« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ YAZI

HALUK KIRCILAR YA DA HAYRİ YILMAZLAR…

09 Haz 2010

SONRAKİ YAZI

DARWİN… AÇILIM… BEDİÜZZAMAN

02 Eyl 2009

Nurullah KAPLAN

09 Kas

2009

PARTİ CEPHESİNDE DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK!

09 Kasım 2009

MHP dokuzuncu olağan genel kurulunu yaptı. Siyasi partilerimizin malul olduğu tek adamlık illetinden MHP'yi korumayı amaçlayan maddede yapılan tüzük tadilatı ile Sayın Genel Başkan'ın yeniden seçilmesinin önündeki hukukî engel, kanunlara uygun şekilde ortadan kaldırıldı ve tek adaylı bir kongre daha yaşadık.

Anayasa, kanun, tüzük gibi yazılı metinlerin sözlü ilkeler ve umdelerden daha muayyen ve müşahhas, daha kesin ve net, daha bağlayıcı ve belirleyici olduğuna inanılır. Hâlbuki güç ve kudret üzerinde inanç ve gelenek daha müessir olabiliyor. İnanç ve ülkünün murakabe edemediği bir güç ve kudret iradeye hâkim olunca bütün yazılı metinlerin, indir-kaldır komutuyla çalışan ellerin kelle usulüyle sayılması neticesinde değiştirilmesi çok da zor olmuyor.

Tek adaylı, heyecansız ve sıradan bir kongre mümeyyiz vasfı "hareket" olan bir partiye yakışmasa da artık "kanıksanır" oldu. Yaşanan son üç kongre birbirinin tekrarı gibiydi… Aday olmayı düşünenler kongre salonuna dahi giremediler. AKP'nin maşası olarak takdim edilen bir adayın salona girmeye bile teşebbüs edemeyeceğini orta derecede zekâ sahibi olan herkes hesap edebilir. Bu kongrede AKP'nin, geçen kongrede karanlık güçlerin, önceki kongrelerde hainlerin partiye zarar vermesi ve kongreyi karıştırmaları mevcut yönetimin basit bir iki kıvrak oyunuyla boşa çıkarılmış oldu(!).

MHP gibi Türk siyasetinde her daim ihmal edilemeyecek bir yere sahip olacak milliyetçilik zeminini istimlak eden bir partinin, iktidar partileri, hâkim düzen ve uluslararası aktörlerin manipülasyon, provokasyon, yönlendirme ve kontrol edebilme faaliyetlerinin muhatabı olması gayet tabii bir hâldir. Bu parti veya partiyi de bünyesinde taşıyan hareket içerisinde samimiyetini, kabiliyetini, bağlılığını ispat edecek vazifeleri üstlenmemiş, başarılarıyla temeyyüz etmemiş kişilerin genel başkanlık veya hak etmediği diğer makamlara talip olmasına imkân verilmemesi teşkilatçılığın gereği olarak kabul edilebilir.

Lâkin, mevcut yönetimleri yanlışları konusunda ikaz edecek, yanlış siyasete ve bunun başarısız neticelerine itiraz edecek ve daha iyi hizmet vaadiyle aday olacak kişileri partiye zarar vermekle, hainlikle itham edip teşkilatlara girişini dahi yasaklamak teşkilatların şahsi emvale dönüştürülmesini kaçınılmaz kılmaktadır. Şahısların, nefislerin, egoların ön plana çıkması teşkilatları toparlayan değil dağıtan, eyleme geçirmek yerine atalete sevk eden, ümit yerine yeise sürükleyen mekanizmalara.. insan öğüten değirmenlere dönüştürmektedir.

Lider-kadro-teşkilat üzerine kurulu bir yapının; kadrolaşma-kitleleşme-devletleşme stratejisini benimseyen bir anlayışın "mütekâmil insan" odaklı merkezinin, birbirinin kurdu olan bencil insanlara teslim edilmesi sürecinde ülkücülük ve şahsiyetçilik ilkelerinin üzerimize yüklediği vazifeye lâyıkı vechiyle sadakat göstermeyince, "teşkilat" olarak bilip kabullendiğimiz yapının "değirmene" dönüşmüş öğütücü mekanizması ile karşı karşıya kalmak mukadder oluyor.

Bu kongrede "kırkıncı yıl", geçen kongrede "karşılıksız sevdik", önceki kongrede ise "bizim çocuklar" etiketli ülkücü değerlere atıfda bulunulan, hissiyat yüklü konuşmalar değirmene dönüşen teşkilatların öğüttüğü "insan" kaybını örtmeye yetmiyor. Özellikle bu seferki kongre nutku "edebi metin" olarak güzel hazırlanmıştı… Oldukça güzeldi. Parti kongrelerinde partiye-memlekete-dünyaya bakışın, uygulanacak siyasetin manifestosu mesabesindeki konuşmalardan farklı, nazım diliyle yazılmış bu güzel metnin taşımış olduğu ilke-ülkü-vefa-sadakat gibi kavramlar ile yapılan çağrının makes bulabilmesi için Sayın Genel Başkan'ın isimlerini anarak Türk-İslâm Ülküsüne hizmetlerini izhar ettiği Rahmeti Rahmana kavuşmuş kıymetli şahsiyetlerin yanı sıra, henüz hayatta olan ve samimiyetleri ile, fedakârlıkları ile, bilgi ve tecrübeleri ile temeyyüz etmiş dâva arkadaşlarını yanı başında, çalışma ve istişare heyetinin mensupları olarak takdim edebilmeliydi.

Otuz küsur yıl önce yoları MTTB salonlarında kesişenler bugün cumhurbaşkanlığı-meclis başkanlığı-başbakanlık-bakanlık-vekillik gibi kadroları paylaşırken, yetmişli yılların ateş çemberini, seksenli yılların mahpusluklarını paylaşan Ocaklılardan, o yılların talebeleriyken şimdinin hocalarından, ağır ve çok pahalıya mal olmuş bir tecrübeyle olgunlaşan o günlerin ateşin gençlerinden kimseler yoksa Devlet Bey'in yanında, bize düşen ancak muhalefet olabilir!

Şems'den ayrılmanın acısı içindeki Mevlana "Şems'i Bağdat pazarında gördüm" diyen birine kesesinde ne varsa hepsini verir. Yanındakiler adamın düzenbazlığını bildiklerinden itiraz ederler: "Efendim bu adamın Bağdat'a gitmiş olması mümkün değil, yalan söylüyor." Biliyorum der Mevlâna, onun için altınlarımı verdim, doğru söylediğini bilseydim canımı verirdim." Yazdıklarımız, okuduklarımız, söylediklerimiz ile yaptıklarımız yekpare olabilseydi kongreler toy düğün olurdu, cumhurbaşkanı da bizden olurdu, başbakan da.



Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

08 Nis 2019

1968 yılının muhtemelen Nisan ayıydı. Kahramanmaraş Lisesi ikinci sınıf öğrencisiydim. Parasız yatılı okuyordum. Cuma günü birkaç arkadaşlarımızla bazı ihtiyaçlarımızı almak için çarşıya çıkmıştık.

Nurullah KAPLAN

06 Mar 2019

Yusuf Yılmaz ARAÇ

02 Mar 2019

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 48,58 M - Bugün : 28867