« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ HABER

Sonra kafayı duvardan duvara vurmak yok!

Servet Avcı, 16 Eyl 2018

SONRAKİ HABER

‘Sosyolojik İslamcılık’ versus ‘Entelektüel İslamcılık’

İbrahim Kiras, 10 Eyl 2018

10 Eyl

2018

İslamcılık mı dediniz?

İbrahim Kiras 01 Ocak 1970

15 yıllık AK Parti iktidarı süresince gündemden hiç düşmeyen tartışma konularımızdan biri İslamcılık. Ama İslamcılık derken, aslında dindar kimlikli siyasetçilerin yönetimindeki bir partinin dini değerlerle toplum düzenini bağdaştırmaya yönelik niyetleri konuşuluyor hep. Bir yandan da bu dönemde iktidar nimetlerine kavuşan bir kesimin dini hassasiyetlerinden uzaklaşmış olduğuna yönelik tespit ve eleştiriler “İslamcılığın iflası” olarak ilan ediliyor. Mücahitler müteahhit oldu sloganıyla da ifade edilen bu eleştirinin elma ile armudun kıyası cinsinden bir mantık hatasıyla muallel olduğunu çok az kişi fark edebiliyor.

Çünkü, -bu konularda ileri geri konuşanlar İslamcılığın ne olduğundan habersiz demeyeyim de- İslamcılık kavramının anlam içeriği üzerinde bir uzlaşmaya ihtiyaç var. Yani aslına bakarsanız problem nihayetinde bir adlandırma problemi. Biliyorsunuz ki bugün geleneksel dini yapılara mensup veya geleneksel din anlayışına sahip insanların büyük çoğunluğu İslamcı diye adlandırılmaya itiraz ediyor, yalnızca Müslüman veya bağlamına göre dindar sıfatlarını tercih ediyorlar. Haklılar, zira İslamcılık öncelikle bizim yakın tarihimizde ortaya çıkan ve etkileri bugüne kadar ulaşan bir fikir akımının adıdır. Bu anlamda her Müslüman aynı zamanda İslamcı değildir, olmak zorunda da değildir.

***

Bugünkü kafa karışıklıklarının ortaya çıkardığı kavram karmaşası içinde kabaca toplumsal/siyasal düzene ilişkin görüşlerini dini değerlere dayandıran Müslümanlara -yani neredeyse bütün Müslümanlara- toptan İslamcı deniliyor olması elbette problemi çetrefilleştiriyor. (Batı dünyasında El Kaide, IŞİD gibi terörist örgütlerin temsil ettiği nihilist ideolojinin mensupları için Islamist yani İslamcı sıfatının kullanılıyor olması apayrı bir problem.)

Ama İslamcılık esas olarak bir “özel isim”. Osmanlı düzeninin zayıflamaya başladığı, maddi unsurlarının Batı karşısında rekabet edemez hale geldiği bir dönemde Türkiye topraklarında ortaya çıkıp imparatorluk coğrafyasında da taraftar bulan bir fikir akımının adı.

Geçenlerde de bir başka vesileyle değinmiştik, dönemin diğer bütün fikir cereyanları gibi “devleti ayakta tutmanın çaresi” olarak ortaya çıkmış bir görüştür İslamcılık. Bu akıma mensup aydınlara göre devletimiz Batı devletleri karşısında güçsüz düşmüştü, çünkü medeniyetimiz Batı medeniyeti karşısında güçsüz düşmüştü. Dolayısıyla eskiden yapıldığı gibi kurumlarımızı ıslah ederek eski hale dönmenin mümkün olmadığı anlaşılmış, meseleye kafa yorulan dar çevrede artık medeniyet değerlerinin gözden geçirilmesi gerektiği görüşüne ulaşılmıştı.

***

Bir bölüm aydının gözünde problem tarih boyunca hurafe ve bidatlerin yaygınlaşmasıyla İslam’ın özünden uzaklaşılmış olmasıydı. Bunun toplumsal ve siyasi sonuçları ise Osmanlı başta olmak üzere dünya Müslümanlarını Hıristiyan dünyası karşısında askerî, iktisadî ve siyasî açıdan zayıf ve yenik düşürmüştü. Öyleyse yapılacak şey “öze dönmek”ti. (İslam tarihi boyunca dönem dönem gündeme gelen bir fikir.) Öze dönüldüğü zaman, yani İslam’ın kendi özgün dinamiklerinden yola çıkarak modern Batı medeniyetinin oluşturduğu tehditlere cevap üretmek ve modernitenin getirdiği problemlere çözüm bulmak mümkün olabilecekti. Müslümanları birleştirmenin ve hem emperyalist saldırılardan hem de içerideki işbirlikçi zalim yönetimlerden kurtarmanın da yolu buydu.

Tanzimat döneminde Namık Kemal, Ziya Paşa ve Ali Suavi’nin başını çektiği Yeni Osmanlılar hareketiyle temeli atılan, İkinci Meşrutiyet devrinde Mehmet Akiflerin, Said Halimlerin vs. temsil ettiği İslamcılık düşüncesi özetle budur.

Mücahitlerin müteahhit olmasının “İslamcılığın iflası” anlamına gelip gelmediğine hükmetmek için pratikte 1924’den itibaren anlamının ve ağırlığının kalmadığını söyleyebileceğimiz bu fikir akımının Cumhuriyet döneminde yerini almış görünen toplumsal/siyasal hareketleri konuşalım bir sonraki yazıda.

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

18 Eyl 2018

“Nerde o yiğitler ki gür Sesleri ülkeyi bürür, ‘Yürü’ dese dağlar yürür ‘Dur’ dese kalpler dururdu.” Bursa Eğitim Enstitüsü’nde 1968-1980 arasında yükseköğrenim görmüş arkadaşlarımızla bu defa Sivas’ta buluştuk.

Yusuf Yılmaz ARAÇ

12 Eyl 2018

Nurullah KAPLAN

22 Haz 2018

M. Metin KAPLAN

13 Şub 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 39,69 M - Bugün : 40476