Gerçekliği eriten savaş
Deniz Ülke Kaynak 01 Ocak 1970
Yapımcılığını Warner Bros’un yaptığı bir Hollywood şaheseri olan Matrix filmi 1999 yılında vizyona girdiğinde olağanüstü bir etki yaratmıştı. Filmde Morpheus’un Neo’ya sorduğu “Gerçeklik nedir?” sorusu alışageldiğimiz düşünme pratiğine felsefi bir meydan okumaydı. O günlerde zihinsel bir egzersiz fırsatı olarak algıladığımız bazı kavramsal tartışmalar, bu film sayesinde akademik bir mevzu olmaktan çıkıp gündelik sohbetlerin parçası haline gelmişti.
Descartes ve Baudrillard’ın fikirlerini kırmızı ve mavi haplar üzerinden tartıştığımız bu dönem haliyle komplo teorilerinin, alternatif düşünce biçimlerinin beslenmesine de zemin hazırlamıştı. Filmdeki kırmızı hap uyanarak gerçeği görmek isteyenlerin, mavi hap ise rüyada kalmayı tercih edenlerin sembolüydü. Matrix, alt metinde, gerçekliğin inşa edilen ve aynı zamanda günü geldiğinde çözülebilen, bükülebilen bir kurgu olduğunu söylüyordu. Peki, gerçeklik nasıl ve kimler tarafından bükülüyordu? Yaşadığımız, algıladığımız ve bildiğimiz dünya ne kadar gerçeği yansıtıyordu? İçinde olduğumuz savaş gerçek miydi; ya da yaşadığımız savaşın gerçekliği görebildiğimizden ibaret miydi? Bu neyin savaşıydı; kimin ve neyin gerçeğiydi? Savaş öncesi barış içinde olduğumuzu sandığımız ortam ve uluslararası düzen dediğimiz şey gerçek miydi? Acaba biraz kırmızı haptan alır mıydınız?
Hürmüz’ün kapanması konusu
Hürmüz Boğazı’nın kapanması yalnızca dünya sathındaki üretim, ticaret ve tedarik sisteminin çöküşünün değil, çok katmanlı ve derin bir yapısal krizin gelmekte olduğunun ilk sinyali. Petrol fiyatlarının yükselmesi, finansal yatırım araçlarının toplu çöküşü ya da tedarik zincirlerinin aksaması tek başına on yıllardır inşa edilmiş olan bir gerçekliğin erimesini tek başına açıklayamıyor. Zira bugün yaşadıklarımız, içerisinde küresel bir aktörün yer aldığı bölgesel bir savaşın ekonomik sonuçlarından ziyade varsaydığımız küresel sistemin, üzerine inşa edildiği “gerçeklik duygusunun” çözülmesini işaret ediyor. Sistemin işleyiş mekanizması, aktörleri, normları, ürünleri, yapıları toplu halde infaz sırasına girmiş durumdalar. Bitiyorlar.
Uzun zamandır uluslararası sistemin kendi ulusal çıkarlarının peşinde olan rasyonel aktörlerden oluştuğu varsayımıyla analizler yapan akademik çevreler de bu yüzden boşlukta kaldılar. Bildiğimiz şey devletlerin faydalarını maksimize edip, eylemlerinin maliyetlerini hesaplayan, olası riskleri ölçen aktörler olduğuydu. Oysa bu savaşta İran-ABD-İsrail hattında yaşananlara baktığımızda ortada ne stratejik bir akıl, ne doğru dürüst orta-uzun vadeli plan ne de arzulanan bir hedefin olduğunu görebiliyoruz. Savaşın neden ve nasıl başladığı yerine, olayların akışının nereye kadar varabileceğine dair distopik varsayımlara odaklanmış durumdayız. Sanırım artık kuralsız, sınırsız bir doğa durumundayız.
Söz konusu doğa durumu olduğunda, güçlü olanın (ya da kendisini herkesten güçlü hissedenin) kuralsız ve sınırsız cüretkarlığını görüp, üzerinde uzlaşılmış normları, değerleri ve “küresel sistem” denilen şeyi nasıl alt üst edebildiğini hep birlikte izliyoruz. Bir tek savaşın başlaması ve bir tek deniz geçiş hattının kapanması bile tüm dünyada yaşamsal bir kriz üretmeye yetiyor. Sistemin damarlarına yeterli kan pompalanmayınca kalp ister istemez tekliyor ve bünyenin bütününde hasar üretiyor. Hürmüz’ün kapanması bu nedenle sadece fiziksel anlamda bir deniz geçiş yolundaki akışın durması değil aynı zamanda, sistemin en hassas sinir uçlarına kadar uzanan zincirleme bir reaksiyonun başlaması demek.
Eski gerçekliğimizin çöküşü
İçinde bulunduğumuz küresel krizin analistler tarafından doğru düzgün okunamamasının nedeni eski gerçekliğin gözlüğüyle okuma yapılması. Eskiden değerli bulduklarımızın hala değerli olduğunu zannetmemiz; eskiden olan olaylara, patlayan krizlere karşı verilen reaksiyonların yine aynı şekilde gerçekleşeceğini düşünmemiz, eski güç unsurlarının ve güçlü tanımlamalarımızın hala geçerli olduğunu sanmamız vs. en ciddi handikapımız.
Bugün yaşadığımız kriz, öncelikle gerçeklik algımızı inşa eden bilgi/inanç sisteminin temelden çöktüğünü gösteriyor. Piyasaların verdiği tepkiler de reel ekonomik göstergelerden ziyade kolektif algıların ve anlayamamaktan doğan paniğin ürünü. Başka bir ifadeyle gerçekte çözülen şey enerji tedariki üzerine kurulmuş olan küresel ekonomik sistem değil; dünyamızı algılama ve yorumlama biçimimize olan güvenimiz.
Altın, gümüş, kripto, borsa vs. hemen tüm yatırım araçları aynı anda çöküş halinde. Küresel paranın bir yere akıyor olması gerek ki normalde eski krizlerde bunlar altın ve gümüşe, ABD tahvillerine veya dolara doğru yönelirdi. Şimdi ise hepsinde büyük bir kayıp var. Hepimiz gördük ki, küresel ekonomik sistemin mimarisi sandığımız kadar sağlam değil. Aksine son derece kırılgan ve dayanıklılık değil verimlilik üzerine inşa edildiğinden çok kısa sürede bayrağı çekmiş durumda. Küresel düzeyde hisse fonlarından 20 milyar dolardan fazla çıkış var. Yatırımcılar her şeyi satma ve nakde geçme eğiliminde. Piyasada fiyat yaratmayan pasif bir bekleme durumu söz konusu. Çünkü bir önceki sistem büyük ölçüde her şeyin olduğu gibi kalmaya devam edeceğine dair bir güven algısına dayalı olarak şekillenmişti. Şimdi ise içinde olduğumuz ortamın tek bir tanımı var; “güvensiz”
Trilyonlarca dolarlık nakit paranın merkez bankaları faizleri yükseltmemekte diretirse, ya da beklendiği kadar yükseltmezse ne olacağını ekonomistler söylesin. Biz de siyaset bilimci olarak şunu soralım: bunca zaman coğrafyasızlık özgürlüğünü kullanarak hiçbir üretim yapmadan, uluslar aşırı bir perspektifle dünyayı dolaşan ve sadece spekülasyonla reel ekonomiden kopuk bir biçimde olağanüstü büyüyen “finans kapital” kafese girer mi? Para, bankalara veya devlet tahvillerine doğru yönelmek zorunda kaldığında esas karar verme gücü artık devlet merkezlerine geçer mi? Gemi açık denizde salınırken çıkan fırtınada limana girmek zorunda kaldığında sahil devriyesinin ve liman kontrolörünün kuralları geminin büyüklüğüne ya da lükslüğüne bakar mı? Bugüne kadar finans kapitalin bağımsız salınışında gemiye yön veren kaptanlar kimdi; kimlerdendi? Esas erimekte olan şey, onların mutlak üstünlüğüne dayalı bir gerçeklik olmasın!
https://www.dunya.com/kose-yazisi/gercekligi-eriten-savas/819848