« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

M. METİN KAPLAN

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

02 Mar

2026

‘Vatandaşlık’ oyunu

Eray Çelebi 01 Ocak 1970

22 Ekim 2024’te başlayan açılımın ikinci perdesinde, “Öcalan’a meşruiyet” tertibinin düğmesine basıldı.

Öcalan’a “grup toplantısı” davetiyle başlayan sürecin aktörleri, “kurucu önder” sıfatı ve Meclis heyetini teröristbaşının ayağına götürülmesiyle birlikte elebaşından “barış elçisi” çıkarma hedefini Türkiye’ye dayatmaya başladı.

Statü talebi de bunun bir parçası.

‘SUÇ’ ORTAKLARI
Başrolde yine Bahçeli var;

“PKK’nın kurucu önderliğinin statü sorunu nasıl ele alınacaktır? Eğer böyle bir sorun varsa -ki bize göre vardır- bunun çözümü nasıl olacaktır?”

Bahçeli’nin açıkça ifade edemediği sözleri açılım ortağı DEM Parti tamamladı:

“Öcalan başmüzakereci olarak tanınsın, hukuki güvence altına alınsın.”

Mesele tam da “hukuki güvence”!

Öcalan, 7 Haziran 2013 tarihli İmralı heyeti ile yaptığı görüşmede bakın ne diyor;

“Ben de bu isyanı sonlandıracak kişiyim. Bu nedenle parlamentonun beni nasıl tanımlayacağı önemlidir. Düşünsenize, ağır cezalık bir mahkum parlamentonun gündemine gelecek bir öneri sunuyor! Bunu hangi sıfatla yapıyorum, bu yasal mıdır? Hayır, suçtur. Bu yasadışılığın bir şekilde giderilmesi gerekecek.”

“Suça” ortak olanlar, kendini kurtarmak için Türkiye’yi yeni bir ihanete sürüklüyor. Bunun adı çok açık; terörle müzakereyi yasallaştırma girişimi…

Arka planda umut hakkı pazarlıklarıyla Öcalan için İmralı’da serbest çalışma koşullarının yaratılması, Kandil-Suriye hattının tamamen açılması da hedefler arasında.

**

DEMOKRATİK TOPLUM: ÖZERKLİK MODELİ
İmralı’yı Öcalan’ın adası yapmayı hedefleyen “yerli ve milli” devlet aklı, elebaşının “demokratik toplum/entegrasyon” kavramlarının valiliklerin ortadan kaldırıldığı, polis teşkilatının belediye başkanına bağlı olduğu, Kürde ve Kürtçeye statü talep eden bir özerklik talebi olduğunu gizlemeye çalışıyor.

Öcalan, PKK’nın sözde fesih çağrısının yıl dönümünde yazdığı yeni mektupta yeni dönemi bir kez daha “demokratik toplum, demokratik uzlaşı ve entegrasyon” kavramları üzerinden tarif etti.

Geçen hafta bu köşede yayımlanan “İhanetten geriye kalan” başlıklı yazıda da ifade ettim. Öcalan’ın 21 Nisan’da İmralı Heyeti ile yaptığı görüşmedeki sözleri tartışılmayacak kadar çok net;

“Çağrımdaki barış unsurunu anlattım. İkinci unsur demokratik toplumdur. Cumhuriyet ile entegrasyon meselemiz asimilasyon, devlet içinde erime değildir, iç hesaplara dayalı bir ayrılıkçılık da çıkmaz. Ya devletten ayrılma ya devleti ele geçirme; her ikisi de yanlış. Sol bu hatayı işledi. Üniter devlet kendini nasıl teşkilatlandırıyorsa yapsın ama demokrasiye alan tanıyacak, yer tanıyacak. Örneğin İstanbul kenti. Yasal temeli zayıf. Devlet yasalarıyla olmuyor, yerel yönetim yasaları da yetmiyor. Yöneticisini gerçek bir seçimle seçebilecekleri, bunun Anayasal güvenceye alındığı bir şey gerekiyor. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı dedik. Kayyım falan olmaz. Bu demokrasi ilkesidir. İster yüzde 90’lık, ister yüzde 5’lik halk olsun, bunlar kendini yönetecek. Suriye için de bunu diyorum. Sen bir kente İstanbul’dan emniyet müdürü atayamazsın. Sınırsız bir hükmetme şeyi var. Köy, aile her şeye hükmetme. Köy, aile hepsi demokratikleşecek.”

Bebek katili, aynı görüşmede (21 Nisan) özerklik talep ettiğini zaten açıkça itiraf ediyor;

“Türkiye federasyondan çok çekiniyor. Bilerek özerklik demiyorum, yerel demokrasi diyorum. Ama bu da dünyanın her tarafında özerkliktir. Londra örneği böyledir, önemlidir. Seçilen belediye başkanı dışında ayrıca Vali yoktur. Yerel polis, yerel yapılar belediyeye bağlıdır. Türkiye’de de böyle bir demokrasi çerçevesi çizeceğiz.”

**

TÜRK MİLLETİNİN EGEMENLİK STATÜSÜ…
Gelelim vatandaşlığa. Öcalan açılım komisyonunun raporunun açıklandığı gün İmralı heyeti tarafından yayımlanan mesajında vatandaşlık tanımının değişmesini istedi. Aynı açıklamayı 27 Şubat çağrısının yıl dönümünde de yaptı;

“Vatandaşlık ilişkisi, millete aidiyet üzerinden değil devletle bağ esas alınarak kurulmalıdır. Dininde, milliyetinde, düşüncesinde özgür olmayı temel alan bir özgür yurttaşlığı esas alıyoruz. Din ve dil empoze edilemediği gibi milliyet de edilmemelidir. Demokratik sınırlarda ve devletin bütünlüğünü esas alan bir anayasal vatandaşlık ilişkisi dinsel, ideolojik, kimliksel ve milliyet varlığını özgürce ifade etme ve örgütlenme hakkını kapsar.”

Teröristbaşı artık vatandaşlık tanımının değişmesi yönündeki talebini saklamıyor. “Milliyetin empoze edilmemesi”ni istiyor ve “anayasal vatandaşlık” talebinde bulunuyor.

Aslında bu talep yeni değil. Erdem Atay’la birlikte kaleme aldığımız “T.C. Bize Devlet Kursun” kitabında detaylarıyla yer verdik.

PKK elebaşı 11 yıl önce yayımlanan “Demokratik Uygarlık Manifestosu” kitabında “anayasal vatandaşlık” önerisine “hukuk ulusu” kavramıyla yer vermişti;

“Anayasal vatandaşlıkla kastedilen çözüm, aslında hukuk ulusu temelindeki çözümdür. Anayasal güvenceye bağlanmış hukuki vatandaşlık ırk, etnisite ve milliyet ayrımını esas almaz. Bu tip özellikler hak doğurmaz. Hukuk ulusu bu yönüyle gelişen bir kategoridir. Özellikle Avrupa ulusları giderek milliyet uluslarından hukuk uluslarına evrilmektedir.”

Bu sözler süreci yakından takip edenler için çok tanıdık…

Benzer öneri, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’dan da gelmişti!

Uçum; Anayasa’da “Türk” ifadesinin olduğu ancak millet tanımının yer almadığı, Türk vatandaşlığı tanımının hukuki bağ olarak yer aldığı bir tanımlama istiyordu:

“Elbette demokrasinin geliştirilip güçlendirilmesi ve yeni Anayasa kapsamında her zaman değerlendirilecek konular olur. Bu kapsamda; Türk vatandaşlığı tanımının bir hukuki bağ olarak Anayasa’da çok daha vurgulu yapılması, ‘Etnik kimliğine ve dini aidiyetine bakılmaksızın Türkiye Cumhuriyeti devletine hukuken bağlı olan herkes Türk vatandaşıdır’ şeklinde bir hüküm konulması söz konusu olabilir”

“Türk” ifadesi Anayasa’da kalıyor ancak Türk kavramı millet tanımından koparılıyordu. Artık Türk yalnızca bir vatandaşlık sıfatıydı. Anayasa’daki “Türk milleti” kavramının bir anlamı kalmamıştı. “Türk” kavramı bir ulus kimliği olmaktan çıkarılmış, hukuki bir statü olarak ifade edilmişti.

Önerilen formül, Anayasa’dan “Türk milleti” ifadesinin çıkartılmasına yönelik tepkilere karşı PKK ile orta yol bulma girişimiydi. Öcalan’ın “anayasal vatandaşlık” mesajı da arka plandaki bu pazarlıkların bir parçası…

Ezcümle… Biz Öcalan için statü açığını tartışırken, “anayasal vatandaşlık”la Türk milletinin egemenlik statüsü hedefte!

https://www.veryansintv.com/yazar/eray-celebi/kose-yazisi/vatandaslik-oyunu

Ziyaret -> Toplam : 271,92 M - Bugn : 25031

ulkucudunya@ulkucudunya.com