« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

M. METİN KAPLAN

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

20 Nis

2026

Hürmüz’ün “iki kocalı” jeopolitiği: Kriz, algı ve müzakere alanı

Ali Oğuz Diriöz 01 Ocak 1970

Çok sevilen ve değerli gazeteci Deniz Zeyrek’in, 14 Nisan tarihli kendi YouTube kanalındaki yayınında, yayının yaklaşık 24. dakikasında şahsımdan ve Hürmüz Boğazı’na ilişkin “çok aktörlü hâkimiyet / Coğrafyanın 7 Kocalı Hürmüzü” benzetmesinden söz etmesi benim için bir onur olmuştur. Kendisine nazik atfından dolayı içten teşekkür eder, saygılarımı sunarım.

Sn. Deniz Zeyrek’in söz konusu yayınında dile getirilen “ABD ve İran artık Hürmüz’ün iki kocası oldu” ifadesi, ilk bakışta metaforik bir anlatım gibi görünse de, aslında sahadaki güç dengelerinin giderek bu yönde kristalize olduğunu göstermektedir.

Uzun yıllardır derslerimde ve analizlerimde kullandığım “çok aktörlü boğaz jeopolitiği” yaklaşımı, özellikle Hürmüz Boğazı gibi dar geçitlerde egemenlikten ziyade etki paylaşımının belirleyici olduğunu ortaya koymaktadır.

Bu yüzden bu stratejik darboğazların etkileri küresel ölçekte hissedilmektedir. Hürmüz’ü kapatan İran ve buna karşın deniz ablukası ilan eden ABD, artık Hürmüz’ün iki başat aktöründen biridir ve müzakerelerde en önemli hususlardan biri bu stratejik su yolu olacaktır.

Şimdiden geleceğin barışını planlamak: Dolmabahçe Barış Kongresi önerisi

AB-Hindistan "tüm zamanların en büyük ticaret anlaşması": Türkiye için stratejik bir fırsat mı?

NATO'nun 77. yılında Türkiye: Kolektif güvenlik, ulusal ve enerji güvenliğimizin teminatıdır
Bugün gelinen noktada, bir yanda ABD’nin deniz gücü ve küresel ticaret güvenliği iddiası; diğer yanda İran’ın coğrafi konumdan kaynaklanan fiili kontrol kapasitesi, Hürmüz’ü klasik anlamda “uluslararası boğaz” olmaktan öte, jeopolitik bir pazarlık alanına dönüştürmektedir.

Bu durum, enerji arz güvenliği kadar turizm, taşımacılık, küresel tedarik zincirleri, sigorta maliyetleri ve gıda üzerinde de doğrudan etkiler üretmektedir. Bu sektörlerin etkilenmesinden çok daha geniş kapsamlı küresel ekonomik sıkıntılar söz konusudur.

Öte yandan, son dönemde The New York Times başta olmak üzere birçok Batı medyasında Donald Trump’ın karar alma süreçlerine ilişkin yapılan tartışmalar, yaptığı tartışmalı paylaşımlardan dolayı ruh hali ve akıl sağlığı ile ilgili endişeleri gündeme taşımaktadır.

Ortadoğu kaynaklı kriz sadece jeopolitik değil, aynı zamanda liderlik ve öngörülebilirlik boyutları taşımaktadır. Ancak tüm bu belirsizliklere rağmen diplomasinin tamamen tıkandığını söylemek için henüz erken. Özellikle üçüncü taraflar üzerinden yürütülen temaslarda, örneğin İsrail ile Lübnan müzakereleri gibi, olası iyimser gelişmelerin gerçekleşmesi durumunda belki Hürmüz Boğazı’yla ilgili daha somut adımlar da gelebilir.

İran ve ABD arasındaki müzakerelerin belki bir sonraki rauntta daha başarılı olma ihtimalini de göz ardı etmemek gerekir. Muhtemelen tekrar Pakistan’da gerçekleşebilecek ikinci tur görüşmelerinin başlama ihtimalini heyecanla bekliyoruz. İran iç siyasetinde öne çıkan figürlerden Mohammad Bagher Ghalibaf gibi aktörlerin dahil olduğu dolaylı görüşmelerde belirli bir mesafe kat edilmesi ihtimali göz ardı edilmemelidir.

Bu çerçevede akla gelen önemli sorulardan biri de, Hürmüz için bir “Montrö (Montreux) benzeri rejim” mümkün müdür?

Montrö Boğazlar Sözleşmesi çoğu zaman ilham verici bir model olarak zikredilse de, tarihsel ve hukuki bağlamı oldukça farklıdır. Türk Boğazları (Çanakkale ve İstanbul Boğazları) ile ilgili 1936 tarihli Montrö Sözleşmesi / Konvansiyonu, 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi / Konvansiyonu UNCLOS (United Nations Convention on the Law of the Sea) öncesi bir dönemde, farklı bir dünyada, daha değişik bir güç dengesi içinde ortaya çıkmıştır.

Türkiye’nin UNCLOS’a taraf olmaması, İran’ın ise sözleşmeyi imzalamasına rağmen henüz onaylamamış olması (tasdik edilmemiş olması), Hürmüz’de bağlayıcı bir rejim oluşturulmasını daha da karmaşık hale getirmektedir.

İran’ın zaman zaman gündeme getirdiği geçiş ücretleri ya da fiili kısıtlamalar, uluslararası hukukta yer alan “zararsız geçiş” (innocent passage) ve “seyrüsefer serbestisi” ilkeleriyle açık bir şekilde çelişmektedir.

Nitekim 1946 yılında ‘a ait bir deniz mayınına çarpıp zarar gören İngiliz savaş gemisi ile ilgili Uluslararası Adalet Divanı Korfu Boğazı kararı (Corfu Channel Case), zararsız geçiş ve seyrüsefer serbestisini vurgulayan emsal bir karar olmuştur. Korfu Boğazı kararı gibi emsal kararlar da, dar boğazlarda keyfi kısıtlamaların uluslararası hukuka aykırı olduğunu ortaya koymaktadır.

Ancak bu krizle birlikte açıkça görülmüştür ki, Hürmüz Boğazı faktörü, İran’ın nükleer programından dahi daha güçlü bir siyasi ve jeopolitik kaldıraç işlevi görebilmektedir. Bu nedenle, olası ABD–İran müzakerelerinde Hürmüz’e ilişkin düzenlemelerin, teknik bir deniz hukuku meselesinin ötesinde stratejik bir pazarlık başlığı olarak ele alınması kaçınılmazdır. Bu kapsamda özel hükümlerin de gündeme gelmesi şaşırtıcı değildir.

Bu noktada daha yapıcı bir senaryo da mümkündür: Geçişlerin serbestliği korunurken, karşılığında İran’ın liman altyapısının geliştirilmesi, ticari entegrasyonunun artırılması ve savaş sonrası yeniden imar projelerine uluslararası — hatta Türk firmalarının da dahil olabileceği — yatırımların yönlendirilmesi. Böyle bir model hem gerilimi azaltabilir hem de bölgesel ekonomik işbirliği için yeni bir zemin oluşturabilir.

Sonuç olarak Hürmüz artık sadece bir stratejik boğaz değil; çok katmanlı bir güç mücadelesinin ve aynı zamanda olası bir uzlaşının merkezinde yer alan jeoekonomik bir düğüm noktasıdır. Sn. Deniz Zeyrek’in “iki kocalı” metaforu da aslında günümüz uluslararası sisteminin çok aktörlü ve parçalı doğasını çarpıcı ve anlamlı biçimde yansıtmaktadır.

https://www.indyturk.com/node/775829/t%C3%BCrki%CC%87yeden-sesler/h%C3%BCrm%C3%BCz%E2%80%99%C3%BCn-%E2%80%9Ciki-kocal%C4%B1%E2%80%9D-jeopoliti%C4%9Fi-kriz-alg%C4%B1-ve-m%C3%BCzakere-alan%C4%B1

İdris Savaş

20 Nis 2026

Yıllar önce ülkemizde çocuk bakıcılığı yapan Gürcistanlı İzabel, çalıştığı aileler hakkında hep aynı sitemde bulunurdu: `Çocuklarını çok şımartıyorlar!` O zamanlar belki tam kavrayamadığım bu tepki, bende bir merak uyandırdı ve o günden sonra ne zaman yurt dışına çıksam yabancıların çocuklarıyla kurduğu iletişime daha dikkatli bakmaya başladım.

Halim Kaya

16 Nis 2026

M. Metin KAPLAN

29 Mar 2026

Muharrem GÜNAY (SIDDIKOĞLU)

29 Mar 2026

Yusuf Yılmaz ARAÇ

02 Mar 2026

Nurullah KAPLAN

17 Kas 2025

Efendi BARUTCU

25 Haz 2025

Hüdai KUŞ

22 Tem 2024

Orkun Özeller

03 Haz 2024

Altan Çetin

28 Ara 2023

Ziyaret -> Toplam : 285,89 M - Bugn : 130256

ulkucudunya@ulkucudunya.com