« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

M. METİN KAPLAN

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

İdris Savaş

20 Nis

2026

Okullarda Neler Oluyor

20 Nisan 2026

Yıllar önce ülkemizde çocuk bakıcılığı yapan Gürcistanlı İzabel, çalıştığı aileler hakkında hep aynı sitemde bulunurdu: "Çocuklarını çok şımartıyorlar!" O zamanlar belki tam kavrayamadığım bu tepki, bende bir merak uyandırdı ve o günden sonra ne zaman yurt dışına çıksam yabancıların çocuklarıyla kurduğu iletişime daha dikkatli bakmaya başladım. Gittiğim yerlerde görebildiğim kadarıyla; başka coğrafyalarda aileler çocuklarına karşı daha net bir disiplin içindeydi. Çocuklar; toplum içinde nasıl davranmaları gerektiğini, sınırlarını ve başkasının alanına saygı duymayı daha o yaşlarda öğreniyor, bizdeki o kontrolsüz şımarıklığı göstermiyorlardı.

Bu farkındalıkla kendi sokağımıza, gündelik hayatımıza baktığımda ise durum biraz daha farklı görünüyor. Evlerin mahremiyetinde kimin çocuklarıyla nasıl bir iletişim kurduğunu, hangi değerleri fısıldadığını tam olarak bilemeyiz; ancak sokağa adım attığımız anda karşımıza çıkan manzara, o kapalı kapılar ardındaki tablonun bir yansıması gibi. Sokakta sıkça karşılaştığımız tablo şu: Çocuğunun elinden tutan değil, çocuğunun peşinden sürüklenen, onun her anlık isteğini birer "emir" telakki ederek kamusal alanı o çocuğun oyun parkına çeviren ebeveynler... Sokakta, markette veya parkta başkasının alanına müdahale eden çocuğuna "dur" demeyen, aksine o kural tanımazlığı bir kendini ifade etme biçimi veya atılganlık sanarak sessizce izleyen bir tutum.

Mesela sabahları okul önlerindeki manzarayı bu gözle izlerseniz; kapının tam önünde, yolun ortasında durup çocuğunu merasimle indiren insanları mutlaka göreceksiniz. Arkada uzanan araç kuyruğu, işine yetişmeye çalışan insanlar ve yükselen korna sesleri yokmuşçasına yolun ortasında dururlar. Trafiğin tıkanmış olması hiç umurlarında değildir. Bu insanlara laf da söyleyemezsiniz; sizi hemen anlayışsız olmakla suçlarlar. Onlar için o an dünyanın durması gerekir. Dikkat edin mutlaka göreceksiniz; biraz ileride ya da biraz geride çocuklarını indirmek için daha müsait alanlar mutlaka vardır. Aracını on metre ileriye ya da geriye çekip yolu açmak o sürücülerin aklının ucundan bile geçmez; onlar için "kenara çekilmek" adeta bir itibar kaybıdır. Tüm bu seremoninin faturası ise arkada saniyelerle yarışan onlarca sürücüye kesilir.

Trafiği tıkama pahasına çocuğu tam kapıda indirirken, aslında bilerek ya da bilmeyerek ona en tehlikeli zehri, yani imtiyazlı olduğu illüzyonunu aşılıyorlar. O çocuk, ebeveyninin kural tanımazlığının yarattığı kaosu izlerken şu mesajı kodluyor: "Sen dünyanın merkezisin; senin konforun söz konusuysa başkalarının hakları çiğnebilir, hayat durdurulabilir."

Okul kapısında, başkasının hakkına basarak büyüttüğümüz bu imtiyaz duygusu, yıllar sonra karşımıza sıraya girmesi istenince —yani herkes gibi olduğu hatırlatılınca— öfkelenen bir yetişkin olarak çıkıyor. Okullarda neler oluyor sorusunun en isabetli cevabı bende değil, en iyi analizini de ben yapamam. Tabii ki fikirlerim var, üç çocuk babasıyım ama bu konularda ahkam kesmek benim işim değil. Ancak şu kararımı söylemek zorunda olduğumu hissediyorum: Bu cinnet halini sadece bireylere bağlamak da resmi eksik bırakır. Asıl sorumlu, bu düzeni kuran ve işletenlerdir.

Eskiden de koltuğu bırakmayan liderler vardı ama hiç değilse bir devirdaim vardı; bir değişim ihtimali toplumun ciğerlerine oksijen pompalardı. Şimdi ise 2000 yılında doğmuş bir genç, gözünü açtığından beri aynı yüzleri, aynı söylemleri, aynı duvarları görüyor. Bu "değişmezlik" karşısında gençler ya ruhunu erkenden emekli ediyor ya da o aşılmaz duvara çarpa çarpa nefret dolu bir öfke biriktiriyor. Eğer en tepedekiler kural tanımazsa, kuralın sadece güçlülere işlediği bir düzende liyakat de ölür, adalet duygusu da kaybolur.

Çünkü bu değişmezlik, beraberinde korkunç bir sosyal adaletsizliği ve ekonomik krizi derinleştirdi. Bir yanda açlık sınırının altında yaşam mücadelesi veren kitleler, diğer yanda ise elde ettikleri imtiyazları, haksız kazançları ve şatafatı adeta "göze sokarcasına", hayasızca sergileyen bir kesim var. Gelir adaletsizliği artık sadece bir rakam farkı değil; toplumun sinir uçlarıyla oynayan bir tahrik mekanizmasına dönüştü. Kutuplaşma öyle bir raddeye geldi ki, insanlar sadece fikirlerde değil, acılarda ve sevinçlerde bile birleşemez oldu.

Tüm bu çürümeyi her gün evimizin içine pompalayan medya ise yangına körükle gidiyor. Şiddeti ve kural tanımazlığı "güç" diye pazarlayan iğrenç diziler, mahremiyeti ve onuru reyting uğruna ayaklar altına alan sabah kuşağı programları, toplumun zihinsel bağışıklığını yerle bir etti. İnsanlar artık adaleti mahkemelerde değil, levye salladığı trafikte ya da sosyal medya linçlerinde arıyor.

Modern dünya tarihi, bizim bugün yaşadıklarımızın benzerlerini daha önce de görmüştür. Bu krizi başarıyla aşabilen toplumlar, çözümü okul kapılarına polis dikmekte değil; sosyal devleti yeniden inşa etmekte bulmuşlardır. İskandinav ülkeleri, eğitimi bir imtiyaz yarışı olmaktan çıkarıp zenginle fakirin çocuğunu aynı sıraya oturtarak bu zehri bitirmiştir. Japonya ve Almanya, kural tanımazlığı en büyük toplumsal utanç haline getirerek ayağa kalkmıştır. Aşamayanlar ise ABD ve Brezilya örneğinde olduğu gibi, aşırı bireyciliğin ve derin gelir uçurumunun yarattığı kronik bir şiddet sarmalına hapsolmuşlardır.

Bu, hepimizin içinde kavrulduğu o büyük ateşin, yani bizim "hali pürmelalimizin" ortak feryadıdır. Onun için Sn Bahçeli, umarım artık Türkiye bir an önce değişir.

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

İdris Savaş

20 Nis 2026

Yıllar önce ülkemizde çocuk bakıcılığı yapan Gürcistanlı İzabel, çalıştığı aileler hakkında hep aynı sitemde bulunurdu: `Çocuklarını çok şımartıyorlar!` O zamanlar belki tam kavrayamadığım bu tepki, bende bir merak uyandırdı ve o günden sonra ne zaman yurt dışına çıksam yabancıların çocuklarıyla kurduğu iletişime daha dikkatli bakmaya başladım.

Halim Kaya

16 Nis 2026

M. Metin KAPLAN

29 Mar 2026

Muharrem GÜNAY (SIDDIKOĞLU)

29 Mar 2026

Yusuf Yılmaz ARAÇ

02 Mar 2026

Nurullah KAPLAN

17 Kas 2025

Efendi BARUTCU

25 Haz 2025

Hüdai KUŞ

22 Tem 2024

Orkun Özeller

03 Haz 2024

Altan Çetin

28 Ara 2023

Ziyaret -> Toplam : 285,87 M - Bugn : 109560

ulkucudunya@ulkucudunya.com