« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

M. METİN KAPLAN

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

Halim Kaya

19 Eki

2026

ALTAYLARDAN TUNA’YA KIZILELMA’YA TÜRKLER

19 Ekim 2026

Mesut Kılıç’ın destan şeklinde yazdığı “Altaylardan Tuna’ya Kızılelma’ya Türkler - Türk Tarihinin Baştan Sona Destansı Anlatımı” kitabının yayınlandığına dair kendisinin sosyal medyada yaptığı reklamı görünce Türk tarihi olması dolayısıyla önemsedim, daha önce tanımadığım ve şairliğinin derecesi hakkında hiçbir bilgi olmayan Mesut Kılıç’a -09.02.2026 tarihinde Mesenger’dan kitabın resmini gönderip “Bir adet imzalı gönderirseniz IBN’dan ücretini göndereyim” diyerek mesaj attım. Çünkü bildiğim kadar kitap ilk defa Türk tarihinin tamamını destan şeklinde anlatıyordu. Ben de önemsediğim bu kitabın kütüphanemde imzalı olarak yer alması duygusuna kapılmıştım. Mesut Kılıç “Yukarıdaki adresten gönderiliyor benden değil” diyerek cevap verdi. “İmzalı mı?” diye tekrar sorduğum da ise herhalde Ankara kitap fuarını kastederek “Hayır imza kitap fuarında”, diyerek cevap verdi. Ben de kendisine “Ben Samsun’dayım hocam” diyerek kitap fuarına gelemeyeceğimi ima ettirir bir cevap verdim.
Daha sonra kitabı Samsundaki kitapevine sipariş ettim ve yaklaşık bir ay sonra geldi. İlkokul 3 sınıftan beri kitap okurum. Bu güne kadar insanların okumayacağını bildiği, kitabına hiç değer vermeyen adamlara kitaplarını ücretsiz sadece bende kitap yazdım demek için kitaplarını hediye ettiklerini biliyorum ve defalarca da şahit oldum. Bazı yazarların statüsünü önemseyerek kitap hediye ettiği bazı kişiler zaten okuma alışkanlıkları olmadığı için ya evin ya da bürosunun bir kenarına atıp kitabı hiç önemsemediklerini gördüm. Ama yazarlar maalesef kitap hediye edilirken kendisine övücü birkaç söz söyleyen kitap kıymeti bilmez herkese kitap hediye etmeye devam ederler. Nitekim Mesut Kılıç da bizim bu mesajlaşmamızdan önce ve sonra bazı önemli zatımuhteremlere imzalı kitaplarını hediye etti ve bizzat da sosyal medyasından kitabımı imzalı falan zata hediye ettim diye paylaşımlar yaptı. Her halde bize göndermek istemeyip satış adresini salık vermesiyle yayınevinin kar etmesine engel olmak istememiştir.
Mesut Kılıç’ın yazdığı “Altaylardan Tuna’ya Kızılelma’ya Türkler - Türk Tarihinin Baştan Sona Destansı Anlatımı” kitabının 1. Baskısı Atayurt Yayınevi tarafından Ocak 2026 tarihinde 750 sayfa olarak basılmıştır. Kitap “Yazarın Öz Geçmişi”, “Sunuş”, “Söz Başı”, “Ebu’l Gazi Bahadır han Diyor ki” gibi bilgi verici tanıtıcı başlıklı yazılardan sonra “İçindekiler”; listesi ile devam etmektedir. “Birinci Bölüm: İslam’dan Önceki Dönem Türk Cihan Hâkimiyeti Davası”, “Genel Türk tarihine Bakış”, “Sakalar”, “Hunlar ve Oğuz Boyları”, “Avrupa Hunları”, “Avarlar, Bulgarlar, Peçenekler ve Uzlar”, “Kıpçaklar, Kumanlar ve Sabarlar”, “Hazarlar Turan Taktiği ve Kimek Hanlığı”, “Siyenpiler, Tabgaçlar, Tölesler Tarduşlar, Şatolar, Basmıllar, Karluklar ve Kırgızlar”, “Göktürkler”, “Kürşad İhtilali Başbuğ Kürşad ve Kırk Yiğidi”, “Göktürk’ün Şahlanışı Bilge Kağan”, “Oğuz Yabgu Devleti”, “Bozkır Kültürü”, “Uygurlar”, “İkinci Bölüm: İslam’ın Kabulüyle Başlayan Dönem Nizam-ı Âlem ve İlay-ı Kelimetullah Davası”; “Giriş”, “Karahanlılar”, “Hoca Ahmed Yesevi ve Yesevilik”, “Alperenler ve Türk Mutasavvuflar”, “Bektaşilık, Emevilik ve Türk Âlimler”, “Gazneliler ve Delhi Türk Sultanlığı”, “Selçuklular, Kınık Boyu, Tuğrul ve Çağrı Bey Dönemi”, “Sultan Alparslan Gazi Dönemi”, “Sultan Melikşah, Berkyaruk, Mehmet Tapar ve Sultan Sencer Dönemi”, “Türkiye Selçukluları (İznik Devleti) ve İzmir Çaka Beyliği”, “Karamanoğulları, Karamanoğlu Mehmed Bey’in Türk Diline Hizmeti”, “Türk Beylikleri, Hanlıkları ve Devletleri”, “Timurlar”, “Altınordu, Kazan ve Kırım Hanlıkları”, “Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safeviler, Avşarlar ve Kaçarlar”, “Şeybaniler (Özbek Hanlığı), Hive, Hokand, Sibir, Buhara, Kasım ve Astrahan Hanlıkları”, “Babürlüler”, “Osmanlı Kayı Boyu ve Osman Bey Devri”, “Orhan Gazi ve Murad Hüdavendigar Devri”, “Yıldırım Beyazıt Devri”, “Çelebi Mehmed ve Sultan İkinci Murad Devri”, “Fatih Sultan Mehmed Han ve İkinci Beyazid Devri”, “Yavuz Sultan Selim Han Devri”, “Kanuni Sultan Süleyman Han Devri”, “İkinci Selim, Üçüncü Murad, Üçüncü Mehmed, Birinci Ahmed, Genç Osman, Birinci Mustafa, Dördüncü Murad ve Sultan İbrahim Han Devirleri”, “Dördüncü Mehmed Han Devri ikinci Viyana Kuşatması ve Merzifonlu Kra Mustafa Paşa”, “İkinci Süleyman, İkinci Ahmed ve İkinci Mustafa Hanlar; Karlofça Antlaşması ve Gerileme Devri”, “Osmanlı’da Çöküşün Sebepleri, Yeniçeri Ocağının ve Miri Sistemin Bozulması ve Devşirmenin İhaneti”, “Lale Devri Üçüncü Ahmet, Üçüncü Mustafa, Birinci Mahmut, üçüncü Osman ve Birinci Abhülhamid Devirleri”, “Üçüncü Selim, Dördüncü Mustafa, İkinci Mahmud, Abdülmecid, Abdülazizi ve Beşinci Murad Devirleri”, “Büyük Sultan Cennet Mekân İkinci Abdülhamid Han Devri”, “Sultan Beşinci Mehmed Reşad ve Sultan Altıncı Mehmed Vahidü’d-Din Devri”, “Balkan Savaşı”, “Birinci Dünya Savaşı”, “Suriye Cephesi ve Kanal Harekâtı ile Cemal Paşa ve Kudüs’ün Kaybedilmesi”, “Doğu Cephesi, Sarıkamış Harekâtı Enver Paşa ve Kardeşi Nuri Killigil Paşa”, “Arapların Osmanlı’ya İhaneti ve Kutü’l –Ammare Zaferi”, “Medine Müdafaası ve Çöl Kaplanı Fahreddin Paşa”, “Çanakkale Savaşı”, “Çanakkale’den Milli Mücadeleye Atatürk”, “İstiklal Savaşı”, “Başbuğ Atatürk”, “Atatürk’ün Samsun’a Çıkışı”, “Atatürk’ün Amasya, Erzurum ve Sivas’a Hareketi, Erzurum ve Sivas Kongreleri”, “Atatürk’ün Ankara’ya Gelişi”, “Karafatma, Şerife Bacı ve Kahraman Türk Anaları”, “İzmir Direnişi ve Hasan Tahsin”, “Maraş Direnişi Sütçü İmam ve Rıdvan Hoca”, “Antep Direnişi ve Şahin Bey”, “Güney Doğu Cephesi ile Batı Cephesi ve Efeler, Zeybekler”, “İzmir’in Kurtuluşu”, “İstiklal Marşının Kabulü ve Cumhuriyet İlanı”, “Atatürk’ün İlkeleri ve İnkılâpları”, “Atatürk’ün Vefatı”, “Sonuç”, “Kaynakça” üst başlılarından oluşmakta ancak her üst başlığın birçok alt başlığı bulunmaktadır.
Mesut Kılıçoğlu’nun yazdığı “Altaylardan Tuna’ya Kızılelma’ya Türkler - Türk Tarihinin Baştan Sona Destansı Anlatımı” adlı kitapta her sayfada 18 beyit olma üzere 715 sayfada 12870 beyit bulunmaktadır. Bu beyit sayısını mısra olarak ifade edecek olursak 25740 mısra eder ki belki de bu sayıda 19. ve 20. yüzyılda başka bir şiir yazılmadı Türk dünyasında.
Kitabı elime alıp incelediğimde çok vurgulu ve şaheser mahiyette bir şiir beklemiyordum. Çünkü çocukluğumda çarşılarda, pazaryerlerinde bir olay üzerine yazılmış destanları satan ve okuyan insanlar vardı. Onları alıp okuduğumuzda sadece haber değeri olarak olayı anlardık, bize sanat ve duygu değeri yüksek şiirler gibi etki etmezdi. Bir müddet sonra da unutulur giderdi. Mesut Kılıçoğlu’nun yazdığı “Altaylardan Tuna’ya Kızılelma’ya Türkler - Türk Tarihinin Baştan Sona Destansı Anlatımı” kitabında yazdığı destansı şiirlerin de sanat ve duygu yönünün çok yüksek olacağını düşünmüyordum. Prof. Dr. Ahmet B. Ercilasun’un kaleme aldığı “Sunuş” yazısında benim kanaatimi destekleyici bir cümle bulunmaktadır ki hoca “11’li hece vezniyle binlerce beyit. Bazı söyleyiş ve kafiyelerde zayıflık varsa da bunca büyük bir eserde bunlar hoşgörüyle karşılanabilir.” (s.8) ifadeleriyle bu burumu tespit etmektedir. Şunu da ifade etmek gerekir ki Mesut Kılıçoğlu’nun bu kitaptaki şiirlerinde var mı bilmiyorum -okuyunca göreceğiz- ama zaman zaman böyle hacimli eserlerde mısra tekrarları bile olmaktadır. Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun gibi işinin ehli ve üstadı olan bir Hoca’nın kontrolünden geçmiş ve onay almış olan şiirlerin şiir sanatı, vezin ve ölçüleri bakımından, Türkçe söyleyiş ve gramer yönünden eksikliğinin olmadığını anlıyoruz. Zayıflığın eserin uzun olmasından ve ayrıca duygusal bir şiir olmayı tarihi vakları anlatan özelliği sebebiyle anlatılmak istenilenin tarihi olayı ifade eden bir kelimeye bağlı kalmak mecburiyetiyle güçlü fakat başka kelime ve ifadelerle anlatılamamasına da bağlıdır.
Mesut Kılıçoğlu “Yafes’dir Türk milletinin atası,/Vatanıydı orta Asya kıtası.” (s.31) beyiti ve “Yerleşiyordu Asya Kıtası’na,/Oğlu Türk gider Altay ortasına.” (s.31) mısraları ile Türklerin atasının Nuh’un oğlu Yafes olduğu, Yafes’in oğlu ve Türk ile de Türklerin Kur’an’da Nuh’un gemisinin bulunduğu yer olarak geçen Orta Doğu bölgesindeki Anadolu’dan Orta Asya’ya gittiklerine işaret etmektedir.
“Ergenekon’du bizim Nevruz’umuz,/Kutlayacaktır onu Oğuz’umuz.” (s.32) beyiti ile Nevruz Bahar Bayramının Türklerin Oğuz boyları tarafından kutlanan ve Ergenekon’dan çıkış günü kutlaması olarak başlayan bir milli bayram olduğunu anlatmaktadır.
Mesut Kılıçoğlu “İtaat eder lidere neferim,/Zaferle biter benim her seferim.” (s.33) beyiti ile Türklerin liderlerine itaat ettiği zaman güçlü olduğunu, içeride birlik olduğu zamanlarda dışarıda düşmanlarına karşı zaferler kazandığını, yenilmediğini ifade etmektedir.
Mesut Kılıçoğlu “Bu destan bozkurtların dirilişi,/Başlayacak Türklerin Yükselişi.” (s.33) mısralarında “Bu destan” diyerek her ne kadar tarihte yaşanmış Ergenekon Destanını ve sonrasında Türklerin elde ettiği cihan hâkimiyetini kastediyor görünse de aslında burada Mesut Kılıçoğlu’nun yazmış olduğu “Altaylardan Tuna’ya Kızılelma’ya Türkler - Türk Tarihinin Baştan Sona Destansı Anlatımı” destanına da bir gönderme yaparak bu destanın yazılmasından sonra Türklerin yükseleceğini muştulamaktadır. Bu mısra ve sonrasındaki mısralarda kullandığı gelecek zaman ve geniş zaman kipleri de aynı zamanda tarihi başarıların yanında geleceğe yönelik başarıların da başlayacağını ifade etmektedir. Nitekim Hazar’ın suyunun yükselmeye başlamasıyla Türklerin yükseleceğini ifade eden tarihçiler olduğu gibi Sovyetler Birliğinin dağılıp bağımsız Türk Devletlerinin kurulması, Türk Dünyası Birliğinin sağlanması için yapılan iş birlikleri, teknoloji ve bilimsel alanlarda –Prof. Dr. Aziz Sancar’ın Nobel ödülü alması gibi- Türkiye’de milli projelere yönelinmesi ve atılımlar yapılması da bu görüşünü desteklemektedir.
“Kurdu Meta Han ilk Türk ordusunu,/Düşmana yaşattı Türk korkusunu.” (s.34) beyit ile ilk düzenli Türk Ordusunu Mete han’ın kurduğunu ve sağladığı başarılar ile daha sonraki yüzyıllarda “Türkler geliyor” ifade edilmiş Türk korkusunun da ilk başlangıcını Mete Han zamanında yaşatıldığı tespitini yapmaktadır. Ayrıca “Yardım ediyordu Gök Tanrı bize,/ Gidiyorduk biz de hedefimize.” (s.34) mısralarından oluşan beyit ile de Türklerin Gök Tanrı diye tek bir yaratıcıya inandıklarını ve bu Tanrı’nın Türklere yardım ettiğini, Türklerin zaferlerinin kuru bir cihangirlik olmadığını, “kut almak” gibi ilahi bir desteğe de mazhar olduğunu ifade etmektedir ki, sonraki yüzyıllarda “Allah’ın ordusu Türkler” anlayışı gelişmiştir.
“Türk başbuğu emir verdi ilerle!/Cihan yayıldık kafilelerle.” (s.35) mısralarından oluşan beyitte Yahya Kemal Beyatlı’nın “Akıncılar” şiirindeki “Haykırdı, ak tolgalı beylerbeyi “İlerle!”/Bir yaz günü geçtik Tuna’dan kafilelerle” mısraına gönderme yapmıştır. “Önde Türkün başbuğu yalınkılıç,” (s.35) mısraı ile de Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun “Önde yalın kılıç Türkmen Başbuğu/ Ardında Oğuz’un elli bin tuğu” beytine gönderme yapmaktadır. Aslında kitapta geçen yukarıdaki ve “Cihan Hâkimiyeti”, “Nizam-ı âlem”, “Kut”, “alp”, “alperen” gibi kavramlar Mesut Kılıçoğlu’nun tarih boyunca farklı yazarlar, şairler, âşıklar, liderler tarafından işlenmiş Türk tarihi anlatısını bir bütün olarak kendi üslubunca derli toplu ama kendinden öncekilere de atıf yaparak, temas ederek yazmasından ibarettir. Nitekim bu durumu Mesut Kılıçoğlu “bu destanın yazımında Prof. Dr. Osman Turan Hoca’nın Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi kitabı ile sağlığında sohbetlerinde bulunduğum şiirlerini bizzat kendisinden zevkle dinlediğim rahmetli şair Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’ndan, üstada Necip Fazıl Kısakürek’in Sakarya, Çile, Zindandan Mehmed’e Mektup şiirinden, Mehmet Akif Ersoy’un Çanakkale Şehidlerinden, Atsız’ın Topla Asker, Yufka Yüreklilerle Çetin Yollar Aşılmaz şiirlerinden ve rahmetli babam Şair Hacı Osman Kılıçoğlu’ndan feyz alarak kaleme sarıldım.” (s.10) ifadeleriyle ortaya koymaktadır. Burada temas edilmemiş bir husus var ki Dr. Reşit Galip tarafından kaleme alınan ve yakın zamana kadar okullarda her sabah öğrencilere okutulan “Andımız” adlı metine de atıflar mevcuttur. Zaten önceden söylenmemiş ve toplum tarafından kabul edilmemiş hiç bilinmeyen bir şey yazsaydı bu Türk tarihi olarak beklide hiç Kabul edilmeyecek, gerçekliği bakımından tartışma çıkaracaktı.
Mesut Kılıçoğlu “Mete’ye verdik biz Oğuz Han namı,/Odur Türk’ün en büyük kahramanı.” (s.40) mısralarıyla bir destan Kahramanı sanılan ve çoğu Türk tarafından da bilinmeyen Oğuz han’ın kimliğini açıklıyor. Mete Han’ın tarihte Oğuz han olarak anılan kişinin ta kendisi olduğunu ortaya koyuyor. Yani Oğuz Han’ın uydurma, hayali destan kahramanı bir şahsiyet olmadığını tarihi kaynaklarda Türk Ordusunu ilk kuran devlet adamı ve devlet kuran, milleti etrafında birleştiren gerçek bir lider kişi olduğunu ifade ediyor.
Mesut Kılıçoğlu başlıyor Oğuz Han’dan Atatürk’e kadar Türk’e önder olan başbuğları ve kahramanları saymaya ve “Yiğit Karamanoğlu Mehmed’imiz,/ Onunla güçlendi güzel Türkçemiz” (s.41) ifadeleriyle sadece Karamanoğlu Mehmet Bey’in Türkçeye sahip çıktığın ifade etmiyor aynı zamanda Türklerin sadece kahramanlık ve cengâverlikle cihan hâkimi olmadıklarını kültür ve dile de sahip çıkarak birlik ve dirliğini koruyarak hâkimiyetini sağladığını ifade ediyor.
“Önder Millet olacaktır bu Türkler,/ Hünkârın üstündedir bütün yükler.” ve “Olmuşlar onlar milletin babası,/ Türklük uğrunadır bütün çabası.” (s.43) beyitlerinde Türklerin eleştirilebilecek bir vasfı olan lider, Devlet başkanı başarılı olursa millet de başarılı olur, lider kötü ve başarısız ise millet de perişan ve dağınık olacağına işaret etmektedir. Türkler liderlerini baba mesabesinde görmekle aslında kötü liderler başa geldiğin de zaman zaman aleyhlerine cereyan eden olumsuzluklara da davetiye çıkarmaktadırlar. Milletin kaderini şahıslara bağlamak çağdaş dünyanın işi değildir. Kurumsallaşarak başarısız olanları en azından devlete millete zarar vermeden süresini tamamlatmak ya da bertaraf edebilmek, hiç değilse etkisiz kılmak, yanlışlarını çoğulcu karar mekanizmasıyla önlemek gerekir.
Biraz yukarıda tekrar eden mısra veya beyitlerin olabileceğini söylemiştik. Her ne kadar tıpatıp aynı olmasa da mana yönünden aynı olan “Karizmatik Saka’nın lideri,”, “Karizmatik liderlikti tüm işi”, “Stratejik liderlik onun tarzı,”(s.53) mısraları hemen hemen aynı manaya gelmektedir, ve “Çıkacak içinde Alp Er Tungalar”, “Çıkarıyor Türkler Alp Er nTunga’yı,”, “Alp Er Tunga’ydı bu devleti kuran,”, “Alp Er Tungay’dı Türklerin Önderi”, (s.53) “Alp Er Tunga Sakaların lideri,”, “Tutulurdu Alp Er Tunga’nın sözü” (s.54) mısraları mana yönünden birbirine benzemekte ancak tonlama farkı ile birlikte anlatılan öznenin sıfat ve vasıfları yönünden tek kelimeyle izah edilmeyecek çeşitliliktedir.
Ziya Gökalp, Osman Turan ve Sadettin Gömeç ve kitabın yazarı şair Mesut Kılıçoğlu gibi birçok tarihçinin Mete Han ile Oğuz Han’ın tek kişi olduğunu savunarak Mete Han’a Oğuz Han dediğini ve Çin Kaynaklarında da Mete Han’ın Oğuz Han olduğunun yazıldığını, Faruk Sümer, Bahaddin Ögel gibi tarihçilerin de Mete Han ile Oğuz Han’ın farklı kişiler olduğunu ve Oğuz Han’ın daha sonraki devirlerde yaşadığını savunduklarını ifade etmektedir (s.57). İlk Türk devletini kuran Mete han olduğu gibi tarihte ilk düzenli orduyu kuran da Mete handır. Mete Han Ordu onlu sisteme göre Onbaşı, Yüzbaşı, Binbaşı şeklinde teşkilatlandırarak savaştan önce etimi yaptıran ve ıslık çalan okları icat edendir (s.58).
Mesut Kılıçoğlu Mete Han’ın vatan toprağına verdiği değeri ifade eden “Atımı istediler verdim, benimdi; eşimi istediler verdim, benimdi. Fakat toprak benden istenen çorak bir yer de olsa milletindir, onu kimse veremez! Devletin temeli olan toprağı biz ne hakla başkasına veririz?” sözünü “Hun’dan toprak isteyen düşmanlara,/Toprak milletin kökü der onlara.”, “Çok severdi vatanın toprağını,/ düşman yapacaktı atağını.”, “Verme vatanın bir çakıl taşını,/Ezdi Mete düşmanların başını”, “Hiç taviz vermedi toprağı için,/ Dersini almıştı Mete han’dan Çin.”, “Namus bildi toprağını, dağını,/ Zaferle şenlendirdi otağını.” (s.58) beyitlerinde anlatmaya çalışmış, Türkün toprağını namus bildiğini “Eş ve atından kıymetlidir vatan,/Met han’dır vatan için can atan.” (s.59) beyitiyle de kıyaslayarak vatan toprağının önemini ifade etmiştir.
Mesut Kılıçoğlu’nun “Bilmiyordu Türkler hiç durup durmak” (s.67) şeklinde anlattığı “hiç durup durmak” ifadesinin farklı bir kullanımı “bilmez hiç dur durak” şeklindedir ki bu ifade sadece bizim orada mı kullanılır yoksa genelde de kullanılır mı pek kesin bir şey söyleyememekle birlikte kafiyesinin “durak” üzerinde oluşturulup, Bilmiyorlardı Türkler hiç dur durak” şeklinde olması ve “Ülküleri büyük devletler kurmak” (s.67) mısraına kafiyeli farklı bir mısra ile yeni bir beyit yazarak mevcut beyiti iki farklı beyite dönüştürmesi halinde beyitlerin daha vurgulu olacağını düşünmekteyim.
Mesut Kılıçoğlu Çin Seddi’nin yapılışını “Durduramadı Çin Türk akınını,/Surlarla çevirmişti yakınını.” ve “Çin Seddi yapılıyor boydan boya,/ Dayanmıyor bu sed Türk olan soya.” (s.68) beyitleriyle anlatıyor.
Mesut Kılıçoğlu “Doruktaydı Türk’te savaş sanatı,/Evcilleştirmişti Türkler de atı.” (s.76) beyiti ile demiri bularak kılıç ile savaş teknolojisi üstünlüğünü ele alan Türklerin atı evcilleştirerek yine çağının en hızlı savaş teknolojisine sahip olduğunu, “İcat etmişlerdi ok ile yayı,/Pes ettirdiler koskoca kıtayı.” (s.76) beyiti ile de ok ve yayı bulup daha da ileri bir teknoloji geliştirerek ıslık çalan ok ve yayı da Türklerin icat ettiğini dolayısıyla da düşmanlarına üstünlük sağladıklarını ifade etmeketdir.
“Asya’dan sonra Avrupa’daydık biz,/Balamir’in emrindeydik hepimiz.” (s.78) Her ne kadar Asya’da Hunlar ikiye bölünmüş olsalar da Hunların bir kolu Balamir Han komutasında Karadeniz’in kuzeyinden Avrupa’ya akmışlar, “Oğlu Uldin, sonra Başbuğ Karaton,/Avrupa’da vardı sanki maraton.” (s.78) Balamir Han’ın oğlu Uldin ve Başbuğ Karaton ve “Az sonra Atilla’yı yazacağız,/Düşmanın yuvasını bozacağız.” (s.79) Atilla zamanında en parlak dönelerini yaşamıştır. Mesut Kılıçoğlu Atilla’dan önce “Rua, Oktar, Aybars, Muncuk başbuğum,” (s.80) sonra ise “İlek, Dengizik, İrnek’ti sonuncum.” (s.80) Başbuğların Batı Hunlarının lideri olduğunu beyitiyle ortaya koyuyor. Atilla’nın Tanrının kırbacı olarak anıldığını ve atın sırtından inmediğini ancak burun kanaması sonuncu öldüğünde yerine oğulları İlek, Dengizik, İrnek’in tahta geçtiğini ifade etmektedir (s.83).
Mesut Kılıçoğlu Avarların sayıca çok olduğunu ve belki de ilk defa Avar Türkleri tarafından Bizans’ın kuşattıldığını ancak donanmaları olmadığından Bizans kuşatmasını kaldırmak zorunda kaldıklarını “Kuşatıldı Bizans ikinci defa,/Rumlar çekiyordu Türklerden cefa.” ile “ Olmadığından Türk’ün donanması,/Kalkıyordu İstanbul kuşatması.” ve “Çünkü onlar Bizans’ı da kuşatmış,/Bizans’a büyük bir korku yaşatmış.” (s.84) beyitleriyle anlatmaktadır. “Kurum Kağan kuşattı İstanbul’u,/ Oğlu Omurtağ’ın açıldı yolu” (s.85) ve “Görüyor Türk’ü Bizans üçüncü kez,/Aman diliyordu Türklerden herkez.” (s.86) beyitleriyle de Bizans’ın Türkler tarafından üçüncü kez Kurum Kağan zamanında kuşatıldığını söylüyor.
Mesut Kılıçoğlu Türk tarihin bir bütün olduğunu ve kurulan devletlerin ayrı devletler olmadığını, sadece iktidarların değiştiği bir silsile izlediğini “Türk devletleri birbirinin devamı,” mısrası ve “Kalmıyordu Türk boyları hiç başsız,”, mısrası ile “Her devirde vardı bir Türk devleti,/İdare ettiler bütün milleti.”, beyiti ve “Değişiyordu sadece iktidar,/Veriyorlardı Türklük için karar.”, “Kuruldu peşpeşe devletlerimiz,/Yeryüzüne işlendi izimiz.”, “İnmedi hiçbir zaman Türk sancağı,/ Tütmüştü devamlı Türk’ün ocağı.” (s.95) beyitleri ile tarihi bir gerçekliği unutulmaktan kurtarıp tarihin sayfalarına yazıyla nakşediyor.
“Hazarlardı Sabarların devamı,/ Olgunlaşmıştı devletin kıvamı.” (s.95) Türk tarihinin devamlılığını Sabarlardan sonra Hazarlar’ın sağladığını ortay koyarak Türk tarihindeki devamlılığı birde farklı bir söylem ile dillendiriyor.
“Saldırıp sonra kaçıyorlar geri,/İleride kurmuşlardı pusu yeri.”, “Türk’ün kaçtıklarını sanan düşman,/ Puusya düşüyor işte o zaman.”, “Gerideydi ordunun bir kanadı,/Turan Taktiğiydi bunu da adı”, beyitleri ve “Çevirdik onları hilal şeklinde,/Kalmıştı düşmanlar Türk’ün elinde.” (s.97) beyiti ile Türklerin bir savaş taktiği olarak biline hilal alma hilesinin adının Turan taktiği olduğu ve bütün Türkler gibi Hazarlar tarafından da başarıyla Pers ve Bizanslılara uygulandığını anlatmaktadır.
Batıda Hunlardan sonra Türklük bilincinin kaybolduğunu ancak Macar bilim adamlarının kendilerinin Türk olduğunu öğrenerek Macaristan halkına kabul ettirdiğini ve bugün Macaristan’da Türklük Kurultayı toplandığını ifade etmektedir. Ayrıca bir müjde veriri gibi günümüzde Türklük bilincinin geliştiğini ve Macarların Sekel Türklerinin devamı olduklarının, Gagavuzların Uz Türklerinin devamı olduklarının, Bulgarların Oğuzların devamı olduklarının bilincine erdiğini ve her yıl düzenlenen bu kurultaya Türklük bilinciyle katıldıklarını ele almaktadır (s.99).
Türklerin tarihini destan olarak yazrken başlıbaşına destan olan Kürşad destanından bahsetmemek olur mu? Mesut Kılıçoğlu Kürşad’ın Kırk Çeriyle Çin sarayını bastığı destandan “Vey Irmağı görmemişti böyle bir an,/Saldırıyor Başbuğ Kürşad her an.” (s.110) ve “Kabul eder mi Göktürk esareti,/ Küşad’dan aldık bizler cesareti.” (s.111) ile “Yorulmuştu Kürşad’ın yiğitleri,/Tepelediler bir sürü itleri.”, “Kalmamıştı artık onların feri,/Çoğalıyor daha da düşman eri.” (s.112) beyitleri etrafından toplanan birçok beyit ile Çin’lilerin kırmakla tükenmek bilmeyen asker sayısından bahsetmektedir. “Teslim olmadan savaştılar mertçe,/Çin Sarayında öldüler erkekçe.” (s.113) nihayetinden bitmek tükenmek bilmeyen Çinli askeri kırmaktan yorgun düşen Kürşad ve Kır Çerisi savaşarak kahramanca bağımsızlık uğrunda ölmüşlerdir. “Çin Saray’ında yiğitçe savaştı,/ Kürşad o gece Tanrı’ya ulaştı.” (s.116) Kürşad Çin Sarayında ölmüş ancak “Gösteriri Türk’ün kahramanlığını,/ Kurtarmak ister Göktürk Hanlığını.” (s.116) Çinliler Türk Kahramanlığını gösterdiği gibi “Bir bozkurttu Kürşad Türk nazarında,/İlham veriyor bize mezarında,” (s.116) ölüsüyle bile hala mezardan Türklere bağımsızlık yolunda canlarını feda etmeleri gerektiği ilhamını veriyor.
Mesut Kılıçoğlu “Bozkır Kültürü” (s.130-137) başlıklı bölümde Türklerin atı ehlileştirip savaş aracı olarak kullanmalarından, ok ve yayı icat etmelerinden, nevruz bayramından, atın koşum takımlarından, tarım için on kilometrelik Tötön Su Kanalını yapmalarından bahsederken “Uygurlar”(s.138-143) Göktürklerden sonra Uygurların, Uygurlardan sonra Kırgızların hâkimiyetinden ve en sonunda da Moğol ve Çin istilalarından bahsettiksen sonra günümüz Doğu Türkistan’da Uygur Türklerine yapılan Çin zulmünü ele almaktadır. Çinlilerin İslam dinini yasakladıklarını “Yasakladılar orucu namazı,/Çıkıyordu Uygur’un avazı.” ve “Gösterdi Çinli zalimliklerini,/Yasakladılar Türk’ün dinlerini.” (s.141) beyitleriyle, “Taciz ettiler Uygur bacısını.” Mısraı ile de bugün Çinlilerin iyi komşuluk ilişkileri diyerek maskelemeye çalıştığı Uygur Türklerinin erkeklerini cezalandırmak üzere kaplara toplayıp Uygur evlerine Çinli erkekler yerleştirerek mahremiyet ve masumiyetlerini ihlal ettiğini, hatta Müslüman kadınları Çinli eşlerle evlendirerek onların soyunu ırkını bozmaya çalıştığını dile getiriyor.
Mesut Kılıçoğlu “Hazret-i Muhammed’e olduk ümmet,/Görüyor Türk ırkı büyük bir himmet.” ve “Mazhar olduk Resul’ün övgüsüne,/Dayanmaz küffar Türk’ün süngüsüne.” (s.150) Beyitleriyle Türklerin Gök Tanrı inancından sonra kendi inançlarına en yakın buldukları İslam dinine girdiklerini ve bundan sonra İlay-ı kelimetullah, Nizamı âlem davasını dava edindiklerini ele almaktadır.
Mesut Kılıçoğlu Türklerin pek bilinmeyen ve benim de devlet olduklarını ilk kez duyduğum “Yağma’lar” boyunu ele almakta “Uygur’u yıkmıştı Asya Kırgız’ı,/Kesilmedi Uygur’un hızı.” Ve “Çünkü Yağma’lardı bunların kolu,/Kaşgar’a doğru çevirdiler yolu.” (s.152) Beyitlerinde anlatmaktadır. Ayrıca Yağma’ların Uygur’ların bir kolu olduğuna da bu beyitlerde değinmektedir. “Yağmalar Türgişler ve Karlukları,/ Bir araya geldi Türk çocukları” “Güçlenmişti Yağmalar bu diyarda,/Yeni bir devlet kurdular Kaçgar’da.” (s.153) beyitlerinde sanki Türgişler ve Karluklar Yağma’ların yönetiminde birleştiği anlatılmış gibi görünse de “Doğmuştu Karahanlı’lar böylece,/Kabul ettiler İslam’ı öylece.” (s.153) beyiti ile Yağma, Türgiş, Karluk boylarının birleşerek Karahanlı devletini kurduklarını ve İslam’ın Karahanlı’lar zamanında devlet olarak kabul edildiğine işaret etmektedir.
Mesut Kılıçoğlu kitapta önceki sayfalarda Irkıl Ata’dan bahsetmiş, nihayet Müslümanlıkla birlikte Türklerin bilge kişisi Korkut Ata olmuştur (s.154). Vezir Tonyukuk, Irkıl Ata, Korkut Ata ve daha sonraki tarihlerde Sultanların yanında yer alan ilim ve maneviyat büyükleri her zaman Türk milletinin ilim ve maneviyat ile ayakta kaldığını da ayrı bir nişanesidir.
“İslam’ı tasavvufla yayacaklar,/Peygamber’in emrine uyacaklar.” (s.155) beyitinde Tasavvufun Türklerin zamanında yaygınlaştığını ve İslam’ı yaymanın bir aracı olduğunu, ilmi ve kılıç yolundan sonra sadece Türklerin bizzat İslam’ı hayatlarına uygulayarak tasavvufi yoldan lisan-ı hal ile İslam’ı tebliğe başladıklarını anlatıyor. Sözden çok hal önemlidir. Kişiler ahlak ve adaletinin uygulandığını görünce daha fazla etkilenirler ve kolayca Müslüman olurlar.
“Olacaktık sonra da halifesi,/Türk’ü görecek Hicaz bölgesi.” (s.156) betiyle de mesut Kılıçoğlu’nun Türklerin İslam’ın Halifelik Kurumunu ve Hicaz bölgesini aldıklarını ve Osmanlı Sultanlarının İslam Dünyasını halife olarak yönettiklerini ele aldığını görüyoruz.
Karahanlı’ların Satuk Buğra Han’ın İslam’ı kabul etmesiyle İlk Müslüman devlet olmasının yanında, kültür ve medeniyette de Karahnlıların ileri olduğunu camiler ile ülkeyi imar etiklerini, “Karahan’ın Türkçe’dir resmi dili,/Onlarla gördük Kutadgu Biliğ’i” ve “Yusuf Has Hacib’in güzel lkitabı,/Harikaydı onun Türk’e hitabı.” (s.166) beyitlerinde devlet dilinin Türkçe olduğunu, Kutatgu Bilig’in Yusuf Has Hacib tarafından bu zamanda yazıldığını, “Kaşgarlı Mahmut çıktı bu devirde,/ Türkçe Sözlük yazıldı bu şehirde.” Ve “Edip Ahmet Yükneki’nin kitabı,/Atabetü’l-Hakayık bunun adı.” (s.166) beyitleriyle de Divan-ı Lügati Türk’ün Kaşgarlı Mahmut’un yazdığını, Atabetü’l-Hakayık kitabını da Edip Ahmet Yükneki’nin Karahanlılar döneminde yazdığını, Türkçeyi, Türk kültürünü yücelttiklerini okuyoruz. “Ahmed Yesevi’ydi bu muhterem zat,/Tasavvufu yaydı kendisi bizzat” (s.166) Ahmet Yesevi’nin Karahanlılar zamanında ilk kurumsal tasavvufi tarikat yolunu kurduğuna da işaret etmektedir Mesut Kılıçoğlu.
“Mübarekti bu Türk’ün dervişi,/Oldu yeniçerinin yükselişi.” ve “Bağladılar Yeniçeriyi ona,/Bektaş Veli Türk milletinden yana” (s.192) beyitleriyle de Yeniçeri Ocağının manevi önderinin, pirinin Hacı Bektaş Veli olduğunu tarihi bir gerçeklik olarak tekrar ortaya koyuyor Mesut Kılıçoğlu.
Türk tarihinde kardeş kardeşe, oğul babaya karşı çıkmış zaman zaman saltanatın kendi hakları olduğunu ileri sürmüştür. Bunların bir istisnası var ise o da Selçuklularda Tuğrul ve Çağrı Beyler zamanıdır. Tuğrul ve Çağrı Beylerin birliğini Mesut Kılıçoğlu “Devleti için yapmıştı fedakârlık,/İstemedi hiçbir zaman hünkârlık.”, “Olmamıştı Tuğrul Bey’ime köstek,/Vermişti ona devalı destek”, “Hizmet etti kardeşinin emrinde,/Gözü olmadı Tuğrul’un yerinde.”, “Sultanın yanında oldu bir nefer,/Onsuz yapılmıyordu hiçbir sefer.”, “Çok cesurdu bizim Başbuğ Çağrı’ımız,/Kuvvetlendi onunla tüm bağrımız.” (s.209) beyitleriyle anlatarak tarihe bir kayıt düşüyor.
Alparslan’ın üstün zekâsı ve Ersagun Bey’in casusluk başarısıyla Bizans ordusundaki Peçenekler ve Uzlar Alparslan’ın ordusuna katılmış ve Malazgirt savaşını Türkler kazanmıştır. “Peçenek ve uz anladı geçeği,/yoktu onların başka seçeneği.”, Mesut Kılıçoğlu bu tarihi olayı “Olacak onlar ırkının yanında,/Saf değişecekti harp meydanında.”, “Olmayacaktı Türk Türklere karşı,/Çalınacaktı artık zafer marşı.”, “Ersagun Bey başarmıştı görevini,/ Alparslan kutluyor bu Türk devini.” (s.212) beyitleriyle dile getirmiştir.
“Sonra İznik Devletini kurdu,/Anadolu oluyordu Türk yurdu.”, “Bölgenin fatihi Süleyman Şah’tı,/Sallanıyor Bizanslıların tahtı.” (s.238) beyitleriyle İznik’in Süleyman Şah zamanında fethedildiğini, “Çaka Bey İzmir’de donanma kurar,/Cihat için kalbi denizde yanar.”, “Midilli, Sisam, Rodos ve Sakız’la,/ Güçleniyor Çaka Bey büyük hızla.”, “Çaka bey’in donanması,/ Sıkıştırıyordu onlar Bizans’ı.” (s.239) beyitleri de ilk denizci ve İlk Türk amiral, İlk Kaptanıderya Çaka Bey’in (Ö.T.1092) İzmir fethedip adaları alarak Çanakkale Boğazını geçerek Bizans’ı rahatsız etmeye başladığını ancak “Selçuklunun oldu onun beyliği,/Son bulmuştu Çaka Bey’in liderliği.” (s.240) Çaka Bey’in damadı olan I. Kılıçaslan’ın kayınpederi ile arası açılınca, Kılıçaslan kayınpederi Çaka Bey’i öldürerek İzmir Beyliğine son verir. Çaka Bey’den sonra donanma kuran “Çıkıyor Keyhusrev Konya tahtına,/Denize inmek yazıldı bahtına.”, “Fethediliyor Antalya yöresi,/Kuruluyordu deniz tersanesi.”, “Karadeniz’de kurdu donamayı,/ Üs haline getirmişti orayı.”, “Zaptediyordu Keykavus Sinop’u,/Keykubat çevirdi Kırım’a topu.” (s.247) Keyhusrev ve Keykubat zamanlarında donanma kurulur. Osmanlının Karamürsel’i 1323’de fethedip denizle tanışmasıyla hafif bir deniz filosu kurulur ve Kaptanıderya da Kara Mürsel Bey olur. Türkler Orta Asya’da kara devleti oldukları için denizcilikle tanışmamışlardı. Anadolu’ya gelince Çaka Bey ile denizcilik ve donanma ile tanışmışlar ve devam etmiştir.
Kılıçaslan I. Haçlı saldırısını bertaraf etmiştir. “Olmuştu Birinci Haçlı Seferi,/set çekti Kılıçaslan’ın neferi.” (s.240) Ancak “Sudan geçerken Kılıçaslan ölür,/İslam âlemini de hüzne bürür.” (s.240), “Nehirde kaybettik sultanımız,/Yıllarca içimizde oldu sızı.”, “Kahramanlıklarla dolu hayatı,/Geçemedi nehri sultanın atı.” (s.241) Kutalmış oğlu Süleyman Şah için söylenen sudan geçerken boğulma hadisesinin de doğrusunun I. Kılıçaslan’a ait olduğunu ve zırhlı at üzerinde zırhlı Kılıçaslan ırmaktan geçerken zırhların ağırlığı dolayısıyla atın yüzememesi sebebiyle boğulduğunu öğreniyoruz.
Mesut Kılıçoğlu Anadolu Selçuklularından sonra Anadolu’da, Suriye ve Mısır’da Kafkaslarda, Kırımda ve Kuzeybatı Asya’da kurulan Türk beylikleri ve devletlerinden kısa kısa bahsetmektedir ki sayfa sayısının azlığı buralarda kurulan küçük büyük beylik ve devletlerin de yaşama mühletleri bakımında benzeşmektedir. Mesut Kılıçoğlu 100 ila 300 yıl arasında yaşamış onlarca devletçiğin tarihini beş on sayfada anlatmıştır. Bu devletçiklerin birbiriyle savaşmaları ve taht kavgaları sonları olmuş, biri diğerini tarihe gömmüştür.
Mesut Kılıçoğlu “Murat Giray Osmanlı’ya karşıdır,/Yol ayrımı Viyan savaşıdır.” (s.268) beyitiyle Kırım Hanı Murat Giray’ın Osmanlı yönetimi altında olmaktan kurtulmak istemesi dolayısıyla Osmanlı’nın Viyana Kuşatması için göndermesi gerek askerleri göndermeyerek hem Osmanlıyı güçsüz bırakmış hem de kendisini koruyan Osmanlı şemsiyesi altından çıkarak Ruslara karşı yalnız kalmıştır.
“Ebul Gazi Bahadır hükümdarım,/Secere-i Terakkime kitabım.”, “Secere-i Türk de ayrı bir eser,/ Bahadır Han’ım verdi Türk’e değer.” (s.273) beyitleriyle Mesut Kılıçoğlu Şeybanilerin Han’ın Ebul Gazi Bahadır Han olduğunu ve Şecere-i Terakkime ve Şecere-i Türk adlı iki farklı eser yazdığını dile getirmektedir.
Mesut Kılıçoğlu “Muhteşem bir eserdi Taç Mahal,/Babürlülerin zirvesiydi bu hal.”, “Babür mimarisinin örneği,/Gerçekleşir Şah Cihan’ın isteği” (s.276) beyitleriyle Babürlüler devletinin Han’ı Şah Cihan’ın bu gün dünyanın yedi harikası arasında gösterilen ve âşık olduğu kadına verdiği değeri gösteren mimarisiyle örnek bir türbe yaptırmış olduğunu ifade etmektedir.
“Ertuğrul Gazi gidince Konya’ya,/Osman’ı götürüyor Mevlana’ya” “Hazret-i Mevlâna Osman’a bakar,/Der ki bu çocuk meşaleyi yakar.”, “Atar Osman Bey devlet temelini, Nil, Volga, Tuna ile Rumeli’ni”, “Rüyada görüyor Şeyh’in evinde,/ Yatmıyordu tüm gece döşeğinde.”, “Duvarda asılı görürü Kur’an-ı./Titriyordu Osman Bey’in her yanı.” (s.281) betlerinde ise Ertuğrul Bey’in Kayılara bey olarak oğlu Osman’ı Konya’ya götürdüğünü ve Mevlana’nın Osman Gazi’nin beyliği devlete dönüştüreceğini müjdelediğini, Osman Gazi’nin Şeyh Edabalı’nın evinde gece yatak odasında asılı Kur’an-ı görerek sabaha kadar saygısından yatmadığını dile getirmektedir.
Ayrıca Osman Bey Şey Edebalı’nın kızı ile evlenir. “Uğurlu geldi ona Şeyh’in evi,/Destek alıyordu ondan bir nevi.”, “Güzel bir rüya görüyor Osman Bey,/Bildirilmişti ona bütün her şey.”, “Göbeğinden çıktı çınar ağacı,/Kara Osman olacaktı baş tacı.”, “Almıştı şeyhin evinde müjdeyi,/Çok sevinmişti bun Türkmen Bey’i.”, “Manevi önderimiz Edebali,/Osman’a veriri gökteki hilali.”, “Edebali’nin koynundan ay çıkar,/Hemen Osman Bey’in göğsüne akar.”, “Bu şeyhten ona büyük bir keramet,/Kayı boyu yiğidime emanet.” (s.282) Osman Bey’in Şeyh Edebali’nin evinde gördüğü rüyada Osman Gazi’nin karnından koca bir çınar çıkar, Şeyh Edebali’nin koynundan çıkan ay da Osman Gazi’nin göğsüne girer. Bu rüyayı yorumlayan Şeyh Edebalı Mevlana’dan sonra ikinci defa manevi bir işaret ile Osman Gazi’nin devlet kuracağını müjdeler.
Osman Gazi Devleti kurmuş, oğlu Orhan’a Bursa’yı fethetmesini ve kendisini bugünkü Tophane sırtlarına defnetmesini vasiyet etmiştir. Orhan Gazi daha babası hasta yatağındayken Bursa’yı fetheder. “Orhan’a sultanlık verilmesiyle,/Bursa şehrinin fethedilmesiyle.”, “Başkentimiz taşınıyor Bursa’ya,/Devlet erkânı geliyor buraya.” (s.295) Fethi takiben de Bursa başkent olur. I. Murada Murad Hüdevandigar olarak başa geçer ve “Birinci Murat alıyor sancağı,/ kuruluyor Yeniçeri Ocağı.” (s.296) Murat Hudavendigar zamanında balkanlara hızlıca fethedilir. “Ordular girer Gümülcine’ye,/Gelir başkent Bursa’dan Edirne’ye.”, “Edirne’dir Osmanlı’nın başkenti,/Düşman üstüne attık kemendi.” (s.297) Cephede ilk ve beklide tek Osmanlı padişahı Murat Hüdevandigar’dır. “Murad Hüdavendiagâr Kosova’da,/Şehit olacaktı kanlı ovada.” (s.298) “Askerim yerine ben olayım şehit,/Yapıyordu Tanrı’ya burada ahit.”, “Kabul oluyor duası sultanın,/Sırtına vuruyor Haçlı hanın.” (s.299) Murad Hüdevandigar yatsı nazmında askerleri yerine kendisinin şehit olmasını dua ediyor. Allah duasını kabul edip onu şehitlik mertebesine çıkararak hem duasını kabul ediyor hem de cennette Hz. Peygambere komşu olmak ile mükâfatlandırıyor.
Yıldırım Beyazıt, Murad Hüdevandigar’dan sonra Osmanlı hakanı olmuştur. “Çok saygılıydı Yıldırım Beyazid,/Olmadı hiçbir zaman hukuka zıd.”, “Bir mahkemede Sultan şahit olur,/Karşısında mutlak kadıyı bulur.”, “Bursa kadısıdır Molla Fenari,/Sultan’a der ‘cemaate gel bari.”, “Çünkü Sultan cemaate katılmaz,/Böyle birinin şahitliği olmaz.”, “Senin kabul etmem şahitliğini,/Namaza gel göster yiğitliğini.”, “Diyerek kadı veriyordu karar,/Padişah da olsan sen, hesap sorar.” “Hiçbir zaman aksatmaz cemaatı,/Kadıya gösteriyor itaatı.” (s.300) Yıldırım Beyazıd’a kadının bu davranışı Sultan’ın kanuna saygılı bir devlet adamı olduğunu göstermektedir. Kendi ülkesinde kendi atadığı memurun emriyle şahitliği kabul olmamıştır.
Yıldırım Beyazıd kendisini de meşhur eden Niğbolu zaferini kazanır. “Sesleniyor kale komutanına,/Emir veriyor yiğit Doğan’ına.”, “Sesleniyordu ”bre Doğan! Duy beni!”/Kurtarmaya gelmiştik bizler seni.”, “Hele dayanın işte biz de vardık,/Düşmanı arkadan hemence sardık.” (s.301) kale komutanı Doğan’a talimat vermek ve yardıma geldiklerini bizzat haber vermek için atılır düşmana rağmen kale surlarına sokulur ve Yıldırım Beyazıd meşhur olan “Bre Doğan,” ünlemsiyle komutana manevi güç ve destek verir. Ve bu iki aziz Türk evladı binlerce zaferlerden birisini kazanarak Türk milletinin şeref tarihine yazdırırlar adlarını.
“Osmanlı’nın ikinci kurucusu,/Kaldırıyor ülkedeki kâbusu.”, “Eski gücüne kavuşur Osmanlı,/Çelebi Mehmet Yiğit delikanlı.” (s.309) Beyitlerinde Yıldırım Beyazıt’ın Ankara savaşında Timur’a yenilmesinden sonra başa Çelebi Mehmet’in geçtiğini ve dağılan Osmanlı devleti birliğini yeniden kurarak adet devleti yeniden kurduğunu, devleti güçlü kıldığını ve yeniden fetheder hale getirdiği anlatılmaktadır.
Çelebi Mehmet’ten sonra padişah olan II. Murat Ankara’da Hacı Bayram Veliyi ziyarete gider. “Gitmişti ziyarete Ankara’ya,/Hacı Bayram’ın duasın almaya”, “Akşemseddin’de gelmişti oraya,/Toplanmışdı erenler bir araya”, “Padişah şeyhin duasını alır,/Der ki şeyh; “oğlun İstanbul’u alır”, “Köse Akşemseddin ile şu Mehmed,/İstanbul’un fethini görür elbet.”, “Deyip gösterdi Hacı bayram veli,/Akşemseddin ile Mehmed’i eli.”, “Başını okşar şeyh Fatih Mehmed’in,/Han’ısın der ümmet-i Muhammed’in.”, “Müjdeliyor Hacı Bayram Murad’ı,/İstanbul’u alacaktı evladı.” (s.310) Beyitleriyle Hacı Bayram Veli Sultan Murad’a oğlu Mehmed’in Han olacağını ve kendi müridi Akşemseddin ile Mehmed’in İstanbul’u fethedeceğini müjdeler.
İstanbul’u kuşatan Sultan II. Mehmet karadan gemileri yürütür, zincirle kapatılmış Haliç’e indirir. “Zincir çekiyordu düşman Haliç’e,/Girer donanma orya gizlice.”, “Geliyordu gemiler karadan,/Kızaklarla kayıp geçti oradan.”, “İndik oraya Bizans görmeden,/Karanlıkta seher vakti girmeden.”, “Fatih gemileri dağdan aşırır./Bunu gören Bizanslılar şaşırır.” (s.318)
Mesut Kılıçoğlu “Kızakla gemileri yürüterek,/Büyük topla surları eğiterek.” (s.320) beytin de hem gemilerin karadan yürütülmesine hem de Fatih’in döktürdüğü büyük top “Şahi Topu”ndan haber veririken, aynı zamanda Fatih Sultan Mehmet’in Orta Çağı kapatıp Yeni Çağı açtığını “Fatih Mehmed’dir Bizans’ta şahlanan,/Orta Çağdır bu nedenle kapanan.”, “Çağ kapayıp, Yeni Çağ açan,/Düşmanın içine korkular saçan.” Ve “Damgasını vuruyor Yeni Çağa,/Ders veriyor Bizans dene alçağa.” (s.320) beyitleriyle dile getirmiştir,
”Sultan oluyor Yavuz Sultan Selim,/Güçlenecek Ortadoğu’da elim.”, “Tahta çıkmıştı bir arslan parçası,/Türk-İslam birliğiydi tek çabası.” (s.322) beyitleriyle II. Beyazıt’tan sonra tahta Yavuz Sultan Selimin çıktığını ve “Olacaktı Türk İslam önderi,/ Hicaz’a gidecekti Türk’ün eri.”, “Alacaktı Halifelik unvanı,/At üstünde geçecekti her anı.”, “Görecek Arabistan’ı, Mısır’ı,/Devrini yapacaktı Türk asrı.” (s.322) beyitleri ve “Derler ona İslam’ın Halifesi,/Kucaklar Yavuz Sultanı Mekke’si.” (s.322) beyiti ile Yavuz Sultan Selimin doğuya ve Güneye yöneldiğini, Arabistan; Hicaz, Mekke, Medine ve Mısır’ı fethettiğini, Mısırdan Halifelik unvanını ve Kutsal emanetleri alarak İstanbul’a geldiğini bizlere aktarmaktadır.
Mesut Kılıçoğlu “İki ordu aldı savaş düzeni,/İkisinin de aynı soydu geni.” (s.333) beyitiyle Türk Tarihinde birkaç kez gerçekleşen Türk’ün Türk ile savaşına dikkat çekiyor. Daha önce birçok kez tekrar etse de az önce Yıldırım Beyazıt ile Timur savaşmış ve Osmanlı yenilerek devlet dağılmıştı, şimdi ise Yavuz sultan Selim ile Şah İsmail savaşacak ve Şah İsmail’in devleti Safeviler yıkılacaktır.
Mesut Kılıçoğlu dah önce fatih’in Hz. Peygamber tarafından müjdelendiğini aktarmış, “Peygamber’im önde yayan giderken,/Nasıl at üstünde giderdim ki ben.”, “Onun için bende indim atımdan,/Yürüdüm Resulullah’ın ardından.” (s.336) Yavuz Sultan Selim’in de Hz. Muhammed’den yardım gördüğünü söyleyerek, Türk tarihinde Hakanların kut aldığı inancının devam ettiğini göstermektedir. “Çölde geçerken yağıyor yağmur,/Ordunun üstüne iniyordu nur.” (s.337) beyitiyle de yağmur yağmayan çölde Osmanlı ordusu geçerken yağmur yağdığını ve Allah’ın Türk ordusuna yardım ettiğini, bizzat Allah’ın Türk ordusunun çölü geçmesini kolaylaştırdığını ifade etmektedir. Allah ve Resulünün inayetiyle Yavuz Sultan Selim geçilmez denilen çölü ağırlık oluşturan top tüfek vs. savaş aletleriyle geçmiştir.
Yavuz’un hocasın atının ayağında çamur sıçrar kaftanına; “Çamur sıçrıyor hocanın ayağından,/Leke gözüküyordu kaftanından.”, “Giriyordu hocası üzüntüye,/Sultanıma çamur sıçrattım diye.”, “Hemen de çamuru silmeye kalkar,/Yavuz Sultan Selim de ona bakar.”, “Görüyor hünkâr onun bu halini,/Uzatıyor hocasına elini.”, “Hayır hocam yapmayın siz böyle,/Giderim ben bu çamurla da öyle.”, “Diyordu “bu kaftanımı saklayın,/Sakın ola onu hiç yıkamayın.”, “Ölürsem ben, bulunsun tabutumda,/Âlimlerin yeri vardır katımda.”, “Böyleydi Osmanlı’nın sultanları,/Kıymetliydi onların hocaları.”, “Değer vermişlerdi hocalarına,/Onları alıyorlar yanına.”, “Her fatihin var bir Akşemseddin’i,/Yavuz sever hocasını ceddini.”, “Gidiyordu Sümbül Sinan Efendi’ye,/Kürkünü veriyor ona hediye.” (s.340) Beyitlerinde anlatıldığı gibi Yavuz Sultan Selim hocasına ve âlimlere ayrı bir değer verir.
Yavuz Sultan Selim’in türbedarı “Bir de evliya diyorlardı ona,/ Hiç faydası olmamıştır ki bana.” diyerek türbede mezarın başında sitem eder. “Bunu üzerine Yavuz rüyada,/Sultan Abdülhamid’le bir arada.”, “Der ki “türbedarımı memnu edin,/Uyanınca onun yanına gidin.”, “Abdülhamid kalkar kalkmaz yataktan,/Vardı türbedarın yanına çoktan.”, “Bir kese altın veriyor ona,/Der beni şikâyet etme sultana.”, “Çok şaşırdı bu olaya türbedar,/Abdülhamid’de olmuştu haberdar.”, “Gerçekleşti Yavuz’un mucizesi,/Aydınlandı türbedarın gecesi.” (s.342) beyitleri sadece Mesut Kılıçoğlu’nun dediği gibi Yavuz Sultan Selim’in evliya olduğuna delalet etmez, aynı zamanda ölülerin sağları duyduğunu da gösterir. Ancak Mesut Kılıçoğlu’nun “mucize” olarak anlattığı mesele mucize değil keramettir. Mucizeleri sadece peygamberler gösterir. Mesut Kılıçoğlu burada olağan üstü bir olayın olduğunu ifade etmek ister ancak Türkçeye yanlış yerleşmiş bir anlayış ve kullanım dolayısı ile mucize olarak adlandırmıştır. Bu türbedarın yaşadığı hadise ve çölden geçerken peygamber efendimizin yavuz Sultan Selim’in önünde yürümesi dolayısıyla attan inin yaya yürümesi hadisesi Yavuz Selim’in veli olduğunun işaretleridir.
Kanuni Sultan Süleyman birçok yerler fethedip “Muhteşem” ve “Kanuni” sanlarını alıp 46 yıl hizmet ederek ölünce yerine oğlu II. Selim geçer. II. Selime kadar Osmanlı Sultanları ordunun başında cenge giderken II. Selim vezirleri ve komutanları ordunun başında savaşa göndererek kendisi günün sarayda geçirmeye başlar. “Yoktu ordunun başında hünkârı,/Fethediyor ordu başka diyarı.” (s.384) II. Selimin oğlu III. Murad tahta çıkınca babası II. Selim gibi sefere çıkmaz, sarayda vakit geçirmeyi adet haline getirir. “Tahta çıkıyor üçüncü Murada,/Yapmaz hanım babası gibi cihad.”, “Gelmişti Murad artık saltanata,/ Binmedi sefer için hiç kırata.” (s.388)
Kıbrıs’a gelecek Haçlı askeri yardımını kesmek için donanma İnebahtı’ya gönderilir.“Bunun için İnebahtı yönüne,/Gidiyorduk Haçlıların önüne.”, “Felaketti Türk için İnebahtı,/Sarsılıyordu denizdeki tahtı.”, “Osmanlı girmişti küffarla harbe,/Vuruluyor donanmaya bir darbe.”, “Sonuçlandı bu savaş hezimetle,/Yine de yürüyorduk azametle.”, “Dedik ki “siz bizi traş ettiniz;/Gemilerimizi de yok ettiniz.”, “Biz ise kestik sizin kolunuzu,/Kıbrıs’ta yendik bütün ordunuzu.”, “Kesilen sakal çok gür çıkar,/Kopan kolun yerinden kanlar akar.”, “Yerine hiç gelmez kopan kolunuz,/Gelecek hepinizin de sonunuz.” (s.387) İnebahtı’da Osmanlı donanması yakılarak yok edilmiştir.
Duraklama ve Gerileme devirlerini ele alan Mesut Kılıçoğlu, bu devirlerdeki sultanların ve vezirlerin tek tek isimlerini sayarak başarılarından ve başarısızlıklarından bahseder. Duraklama devrinde ilk toprak kaybıyla Gerilme devri başlar. Osmanlının çöküşünde etkin olan Yeniçeri ocağının yozlaşması ve ihanetleri, Enderun’dan yetişen devşirmelerin devlet kademelerini işgali ve Türk soylulara fırsat verilmemsi, dönmelerin kaybetmedikleri Hristiyan inanç şuuru ve etnik köken ruhuyla hareket ederek rüşvet ve iltimas ile çöküşü hızlandırmaları uzun uzun ele alınır. Ayrıca Hürrem ve Nur Banu gibi padişah eşleri ve anneleri hanım sultanların devşirmelerle nasıl işbirliği yaptıkları anlatılır.
Osmanlı Sultanı Abdülaziz’in desteğiyle Şeyh Şamil Kafkas dağlarında Ruslara karşı yetmiş yaşına kadar cihad etmiş, esir düştükten sonra bir yolunu bulup kaçarak İstanbul’a gelmiş, İstanbul’da şan ve şerefle karşılanmış, sonra hac vazifesi için Mekke ve Medine’ye gitmiştir. Peygamber efendimizin kabrine ziyarete gidince Şeyh Şamil ile Peygamber efendimizin kabirden selam alıp vermeleri o an kabirde bulunan her kes tarafından duyulmuş ve görülmüştür. (s.452-455)
Tam burada şair Mesut Kılıçoğlu Şair Nabi’nin Hz. Muhammed’in kabrini ziyarete giderken yaşanan olayı anlatır. Medine’ye girmeden Şair Nabi ve yanındaki Osmanlı Paşası dinlenirler ancak Paşa Medine’ye doğru ayaklarını uzatarak yatmıştır. Tam burada müdahil olan şair Nabi “Medine’ye doğru bir paşa yatmış,/ Ayağını Medine’ye uzatmış.”, “Şair Nabi bakıyor bu paşaya,/”Sende hiç yokmudur diyordu hayâ.”, “Yatan Paşayı görüyor gözleri,/Söyler tarihe geçen sözleri.”, “Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-u Hudâdır bu,/Nazargah-ı ilahdir Makâm-ı Mustafa’dır bu!” “Diyerek bu paşayı uyarıyor,/Kafile de Medine’ye varıyor.”, “Toplanmıştı tüm hacılar orada,/Ezan okunuyordu bu sırada.”, “Sona erdi güzel sabah ezanı,/Oradaydı Türk’ün Nabi ozanı.”, “Nabi’nin sözü ezanın ardından,/Çıkıyordu müezzinin ağzından.”, “Söylüyordu müezzin aynısını,/Nabi’nin yaptığı uyarısını.”, “Okuyordu tüm minarelerden,/Fırlıyordu Nabi olduğu yerden.”, “Duyunca bunu Nabi de şaşırdı,/Hemen müezzinin yanına vardı.”, “Nerden öğrendin sen bu kasideyi,/Kim dedi sana bunu söylemeyi?”, “Müezzin der ki “bu gece rüyamda,/Peygamber efendim benim yanımda.”, “Bu kasideyi oku minareden,/Çok razıyım ben de şair Nabi’den.”, “İstedi onu benden Peygamber’im,/Böylelikle oldu benim haberim.”, “Kasideyi bu sebeple okudum,/ Bu sözleri peygamber’imden duydum.”, “Nabi ondan duyunca bu sözleri,/ Yaşaracaktı hemen de gözleri.” (s.455-456)
II. Abdülhamid sultan olarak Osmanlı tahtına çıkmıştır. Medine’ye demir yolu yapılmaktadır. “Hizmet edecekti bütün ümmete,/ Çok bağlıydı Hazret-i Muhammed’e.”, “İnşa etti Hicaz demiryolunu,/Darda koymadı Allah’ın kulunu.”, “Rahatsız olmasın diye Peygamber,/Gönderir hemen Medine’ye haber.”, “Keçe döşetir Medine’de raya,/Gürültü gitmesin dedi Ravza’ya.”, “Sessiz giderdi oraya trenler,/Hayran kalır bu durumu görenler.”, “Rahatsız etmesin sesler Resül’ü,/Bulmuştu sultan böyle bir usulü.” Türk tarihinde Kur’an ve Resulüllaha saygı her dönem olmuştur. Osman Gazi, Şeyh Şamil, Şair Nabi, ve Sultan II. Abdülhamit Han sadece bu destanda adı geçenlerdir. Süleyman Çelebi Hz. Peygamberi öven Nat’lar yazmış ve Mevlid adıyla bugüne kadar Türk toplumunda dini merasimlerde okunur olmuştur. Süleyman Çelebinin Nat’ları yani Mevlidi Şerif yüzlerce mevlid arasından en meşhur olanıdır. Vesilet’ün Necat’tır, “Kurtuluşa Vesile”dir bir adı da.
II. Abdülhamit Türklük şuur ve bilincinde bir sultandır. “Bunun en bariz örneği şu olay,/ettirmedi Türklüğüyle hiç alay.”, “Bir nöbetçi sarayın bahçesinde,/bitiyordu Türk’ün ensesinde.”, “Der ona “hadi ordan sen de pis Türk.”/Yapmıştı Türk’e büyük bir kötülük.”, “Duyar sultan pis Türk diyen askeri,/Hemen uyarıyordu bu neferi.”, “Abdülhamid ona der “Türk’üm ben de,/Hiç utanma yok mudur sende!”, “Neden hakaret ediyorsun bize,/Laf ettirmeyiz biz Türklüğümüze.”, “Açıklıyordu böylece Türklüğünü,/Bildik bizler onun büyüklüğünü.” (s.466) beyitlerinde geçtiği gibi Türklüğünün bilincinde olduğu gibi onu savunan ve koruyan bir şuura sahiptir. Osmanlı sultanları hâkim millet olmanın farkında ve devletin sahibi bir millet olarak her zaman Türklük bilincini dile getirmeseler de bu şuurdaydılar.
“Uzun sürdü Abdülhamit dönemi,/Veriyordu Türk soyuna önemi.”, “Bahsediyordu Karakeçili’den,/Abdülhamid’di Türk soyuna giden.”, “Kurmuştu kendine sadık bir bölük, Diyordu ki beni koruyan olsun Yörük.”, “Destek alıyor Karakeçili’den,/Abdülhamid’di Türklere güvenen.” (s.467) Abdülhamid kendi canını Yörük Karakeçili aşiretinden seçme erlerden oluşan muhafız bölüğüne emanet ediyor. “Emanetti onlara kendi canı,/Koruyacaklar Abdülhamit Han’ı.” (s.467) bu da gösteriyor ki Abdülhamit Han saraydaki devşirmelerin zamanına kadar yapmış olduğu desiselerden ders almış ve devşirmelere güvenmemektedir.
Abdülhamid’in hallinde her ne kadar Mesut Kılıçoğlu İttihat ve Terakki Cemiyetini suçlasa da Enver ve Talat Paşaların bu olaydan farklı düşündüklerini “İttihadın iki büyük siması,/Muhalif Talat ve Enver paşa’sı.”, “Cenaze törenine katılarak,/Ağlıyordu sultana hıçkırarak” (s.481) beyitlerinde Enver ve Talat paşaların cenazeye katıldığını söyleyerek ayrı tutuyor. Tabi bunda Osmanlı devletinin o zamanki topyekun mevcut durumu ile dünya devletlerinin izlemiş olduğu politikalar da göz önünde bulundurulursa tek suçlunun olmadığı görülecektir.
Sulatan Abdülhamid’den sonra Sultan Reşat tahta çıkmış, en sonunda da Vahideddin padişah olmuştur. Ancak Vahdettin zamanında Sadrazam Damat Ferid İngilizlerle işbirliği yapar, “Sultan’ın da geçmiyordu sözü,/İstanbul’daydı İngiliz’in gözü.”, “Donanması boğaza demir attı,/Damad Ferid vatanımız sattı.”, “İngilizlerle yaptı işbirliği,/Bozmuştu içimizdeki dirliği.”, “Yurdumuzu düşmanlara çekti peşkeş,/Üstümüze başladı yoğun ateş.”, “Haydarpaşa önünde durdular,/Osmanlı’yı kalbinden vurdular.” (s.490) “Beş yıl boyunca işgaldeydi şehrim,/İstanbul’u kurtaracaktı erim.”, “Bu Lozan’dan sonra gerçekleşecek,/İstanbul özgürlüğü görecek.”, “Şükrü Naili Paşa şehre giren,/İstanbul özgürlüğü görecek.” (s.491) Bu mısralar ve tarihi gerçekler gösteriyor ki; olaylardan ders alamazsak her zaman düşman işgaline uğrayabiliriz. Abdulhamid askeri okullar açarak kurmay askerler yetiştirmiş, yetiştirdiği askerler onu görevden almış, ancak yine yetiştirdiği askerlerin bir kısmı da işgalden kurtararak Türkiye Cumhuriyetini kurmuştur. Her şey olacağına varır derler ya, eğer Abduülhamid bu subayları yetiştirmeseydi kendisini tahttan indirmezlerdi deyip Abdulhamid suçlanamayacağı gibi Cumhuriyeti Abdulhamid’i indirenler İttihadcılardan bir kısmı kurdu diye bugünkü devletimize de karşı olamayız. Bazen yapılan işler neticesi itibarıyla şer sayılabilirken, şer denilen işlerden de hayır tecelli edebiliyor. Tıpkı Abdulhamid’in tahtan indirilmesi bizim için şer görünürken, onun yetiştirdiği subayların kurduğu cumhuriyet de bizim için hayırlı bir vakadır.
Cemal Paşa İngilizlere karşı Kudüs ve Kanal Bölgesini savunur ancak başarılı olamaz. Şehri İngilizlere teslim ederken geriye bir bölük asker ve başlarına da Hasan Onbaşıyı bırakır. “Kudüs’ten çekilince Türk devleti,/Hasan onbaşı alacak nöbeti.”, “Bir bölük asker bırakır Osmanlı,/Kalan bu neferlerimiz çok şanlı.”, “Iğdır’dan katılıyordu orduya,/ Nefer oldu Onbaşım Osmanlı’ya.”, “Ölene kadar Kudüs’te kalacak,/Orada Türk’ün gururu olacak.”, “Son nefesine kadar nöbet tutar,/Mescid-i Aksa2Ya da her gün bakar.”, “Kubbetü’s Sahra’ya gönlünü verdi,/Hasan Onbaşı kahraman bir erdi.” (s.514) Hasan Onbaşı emir komuta zincirinin en güçlü son halkasıdır Osmanlıda. Komutanın emrini ömrünün sonuna kadar yerine getirmiş, aksi yönde bir emir verilmediği içinde Mescid-i Aksa’da nöbet tutmuştur.
Enver paşa’nın Sarıkamış harekâtını ele alan Mesut Kılıçoğlu “Savaştık biz düşman yerine karla,/Çıkmıştık Sarıkamış’tan zararla.” (s.520) Diyerek düşmanla değil de doğanın zor şartlarıyla mücadele ettiğimizi ifade ederken sorumluğunun da Enver Paşa’da olduğunu “Enver Paşa’ydı bunun sorumlusu,/Donup gidiyordu Türk’ün ordusu.” (s.521) beyitiyle ortaya koymaktadır. Ancak Enver Paşa kadar bu harekâtın yine de başarısız olmasında diğer komutanların kendine buyruk hareket etmesi ve planlanan zamanda planlanan hedefe varmayıp, etraftaki başka düşman unsurlarıyla eğlenen komutanlarında payı vardır. Ayrıca “Kaybımız hiç de az değil, doksan bin;/Rus’u kovmak için etmiştik yemin.” (s.521) Beyitinde ifade edilen kayıp sayısı 90 bin olmayıp daha azdır. Bir askerin şehit olması da 90 bin askerin şehid olması gibidir. Ancak Genel Kurmay arşivlerinde kayıtlı bilgiler yoluyla yeniden tespit edilen şehid sayısı; çatışmada, donarak, açlık ve tifüs vs. gibi hastalıktan ölenler 23 bin ila 30 bin arasındadır. 90 bin nerede 30 bin nerede derken de sayının azlığıyla teselli olmaktan ziyade abartılmış sayılarla tarihi yargılamaktan kurtulmak gerekir.
Kut’ul Ammare savaşında İngiliz, Arap ve Hindu askerlerden oluşan İngiliz ordusuna komuta eden General Sir Charles Vere Ferrers Townshend’i Halil Kut Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu yenmiştir. Bakalım Bu konuyu nasıl ele alıyor Mesut Kılıçoğlu; “Çok harikaydı Türk’ün zaferi,/Düşmanı yendi Osmanlı neferi.” “Soktuk kılıcı düşmanın gözüne,/Sancağı diktik Kut’un merkezine.”, “Bu zafer Osmanlı’ya vermişti güç,/Kutü’l Ammare’dir Türklere öğünç.”, “Kut şehrinde bir destan sergiledik,/İngiliz’e burada durun dedik.” (s.538) dört veya beş yıl bilemedin altı yıl öncesine kadar Türk tarihinde Kutü’l Ammâre savaşından bahsedilmezdi. Söylentiye göre İngiliz onuru incitilmek istenmezdi. Bizler ilkokul, ortaokul, lise yıllarında okuduğumuz hiçbir tarih dersinde Kutü’l Ammâre zaferin hakkında bilgi görmeden yetiştik. Lise yıllarında İnkılâp tarihi okuduk belki sadece Türkiye Cumhuriyeti tarihi olduğu için orada da bilgi verilmedi.
“Medine’nin Osmanlı komutanı,/Savunuyordu Hicaz’da vatanı”, ve “Bitmişti Paşanın bütün erzakı,/ Fahreddin Paşa’dır Türk’ün yüz akı.” (s.541) beyitlerinde Mesut Kılıçoğlu Fahreddin Paşa’nın Medne Müdafasını askerine çekirge yedirerek yaptığını ve İngilizler kutsal şehir Medine’yi teslim etmediği ve zafer kazandığını anlatıyor.
Yukarıda peş peşe bahsedilen Halil Kut Paşanın kazandığı Kutü’l Ammâre zaferi ve Fahreddin Paşa’nın kazandığı Medine Müdafaası Zaferleri ile ileride bahsedilecek Çanakkale zaferi göstermektedir ki Osmanlı Birinci Dünya Savaşında yenilmemişlerdir. Ancak bu savaşlar aynı zamanda Osmanlı Ordusunu gençleştirip yeniden organize eden Enver Paşa’nın tıpkı Ermeni Tehcirini yaparak bugün ki Ermenisiz Türkiye’yi ve Türkiye Cumhuriyetinin kuran kadroları hazırlaması gibi başarılarından birisidir.
Çanakkale’de savaşan Atatürk dahil bütün Türk komutan ve eratı sayan Mesut Kılıçoğlu, Seyit Onbaşı’nın üç kere 270 kilo top mermisini sırtlayarak topa sürüp düşman gemilerini batırarak savaşın seyrini değiştirdiğini ve Hz. Peygamberin Çanakkale savaşında Türk ordusuna yardım ettiğini, bizzat orada olduğunun şahitliğini de Ravza-ı Mutahhara’yı ziyaret geldiğinde her zaman selam verip selamını Hz. Peygamber’in aldığını, ancak Çanakkale savaşları sırasındaki ziyarette selamına cevap alamadığını anlatan ve bu yolla Peygamber efendimizin Çanakkale’de olduğu rüya yoluyla türbedara bildirilen evliya menkıbesiyle ispatlanışını da anlatmaktadır. “Zafer süngünün ucundaydı,/Hazret-i Peygamber’de oradaydı.”, “Medine’yi ziyaret eden bir zat,/Peygamber’le görüşüyordu bizzat.”, “Bu Allah dostu evliyaullahtan,/Haber veriyordu Resulullah’tan.”, “Göremez Resulullah’ı yerinde,/Çünkü Resul Çanakkale Harbin’de.”, “Diyordu Peygamber’i göremedim,/Ravza’da ona selam veremedim.”, “Anlatıyor bunları türbedarına,/Söylüyordu mevzuyu etrafına.” “Böylece duyuluyordu bu olay,/Artık düşmanları yenmek çok kolay.” (s.553) Her ne kadar maddi bir delil yok ve ölüler kimseye yardım edemez diye bazı insanlar haklı olarak bu gibi durumlara karşı çıksalar da, aslında bu askerin moralini yüksek tuttuğu gibi milletin mücadelesini kuru bir cihangirlik veya dünyalık bir emel uğruna yapılmış olmaktan kurtararak manevi bir vecheye kavuşturmakta, milletin geleceğine sahip çıkması için inancını bir destek olarak önüne koymaktadır. Eğer insanlar inançlarından destek almazsa sadece bir parça dünyalık için vatan deyip toprak için savaşmazlar.
Mustafa kemal Atatürk’ü ve Kurtuluş Savaşını ele alan Mesut Kılıçoğlu Atatürk’ü “Hepsi de Atatürk’ün sayesinde,/Duracağız bayrağın gölgesinde.”, “Kıyamete kadar hür olacağız,/Düşmanları ülkeden kovacağız.”, “Olmayacak hiçbir zaman tasamız,/Önümüzde gider Kemal Paşa’mız.”, “Bir adı Kemal, diğeri Mustafa,/Duyuldu onun adı her tarafta.” (s.582) ve “Dünya duyacak Ata’nın sesini,/Kurtaracak Atatürk ülkesini.” (s.583) beyitlerinde olduğundan dah fazlasıyla ele almaktadır ki anlamak için Mesut Kılıçoğlu’nun Mustafa Kemal Atatürk destanını okumak gerekir.
Mesut Kılıçoğlu “Samsun’a gelir Bandırma Gemisi,/ Atatürk’tü tüm bizlerin hamisi.”, “İstanbul’dan çıkmıştı uzun yola,/Atatürk’le girdik bizler kol kola.”, “Almıştı Atatürk her şeyi göze,/Güç katıyordu bütün ülkemize.”, “Aştık Karadeniz’in dalgasını,/Değiştirdik Samsun’un havasını.”, “On Dokuz Mayıs’tı günlerden bu gün,/Bayramı olacaktı bütün Türk’ün.”, “Bin dokuz yüz on dokuz senesinde,/Bir güneş doğdu Türk’ün ülkesinde.” (s.585) beyitlerinde Atatürk2ün 19 Mayıs 1919 tarihinde Bandırma Vapuruyla Samsun’a çıktığını beyan ediyor. Yeniden tarihe not düşüyor.
I.Dünya savaşından sonra ki Türk tarihi hakkında bele çok ve anlatılan olaylar daha detaylı olması dolayısıyla Mesut Kılıçoğlu’nıun yazmış olduğu Türk Tarihi destanı da hem konu olarak farklılaşarak fazlalaşıyor hem de detaylara girmekten dolayı daha uzun destanlar yazılmasına vesile oluyor. Atatürk’ün Samsuna çıkışı, Havza ve kaplıca tedavisi, Amasya tamimi, Erzurum kongresi, Sivas kongresi, Ankara dönüş ve Ankara’nın başkent oluşu, Damat Ferid ve Mustafa Sabri’nin hainlikleri ölüm fetvası yayınlamalar, Rıfat Börekçi ve 100’den fazla hocanın Atatürk’e destekleri ve karşı fetvaları hep detaylandırılarak anlatılıyor.
Ermeni tehcirinde Yozgat Boğazlıyan Kaymakamı olan Kemal Bey soykırım gerekçesiyle Damat Ferid, Mustafa Sabri ve avenesi tarafından İstanbul’da Beyazıd Meydanında idam edilmiş ve Kadıköyde defnedilmiştir. Atatürk Kaymakan Kemal Bey’i “Milli Şehit” ilan ederek evlatlarına maaş bağlamıştır (s.611-612). Ancak bizim bilmediğimiz ya da Tarih kitaplarında pek bahsedilmeyen Ermenilerin hışmına uğramış iki şehidimiz daha vardır ki Mesut Kılıçoğlu bunların Diyarbakır Valisi Mehmet Reşit Bey ve Bayburt Kaymakamı Nusret Bey olduğunu kaydediyor. Atatürk her ikisine de şehitlik payesi vererek geride kalanlarına şehitlik maaş bağlamıştır (s.613-614).
Tarih kitaplarının bahsetmedi başka bir tarihi olay Pozantı Kongresi “Kurtarmaktı hedefi Adana’yı,/Kucakladı atam Çukurova’yı.”, “Kitaplar bahsetmiyor bu kongreden,/Unutulmasıdır bizi kahreden.”, “Erzurum ve Sivas’tan sonraki,/Çok önemliydi Pozantı hâlbuki.”, “Başkan olarak kongreyi açması,/Muhteşemdi Ata’nın konuşması.”, “Organize eder tüm cepheleri,/Ata’nın emrindedir Türk erleri.”, “Atatürk yönetmişti toplantıyı,/Hatırlatalım burada Pozantı’yı.” (s.625) şeklinde Mesut Kılıçoğlu’nun kaleminde ve kitabında yer bularak, Türk tarihinin unutmazları arasında girmiştir. Bilinen Erzurum ve Sivas kongrelerinden başka bahsedilmeyen kongreler sadece Pozantı’da yapılan Çukurova kongresi değildir tabi ki, az bilinen Afyon, (s.625) Edirne Balıkesir, Alaşehir kongrelerinden (s.626) de haber veriyor Mesut Kılıçoğlu.
Çerkez Ethem’in iç isyanları Kuvayı Seyyare kuvvetleriyle bastırması ancak İsmet İnönü ile anlaşamaması sonucunda düzenli orduya katılmaya ve İnönü’nün emrine girmeye karşı çıkarak Yunan tarafına kaçması sonucu vatan hainliği ile anılması Atatürk’ün Türkiye’ye çağırmasına rağmen gelmeyerek Ürdün Amman’da vefat etmiş olması ile Demirci Efenin de düzenli orduya katılmayarak Yuna tarafına kaçması Mesut Kılıçoğlu tarafından anlatılır (s.639-640). Ayrıca Mesut Kılıçoğlu burada Rus, Ermeni ve Yun ya da Rum milletlerinin Türk düşmanlığını katliam şekline dönüştüğünü ve doğmamış bebeleri süngüleyerek öldürdüklerini, evleri, samanlıkları, camileri insanlarla birlikte yaktıklarını unutan yeni nesle hatırlatmaktadır.
Mesut Kılıçoğly İstiklal savaşının Karafatma adıyla ünlü Fatma Seher Ata, Kastamonu’dan Şerife Bacı, Manisa Gördesli Makbule Bacı, Nezhat Onbaşı, Tayyar Rahime, Kastamonulu Halime Çavuş, Isaklılı Kara Kezik Nine,Satı Çırpan, Senem Ayşe Bacı gibi kadınlarımızın kahramanlıklarından da bahsederek İstiklal Harbini kadın erkek topyekun Türk milleti olarak kazandığımızı da söylemiş oluyor.
Mesut Kılıçoğlu savaşların her zaman askerler arasında olmadığını, Türk düşmanlarının sakerden başka sivilin sanlara da zulmettiğini ve vahşice öldürdüğü ele almıştır. Tıpkı Yuna işgali sırasında Yunan palikaryalarının Türk askeri karşısında savaşamadıkları zamanlarda sivil Türk insanlarını, kadın, çocuk, yaşlı demeden öldürdüklerini, hatta bazen diğer canlılara da zarar verdiklerini, hayvanları telef ettiklerini “Yaktılar buradaki tüm köyleri,/İçinde insan bulunan evleri.”, “Bozdular bağımızı, bahçemizi,/ Götürdüler bütün ineğimizi.”, “Ateşe verdiler ahırımızı,/Telef ettiler tüm davarımızı.” (s.692), “Türke davranıyorlardı vahşice,/ Saldırıyorlardı bize her gece.”, “Öldürüyorlar vatandaşlarımızı,/Şehit ettiler tüm gardaşlarımız.” (s.693) beyitleriyle gözler önüne sererken gelecek nesillere de aktarımını sağlayarak düşmana karşı uyanık olmanın ve vatan millet uğrunda her zaman birlik içinde olarak hazırlıklı olmanın zorunluluğunu ifade etmektedir.
Mesut Kılıçoğlu Türk Tarihinin sadece askerlerin kazandığı zaferlerin tarihi olmadığını hemen hemen her şehir ve bölgede bir kahramanının olduğunu ancak bu isimleri çokça zikredilen kahramanlar gibi de kahramanlılar yaptıklarını Antep’de Molla Mehmet Karayılan ve Şahin Bey, Maraş’ta Sütçü İmam, Ankara’da Rıfat Börekçi Hoca, Ayvalık’ra Ali Çetinkaya, Konya’da Sivaslı Ali Kemal, Gediz Müftüsü Halil Kemal Hoca gibi isimlerin de savaşlarda yararlıklar gösterdiklerine de kitap boyunca yer yer işaret etmektedir (s.693) Bu aynı zamanda milli duyguları körelmemiş din adamlarının da yoğun bir şekilde kurtuluş savaşına destek verdiklerini göstermektedir.
Mesut Kılıçoğlu kitabın başından beri kendisinden önce vatan ve millet üzerine yazmış olan şairlerin meşhur olmuş, Türk milleti tarafından kabul görmüş vatan ve milletten övgüyle bahseden şiirlerine atıflar yaptığı gibi burada da Ülkücülerin yemini olan;
“Allah'a , Kur-an'a , Vatana , Bayrağa ve Silaha yemin olsun.
Şehitlerim , Gazilerim emin olsun
Ülkücü Türk Gençliği olarak, Komunizme, Kapitalizme,
Faşizme ve her türlü emperyalizme karşı mücadelemiz sürecektir.
Mücadelemiz son nefer, son nefes, son damla kana kadardır.
Mücadelemiz milliyetçi Türkiye'ye turana kadardır.
Ülkücü Türk Gençliği olarak,
Yılmayacağız, Yıkılmayacağız,
Başaracağız, Başaracağız, Başaracağız.
Allah Türk'ü Korusun ve Yüceltsin. (Amin...)” metnine “Şehidim, gazilerim emin olsun,/Yaradan’a kitaba yemin olsun.”, “Son nefes, son nefer kalana kadar,/Türk illeri Turan olana kadar.” (s.707) beyitleriyle atıf yapmaktadırlar.
Sonlara doğru Kurtuluş Savaşı kazanılır ve bağımsız bir ülke olan Türkiye’nin İstiklal Marşı mecliste kabul edilerek ilan edilir. Mesut Kılıçoğlu sanki bir hatime gibi önce İstiklal Marşı’nın on kıtasını ve sonra da Bayrak Şirinin kitaba koyarak geleceğe Türk milletinin ölümsüzlüğünü miras bırakmak istemiştir. Atatürk’ün hastalığı ve vefatından sonra “Selam Olsun Türk Büyüklerine Selam!” (s.740) şiiriyle de sanki kitaba bir içindekiler bölümü eklemek istemişçesine kitabı özetlemektedir.
Mesut Kılıçoğlu sadece bir tarih anlatmıyor gelecek nesillere bir tarih ve vatan şuuru kazandırdığı gibi, vatan uğrunda ölmenin yüceliğini, şehitlik mertebesine kavuşma düşüncesini de beyinlere kazıyarak gelecek zamanlarda vatanın nasıl ve ne fedakârlıklar yapılarak savulması gerektiğini öğretiyor. İnsanlar vatan sevgisini duygu olarak yükleyen dinin emirleri ve insanların bu emirlere inançları ile şairlerin lirik mısraları ve kahramanlıkları anlatan epik şiirleridir.
Mesut Kılıç’ın “Altaylardan Tuna’ya Kızılelma’ya Türkler - Türk Tarihinin Baştan Sona Destansı Anlatımı” adlı bu kitabı 750 sayfa ile hacimli bir eser olsa da binlerce tarihe sinmiş Türklük destanının tamamını bütün detaylarıyla bu kitaba sığdırması tabi ki mümkün değildir. Mümkün olduğu kadar kısa ve özlü olarak ancak bir beyit, bir mısra ya da kelime ile olsun tarihimizdeki hemen hemen her şeye değinmiş, en azından bir hatırlatma yapmıştır.
Mesut Kılıç’ın destan şeklinde yazdığı “Altaylardan Tuna’ya Kızılelma’ya Türkler - Türk Tarihinin Baştan Sona Destansı Anlatımı” adlı bu kitabında her sayfada 18 beyit olmak üzere 715 sayfada 12870 beyitin yuvarlak hesapla 12500 beyit bulunması, bu beyit sayısını mısraa tahvil edersek 25740 mısra eder ki yuvarlak hesap 25000 mısra olarak Türkçe yazılmış bu destan daha sonraki yüzyıllarda Türkçe kelimelere kaynaklık etmesinin yanında tıpkı Kaşgarlı Mahmut, Yusuf Has Hâcib, Ali Şir Nevai, Âşık Paşa, Yunus Emre, Karamanoğlu Mehmet bey gibi Türkçenin yaşamasına vesile olacaktır.
İnanıyor ve bekliyoruz ki Mesut Kılıçoğlu bundan sonraki baskılarda “Altaylardan Tuna’ya Kızılelma’ya Türkler - Türk Tarihinin Baştan Sona Destansı Anlatımı” adlı bu destan çalışmasında yeni düzenlemeler yaparak daha güçlü bir ifade kabiliyeti kazandıracak, uzmanlarının önerdiği düzenlemeleri yapacak ve yazmadığı kısa geçtiği veya yeni duydu Türk tarihi bilgilerini de destanlaştırarak bu kitaba katacak ve belki de Manas destanından sonraki hem de tek başına yazarak en uzun Türk destanını yazmış olacaktır.

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

Halim Kaya

19 Eki 2026

Mesut Kılıç’ın destan şeklinde yazdığı “Altaylardan Tuna’ya Kızılelma’ya Türkler - Türk Tarihinin Baştan Sona Destansı Anlatımı” kitabının yayınlandığına dair kendisinin sosyal medyada yaptığı reklamı görünce Türk tarihi olması dolayısıyla önemsedim, daha önce tanımadığım ve şairliğinin derecesi hakkında hiçbir bilgi olmayan Mesut Kılıç’a -09.

Muharrem GÜNAY (SIDDIKOĞLU)

19 Eki 2026

Yusuf Yılmaz ARAÇ

05 Eki 2026

İdris Savaş

17 Ağu 2026

M. Metin KAPLAN

27 Tem 2026

Kemal Girgin

08 Haz 2026

Nurullah KAPLAN

17 Kas 2025

Efendi BARUTCU

25 Haz 2025

Hüdai KUŞ

22 Tem 2024

Orkun Özeller

03 Haz 2024

Altan Çetin

28 Ara 2023

Ziyaret -> Toplam : 339,94 M - Bugn : 114023

ulkucudunya@ulkucudunya.com