Zafer!
Ragıp Kutay Karaca 01 Ocak 1970
ABD-İsrail, İran arasında 40 gün süren saldırılar sonrası geçici ateşkes ilan edildi. Pakistan’daki görüşmelerden bir sonuç çıkmadı. Ateşkesin devamlı hale gelip, gelmeyeceği belirsizliğini koruyor.
ABD Başkanı Donald Trump, İran’da askerî açıdan tüm amaçlarına ulaştıklarını ve “tam ve eksiksiz bir zafer. Yüzde yüz. Hiç şüphe yok” dedi. Gerçi İran’a saldırının ikinci gününden beri ABD’nin her anlamda zafer kazandığını ilan etmekten hiç sıkılmamıştı.
İran ABD’den eksik kalmadı. İran Ulusal Güvenlik Konseyi de “zafer” ilan etti. Konsey, ABD’nin İran’ın sunduğu 10 maddelik barış planını kabul ettiği ileri sürdü.
Çatışmaların üçüncü tarafı olan İsrail ise Trump’ın İran’a yönelik saldırıları iki hafta durdurma kararını desteklediğini açıkladı ama Lübnan’ı ateşkese dâhil etmedi. Oysaki Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, anlaşmanın Lübnan’daki İsrail operasyonlarının durdurulmasını da içerdiğini söylemişti.
Ateşkes bir misina ipi kadar ince bir düzlemde oluşturuldu. Bu inceliğin temel nedeni her iki tarafın kendisini kazanan ilan etmesidir. Kazandığına inanan bir yapının uzlaşması çok zordur. Dolayısıyla “zafer” ilan etmek görüşmeden kalıcı bir barış çıkmasını engelleyecek bir etkendi ve barış çıkmadı.
ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, bir anlaşmaya varılamamasını İran’ın nükleer silah geliştirme faaliyetlerinden vazgeçmemesine, İran medyası ise ABD›nin aşırı taleplerine bağladı. Sonuç “sıfır”. “Zafer” kimseye ait değil. “Zarar” ise küresel boyutta.
İsrail kazanıyor
Bundan sonra ne olacak? ABD Başkanına bakarsak “İran cehennemi yaşayacak”. İran’a bakarsak “direnmeye devam edecek”. Görünen o ki her iki taraf kaybeden kazanan ise “İsrail” olacak.
Çatışmaların tekrar başlaması ve yine bir sonuca ulaşılamaması ABD yönetimi için önemli bir beceriksizlik olarak görülecek. Trump’ın politikalarındaki tutarsızlık çok daha fazla sorgulanır hale gelecek. Bir de bu kadar tehdide rağmen boyun eğdirilemeyen bir İran, ABD’nin dünyadaki “büyük” algısını erozyona uğratacak.
Bunun sonucu; istediğini yaptıramayan, müttefiklerinden destek bulamayan, halkının destek vermediği bir yönetimin daha fazla sorgulanır hale gelmesi olacak. Bunun yanında “her şey İsrail için” algısı ABD kamuoyunu giderek Trump yönetiminden ve İsrail’den uzaklaştırmakta.
İran’da yıllardır devam eden yıkıcı ekonomik yaptırımların etkisi son yıllarda halkın rejime isyan etmesine neden oldu. ABD-İsrail saldırıları halkı homojen hale getirdi ve “ne olursa olsun, İran var olsun” anlayışını ortaya çıkardı. İran, aynı zamanda, ABD-İsrail ikilisinin “kesin kazanan olacağı” anlayışını da yıktı. Ancak çatışmaların uzaması İran’daki yıkımı daha ağırlaştırabilir ki sonrasında bu yıkımı onarmak çok uzun yıllar alır.
Müzakereler “nükleer” konusunda tıkanmış görülüyor. ABD, İran’ın nükleer faaliyetlerini sonlandırılması konusundaki duruşunu değiştirmedi. İran ise bu politikasından vazgeçtiği takdirde halkına yıllardır ambargolar altında neden yaşadıklarını açıklamakta zorlanacak. Dolayısıyla İran’ın elinde çatışmaktan başka bir seçenek kalmamış ya da İran’a başka seçenek bırakılmamış bir durum söz konusu.
İran’ın oluşabilecek yoğun askeri baskıya dayanması görüşmelerin seyrini değiştirebilecek yegâne durumdur. Pes etmeyen İran, uluslararası kamuoyunu ABD’ye karşı bir baskı unsuru olarak kullanma şansına sahip olacaktır.
Müzakereye dönülür mü?
Tüm farklılıklara rağmen ABD ve İran’ın müzakereleri sürdürme konusunda kapıyı kapattığı düşünülemez. Keza mevcut durumun hem kendileri hem de dünyanın geri kalanı için sürdürülebilirliği neredeyse imkânsız.
Hiçbiri “zafer” kazanamadı. Bunu hepimizden daha iyi biliyorlar. Anlaşacaklar, anlaşmak zorundalar. Anlaşamazlarsa küresel ekonomi batma noktasına gelir ki bunun sonucu “3’üncü Dünya Savaşı” olur.
https://www.dunya.com/kose-yazisi/zafer/821762