« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

M. Metin KAPLAN

22 Nis

2024

KAPİTALİZM - 10 -

22 Nisan 2024

15 Şubat 1977

M. Metin Kaplan’ın henüz yirmi üç yaşında Bursa’da üniversite öğrencisi iken, tutuklu bulunduğu sırada, arka sayfasını tamamen “Ülkü Ocakları Sayfası” adı altında ülkücü yazarlara tahsis eden milliyetçi bir gazetede, 6.2.1977 – 15.2.1977 tarihleri arasında on gün süreyle yayınlanan, “Kapitalizm” başlıklı iktisadî araştırma – inceleme yazı dizisinin onuncu bölümü.

- 10 -

Gerçekten gelişmiş batı ülkelerinin kalkınma modeli olan kapitalist ekonomi Türkiye’nin kalkınmasında bir model olma şansını kaybetmiştir. Zira bu ülkeler kapitalist yolla kalkınırken içerde ve dışarda büyük sömürü imkânlarına sahip idiler. Nitekim dışarda az gelişmiş ülke halklarını içerde ise hiçbir garantisi olmayan işçileri sömürüyorlardı.

Bugün esasen kendisi az gelişmiş bir ülke olan Türkiye’de müteşebbisin bu imkânları mevcut değildir. Gerçekten Türkiye’nin dış ülkeleri sömürmesi mümkün olmadığı gibi aynı şekilde içerde de toplu sözleşme kanununu Sosyal Sigortalar Kanunu, Sendikalar Kanunu gibi sosyal mevzuat çok sınırlı bir sahada sömürülmeğe engel olmakta, bunun dışında kalan ticaret bazı sanayii dallarında da tarım alanında aşırı sömürü yine devam etmektedir.

Türkiye’nin bugüne kadar kalkınmamış olması da yıllardan beri uygulanmakta olan kapitalist ekonomi sisteminin yetersizliğini ve başarısızlığını göstermeye kafi gelmektedir.

(1) Adı geçen: “Poliçe”, “Çek”, “Gemi Sigortası” gibi işlemlerin mucidi Selçuklu Türkleridir. Bu durumu daha iyi kavrayabilmek için, hem de Avrupa ile Türk dünyasının durumunu karşılaştırabilmek için, Selçukluların iktisadi siyasetine kısaca bakmakta faydalar vardır.

İleri görüşlü Selçuk Sultanları askerî hareketlerini ticaret yollarını ve limanlarını elde tutmak gayelerine yönelttikten başka, zamanın ihtiyaçlarına göre sağlam bir ticarî ve iktisadî siyasete de sahip bulunuyorlardı. Kara ve Akdeniz limanlarına çıkış, ticaret ve kervan yollarının emniyetini tesis ve iştirahatlerini temin, İtalyan Cumhuriyetleri ve Kıbrıs Kralları ile yapılan ticaret anlaşmaları, ithalat ve ihracatı teşvik maksadıyla hafif bir gümrük tarifesinin tatbiki bu iktisadî ve ticarî siyasetin başlıca esası idi.

Bu gaye bizzat devrin kaynaklarında açık olarak gösterilmektedir. Meselâ Sinop - Antakya gibi memleketin giriş ve çıkış limanlarında ticarî mübadeleleri kolaylaştırma ve geliştirmek için bu şehirlere büyük sermayeli tüccarlar yerleştirdiler. Onlar her türlü yardımlarda bulundular. Türkiye’ye gelen yabancı tüccarlara imtiyazlar verdiler, en az bir gümrük tarifesi tatbik ettiler. Yollarda herhangi bir şekilde zarar gören, soyguna uğrayan veya malı denizde batan tüccarların malları devlet hazinesinden tazmin edilmekte idi. Bu Selçuk devletinin bir devlet sigortası uyguladığını gösterir. Zira ticaret tarihiyle uğraşanlar sigorta müessesesinin zuhurunu ancak XIV. asra kadar çıkarmaktadırlar. Devletin giriştiği bu tedbirler arasında ticaret kervanlarının askerî müfrezeler tarafından korunması keyfiyeti de dikkate şayandır.

Gerçekten o çağda devlet ne kadar güçlü, asayiş ne kadar sağlam olursa olsun, zengin ticaret kervanları dışta düşman saldırılarına, içte eşkıya baskınlarına uğrama ihtimali ile karşı karşıya idiler.

İşte, Selçuk Kervansaraylarının vücut bulması kısaca temas ettiğimiz bu şartların ve güdülen ticarî siyasetin bir neticesidir ve iki mühim gayeyi göz önünde bulundurmak suretiyle inşa edilmiştir.

a) Zengin ticarî emtia nakleden kervanlara, hudut civarında düşman çapulcularından göçebe ve eşkıya baskınlarında koruyacak emniyetli konak yerleri sağlamak.

b) Yolcuların kondukları veya geceledikleri yerlerde her türlü ihtiyaçlarını karşılıksız temin etmek, böylece ticareti teşvik etmek idi.

Kanaatimizce bunlardan başka, belli bazı merkezlerin, ticaret merkezi haline gelmesini sağlamak gayesi de bulunuyordu. Zira kervanların geçtiği kasabalar gibi kervansarayların civarında da küçük ticaret merkezleri meydana gelirdi. XIII. asırda Sivas civarında bulunan Karabay Kervansarayı civarında böyle bir ticaret merkezi kurulmuştu.

Yollardaki Kervansaraylara mukabil şehir ve kasabalarda da hanlar yapılmıştır. Bunlar, tüccar ve yolculara mahsus olmakla beraber tamamıyla ticarî mahiyette ve ücretli iktisadi ve ticari müesseselerdi.

Selçuk Kervansarayları ile ilgili iktisadî ve ticarî bilgiyi tamamlamak için bunların menşeileri meselesine de kısaca temas etmek faydalıdır. Şüphesiz bunlar daha önce İslâm dünyasında kurulan ribatların devamından başka bir şey değildirler. İşte bu ribatler, kaynaklara göre, daha X. asırda Türkistan da tam mükemmel olarak mevcut bulunuyordu.

Aynı zamanda Selçuklular, daha 1. Süleyman Şah’tan başlamak üzere, Bizans devrinde büyük arazi aristokrasisi elinde bulunan veya Türk fetihleri ile sahipleri kaybolan toprakları esir (serf) köylülere dağıtmışlar; onları toprağa ve hürriyete kavuşturmuş ve böylece özel mülkiyete geçiş için bir adım atmılardır.

- SON -

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

Yusuf Yılmaz ARAÇ

27 May 2024

“Bizim için seçilmek veya seçilmemek mühim değildir. Önemli olan fikirler ve bu fikirlere göre partiyi yeniden kurmaktır. Bizi taviz verecek zannediyorlar.

Halim Kaya

27 May 2024

M. Metin KAPLAN

22 Nis 2024

Efendi BARUTCU

01 Nis 2024

Muharrem GÜNAY (SIDDIKOĞLU)

15 Mar 2024

Nurullah KAPLAN

04 Mar 2024

Altan Çetin

28 Ara 2023

Hüdai KUŞ

19 Eki 2023

Ziyaret -> Toplam : 104,34 M - Bugn : 24128

ulkucudunya@ulkucudunya.com