« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

M. METİN KAPLAN

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

İdris Savaş

02 Şub

2026

Adem’in Kıyameti

02 Şubat 2026

1997 yılında bilgisayarı yeni yeni kullanmaya başladığım dönemde, rahmetli Servet Abi ile sıkça konuştuğumuz bir konu vardı: “Bilgi çağı.” O dönem bunun ne anlama geldiğini tam olarak kavrayamamıştım. Zaman içinde tek tıkla bilgiye ulaşabilir hale geldik, akıllı telefonlarla bu süreç daha da hızlandı. Bugünden geriye baktığımda, o dönemde yaşanan teknolojik dönüşümün büyüklüğünü ancak şimdi daha net görebiliyorum.

Bu hızlı değişim, beni özellikle Maya takvimi ve 2012 yılına dair tartışmalar üzerine düşünmeye yöneltti. Bilindiği gibi, Maya takvimi 2012 yılına kadar olan döngüleri kapsıyordu. Bilim insanları bunun yalnızca bir takvim döngüsünün sonu olduğunu açıklasa da, kimi insanlar bunu bir kıyamet olarak yorumlamıştı. O dönemde yaşanan paniğin ekonomik ve sosyal etkileri de dikkat çekiciydi: lüks sığınak yatırımları, kırsal bölgelere yönelen talep, Şirince örneğinde olduğu gibi emlak hareketliliği… Sonuçta 2012 geldi, hiçbir fiziksel felaket yaşanmadı; ancak insanların kaygıları ve bu kaygıyla verdikleri tepkiler akıllarda kaldı.

Ben hâlâ Mayaların bu takvimi bilinçli şekilde tasarladığını düşünüyorum. Belki de bu döngüyü, insanlığın bilinç ve bilgi düzeyindeki dönüşümünü öngörmüşlerdi. 2012’de bir kıyamet yaşanmasa da, bir anlamda eski dünyanın Adem’i sona erdi; alışkanlıkları, düşünce kalıpları ve sınırlı bilgiyle yönetilen eski düzlem çöktü. 1990’larda bilgisayarı açmak bile büyük bir uğraşken, 2000’lerde internet, 2010’larda akıllı telefonlar, 2020’lerde ise yapay zekâ ve otomasyon hayatın olağan parçaları haline geldi.

Bu dönüşümü en çok hızlandıran olay ise 2020’deki COVID-19 salgını oldu. Bir anda tüm dünya evlerine çekilirken iş, eğitim ve sosyal yaşam dijital ortama taşındı. Normalde yıllar sürecek bir adaptasyon süreci, birkaç ay içinde gerçekleşti. Zorunlu dijitalleşme, toplumların çalışma biçimlerini, iletişim yöntemlerini ve gündelik alışkanlıklarını kökten değiştirdi. Bunun yanında iş–özel hayat sınırlarının bulanıklaşması ve sürekli çevrimiçi olma hâli, yeni bir yorgunluk türünü beraberinde getirdi.

Bugün ise bu yeni dönemi anlamaya ve yönetmeye çalışan bizler ile bu dönemin içine doğmuş genç kuşaklar arasında belirgin bir fark ortaya çıkmış durumda. 2000’lerin ikinci yarısından itibaren doğan gençlerin hızına ve alışkanlıklarına uyum sağlamakta zaman zaman zorlanıyoruz. Bu fark, sadece günlük yaşamda değil, yönetim anlayışında ve toplumsal beklentilerde de kendini gösteriyor.

Bu durum tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de hissediliyor. Eski Adem’in alışkanlıkları, yeni çağın gereklilikleri karşısında çoğu zaman yetersiz kalıyor. Dünyada güç dengeleri artık sadece askerî kapasiteyle değil, ekonomik esneklik, inovasyon, teknoloji üretimi ve kurumsal sağlamlıkla belirleniyor. Bizler ise hâlâ eski dünyanın yöntemleriyle yeni dünyanın sorunlarını çözmeye çalışıyoruz. Değişen koşullar, farklı bir bakış açısını ve daha esnek bir yaklaşımı zorunlu kılıyor.

Bu eşikte çözüm yolu, bilginin gücünü kullanmaktan geçiyor. Yapılması gerekenler açık: genç uzmanların karar süreçlerine dahil edilmesi, uzun vadeli politikaların istikrarlı biçimde uygulanması, teknoloji ve üretim kapasitesinin artırılması… Eğitim sisteminin eleştirel düşünceyi ve yenilikçi becerileri desteklemesi de bu dönüşümün temel taşlarından biri olmalı. Ülkenin geleceğini ilgilendiren konularda siyasi aktörlerin ortak bir zeminde buluşabilmesi kritik önem taşıyor.

Yeni dönemi şekillendirecek olanlar, teknolojiyle, ekonomiyle ve toplumsal değişimle uyum kurabilenler olacak. Sözlerden çok somut adımların belirleyici olduğu bir zamandayız. Eski Adem’in alışkanlıklarıyla yeni dünyanın sorunlarını çözmek mümkün görünmüyor. Yeni dünyanın eşiğinde duran eski dünya Ademleri olarak, ya bu devir teslimi kabul edip bilgi çağının gerektirdiği esnekliği göstereceğiz; ya da sürecin sosyal, kültürel ve ekonomik kaosa dönüşmesini izleyeceğiz.

2012’de Maya takvimi sona ermesi gibi, eski Adem’in kıyameti de kopmuş oldu aslında. Yeni çağ ise kendi şartlarıyla birlikte ilerliyor ve eski dünya Ademleri olan bizler sadece bu akışın tanıklarıyız.

Bu yazıyı bir kehaneti doğrulamak ya da bir felaketi ilan etmek için yazmadım. Yaşadığımız ve tanık olduğumuz dönüşümü anlamlandırmak, gecikmiş fark edişlerimi kayda geçirmek için yazdım. Bir çağ kapanırken, o çağda şekillenmiş bir zihnin yaşadığı uyumsuzluğu inkâr etmek yerine kabul etmeyi seçtim. Eski dünyanın Ademlerinden biri olarak, artık merkezde olmadığımız bir evrende yaşadığımızı görüyorum. Bu bizim için bir yenilgi değil; zamanın doğal akışı. Asıl mesele, bu değişime direnmek mi yoksa onunla birlikte evrilmeyi göze almak mı istediğimiz. Bilgi çağının kıyameti gürültüyle kopmadı; sessizce, alışkanlıklarımızın altını oyarak geldi. Bugün geldiğimiz noktada, eski dünyanın refleksleriyle tutunmaya çalışmanın bir çözüm olmadığını biliyorum. Bu yazı, tam da bu eşikte durduğumuz anın kaydıdır.

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

İdris Savaş

02 Şub 2026

1997 yılında bilgisayarı yeni yeni kullanmaya başladığım dönemde, rahmetli Servet Abi ile sıkça konuştuğumuz bir konu vardı: “Bilgi çağı.

Halim Kaya

19 Oca 2026

Muharrem GÜNAY (SIDDIKOĞLU)

19 Oca 2026

Nurullah KAPLAN

17 Kas 2025

M. Metin KAPLAN

29 Ağu 2025

Efendi BARUTCU

25 Haz 2025

Yusuf Yılmaz ARAÇ

04 Nis 2025

Hüdai KUŞ

22 Tem 2024

Orkun Özeller

03 Haz 2024

Altan Çetin

28 Ara 2023

Ziyaret -> Toplam : 264,52 M - Bugn : 98234

ulkucudunya@ulkucudunya.com