« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ HABER

Sonra kafayı duvardan duvara vurmak yok!

Servet Avcı, 16 Eyl 2018

SONRAKİ HABER

‘Mazoşist dindarlık’ içselleştirilmiş bir kölelik olabilir mi?

Mehmet Ocaktan, 10 Eyl 2018

10 Eyl

2018

‘Sosyolojik İslamcılık’ versus ‘Entelektüel İslamcılık’

İbrahim Kiras 01 Ocak 1970

İslamcılık akımı ondokuzuncu asrın son yarısında ve yirminci asrın ilk çeyreğinde özellikle aydınlar muhitinde etkili olmuş ama Cihan Harbi sonunda imparatorluğun dağılması neticesinde sahneden çekilmişti. Çünkü cumhuriyet rejiminin kuruluşunun ardından teşekkül eden yeni siyasi tabloda varlık sebebi büyük ölçüde ortadan kalkmıştı. Ne demek istediğimi açıklamak için herhalde İslamcılık fikriyatının aslî niteliklerinin neler olduğunu hatırlatmam gerekiyor:

Bu akımın üç ana sütunu var. İslamcılıktan söz etmek için her üçünün de bir arada olması lazım. Sacayağı gibi. İlki öze dönüş fikri. İkincisi ittihad-ı İslam ve antiemperyalizm, üçüncüsü istibdatla mücadele...

Bu akımın mensupları Müslüman toplumlarda hâkim olan İslam anlayışının modernitenin ürettiği yeni sorunlara cevap veremeyişimizin temel sebebi olarak gördükleri için dinin tarih boyunca biriken bidat ve hurafelerden -daha doğrusu belirli zamanların şartlarına bağlı yorumlardan- arındırılarak “öze dönüş”ün gerçekleşmesini zorunlu saymışlardır. Bu sayede toplumun bütün kurumlarıyla birlikte modernleşmesinin -veya başka bir bakış açısıyla modernleşmenin etkilerine direnebilmesinin- mümkün olacağını düşünmüşlerdi.

Bu dönemin aydınlarının imparatorluk coğrafyası haricinde bugünkü anlamıyla bir İslam alemi tasavvuruna sahip olduklarını söylemek fazla doğru olmasa da İslamcılık fikriyatını oluşturan üç temel unsurdan biri de -aslında “ittihad-ı anasır” politikasının bir varyasyonu olan- “ittihad-ı İslam” idealidir ki buna bugünkü anlamıyla antiemperyalizm demek yanlış olmaz. Zira İslam yurtlarının büyük bölümünün işgal ve sömürü altında olduğu bir dönemde Müslümanları bu zilletten kurtarmak esas meseledir.

Öte yandan, Müslüman toplumların oligarşik nitelikli zorba yönetimlerin elinden kurtarılması da İslamcılık fikriyatının temel bileşenlerinden bir diğeri. “İstibdat karşıtlığı” diye tanımladığımız bu tutumun bugünün dünyasında “demokrat”kavramına denk geldiğini söylemek gerekir.

Cumhuriyet döneminde bu sacayağından ilk ikisi boşta kaldı. Çünkü yeni rejimin kurucuları toplumun modernleşmesi hedefini radikal bir laiklik/sekülerleşme politikasına bağlamışlardı. Ayrıca İslamcıların artık İkinci Meşrutiyet dönemindeki “iktidar ortağı” vasfı da kalmamıştı.

Bu dönemde dinin toplumsal görünürlüğüne yönelik baskılara karşı “kimliğin muhafazası” temelinde şekillenen ama özellikle “öze dönüş” fikrine mesafeli duran bir toplumsal tepki hareketi oluştu ki buna da İslamcılık adını verenler var. Kendi payıma ben bu toplumsal tepki dalgalanmasına -orijinal “Entelektüel İslamcılık” akımından ayırmak için- “popüler İslamcılık” demeyi tercih ediyorum. Daha ziyade püriten nitelikte diyebileceğimiz, toplumsal örfün ifadesi olan biçimsel ahlak kurallarını ve bir de kimlik hassasiyetlerini öne çıkaran bir İslam anlayışı…

1924’tan sonra “Entelektüel İslamcılık” kendisine bir hayat alanı bulamazken “Popüler İslamcılık” az çok ayakta kaldı. Çünkü etkinlik alanı camilerdi, evlerdi nihayetinde. Varlığı kitapla, dergiyle, gazeteyle kayıtlı değildi...

Çok partili dönemde “Entelektüel İslamcılık” kitaplarla, gazete ve dergilerle yeniden hayatiyet kazanma çabasına girişti ama varlığı yine sınırlı kaldı. “Popüler İslamcılık” ise bilhassa tarikat ve cemaat örgütlenmeleriyle gelişim gösterme imkânı buldu.

Ancak Türkiye’deki “Yeniden İslamlaşma” hareketine yön veren “Popüler İslamcılık”ın içinde merkezin tahakkümüne taşranın isyanı da var. Yani sınıfsal boyutu da var. Bu açıdan sosyolojik bir hareket.

1960’lardan sonra başlayan ve 1980’lerden itibaren önü alınmaz bir hızla toplumsal hayatı alt üst eden büyük iç göç ve kentleşmeyle birlikte tabiri caizse “Sosyolojik İslamcılık” halini alan bu sosyokültürel dalgalanmayı iyi analiz edemezsek bugünkü siyasi ve sosyal tabloyu anlamlandırmak da zor olur.

İşte bu ortamda “Sosyolojik İslamcılık” hareketinden bağımsız olarak “Entelektüel İslamcılık” adını verebileceğimiz bir yapının var olma imkanını tartışmak gerekiyor. Ve bu tartışmayı yapmak yalnızca “dindar/muhafazakâr”kalem erbabının görevi değil.

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

18 Eyl 2018

“Nerde o yiğitler ki gür Sesleri ülkeyi bürür, ‘Yürü’ dese dağlar yürür ‘Dur’ dese kalpler dururdu.” Bursa Eğitim Enstitüsü’nde 1968-1980 arasında yükseköğrenim görmüş arkadaşlarımızla bu defa Sivas’ta buluştuk.

Yusuf Yılmaz ARAÇ

12 Eyl 2018

Nurullah KAPLAN

22 Haz 2018

M. Metin KAPLAN

13 Şub 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 39,69 M - Bugün : 40605