« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ YAZI

AHMET KAYA...

11 Mar 2009

SONRAKİ YAZI

BİDON KAFALILAR

11 Şub 2009

Nurullah KAPLAN

25 Şub

2009

KIRKINCI YIL!

25 Şubat 2009

CKMP'nin 1969 yılında yapılan kongresinde parti isminin MHP olarak değiştirilmesinin üzerinden kırk yıl geçmesinden mülhem "MHP'nin kırkıncı yıl anma ve kutlamaları" yapıldı. Bu anma ve kutlamalar münasebetiyle Genel Başkan Devlet Bahçeli'nin imzasıyla Aralık ayında 50.000 kişiye gönderildiği söylenen mektup kamuoyuna da deklare edildi.

"Değerli Dava Arkadaşlarım, …" diye başlayan mektup, bana 5 Kasım 2000 tarihinde yapılan 6.olağan kongreyi hatırlattı… 1999 Seçimlerinde Genel Başkan'ın ifadesiyle beklemediğimiz nispette oy alıp, Ecevit başkanlığında üç partili bir koalisyonda yer alınca tabanda beliren rahatsızlıklar dillendirilmeye başlanmıştı. Bir yandan Rahşan Ecevit'in hakaretleri; öte yandan üyeliklerin silinip, yenilendiği kongre süreci epeyce rahatsızlık uyandırmıştı. Parti yönetimi tabanı teskin etmek için olsa gerek, kongreye "Bizim Çocuklar" sunusuyla başlamıştı. Hissiyat derecesi yüksek bir slayt gösterisi Ülkücüleri teskin etmeye yeter diye düşünülmüş olmalı…

Kırkıncı yıl hatırına yazılan mektupta da aynı izleri bariz bir şekilde görebiliyorsunuz. Mektup, "1289 yıldır Ötüken'de dimdik ayakta duran" Orhun Abidelerinden, Bilge Kağan-Alparslan'dan, Mümtaz Turhan-Erol Güngör'e kadar Türk Milliyetçiliği'ne hizmeti geçenleri şükranla yad ettikten sonra, "Kırk yıl, çiledir, çabadır, çalışmadır. Kırk yıl, heyecandır, inançtır, sevdadır. Kırk yıl, yürektir, şuurdur, sabırdır. Kırk yıl, kavgadır, mağduriyettir, mahkûmiyettir. Kırk yıl, doğruluştur, uyanıştır, uyandırıştır. Toprağa düşmüş ülkü canların eseridir bu kırk yıl. Al bayrağın ardına düşmüş heyecanların eseridir bu kırk yıl. Üç hilalde gönlü kalmış, Geri durduğu için gönül koymuş, Karşılıksız sevmiş, incinmiş ama yüreğine gömmüşlerin anıtıdır kırk yıl. Gün gelmiş, vatan için gözyaşı dökmüşlerin, Gün gelmiş "vatan sağ olsun" diyerek gözyaşını içine akıtmışların davasıdır kırk yıl. Tükenmeyen tuzakların, Bitmeyen oyunların, Sonu gelmez tahriklerin ve Kapanmamış bir milli mücadelenin devamıdır bu kırk uzun yıl. Kırk yıl; alnımızın akı, gözümüzün nurudur. Kırk yıl; burkulan yüreğimizdir, okunan duamızdır, Kırk yıl; vicdanımızın sesi ve şehidimizin son nefesidir." diye, heyecan ve hamaset yüklü satırlarla devam ediyor… Metni okurken akıl melekesini uykuya çekip, hissiyata teslim olursanız gözlerinizin nemlendiğini belki de fark edemezsiniz bile…

Belli ki, metni hazırlayan "bizi" iyi tanıyor. Yine de, akıl fazla beklemeden soruları ardı ardına sıralamaya başlayınca metnin bütün büyüsü bozuluveriyor… Öyle ya; şu Ötüken'de 1289 yıl önce taşlara yazılan öğütler hep bizim gibi karabudundan olanlara mı nasihat eder, yönetimde bulunan beyler için söyledikleri yok mudur?

Muharrem Ergin'in "Türklüğün göklere yükselen ibadet taşları" diye övdüğü bu metinleri hıfzedercesine okumak evvelen yöneticilere düşmez mi, okuyup sonra da okuduğunca amel etmek?

Yüzyılla sözleşme düzenleyenler neden Ülküdaşları ile olan akidlerine sadakat göstermezler?

Geride kalan kırk yıl çile-cefa-mağduriyet-mahkûmiyet ise şayet, mirasyedi gibi kolayca nasıl harcanıverir?

Geçmişin muhasebesini yapmak geriye takılıp kalmak mıdır? Geleceğe bakabilmek için bu günün yanlışlarını göz ardı etmek mi gerekir?

"Bizi bilenler bilir. Bizi tanıyanlar tanır. Biz kendimiz için hiçbir şey aramayız, istemeyiz, dilemeyiz." sözleri neden iğreti..gerçeklikten uzak durur acaba?

"Bu nedenle sizlere diyorum ki; Cılız bir ideolojik destekle, olan biteni hariçten seyretmenin, anıları kafi görerek geleceğin analizini yapmadan mevcutla meşgul olmanın, her söylenene inanarak, hiçbir katkı sağlamadan eleştiri üzerine eleştiri yapmanın, yalnızca heyecandan ibaret bir destek ile sağduyudan uzak macera arayışının, çağa ve hayata bakmadan günübirlik yaşamanın ve yorumlamanın kimseye ve elbette ki davamıza bir katkısı olmayacak…"sa eğer, bunlara çözüm bulmak yönetimdekilerin mesuliyetinde değil midir? v.s… v.s… Metni okudukça sorular da uzayıp gidiyor.

Gönül sazımızın tellerine dokunan, hissiyat yüklü satırların devamında karabuduna haddini bilmesini ihtar eden ince mesajlar, vazifesini bildiren açık ve net emirler var: "Şu andan itibaren hepiniz kırk yılın emanetini teslim aldınız. Şimdi sorumluluğunuz daha da arttı. Vakit kaybetmeksizin gidiniz ve milletimize ulaşınız. Bıkmadan, yorulmadan anlatınız, kaynaşınız. Ve yeni bir kırk yılın temelini de siz atınız. Kırk yıllık muazzam yapıya bir tuğla da siz koyunuz. Bu itibarla, her eve ulaşarak, herkesle kucaklaşarak onların gönlünü kazanmak zorundasınız. Onları, Türkiye'nin onurlu geleceğinde söz sahibi olmaya davet etmelisiniz. Biliniz ki siz susmuşsanız, Türkiye'nin geleceği kararmış demektir. Siz susmuşsanız Türk Milletinin umudu sönmüş demektir. Susmayacaksınız, Durmayacaksınız, Düşmeyeceksiniz, Yorulmayacaksınız."

Hepsine eyvallah… Yeter ki sayın yöneticilerimiz, kırk yılın ardından geriye dönüp bakınca "az gittik, uz gittik… dere tepe düz gittik… Bir de dönüp baktık ki bir arpa boyu yol gittik…" noktasına düşürmesinler bizi; sadece çile ve gözyaşı, sadece vefakârane ve fedakârane kahramanlıklarla iktifâ etmeye mecbur bırakmasınlar… Herkese yetecek sevgi olduğunu söyledikleri gönüllerinde, kol kola, omuz omuza mücadele ettikleri dâva arkadaşlarının yerlerini izhar etsinler…

Vazife ikazının ardından bir dua ile son bulmuş mektup: "Hak Teala, Al bayrağın rüzgârını daim etsin. Üç hilalin ömrünü uzun etsin. Gönlünüzden millet, yüreğinizden devlet, Ruhunuzdan hasret, bileğinizden kuvvet, eksik olmasın. İnancınız tükenmesin, kırk yıllar hiç bitmesin. Nice kırk yıllara doğru, yolunuz, bahtınız ve alnınız açık olsun. Ne mutlu Türküm diyene." Amin diyelim cümlemiz. Amin…Amin..Amin… Dualar samimiyeti nispetince makbul değil midir? Samimiyet… Ah samimiyet… Nerdesin?...

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

08 Nis 2019

1968 yılının muhtemelen Nisan ayıydı. Kahramanmaraş Lisesi ikinci sınıf öğrencisiydim. Parasız yatılı okuyordum. Cuma günü birkaç arkadaşlarımızla bazı ihtiyaçlarımızı almak için çarşıya çıkmıştık.

Nurullah KAPLAN

06 Mar 2019

Yusuf Yılmaz ARAÇ

02 Mar 2019

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 48,58 M - Bugün : 28673