« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

SONRAKİ YAZI

15 TEMMUZ “FİLMİ”

17 Tem 2021

Nurullah KAPLAN

15 Eyl

2021

MEHMET SÜMBÜL’DEN ALPER AKSOY’A…

15 Eylül 2021

Alper Aksoy’u Kutlu Töre isimli romanı ile tanımıştık. Töre’nin, Dündar Taşer Roman Yarışması’nda ödül almış ve Töre - Devlet Yayınları arasında kitap olarak basılmıştı. Kaşgay Türklerini konu edinen bu başarılı roman, yazarını Ülkücü camianın gazete-dergi-yayın hayatı içine dahil etmişti.

Daha sonra “Ümraniye İçinde Vurdular Bizi” kitabı Ocak yayınları arasında çıktı. İki Kitap da aynı kalemden mi çıktı sorusuna sebep olacak kadar kalite farkı olsa da, Ümraniye’de komünist militanlarca katledilen beş milliyetçi işçinin dramını anlatan kitap ülkücülerin kitaplığında yerini almıştı.

12 Eylül sonrası yokluklar içinde, yanıp sönen yıldızlar gibi birkaç sayı ancak çıkan dergilerimiz arasında, yaklaşık dört yıl çıkan Doğuş Edebiyat Dergisi Alper Aksoy’un gayretleri ile yayınlanmıştı. S. Ahmed Arvasi, Osman Yüksel Serdengeçti, Abdurrahim Karakoç da Cemil Meriç, Erol Güngör, Nevzat Kösoğlu gibi dergi yazarları arasındaydı.

Hâsıl-ı kelam, Alper Aksoy camianın okumuş yazmış, mürekkep yalamış, yayıncılık yapmış nadide isimlerinden birisiydi. Üstelik, MHP iktidarı döneminde dahi eleştiri yazılarını esirgememiş, güç karşısında eğilmeyen bir duruşun sahibiydi. O kıvrak kalemiyle yazdığı eleştiri yazılarının bazıları bu sitede yayınlanmıştı.

Ülkücü yayın hayatı içinde ömür tüketmiş o Alper Aksoy şimdilerde sosyal medyada özeleştiriler yayınlamakla meşgul. O’nun geçmişteki yanlışlarımız diyerek göndermeler yaptığı özeleştirilerin altına yapılan yorumlar ise ne yanlışlar yapmışız diye başlayıp, “CIA elemanı olan Alparslan Türkeş’in Türk Milliyetçiliğini Araplaştırmasına” varıncaya kadar devam ediyor.

Kendi yazısının altında Ülkücüleri, Türkeş’i CIA taşeronu gösteren yorumlardan rahatsız olmayan sayın Aksoy, ABD’nin yeşil kuşak politikasıyla, Türk Milliyetçiliğinin Türk-İslam Ülkücüleri tarafından “tam bağımsızlıkçı, ilerici, devrimci, Atatürkçü tarafın karşısına çıkarıldığı” şeklindeki yorumlara beğeniler sunuyor.

Bihakkın yapılan özeleştirilere şapka çıkarılır, ancak kolay değildir bu. Nefsi aşmak gerekir. Özeleştiri öncelikle ferdî planda gerçekleşmelidir. Hissiyat ile değil akılla, mantıkla yapılmalıdır. Özeleştirinin bir başka olmazsa olmazı da samimiyettir.. pür samimiyet. Asgari mantık kaidelerine ve objektif kriterlere riayet etmeden, ferdî özeleştiri yapmayan birinin bir fikir adına, bir camia adına özeleştiri yapmasının hiçbir inandırıcılığı olmaz.

Samimi bir özeleştiri nerde hata yaptım, nerde yanıldım sorusunun cevabını arar… Nerede, nasıl ve neden aldandığını ortaya koyar. Bir özeleştirinin neticesi aldatıldık, kandırıldık olamaz. Kandırıldık diye başlayan ifadeler özeleştirinin değil, bilakis başkalarının eleştirisinin ve suçlanmasının hükmüdür. “Bizi kandırdılar” sözleri başkalarını kandırmanın öksesi değilse eğer, bizzat kendini kandırmanın zokası olmaktan öteye gidemez.

Bu zokayı yutan Ülkücülerin hâl-i pürmelâline daha önce de şahit olmuştuk. 80’li yılların ikinci yarısında bir yandan baskıcı bir laiklik kol gezerken, diğer yandan radikal İslamcılık kendine yer bulmaya çalışıyordu.

Meydanlarda, cüppeli profesörlerin pankart taşıdığı mitinglerde kahrolsun şeriat sloganları atılırken, cezaevi görüşlerinde feraceli, peçeli İslamcı kızlar koğuşlarda fink atıyor, radikal İslamcı dergiler cezaevlerine rahatça girebiliyordu. Objektif, Girişim, Yeryüzü, İmza gibi İrancı, radikal İslamcı dergilerde ülkücüler temiz, saf, yiğit Anadolu çocukları olarak anılırken, Türkeş ve MHP yönetimi bu saf çocukları kandırıp, kullanan Amerikancılar olarak gösteriliyordu.

Bu propagandanın tesiriyle, özeleştiri diye yola çıkıp, kandırıldık zokasını yutanlar, kısa bir süre içinde kullanılmışlık hissiyatıyla “Ülkücülükten Müslümanlığa ihtida ettik” diyerek bildiri yayınlar hale geldiler.

Kullanılmışlık psikolojisine kapılan bu yeni mühtedilerden bazılarının isimleri 90’lı yılların siyasi suikastlarında arz-ı endam ederken, bazıları da Hizbullah’ın vurucu gücü olarak anıldı.

Mehmet Sümbül de bu mühtedilerden biriydi. Bir yandan “Milliyetçi miyiz Müslüman mıyız” ve “ İslam Adına Particilik” kitaplarında Ülkücüleri tekfir ediyor, Hizbullah’ın vaazlarında nefes tüketiyor öte yandan para için Yahudi bir tefecinin öldürülmesini organize ediyordu. Hizbullah’ın domuz bağlarında mı son nefesini verdi, yoksa Mossad’a mı yem oldu hâlâ bilinmiyor.

Mehmet Sümbül ve Alper Aksoy birbirlerine hiç benzemeyen iki farklı karakter. Birisi tam bir sokak adamı, diğeriyse salon. Biri ateşîn bir militan, diğeri kalender bir çelebi. Birisi silah erbabı, öteki kalem. Müşterek yönleri ise Ülkücü geçmişlerini kullanıldık / kandırıldık zokasını yutarak terk etmeleri.

Kullanılmışlık psikolojisine kapılınca zokayı yutmamak mümkün değil… Sonrası tezgâha dizilmek, oradan masaya servis edilmek… mideye inmek… bağırsaklardan geçip, kenefe dökülmek… En son bir sifon sesi… O Kadar…

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2021

Gönlümüz bütün Türklerin hatta bütün insanların Ülkücü olmasını arzu eder, fakat hiç kimse Ülkücü olmaya mecbur değildir… Hiç kimse Ülkücü olmaya zorlanamaz… Çünkü Ülkücülük gönül işidir; serbest irâde ile seçilip, kabul edilebilecek bir dünya görüşüdür.

Muharrem GÜNAY (SIDDIKOĞLU)

23 Eyl 2021

Hüdai KUŞ

20 Eyl 2021

Efendi BARUTCU

20 Eyl 2021

Nurullah KAPLAN

15 Eyl 2021

Halim Kaya

12 Tem 2021

Yusuf Yılmaz ARAÇ

15 Mar 2021

Ziyaret -> Toplam : 75,42 M - Bugün : 35730

ulkucudunya@ulkucudunya.com