« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

M. METİN KAPLAN

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

İdris Savaş

08 Haz

2026

Bir Şark Kurnazlığı Hikâyesi

08 Haziran 2026

Sadi-i Şirazi'nin Gülistan'ında meşhur bir hikâye vardır.

Zalim bir hükümdar, bir bilgini huzuruna çağırır ve ölümle tehdit eder. Adam, can havliyle öyle bir şey söyler ki hükümdar bile şaşırır:

"Hükümdarım, eğer canımı bağışlarsanız, şu çok sevdiğiniz deveye bir yıl içinde okuma yazma öğretirim."

Hükümdar merakına yenilir. Adamın canını bağışlar ve ona bir yıl mühlet verir.

Saraydan çıkar çıkmaz dostları etrafını sarar:

"Sen aklını mı kaçırdın? Deveye okuma yazma öğretilir mi?"

Kurnaz bilge omuz silker:

"Önemli olan kelleyi kurtarmak. Bir yıl uzun zamandır. O zamana kadar ya hükümdar ölür, ya deve ölür ya da ben ölürüm."

Yüzyıllar sonra aynı hikâye bizim topraklarda Nasreddin Hoca'nın konuşan eşeğine dönüşür. Ama kıssanın özü değişmez.

Bazen insanlar sorunları çözmez; onları zamana havale eder.

Bizim hikâyemiz de biraz böyle başladı.

Ama önemli bir fark vardı.

Sadi'nin kurnaz bilgesinin derdi kelleyi kurtarmaktı. Bizim hikâyemizdeki figürün derdi ise başından beri daha büyüktü.

Ortada büyük bir iddia vardı. Yeni bir vizyon, yeni bir düzen ve yeni bir ülke vaadi vardı. Kazanılan zaman, ölümden kaçmak için değil; geleceği kurmak için isteniyordu.

Pek çok insan da bu vaadin peşinden gitti.

İlk yıllarda gerçekten de imkânsız görünen şeyler mümkün görünmeye başladı. Eski dengeler sarsıldı. Eski ezberler bozuldu. Dün dokunulamaz görülen kurumlar değişti, dün değişmez sanılan ilişkiler yeniden kuruldu.

Ne var ki zaman, her hikâyede olduğu gibi bunda da kendi hesabını yaptı.

Köprünün altından çok sular aktı. Oyuncular değişti, roller değişti, dengeler değişti. Başlangıçta geleceği kurmak için kullanılan zaman, giderek eldeki gücü korumanın aracına dönüştü.

Bir zamanlar yarını inşa etmek için istenen mühlet, sonunda yalnızca bir sonraki günü çıkarabilmenin mühletine dönüştü.

Develer tellal, pireler berber oldu.

Bugün dönüp geriye bakınca görüyoruz ki artık kimse başlangıçtaki hikâyeyi anlatmıyor. Çünkü o hikâyenin kahramanları da değişti, hedefleri de.

Zaman kazanırken içindeki büyük ihtirası devasa bir güce dönüştürenler, sonunda o gücün mahkûmu hâline geldiler.

Bir zamanlar sistemi değiştirmek isteyenler, sistemin kendisine dönüştüler.

Bir zamanlar vesayet diye mücadele ettikleri şey, bu kez kendi ellerinde yeniden hayat buldu.

Değişim için istenen yetki, zamanla değişimin önündeki en büyük engele dönüştü.

Artık ortada ne eski dengeler var ne de eski roller.

Sadece uzamış bir bekleyiş ve birbirinin geri sayımını izleyen aktörler var.

Deveye okuma yazma öğretmeye talip olanlar, yıllar sonra kendilerini Sadi'nin bilgesine daha yakın bir yerde buldular.

Onlar da artık bir yıl daha, bir seçim daha, bir mühlet daha kazanmanın hesabını yapıyor.

Fakat nihai hükmü ne hükümdarlar verecek ne de bilginler.

Zaman kendi hükmünü verecektir.

Bekleyip göreceğiz.

Ama hakkını teslim edelim:

Sadi'nin devesi okuyamadı.

Nasreddin Hoca'nın eşeği konuşamadı.

Bizimkiler ikisini de ilk günde başardı.

Açın kombileri...

Almanya bizi kıskanıyor...

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

Ziyaret -> Toplam : 297,70 M - Bugn : 138029

ulkucudunya@ulkucudunya.com