« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

M. Metin KAPLAN

07 Nis

2022

BAŞBUĞ TÜRKEŞ - 14.10.2019

07 Nisan 2022

Ülkücü Hareket, 12 Eylül öncesinde, komünizme karşı destansı bir mücadele vermiş ve çok büyük bir başarı kazanmıştır; Türkiye’nin komünistleştirilmesine engel olmuştur!

Bazı hainlerle cahiller; ‘Yok, böyle bir şey; Türkiye’nin komünistleştirilmesine Ülkücü Hareket değil, 12 Eylül Askerî Darbesi engel olmuştur’ deseler de bu böyledir! 12 Eylül Askerî İdaresi’nin yaptığı tek şey, Ülkücü Hareket’in bu başarısını çalmak ve kendi hanesine yazdırıp, tescil ettirmek olmuştur. Bu, böyle bilinmelidir!

Ülkücü Hareket, Türkiye’nin komünistleştirilmesine engel olmasaydı, ne olurdu?

1- Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Sovyetler Birliği’nin peyklerinden/uydularından biri haline gelirdi!

2- Türkiye’nin komünistleşmesinin sebep olduğu siyasî/ ideolojik tsunami yüzünden birçok ülke; Yunanistan, Kıbrıs, İran, Irak, Suriye, Ürdün, Lübnan, Mısır, Suudi Arabistan, Yemen, Umman, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Sudan, Eritre, Cibuti, Etiyopya ve Somali de komünistleşirdi!

3- Sovyetler Birliği, bu yeni uyduları vasıtasıyla dünyanın en büyük petrol ve doğal gaz kaynakları ile bazı önemli yer altı ve yer üstü maden kaynaklarına sahip olurdu!

4- Yine bu yeni uyduları vasıtasıyla; Karadeniz’e ve Akdeniz’e, İstanbul ve Çanakkale Boğazlarına, Cebelitarık Boğazı’na, Süveyş Kanalı’na, Kızıldeniz’e, Bab'ül Mendep Boğazı’na, Aden Körfezi’ne, Basra Körfezi’ne, Hürmüz Boğazı’na, Umman Denizi’ne hâkim olurdu ki bunlar –malûm- dünyanın en mühim ve stratejik suyollarıdır!

5- Ve Sovyetler Birliği dünyanın ve insanlığın büyük kısmına hâkim olarak, bunun yarattığı sinerji ile dünyanın ve insanlığın diğer kısımları için de çok ciddi bir tehdit haline gelir ve -bugün ABD’nin olduğu gibi- dünyaya hâkim olurdu!

6- Ve dahi Sovyetler Birliği dağılmazdı!

Bu noktada, konudan habersiz olanlar hemen ‘Ne yani, Sovyetler Birliği’nin dağılmasına da Ülkücü Hareket mi sebep oldu?’ diye, sorabilirler… Hemen cevap verelim: Evet, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının sebeplerinden biri de komünistlerin Türkiye’ye hâkim olmasına mani olunmasıdır, yani Ülkücü Hareket’tir!

Bunu biz uydurmuyoruz, bu bir spekülasyon da değil, Rus araştırmacıların ulaştığı neticedir. Sovyetler Birliği’nin neden dağıldığını araştıran Rusların ulaştıkları netice özet olarak şudur: “Sovyetler Birliği; Polonya’da Leh WALESA ve Dayanışma Sendikası’nı, Afganistan’da Mücahitleri ve Türkiye’de Alparslan TÜRKEŞ ve Ülkücü Hareket’i yenemediği için dağıldı.”

Peki, Sovyetler Birliği’nin dağılması nasıl bir sonuç doğurdu?

Dünyanın siyasî haritası değişti! Sovyetler Birliği dağıldığı için Avrupa’da; Çekoslovakya, Polonya, Bulgaristan, Macaristan, Romanya, Doğu Almanya ve Arnavutluk, Asya’da ise Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan ve Tacikistan istiklâllerini kazandılar!

Evet, dokuz ülkücünün idam edilmesi, iki bin beş yüz ülkücünün şehit olması, üç bin ülkücünün esir düşmesi ve on binlerce ülkücününse sürgün yahut kaçak duruma düşmesi pahasına da olsa Türkiye’nin komünistleşmesini engellediği için bütün bu neticeleri Ülkücü Hareket sağlamıştır! Bu dahi başarı değilse, o zaman başarı nedir, Allah aşkınıza?
Türkiye’nin komünistleşmesine mani olarak; Yunanistan, İran, Irak, Suriye, Ürdün, Lübnan, Mısır, Suudi Arabistan, Yemen, Umman, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Sudan, Eritre, Cibuti, Etiyopya ve Somali’nin komünistleşmesine engel olan… Böylece Sovyetler Birliği’nin dağılmasına sebep olan… Böylelikle Avrupa’da; Polonya, Çekoslovakya, Bulgaristan, Macaristan, Romanya, Doğu Almanya ve Arnavutluk’un, Asya’da ise Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan ve Tacikistan’ın istiklâllerini kazanmalarını sağlayan Ülkücü Hareket; Türklüğe, İslâmiyet’e ve İnsanlığa yaptığı bu hizmetleri hiç anlatmadı/anlatamadı. O sebeple de düşmanlarının “faşist katiller sürüsü” yaftalaması; hususen basın yayın dünyasında, umumen kamuoyu nazarında ve hatta bazı bilgisiz ülkücüler nezdinde dahi müessir olmuştur.

Ülkücü Hareket bütün yokluklar ve imkânsızlıklara rağmen nasıl böyle başarılı olabilmiştir? Şeksiz ve şüphesiz Alparslan TÜRKEŞ sayesinde! Bu başarıda ‘aslan payı’ Ülkücü Hareket’in Kurucu Lideri Alparslan TÜRKEŞ’indir! Hatta şöyle söylersek, emin olun, zerre kadar abartmış olmayız; Alparslan TÜRKEŞ olmasaydı bu başarı imkânı yok, kazanılamazdı!

Alparslan TÜRKEŞ olmasaydı, Ülkücü Hareket var olmazdı, çünkü… O, Ülkücü Hareket’in Kurucu Lideridir; yani O, hem Ülkücü Hareket’in dünya görüşü olan Ülkücülüğü oluşturmuş, hem Ülkücü teşkilâtlanmayı yapmıştır ve hem de -Türkiye’yi komünistleştirmek için saldıran gizli ve açık komünist örgütlere karşı- ideolojik/siyasî ve fiilî mücadeleyi yürütmüştür! Bu üç fonksiyonu tek bir kişinin, aynı zamanda ve birlikte ifa etmesi, herhalde insanüstü bir gayret gerektirmiş olmalıdır. Bunu da ancak büyük bir Lider gerçekleştirebilir.

Ancak… Ülkücü Hareket’in bu başarısında, elbette, tek tek her bir Ülkücünün de yaptığı hizmet oranında bir payı vardır… Bunu inkâr etmek, büyük haksızlık olur ki bu da kimsenin olmasa bile, ALLAH’ın gücüne gider… Ülkücü Hareket’in ülkücü, imanlı, inançlı, fedakâr, metanetli, cesur, cefakeş ve sabırlı insan kadrosu olmasaydı, Alparslan TÜRKEŞ tek başına ne yapabilirdi ki? Bilindiği gibi ‘kadro’, ‘fikrin’ ve ‘dâvânın’ insan unsuru demektir. Bu da her meslek ve tabakadan bir ‘seçkin insanlar’ topluluğu anlamına gelir ki hiçbir ‘fikir’ ve ‘dâvâ’, kadrosunu kurup, aktif duruma geçirmedikçe başarıya ulaşamaz, hatta varlığını bile hissettiremez.

O halde şöyle bir sıralama yapmak, herhalde doğru olur: Ülkücü Hareket’in başarısında Kurucu Lider Alparslan TÜRKEŞ’ten sonraki en büyük pay hiç şüphesiz önce Dündar TAŞER’in, sonra da Gün SAZAK’ın paylarıdır… Sonra çapları ve Ülkücü Hareket’e yaptıkları hizmet ve katkı nispetlerinde… İdeologlar; S. Ahmed ARVASÎ, Erol GÜNGÖR, Galip ERDEM, İskender ÖKSÜZ, Necmettin HACIEMİNOĞLU, İbrahim KAFESOĞLU vd., milletvekilleri; Turan KOÇAL, Sadi SOMUNCUOĞLU, Mehmet IRMAK, Mehmet DOĞAN, Cengiz GÖKÇEK, Mehmet Yusuf ÖZBAŞ vd.

Ve… Ülkücü Hareket’in ana omurgasını teşkil eden, Ülkücü gençlik teşkilâtlarının 12 Eylül öncesindeki Genel Başkanları; Salih DİLEK, Muhittin ÇOLAK, Aytekin YILDIRIM, İbrahim DOĞAN, Ramiz ONGUN, Muharrem ŞEMSEK, Sami BAL, Ali BATMAN, Selahattin SARI, Muhsin YAZICIOĞLU, Lütfü ŞAHSUVAROĞLU, Hasan ÇAĞLAYAN, Yaşar YILDIRIM.

Ülkücü Hareket’in bu başarısını anlatmadığımız/anlatamadığımız için Türk Milleti hatta bizâtihi Ülkücülerin pek çoğu verilen mücadeleyi, kazanılan başarıyı bihakkın bilmemekte; lider ve kadrosunu lâyıkıyla tanımamaktadır. Binaenaleyh bu mücadeleyi bizzat yaşamış olanlar ve sonraki nesiller arasında fikir ayrılıkları, yorum farklılıkları derin kırılmalara, kritik kararlarda, dönüm noktalarında kuşaklar/nesiller arası çatışmalara dönüşebilmiştir.

Bunu, açarak şöyle söylemek herhalde daha doğru olur; kabaca bir tasnif yaparsak Ülkücü Hareket’in üç Ülkücü nesilden meydana geldiğini görürüz: Alparslan TÜRKEŞ’in CKMP’ye Genel Başkan seçildiği 1 Ağustos 1965 ila 12 Eylül 1980 arasında Ülkücü olan birinci Ülkücü kuşak. Alparslan TÜRKEŞ’in cezaevinden tahliye edildiği 9 Nisan 1985 ila vefat ettiği 4 Nisan 1997 arasında ülkücü olan ikinci Ülkücü kuşak. Ve 4 Nisan 1997’den sonra Ülkücü olan üçüncü Ülkücü kuşak... Birinci Ülkücü neslin bir kısmı, ikinci Ülkücü neslin büyük çoğunluğu ve üçüncü Ülkücü neslin bazı istisnalar hariç hemen hemen tamamı, Ülkücü Hareket’in 12 Eylül öncesinde komünizme karşı verdiği mücadeleyi, kazandığı başarıyı, en önemlisi de varlık sebebini ile tarihî misyonunu yeterince idrak edememişlerdir.

Neden böyledir, bu?

Tarihçiler dünyasında “Tarih yapan, ama yazmayan millet: Türkler” kanaati yaygındır. Türk Milleti’nin özü mesabesindeki Ülkücüler de milletinin bu nakîsesiyle mâlûldür. Kendi “tarihlerini” yazmamışlardır… Tarihlerinin tamamını kaplayan o destansı mücadeleleri, bu mücadelenin kıskanılası kahramanlıkları unutulup gitmektedir. Adsız sansız kahramanları bir yana, düzenin, devletin, düşmanlarının dahi kaydettiği, adıyla sanıyla bilinen lider ve kadrosu bile unutulmaya terk edilmiştir.

Ülkücü Hareket –maalesef- ‘kuşaklar/nesiller arası kopukluk/çatışma’ hastalığına tutulmuştur… ‘Nesiller arası çatışma’ konusunu inceleyen ilim adamları, bu hastalığın birden çok sebebinin bulunduğunu, fakat bunlardan iki tanesinin çok mühim olduğunu belirtmektedirler: 1- Eğitim… Eğitim eksikliği yahut yanlışlığı… 2- İletişim ve temas eksikliği… Bu iki sebep ve diğerleri her kuşağın birbirlerine peşin hükümler ve önyargılarla yaklaşmasına, bu da ‘nesiller arası kopukluk ve çatışma’nın doğmasına neden olmaktadır.

O halde ‘nesiller arası çatışma’ hastalığının birinci çaresi/ilâcı eğitimdir; eğitimde yapılan yanlışlığı düzeltmek ve eğitime ağırlık vermektir. İkinci çaresi/ilâcı ise iletişim ve temastır.

Bütün teşkilâtlarda olduğu gibi Ülkücü teşkilâtlarda da az ya da çok, öyle ya da böyle mutlaka eğitim ve iletişim faaliyetleri vardır. Fakat –kimse kusura bakmasın ve inkâra kalkışmasın- Ülkücü ‘nesiller arası kopukluk/çatışma’ bir gerçek olduğuna göre, Ülkücü teşkilâtların; ya eğitim programlarının muhtevaları yanlıştır, ya eğitim programlarının muhtevalarında bir eksiklik veya fazlalık vardır, ya yanlış bir eğitim programı uygulanmaktadır ya da uygulama metotları yanlıştır… Ve… Ülkücü teşkilâtların ya iç iletişiminde bir kopukluk vardır ya da uygulanan iletişim metodu yanlıştır…

Bu kitabın yayınlanmasının amacı evvelen; 12 Eylül öncesindeki Ülkücü teşkilâtların genel başkanları olan Salih DİLEK, Muhittin ÇOLAK, Aytekin YILDIRIM, İbrahim DOĞAN, Ramiz ONGUN, Muharrem ŞEMSEK, Sami BAL, Selahattin SARI, Lütfü ŞAHSUVAROĞLU ve Hasan ÇAĞLAYAN’ın ‘Alparslan TÜRKEŞ ve Ülkücülük hakkındaki görüşlerini’ aktarmak suretiyle ‘Ülkücü nesiller arası kopukluk/çatışma’ hastalığına bir nebze de olsa çare/ilâç olmaya çalışmaktır.

Ülkücü Hareket’in Kurucu Liderini ve onunla kader birliği yapmış gençlik liderlerini yeni nesil Ülkücülerin tanıması, ateşten yıllardan bugünlere taşınan mirasın anlaşılabilmesi ve de nesiller arası kopukluğun/çatışmanın aşılabilmesi için elzemdir.

Ülkücülerin fikir birliği adına önemli olduğuna inandığımız, 1980 sonrasında piyasada bulunmayan kitapların yeniden basımı aşamasında ilk düşündüğümüz DOKUZ IŞIK olmuştu. Liderimiz Alparslan TÜRKEŞ ile bir görüşmemizde konuyu kendisine açmış, basım izni alır almaz da yayın safhasına geçmiştik. DOKUZ IŞIK’ı müteakiben Dündar Taşer’in MESELE, N. Kemal Zeybek’in ÜLKÜ YOLU’nu da yayınlamıştık. Bu kıymetli eserler vb. bizim yayınlamamızdan sonra çeşitli yayınevlerince müteaddit defalar yayınlandı… İnş’Allah bu seferde böyle olur…

Yine aynı amaçla daha önce Sayın GENEL BAŞKANLARLA yapmış olduğumuz mülakatları montajlayarak 58 dakikalık bir video olarak ve “BAŞBUĞ TÜRKEŞ BELGESELİ, Ülkü Ocakları Genel Başkanları Alparslan Türkeş’i Anlatıyor” başlığıyla bazı televizyonlarda yayınlamış ve de YouTube ile ÜLKÜCÜ DÜNYA GÖRÜŞÜ başlıklı internet sitemize yüklemiştik… Dijital ortamda –mecburen- özet durumunda yayınlanmış olan söz konusu mülakatların kesintisiz olarak ve kitap haline getirilerek okuyucuya sunulması, tarihe not düşülmesi adına önemli olduğu kanaatindeyiz.

Gayret bizden, tevfik ALLAH’tandır!

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

Ziyaret -> Toplam : 80,05 M - Bugn : 16183

ulkucudunya@ulkucudunya.com