« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

M. METİN KAPLAN

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

21 Eyl

2026

Terörsüz ve bölünmez Türkiye

Ragıp Kutay Karaca 01 Ocak 1970

Soğuk Savaş’ın sona ermesin­den sonra ulus dev­letin ömrünü ta­mamladığı üzerine çok tartışma yapıl­dı. Küreselleşme­nin sınırları anlam­sızlaştıracağı, eko­nomilerin birbirine bağlanmasının sa­vaşları önleyeceği ve ulusla­rarası kuruluşların zamanla devletlerin yerini alacağı, hat­ta millî egemenlik kavramının geçmişte kaldığı ileri sürüldü.

Aradan geçen zaman bu bek­lentilerin çok büyük bir bölü­münü doğrulamadı.

Sınırlar ortadan kalkma­dı. Devletler etkisizleşmedi. Uluslararası kuruluşlar kriz­leri önleyemedi. Karşılıklı ekonomik bağımlılık savaşla­rı sona erdirmedi. Tam tersi­ne enerji, teknoloji, gıda, su ve tedarik zincirleri büyük güç mücadelesinin yeni araçlarına dönüştü. Değişen ise devletin karşılaştığı tehditlerin ve kul­lanmak zorunda olduğu araç­ların niteliği oldu.

Bugün Ukrayna’da toprak için savaşılırken, Gazze’de uluslararası hukuk etkisiz ka­lırken, Avrupa yeniden silahla­nırken ve ülkeler stratejik sek­törlerini korumaya çalışırken ulus devletin sona erdiğini söy­lemek mümkün müdür?

Mümkün değildir. Asıl tartı­şılması gereken ulus devletin yaşayıp yaşamaması değil, na­sıl yaşaması gerektiğidir. Bu­gün bir ülkenin sınırlarının korunması tek başına yeterli değil. Siber alanını, enerji kay­naklarını, iletişim altyapısını, verisini, üretim kapasitesini ve toplumsal bütünlüğünü koru­ması gerekiyor. Güvenlik yal­nızca ordularla değil; teknolo­jiyle, ekonomiyle, bilimle ve eğitimle sağlanıyor. Bu neden­le çağdaş ulus devlet yalnızca askerî bakımdan değil; ekono­mik, teknolojik, kültürel ve bi­limsel bakımdan da gelişmiş olmak zorunda.

Güçlü ulus devlete duyulan ihtiyaç arttı
COVID-19 salgını sırasın­da toplumların ilk başvurdu­ğu kurum uluslararası şirket­ler veya küresel örgütler değil, kendi devletleri oldu. Sınırla­rı devletler kapattı, sağlık sis­temlerini devletler yönetti, aşıları devletler temin etti ve ekonomik destekleri yine dev­letler sağladı. Rusya-Ukrayna savaşı başladığında enerji gü­venliğini sağlamaya çalışan da vatandaşlarını tahliye eden de savunma bütçelerini artıran da devletlerdi.

Yirmi birinci yüzyılda yaşa­yacak ulus devlet, geçmişe ka­panan değil geleceği kurabilen devlet olacaktır. Millî kimliğini korurken dünyayla ilişki kura­bilen, teknolojiyi yalnızca kulla­nan değil üreten, gençlerini baş­ka ülkelere göndermekle övün­mek yerine kendi ülkesinde tutabilen bir devlete ihtiyaç var.

Kültürünü koruyan fakat farklılıkları tehdit olarak gör­meyen; güçlü bir orduya sa­hipken hukukun gücünü de ko­ruyan; uluslararası ittifakla­ra katılırken kendi çıkarlarını başkalarının politikalarına tes­lim etmeyen bir devlet…

Ulus devlet ve kimlik
Ulus devlet etnik köken, mezhep veya yaşam biçimi üze­rinden daraltılmamalı. Keza millet yalnızca geçmişten ge­len bir soy ilişkisi değil, ortak bir gelecek kurma iradesidir. Devletin görevi farklılıkları or­tadan kaldırmak değil, bu fark­lılıkları ortak vatandaşlık çatı­sı altında bir arada tutmaktır.

Ortak vatandaşlık, fark­lı kimliklerin reddedilmesi­ni değil, bu kimliklerin devlet karşısında eşit haklara ve so­rumluluklara sahip olmasını ifade eder. Toplumsal kesim­ler ortak geleceğe olan inan­cını kaybederse sınırlar hari­tada kalır; fakat devletin iç bü­tünlüğü zayıflar.

Terörsüz Türkiye ve ulus devlet
Türkiye’nin bulunduğu coğ­rafya, ulus devleti zayıflatma lüksüne izin vermiyor. Keza Türkiye’nin güçlü bir ulus dev­let olarak varlığını sürdürme­si yalnızca Türkiye’nin değil, çevresindeki geniş coğrafyanın dengesi bakımından da önemli.

Bu nedenlerle terörsüz Tür­kiye yalnızca silahların sus­ması anlamına gelmemeli­dir. Terör örgütünün kendisi­ni feshetmesi, silahın siyasetin dışına çıkarılması, toplumsal ayrışmanın sona erdirilmesi ve Türklerle Kürtler arasında­ki tarihsel kardeşliğin güçlen­dirilmesi anlamına gelmelidir.

Bu hedef, Türkiye Cumhuri­yeti’nin ulus devlet yapısının zayıflatılması değil, tam tersi­ne toplumsal birliğinin güçlen­dirilmesi için önemli bir fırsat­tır. Çünkü terör, kırk yılı aşkın süredir yalnızca canlarımızı almadı; Türkiye’nin enerjisini tüketti, ekonomik kaynakları­nı azalttı, toplumsal güveni ze­deledi ve dış güçlerin ülkemize müdahale edebileceği alanlar oluşturdu.

Süreç doğru kavramlarla yürütülmelidir
Kürt vatandaşlarımızın kim­liği, kültürü ve günlük yaşamla­rında karşılaştıkları sorunlarla Türkiye’nin toprak bütünlüğü­nü hedef alan terör faaliyetle­ri aynı başlık altında değerlen­dirilemez. Bir kimliği güvenlik sorununa indirgemek ne kadar yanlışsa terörü demokratikleş­me söylemi içinde belirsizleş­tirmek de o kadar yanlıştır.

PKK, Kürt vatandaşlarımı­zın temsilcisi değildir. Terö­rist başı Kürt vatandaşları­mızın “önderi” değildir. Terör örgütünün Kürtlerin tek siya­si temsilcisi gibi kabul edil­mesi, öncelikle Kürt vatan­daşlarımıza yapılmış büyük bir haksızlıktır. Çünkü terör örgütü, silahlarıyla yalnızca devlete değil, Kürt vatandaş­larımızın özgür siyasi iradesi­ne de baskı uygulamıştır.

Eşit vatandaşlık söylemi üni­ter devlet yapısının, millî ege­menliğin veya Türk milleti kav­ramının tartışmaya açılması anlamına gelmez. Demokratik taleplerle ayrılıkçı hedefleri, kültürel haklarla terör örgütü­nün siyasi amaçlarını birbirin­den kesin biçimde ayırmak zo­rundayız. Eğer süreç, terör örgütünün silah bırakması kar­şılığında Türkiye’nin siyasi ve idari bütünlüğünü zayıflata­cak yeni egemenlik alanlarının oluşturulmasına dönüşürse, o zaman mesele değişir.

Kürt vatandaşlarımız Türki­ye Cumhuriyeti’nin zenginli­ğidir. Fakat vatandaşlık ile ay­rı kurucu siyasi kimlik aynı şey değildir. Birincisi millet bütün­lüğünü güçlendirir. İkincisi ise zaman içerisinde siyasi ayrış­manın zeminini oluşturabilir.

Bu nedenle Türkiye terörü bitirirken terörün ürettiği si­yasi parçalanma fikrini de bi­tirmek zorundadır.

Çünkü mesele yalnızca “te­rörsüz Türkiye” değildir.

Mesele, “terörsüz ve bölün­mez” Türkiye›dir.

Mesele yalnızca silahların susması değildir.

Mesele, Türk milletinin or­tak geleceğinin güvence altına alınmasıdır.

Ve bu yüzden ulus-devlet ya­şamak zorundadır.

Çünkü Türk milleti yaşamak zorundadır.

https://www.dunya.com/kose-yazisi/terorsuz-ve-bolunmez-turkiye/840322

Ziyaret -> Toplam : 326,61 M - Bugn : 144477

ulkucudunya@ulkucudunya.com