« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

SONRAKİ YAZI

“LİDER TEŞKİLÂT DOKTRİN” HİKÂYESİ

27 Oca 2018

M. Metin KAPLAN

13 Şub

2018

NEREDEN ÇIKTI BU, “LİDER, TEŞKİLÂT, DOKTRİN” HİKÂYESİ?

13 Şubat 2018

“Lider, Teşkilât, Doktrin Hikâyesi” başlıklı yazımı okuyanlar hatırlayacaklar; o yazıda Ülkücü Dünya Görüşü’nün temel kitaplarında “Lider, Teşkilât, Doktrin eleştirilmez. Eleştirilemez” ‘sözde kuralı’nın izini sürmüş… Ve Ülkücülükte böyle bir “kaide”nin olmadığını kesin olarak belirlemiş… Sonunda; “Öyle ise nereden çıktı bu, “Lider, Teşkilât, Doktrin eleştirilmez. Eleştirilemez hikâyesi?”… Buna İnşaAllah başka bir gün cevap veririm diyerek, yazıyı tamamlamıştım… Bu yazıda, Allah’ın izniyle; “Nereden Çıktı, Bu Lider, Teşkilât, Doktrin Hikâyesi” sualini cevaplandırmaya çalışacağım.

Sahi nereden çıktı, bu “Lider, Teşkilât, Doktrin” Hikâyesi?

Bu suale cevap verebilmek için hayli eskilere gitmek ve bilhassa birbiriyle irtibatlı iki olayı hatırlamak lâzım: Birincisi, ATSIZ-TÜRKEŞ ayrılığı, ikincisi de BİBER ALİ OLAYI…

Hüseyin Nihal ATSIZ ile nasıl tanıştıklarını Alparslan TÜRKEŞ şöyle anlatıyor: “Ben Harbiye'de iken, hatta daha eskiden bile bilhassa Türk tarihine ve edebiyatına meraklı idim. Harbiye'de Hüseyin adlı bir sınıf arkadaşım vardı. Konuşurken bana ATSIZ'dan bahsederdi. Edirne'de iken ATSIZ’ın talebesi imiş. Bir gün ATSIZ'ın "Kahramanlık" ve "Toprak-Mazi" adlı şiirlerini okudu. Kendisini bu suretle tanıdım. Bir yaz tatili kendisini İstanbul'da ziyaret ettim. Bu suretle tanıştık.”

Bu tanışmadan sonra öğretmen ATSIZ'ın fikirleri ve ülkülerine inanıp, bağlanan Teğmen TÜRKEŞ, ATSIZ’ı zaman zaman ziyaret ederek, çoğu zaman da ATSIZ’a yazdığı mektuplarla ilişkiyi sürdürdü. Bu, 1944 yılının Mayıs’ına kadar böyle devam etti.

ATSIZ, ‘1944 yılının Mayıs ayı’nda ‘Irkçılık-Turancılık’ suçlamasıyla tutuklanıp, evinde yapılan aramada TÜRKEŞ’in kendisine yazdığı mektuplar bulununca, TÜRKEŞ de aynı suçlamayla tutuklandı… ATSIZ ve TÜRKEŞ ve dahi diğer Türkçüler, Davutpaşa Kışlası’nda -tutuklu olarak- hemen hemen bir yıl kaldılar.

TÜRKEŞ, Irkçılık-Turancılık davasının görüldüğü Mahkeme’de, kendisine yöneltilen “ATSIZ’DAN BİLE IRKÇI” suçlamasına karşılık olarak şunları söyledi: “Son tahkikat kararında benim hakkımda; "ATSIZ'ı gölgede bırakacak kadar Turancı, ırkçı ve menfi" buyrulmaktadır. Bu mefhumlar hakkında kanaatlerimi yüksek mahkemenize sunmak isterim. Ben daima devletimin kabul ettiği prensiplere inandım. Ve onlara hürmet ve riayetten ayrılmadım. Ben koyu bir milliyetçiyim, fakat zannedildiği mânâda ırkçı değilim. Yani memleket içerisinde ayrılıklara ve düşmanlıklara yol açacak hiçbir fikrim yoktur. Yalnız ben Türk Milleti'nin yeryüzünde eşsiz bir yaradılışa sahip olduğunu ve kahramanlıkta bu milletten üstün bir millet bulunmadığına iman ediyorum.”

IRKÇI OLMADIĞINI SÖYLEMESİNE RAĞMEN, MAHKEME SAFHASINDA DA DAHA SONRA DA ATSIZ İLE TÜRKEŞ ARASINDA BİLİNEN HİÇBİR GERGİNLİK YAŞANMAMIŞTIR. Fakat TÜRKEŞ’in CKMP’ye Genel Başkan seçilmesinden sonra basında ATSIZ ile TÜRKEŞ’in arasını bozmaya yönelik iddia ve iftiralar sıralanmaya başladı. Meselâ fitnekârlardan birisi Alparslan TÜRKEŞ’in 1967 yılında Konya’da yaptığı bir basın toplantısı esnasında, kendisine şu soruyu yöneltti:

-NİHAL ATSIZ BEY, Parti’nizin Gizli Başkanı olduğunu söylüyor. Parti’yi, perde arkasından O’nun idare ettiği söyleniyor. Ötüken Dergisi'nde ATSIZ’ın bu tarz yazıları var. Bunları nasıl karşılıyorsunuz?

TÜRKEŞ suali şöyle cevaplandırdı: “Hayır, Parti’nin Genel Başkanı benim. NİHAL ATSIZ BEY, Parti’yi perde arkasından idare etmiyor, öyle bir şey yok… Bu gerçek değil… Ama kendisiyle eskiden beri tanışırız, dostluğumuz var. Fakat fikirleri bakımından aramızda farklı görüşler var.”

Aslında fitnekârlar TÜRKEŞ’in CKMP’nin Genel Başkanı olmasıyla beraber harekete geçirilmişler, ardı arkası gelmeyen iddialar ve iftiralarla kafaları karıştırmaya başlamışlardı. Bu dahi bunlardan birisiydi… Ancak sualde ifade edilenlerin gerçekle hiçbir alâkası yoktu; bir defa söz konusu iddia Ötüken Dergisi’nde değil, Fedai adlı başka bir Dergi’de yayınlanan, TÜRKEŞ’e yazılan, açık mektupta ortaya atılmıştı. İkincisi, bu yazıyı ATSIZ yazmadığı gibi bu anlama gelebilecek bir imada dahi bulunmamıştı.

Üstelik bu saçma iddiaya karşılık, Ötüken Dergisi’nde “Bir Açıklama” başlığı altında bir duyuru yayınlanmış, burada; “ATSIZ siyasetle ilgisi bulunmayan bir insandır. Ve bütün ömrünü dolduran çilelerle yüklü hayatını yaşamaya devam etmektedir. TÜRKEŞ ise bu memleketin bugüne kadar gördüğü Parti Genel Başkanlarının en güçlüsüdür. Yani başında bulunduğu Parti’yi idare etmek için gizli kuvvetlerin yardımına ihtiyacı yoktur” denilmişti.

Bütün bunları bilmemeleri imkânsız olan gazeteci maskeli fitnekârlar buna rağmen, sırf ATSIZ ile TÜRKEŞ’in arasını bozmak için TÜRKEŞ’E o sualleri sormuşlardı. Ne ise…

Bu “olayı” Alparslan TÜRKEŞ yıllar sonra –hatıratında- şöyle anlatıyor: "NİHAL ATSIZ BEY'le 30'lu yıllardan beri beraberdik. Her zaman görüşür, konuşurduk. Ben, kendisini ziyarete giderdim. Konya'da 'Oku' adında bir dergi yayınlanıyordu. Dergi’nin bir sayısında Ziya Gökalp Bey aleyhinde yazılar çıkmış. NİHAL ATSIZ BEY bu yazıya çok kızmış. Yazıyı kaleme alan vaize, Ötüken Dergisi'nde cevap verdi ve çok aykırı şeyler yazdı.”

“NİHAL ATSIZ BEY, bu cevap yazısında Hz. Mevlâna için, 'Mevlâna bir homoseksüeldi, sapıktı'; Yunus Emre için 'Beynelmilelci bir serseridir', diyordu. Sonra, Kur’ân-ı Kerîm için –sümme haşa- 'Kur’ân-ı Kerîm, Allah'ın kelâmı değil, Muhammed'in kendi talimatı' vs. böyle bir takım şeyler yazıyor. Ve kendisinin Irkçı, Türkçü, Turancı olduğunu söylüyor… Konya'da bir Parti çalışması dolayısıyla bulunduğum sırada basın toplantısı yaptım, gazeteciler bana bu konuda şu soruyu yönelttiler: NİHAL ATSIZ BEY, Parti’nizin Gizli Başkanı olduğunu söylüyor. Parti’yi, perde arkasından O’nun idare ettiği söyleniyor. Ötüken Dergisi'nde kendisinin bu tarz yazıları var. Bunları nasıl karşılıyorsunuz?”

“Ben gazetecilere şu cevabı verdim: Hayır, Parti’nin Genel Başkanı benim. NİHAL ATSIZ BEY, Parti’yi perde arkasından idare etmiyor, öyle bir şey yok. Bu gerçek değil. Ama kendisiyle eskiden beri tanışırız, dostluğumuz var. Fakat fikirleri bakımından aramızda farklı görüşler var.”

“Gazeteciler o basın toplantısında, ATSIZ BEY’in Oku Dergisi'ne verdiği cevabı da konu ettiler. Ben buna, şu karşılıkta bulundum: O görüşleri kabul etmiyorum… Ben, onlara katılmıyorum. O’nun kendi görüşüdür, bizi bağlamaz. Ötüken Dergisi, bizim Partimizin yayın organı değildir. O’nun şahsî fikirleridir. Biz, ona katılmıyoruz ve benimsemiyoruz.' NİHAL ATSIZ BEY, benim bu cevabım karşısında çok alınmış ve gücenmiş..." Ne ise…

TÜRKEŞ’in ATSIZ ile arasını bozmak için çabalamış ve bunu –maalesef- başarmış olan fitnekârlar, daha sonra da Dündar TAŞER ile arasını bozmak için uğraşmışlar ve fakat TAŞER’in verdiği muhteşem cevap karşısında başarısız olmuşlardı:

CKMP’nin MHP’ye dönüştürüldüğü Adana Kongresi’nden birkaç gün önce (Şubat 1969) bir grup Dündar TAŞER'i ziyaret ederler ve “Sen daha bilgilisin, daha iyi konuşuyorsun, daha etkileyicisin. Neden Ülkücü Hareket’in başına sen geçmiyorsun?”

TAŞER, "Söyledikleriniz doğru değil, ama doğru olsa da fark etmez" der ve devam eder: “Bir duvarın yıkılması gerekiyorsa ben balyoz ararım. Bulamazsam iki tekme atar, gövdem ile yoklarım. Olmazsa vazgeçerim… Ama TÜRKEŞ farklıdır. O, sonuna kadar mücadele eder. Omzuyla yüklenir, kafası ile vurur. Düşer bayılır, sonra kalkar tekrar devam eder. TÜRKEŞ o duvarı yıkar.” Ardından ekler: “İşte lider odur!” Ne ise…

Esasen ATSIZ ile TÜRKEŞ arasında fikrî/ideolojik her konuda tam bir mutabakat yoktu. ATSIZ ile TÜRKEŞ’in görüşleri arasında bazı farklar da vardı: TÜRKEŞ'İN ‘TÜRKÇÜLÜK DÜŞÜNCESİNİN, İSLÂM'DAN BAĞIMSIZ OLAMAYACAĞINA İNANMASI’, BUNA KARŞILIK ATSIZ'IN; ‘İSLÂMİYET’İN TÜRKLERİ DEĞİL, TÜRKLERİN İSLÂM'I YÜCELTTİĞİNİ DÜŞÜNMESİ VE İSLÂMSIZ DA TÜRK VE TÜRKÇÜ OLUNABİLECEĞİNE İNANMASI’ BUNLARIN EN MÜHİMİYDİ.

Ancak ‘mesele’ bu görüş farklılığından kaynaklanıyor değildi, -fitnekârların faaliyetleri bir tarafa bırakılırsa- daha çok hissiydi… TÜRKEŞ’in fitneci gazeteciye verdiği cevap, ATSIZ’ın gücenmesine sebep olmuştu… ATSIZ, o güceniklikle Ötüken Dergisi'nde, ardı ardına iki yazı kaleme aldı. Ve Alparslan TÜRKEŞ’i oldukça sert bir biçimde tenkit etti: ‘IRKÇILIĞIN, TÜRKÇÜLÜĞÜN VE TURANCILIĞIN BİRBİRİNDEN AYRILMAZ OLDUĞUNU’ İFADE EDEREK… ‘IRKÇILIĞI REDDETTİĞİ, IRKÇILIĞA KARŞI ÇIKTIĞI, IRKÇILIĞI DOĞRU BULMADIĞI İÇİN’ TÜRKEŞ’İ ELEŞTİRDİ... TÜRKEŞ’İN, ‘TÜRKÇÜLÜKTEN AYRILIP, ŞERİATÇILIK VE DİNCİLİĞE KAYDIĞINI’ SÖYLEDİ!

ATSIZ'ın yayınladığı bu yazılar, Ülkücü gençlerin ikiye ayrılmasına sebep oldu, bu da daha sonra tartışmalara yol açtı. (Fitnekârlar –maalesef- ummadıkları kadar büyük bir sonuç elde etmiş oldular). Gençliğin bir kısmı ATSIZ’ın çizgisini takip etmekte, büyük bir kısmı da TÜRKEŞ'in yanında saf tutmaktaydı… ATSIZ’ı haklı bularak destekleyenler siyasî harekete soğuk bakmakta, siyasetin millî ülküleri yozlaştıracağını iddia etmekteydiler… TÜRKEŞ’i destekleyenler ise geniş kitlelere ulaşmanın siyasetten geçtiğini savunmaktaydılar.

Ülkücüler arasındaki bu tartışmalar, Ülkücülük mü, Particilik mi fikirleri etrafında gelişiyor gibi görünse de aslında TARTIŞMALARIN MERKEZÎ; HAREKET’İN LİDERİNİN KİM OLDUĞUYDU; LİDER ALPARSLAN TÜRKEŞ MİDİR, HÜSEYİN NİHAL ATSIZ MIDIR SUALİYDİ… SUALİ, ÜLKÜCÜLERİN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU LİDER TÜRKEŞ’TİR DİYE CEVAPLANDIRIRKEN, KÜÇÜK FAKAT ETKİLİ BİR GRUP İSE LİDER ATSIZ’DIR DİYE CEVAP VERİYOR VE BUNU İNATLA SAVUNUYORDU.

Anlaşıldığı üzere Ülkücü gençliğin büyük çoğunluğu tarafından “BAŞBUĞ” KABUL EDİLEN ALPARSLAN TÜRKEŞ’İN LİDERLİĞİ, BU SURETLE SORGULANIP, TARTIŞILMAYA BAŞLAMIŞTI!

BU TARTIŞMANIN SEBEP OLDUĞU KARMAŞA VE KARIŞIKLIK YETMEZ GİBİ PİYASAYA BİR DE KİTAP ÇIKTI; ‘Türk Milliyetçi-Toplumcu Doktrininin Umumi Esasları, D. A. S, Dinamik Ana Stratejiler. Yazan Mürşid ALTAYLI.’ Bu kitabın arka kapağında şöyle yazıyordu: “D. A. S. Bu kitap TÜRK MİLLİYETÇİ-TOPLUMCU doktrininin umumî esaslarını, en ilmî şekilde tebarüz ettirmektedir. Bu doktrin; Mürşid Altaylı ile birlikte İktisatçı, Sosyolog, Teolog (İlâhiyatçı) ve Em. Kur. Subaylardan müteşekkil REDAKSİYON KOMİTESİ tarafından hazırlanmıştır.”

Ülkücü gençliğin, ATSIZ’ı destekleyenler hâriç, hemen hemen tamamı tarafından DOKTRİN kabul edilen DOKUZ IŞIK da BU KİTAP VASITASIYLA SORGULANMAK VE TARTIŞILMAYA AÇILMAK İSTENİYORDU!

Netice olarak Ülkücü Gençlik en azından İstanbul ve Ankara gibi birkaç büyük merkezde, Bozkurtçu-Hilâlci ve Şamanist-İslâmcı adları etrafında bölünme emâreleri göstermeye başlamıştı… Öğrenci Yurtları gibi kalabalık olarak bulundukları yerlerde bu “gruplar” birbirleriyle tartışmalara başladılar… Tartışmalar, -ne yazık ki- zamanla kavgalara dönüştü.

Bir gün böyle bir kavgada silâh da kullanıldı; SBF öğrencisi Fehmi YÜCESOY, Ankara’da tabanca ile yaralandı… Nihayet üç gün sonra –maalesef- en fenası oldu; 28 Mayıs 1973 tarihinde Ziraat Fakültesi öğrencisi BİBER ALİ nam Ali BALSEVEN, Kurtuluş Parkı’nda kavgaya dönüşen bir tartışma sırasında şişlenerek öldürüldü… ATSIZ, BİBER ALİ’nin öldürülmesi üzerine, direkt olarak TÜRKEŞ’İ hedef alan çok çok çok ağır bir makale yazdı:

“Gözüpek, katıksız Türkçü bir genç olan Ali Balseven Milliyetçi bir partidir diye MHP’ye girip, bu partiden Türkçü olmadığı kesinlikle anlaşıldıktan sonra çıktığı için üstüne çektiği düşmanlıklar sebebiyle ve kahpece öldürülmüştür.”

“Türkçülük makam hırsı ile bağdaşmaz. Başkanlık vasıflarından mahrum insanların başkalarını kötüleyerek liderlik dâvâsı gütmeleri, hilekâr daltabanların oyuncağı olmaları kadar acıklı durum yoktur. Başkan olacak adamın bütün ömrü dimdik geçmiş olmalı, mazisinde kendisini küçük düşürecek bir zaaf bulunmamalıdır. Vaktiyle kendisini sorguya çekenlere ‘Hatamı anladım. Beni affetmenizi istirham ederim’ diye mektup yazanların, liderlik dâvâsı Don Kişot cakasından başka bir şey değildir. Böyle liderler ilk seçimde silinmeye mahkûmdur.”

Velhasıl bu olaylardan sonra ATSIZ ile TÜRKEŞ’in münasebetleri tamamen kesildi, yolları da tamamen ayrıldı. Tesadüfen meydana gelen veya cenaze ölüm gibi acı mecburiyetlerden doğan karşılaşmalar hâriç bir daha birbirleriyle hiç görüşmediler. Konuşmadılar. Ne ise…

Uzun lâfın kısası, TÜRKEŞ ile ATSIZ’ın yollarının ayrılmasının sebebini bir cümle ile ifade etmek gerekirse şöyle demek mümkündür: ATSIZ, TÜRKEŞ'İ “DAVADAN DÖNMEKLE”; TÜRKEŞ İSE, ATSIZ'I “KENDİSİNE HAKSIZLIK YAPMAKLA VE HESAPSIZ BİR ŞEKİLDE DAVRANMAKLA” SUÇLAMIŞ VE ÜLKÜDAŞLIKLARI BÖYLELİKLE SON BULMUŞTUR! ANCAK ARDINDA; TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ HAREKETİ’NİN LİDERİ ALPARSLAN TÜRKEŞ MİDİR, HÜSEYİN NİHAL ATSIZ MIDIR GİBİ ÇOK CİDDİ SONUÇLARI OLABİLECEK BİR SUAL BIRAKMIŞTIR! Ki bu kabul edilemezdi…

LİDER TÜRKEŞ MİDİR YOKSA ATSIZ MIDIR SUALİNE NET BİR CEVAP VEREREK, LİDER TARTIŞMALARINA SON VERMEK ve dahi Ülkücü Gençliğin birlik, beraberlik ve bütünlüğünü sağlamak; yani lider ve doktrin konularında fikrî bir mutabakat temin etmek amacıyla MUHARREM ŞEMŞEK Genel Başkanlığındaki Ülkü Ocakları Derneği Genel Merkezi bir dizi faaliyete girişti… Konusu; “HAREKET’İN LİDERİ ALPARSLAN TÜRKEŞ, DOKTRİNİ DE DOKUZ IŞIK’TIR” olan seri seminerler yaptı.

Bu seminerleri Ülkücü Gazeteci Necdet SEVİNÇ verdi. O seminerlerin hiçbirine iştirak etmediğim için doğrusu Necdet SEVİNǒin neler anlattığını tam olarak bilmiyorum… Fakat Necdet SEVİNÇ bu seminerlerde anlattıklarını, düzenleyip, yazarak, ÜLKÜCÜYE NOTLAR başlığıyla kitaplaştırmıştı… Kitabı ben, daha o zaman okumuştum, Kitap şimdi de önümde duruyor; o sebeple neler anlattığını dolaylı olarak da olsa biliyorum… Necdet SEVİNÇ, o seminerlerde ve daha sonra ÜLKÜCÜYE NOTLAR’da “Lider” “Teşkilât” ve Doktrin” konularında çok rijit, katı ve sert ifadeler kullanmakla birlikte ‘Lider, Teşkilât, Doktrin eleştirilmez, eleştirilemez’ dememektedir… İnanmayan, Ülkücüye Notlar’a bakabilir. Ne ise..

Necdet SEVİNÇ, o seminerlerde de ÜLKÜCÜYE NOTLAR’da da “Lider, Teşkilât, Doktrin eleştirilmez. Eleştirilemez” fikrini değil, “LİDER, TEŞKİLÂT, DOKTRİN TARTIŞILMAZ” ana fikrini işlemektedir.

Üstelik ÜLKÜCÜYE NOTLAR’DA ANLATILAN VE TARTIŞILMAZ OLDUĞU İFADE EDİLEN LİDER, BAŞKA BİRİ DEĞİL, ÜLKÜCÜ HAREKET’İN KURUCU LİDERİ ALPARSLAN TÜRKEŞ’TİR!

ÜLKÜCÜYE NOTLAR’DA ANLATILAN VE TARTIŞILMAZ OLDUĞU İFADE EDİLEN DOKTRİN DE DOKUZ IŞIK’TIR!

Pekiyi, TARTIŞILMAZ demek, ELEŞTİRİLMEZ demek olamaz mı? OLAMAZ!

Çünkü…

Tartışmak; bir konu üzerinde, birbirine ters olan görüş ve inançları karşılıklı savunmak demektir. TARTIŞILMAZ OLMAK ise; tartışılacak bir yönü, durumu bulunmamak, KESİN OLMAK demektir…

Eleştirmek, bir düşünceyi, bir eseri, bir yargıyı inceleyerek doğruluk veya yanlışlığını ortaya çıkarmak ve gerçek değerini belirtmek, TENKİT ETMEK demektir… ELEŞTİRİLMEZ OLMAK ise DOGMA OLMAK demektir. Ki DOGMA, BELLİ BİR KONUDA İLERİ SÜRÜLEN BİR GÖRÜŞÜN SORGULANAMAZ, TARTIŞILAMAZ BİR GERÇEK OLARAK KABUL EDİLMESİDİR.

O halde “LİDER TARTIŞILMAZ” DEMEK, “Lider eleştirilmez, eleştirilemez” demek değil, LİDER’İN TÜRKEŞ OLDUĞU KESİNDİR, DEMEKTİR!

“DOKTRİN TARTIŞILMAZ” DEMEK, “Doktrin eleştirilmez, eleştirilemez” demek değil, DOKTRİN’İN DOKUZ IŞIK OLDUĞU KESİNDİR, DEMEKTİR!

VELHASIL “LİDER, TEŞKİLÂT, DOKTRİN ELEŞTİRİLMEZ, ELEŞTİRİLEMEZ” SLOGANI(!), “ÜLKÜCÜDEN GEÇİNENLER” İLE “ÜLKÜCÜ GEÇİNENLERİN” UYDURDUKLARI BİR ÜLKÜCÜ ŞEHİR EFSANESİDİR.

BİZ “ÜLKÜCÜLERİ KÖR VE SAĞIR ZANNEDEN” “ÜLKÜCÜDEN GEÇİNENLER” İLE “ÜLKÜCÜ GEÇİNENLER” İHANETLERİNİ, BECERİKSİZLİKLERİNİ, YANLIŞLARINI, CEHALETLERİNİ VE EKSİKLERİNİ BUNUN ARKASINA GİZLEDİKLERİNİ SANIYORLAR… VESSELAM…

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

HARBİDEN
Efendi BARUTÇU

17 Ağu 2018

Enver Paşa Sarıkamış harekâtı ile Turan seferine çıktığı iddiası ise külliyen yalandır. Bu harekatta Enver Paşa’nın Rus işgalinden kurtarmak istediği; Kars, Ardahan, Sarıkamış ve Artvin şu anda sınırlarımız içerisindedir.

Yusuf Yılmaz ARAÇ

28 Haz 2018

Nurullah KAPLAN

22 Haz 2018

M. Metin KAPLAN

13 Şub 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 38,34 M - Bugün : 13979