehit Baki Yeşiloğlu’nun “kalk şöyle bir voltaya çıkalım da meydan babayiğit görsün” sözleriyle hatırlayacağız. Hakkını helâl et babayiğit… Hakkını helal et son delikanlı!

Tekrar mülâkî oluruz bezm-i ezelde,
Evvel giden ahbâba selâm olsun.

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

Ziyaret -> Toplam : 80,05 M - Bugn : 16987

ulkucudunya@ulkucudunya.com