« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

M. METİN KAPLAN

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

İdris Savaş

23 Mar

2026

Türk Dünyasının Diriliş Günü: 21 Mart Nevruz Bayramı

23 Mart 2026

Türk milletinin hafızasında derin izler bırakan, özgürlüğe ve yeni bir hayata atılan adımın simgesi olan Ergenekon Destanı, her yıl baharın gelişiyle (Nevruz) yeniden canlanır. Tarihin tozlu sayfalarından süzülüp gelen bu kutlu anlatı; dört bir yanı aşılmaz dağlarla çevrili bir vadide sıkışan bir milletin, demir dağı eriterek hürriyete kavuşmasını anlatır. Bu kurtuluş, sadece fiziksel bir mekândan çıkış değil; bir milletin azminin, birliğinin ve yenilmez iradesinin zaferidir.

Uzun yıllar boyunca sadece bir "söylence" olarak kabul edilen bu anlatı, günümüzde Prof. Dr. Ahmet Taşağıl gibi bilim insanlarının çalışmalarıyla somut bir tarihsel zemine oturmuştur. Taşağıl, Çin kaynaklarındaki (Sui-şu ve Çou-şu) en eski kayıtları inceleyerek bu "saklı vadi"nin izini sürmüş ve olayın geçtiği coğrafi bölgeyi tespit etmiştir. Araştırmalara göre Ergenekon; M.S. 439 yılında Altay Dağları’nın güney eteklerine sığınan Türk boylarının (Aşina sülalesi) tarihsel gerçekliğidir. Bu bölge; dış dünyadan yalıtılmış, sarp dağlarla çevrili ancak ortasında geniş otlakları ve zengin demir madenleri bulunan bir "kuluçka merkezi" niteliğindedir.

Destanda anlatılan "demir dağı eritme" motifi, aslında Türklerin o dönemdeki ileri metalürji yeteneğinin bir sembolüdür. Türkler, Altaylar’da yaşadıkları bu dönemde "demirci köleler" olarak adlandırılsalar da, bu süreç onların askeri teknolojide devleşmelerini sağlamıştır. Taşağıl’ın vurguladığı üzere; Türkler o demir dağı eriterek sadece bir geçit açmamış; demir silahlar ve zırhlarla donanmış güçlü bir ordu kurarak Göktürk İmparatorluğu’nun temellerini atmışlardır.

Ergenekon bir son değil, muazzam bir başlangıçtır. Her yıl 21 Mart’ta demir dövülerek yad edilen bu gelenek; zorluklar karşısında pes etmemeyi, aklın ve tekniğin gücüyle engelleri aşmayı öğütler. Ziya Gökalp’in dizelerinde ölümsüzleştiği gibi:

“Tarhandağı gözler seni; Tanrı orada sözler seni, Dört asırdır özler seni, Tukin dağda otağımız!”

Bugün, o gün eritilen demirin sıcaklığını hâlâ yüreğimizde hissediyoruz. Nevruz; Anadolu’da Mart Dokuzu, Kazak ellerinde Ulusun Ulu Künü, Kırgızlarda Nooruz, Türkmenlerde Oğuz Bayramı, Doğu Türkistan’da Yeni Gün, Kırım’da Navrez, Gagavuz ellerinde İlkyaz, Altaylarda Cılgayak, Hakaslarda Ulu Kün ve Tuva’da Şagaa adıyla hayat bulur. Azerbaycan’da ise Bozkurt Bayramı olarak yankılanan bu kadim gün, tek bir hakikatte birleşir: Birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır.

Bu kadim ateşin Türkiye Cumhuriyeti'nde resmî bir bayram coşkusuyla yeniden harlanmasını sağlayan isim, merhum Başbuğ Alparslan Türkeş’tir. Antalya’da örsün üzerindeki demiri devlet büyüklerine çekiçleterek bu millî geleneği devletin en üst katına taşıyan Türkeş; "dağı eritme" iradesini bir devlet protokolü haline getirmiştir. O gün Antalya’da vuran her çekiç darbesi, bugün Türk dünyasının birleşen yüreklerinde yankılanmaktadır. Bu vesileyle Başbuğumuzu rahmet ve minnetle anıyoruz.

Kor demirlerin çekiçlenerek birbirine kaynadığı gibi biz de birbirimize kenetleneceğiz. İnsanlığın zalimlerin zulmüyle inim inim inletildiği bu dünya düzeni, ancak Türk milletinin kadim adalet anlayışı ile son bulacaktır.

Demir Ocağı Vakfı olarak; Balkanlar’dan Adriyatik’e, Kafkaslar’dan Orta Asya’ya kadar uzanan geniş gönül coğrafyamızda, tüm Türk dünyasının 21 Mart Nevruz Bayramı’nı en içten dileklerimizle kutluyoruz. Tıpkı atalarımızın o sarp dağları aşması gibi, bugün de her türlü zorluğu birlik ve beraberlik içinde aşacağımıza olan inancımız tamdır.

Yeni günümüz kutlu, birliğimiz daim olsun!

İdris SAVAŞ Demir OcağVakfı Yönetim Kurulu Başkanı

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

Ziyaret -> Toplam : 277,28 M - Bugn : 170298

ulkucudunya@ulkucudunya.com