« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

M. METİN KAPLAN

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

24 Ağu

2026

SDG/YPG Gerçekten Tasfiye mi Ediliyor, Yoksa Şam’ın İçine mi Taşınıyor?

Abdullah Ağar 01 Ocak 1970

“SDG/YPG’nin tasfiye edildiği açıklanacakmış.”
O zaman biz de bu tasfiye açıklamasından önce, tasfiyenin yazısını yazalım.
Ve ilk kriteri şöyle yazalım: “Örgütün adı değil, örgütsel kapasitesi tasfiye edilmelidir.”
Yapılan açıklamalar son derece dikkat çekici bir gelişmeye işaret ediyor:
1- Süzme PKK’lı olup daha sonradan Suriye Savunma Bakan yardımcılığına atanan Sipan Hemo: “SDG ve YPG’yi haftaya feshedeceğiz. Fesih açıklamasının ardından hakların anayasa kapsamında güvence altına alınması için yasalar ve görüşmeler dönemi başlayacak” demiş.
2- YPG/PKK terör örgütünün sözde Ayn el-Arab, namı diğer Kobani/Arap Pınarı saha sorumlusu Mahmud Berxwedan, SDG/YPG’nin tasfiyesiyle ilgili Türkiye Gazetesi’ne son derece çarpıcı bir röportaj vermiş.
3- Türkiye’de konuyu çalışan bazı siyasetçiler bu açıklamalarla örtüşen açıklamalar yapmış.
Bütün bunların hepsi üst üste gelince üzerinde durulmayı, araştırılmayı, sorgulanmayı, stratejik akılla okunmayı ve üzerinde yazı yazılmayı hak ediyor.
Çünkü mesele doğrudan doğruya Türkiye’nin geleceğini ilgilendiriyor.
//
İşe Berxwedan açıklamasını deşerek başlayalım:
(O’nun ağzından) özetle Berxwedan;
- “Birkaç gün içinde SDG ve YPG’nin feshini duyuracaklarını”,
- yaklaşık 10 bin SDG/PKK’lının Suriye ordusuna katıldığını,
- entegrasyonun önündeki engellerin yüzde 99 oranında aşıldığını,
- “SDG ve YPG’yi dağıttıklarını”,
- Şam’la bütünleşmenin önünde ciddi bir engel kalmadığını,
- Özerk Yönetim yapısının sona ereceğini,
- silahlarını gömdüklerini,
- ayrı bir devlet kurmak istemediklerini,
- artık geri dönüş olmadığını,
- “tek ordu, tek devlet, tek bayrak ve ortak vatan” temelinde yeni bir Suriye inşa edeceklerini söylüyor.
- askeri birleşmenin teorik olarak tamamlandığını, ancak Türk vatandaşlığına sahip YPG ve YPJ savaşçılarının durumunun hâlâ çözülmemiş başlıklardan olduğunu ifade ediyor.
- Kamu kurumları ve petrol sahalarının Şam yönetimine devredilmesinin de tamamlanmak üzere olduğunu belirtiyor.
Daha da önemlisi…
- Geçmişte SDG/YPG’nin 70-100 bin, hatta daha yüksek rakamlara ulaştığı yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını, gerçek sayının 35 bini aşmadığını söylüyor.
Ve Türkiye’de devam eden “Terörsüz Türkiye” sürecini destekliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin büyük riskler aldığını, “bin yıllık bir adım” attıklarını, bunun Suriye, Irak ve İran üzerinde büyük etkileri olacağını ve tarihe büyük devlet adamları olarak geçeceklerini söylüyor.
Bütün bunlar bir terör örgütü mensubunun ağzından geliyor.
Ve hepsi Türkiye Gazetesi’nin röportajında açık biçimde yer alıyor. (Türkiye Gazetesi⁠)
//
Peki gerçekten ne oluyor?
YPG/PKK terör örgütünün kendisini tasfiye edeceğinin açıklanması…
Bence çok heyecan verici bir şey.
Ama gerçekten öyle mi?
İşte burada heyecanı bir kenara bırakıp stratejik akılla düşünmek gerekiyor.
Çünkü önümüzde çok temel bir soru var:
Bu bir gerçek tasfiye mi, yoksa yeniden yapılanma mı?
Türkiye’yi, Suriye’yi, bölgeyi, ilişkileri ve güvenliği nasıl etkileyecek?
/
Öncelikle burada birbirinden kesinlikle ayrılması gereken birkaç husus var.
“10 bin savaşçı Suriye ordusuna katıldı” demek başka şey.
“SDG/YPG’nin askeri ve siyasi kapasitesi tamamen ortadan kalkıyor” demek başka şey.
/
“Birkaç gün içinde SDG ve YPG feshedilecek” demek başka şey.
“SDG’nin örgütsel kapasitesinin Şam’ın devlet yapısı içerisinde korunarak yeniden konumlandırılması” ise çok daha başka bir şey.
/
Dolayısıyla asıl stratejik soru şudur:
SDG gerçekten tasfiye mi ediliyor, yoksa SDG’nin silahları, kadroları, yapısal bütünlüğü, emir-komutası, bağlantıları, himayesi, güdülenmesi, tünelleri, sınır aşım kapasitesi ve örgütsel yetenekleri Suriye devletinin içine taşınarak yeni bir biçimde mi korunuyor?
Çünkü bir örgütün;
Adı, giysisi, peçi, flaması, hukuki statüsü değişebilir, hatta başka bir ordunun bünyesine dahi alınabilir.
Ama bunların hiçbiri tek başına örgütsel kapasitenin ortadan kaldırıldığı anlamına gelmez.
İşte meselenin düğüm noktası tam da burasıdır.
Örgütün adı değil, örgütsel kapasitesi tasfiye edilmelidir.
//
DÖRT TUGAY: ENTEGRASYON MU, TASFİYE Mİ?
Bilmeyenler için son derece önemli bir hususu hatırlatmak gerekiyor.
SDG/PKK’ya bağlı, her biri ortalama 2.000 YPG/PKK’lıdan oluşan;
- Haseke’de, Kamışlı’da, Derik’te konuşlu 3 SDG/PKK tugayı 60. Tümen bünyesinde…
- Ayn el-Arab/Kobani’de konuşlu bir tugay Halep’e bağlı 72. Tümen bünyesinde…
olmak üzere toplam dört tugay, yapısal bütünlükleri korunarak Suriye ordusuna entegre edilmişti.
Bu son derece önemli.
Çünkü burada “entegrasyon” ile “tasfiye” arasındaki fark bütün çıplaklığıyla ortaya çıkıyor.
Bir örgüt mensubunun başka bir ordunun üniformasını giymesi ile o örgütün örgütsel kapasitesinin ortadan kaldırılması aynı şey değildir.
Tam tersine, bu dört tugay örneği bize şunu gösteriyor: Bir silahlı yapının devlet ordusunun içerisine alınması, o yapının otomatik olarak tasfiye edildiği anlamına gelmez.
Eğer yapı;
* kendi kadrolarını,
* kendi iç bağlarını,
* kendi komuta ilişkilerini,
* kendi silahlarını,
* kendi yerel güvenlik ağlarını,
* kendi istihbarat bağlantılarını
koruyabiliyorsa, ortada tasfiye değil, yeniden konumlandırma vardır.
İşte bu nedenle dört tugay meselesi, bugün yaşananları okumak açısından son derece kritik bir örnek teşkil ediyor.
//
RAKAMLAR MESELESİ: 100 BİN Mİ, 35 BİN Mİ?
Burada çok daha büyük bir soru karşımıza çıkıyor.
Mahmud Berxwedan, SDG/YPG’nin geçmişte ileri sürülen 70-100 bin, hatta daha yüksek rakamlara ulaşan mevcudiyetinin gerçeği yansıtmadığını ve gerçek sayının 35 bini aşmadığını söylüyor.
Bu açıklama son derece dikkat çekici.
Çünkü geçmişte SDG/YPG’nin mevcudiyeti konusunda ABD Suriye eski özel temsilcisi James Jeffrey, Mazlum Abdi başta olmak üzere pek çok kaynak tarafından çok daha yüksek rakamlar söylendi: 100 bin ve üzerinde, hatta 130 bin gibi rakamlar gündeme geldi.
Şimdi ise Berxwedan: “35 bini aşmadı” diyor.
Peki?
İnandığımızı varsayalım.
Bu durumda dahi, karşımızda James Jeffrey-Mazlum Abdi çelişkisinden çok daha ciddi bir sorun var: Geçmişte açıklanan, ABD’liler dahil parası alınan, bütçeleri, bordoları olan gerçek mevcutla bugün açıklanan rakamlar arasındaki bu devasa fark nasıl açıklanacak?
Hadi biraz yumuşatalım: SDG içerisinde önemli bir Arap kadro bulunduğunu zaten biliyorduk.
Fırat’ın doğusundaki gelişmeler, Şam güçlerinin operasyonları ve Arap aşiret unsurlarının önemli bölümünün SDG’den kopması sonrasında bu yapıların ciddi ölçüde dağıldığı görülüyor.
Senadid güçleri başta olmak üzere Arap unsurların sayısı konusunda sahada farklı rakamlar bulunuyor.
Ama en fazla 40-50 bin civarında rakamlar telaffuz edildi.
Hadi bu ‘en fazla’yı çıkartalım.
Geri kalanlar nerede?
Ne kadarı Suriye dışına çıktı?
Ne kadarı Irak’a veya İran’a geçti?
Ne kadarı başka yapılara dönüştü?
Ne kadarı yer altında kaldı?
Ve en önemlisi:
Bütün bu silahlı yapının bugün nerede olduğuna ilişkin güvenilir ve doğrulanabilir bir envanter var mı?
İşte bu sorular cevaplanmadan, yalnızca “35 bin kişiydik” denilmesiyle mesele kapanmaz.
Çünkü güvenlikte önemli olan sadece bugünkü spekülatif rakam değil, silahlı gücünün gerçekten ne olduğu ve nereye gittiğidir.
//
GERÇEK TASFİYENİN KRİTERLERİ:
Eğer gerçekten bir tasfiye yaşanıyorsa bunu söylemlerden değil, sahadaki mekanizmalardan anlarız.
Eğer gerçekten;
* SDG/YPG’nin bağımsız silahlı ve siyasi yapısı sona eriyorsa,
* ayrı komuta-kontrol sistemi kaldırılıyorsa,
* silahlı unsurlar eksiksiz biçimde Şam’ın emir-komuta zincirine giriyorsa,
* ağır ve stratejik silahlar merkezi yönetime teslim ediliyorsa,
* silah depoları ve mühimmat stokları kayıt altına alınıyor ve merkezi denetime geçiyorsa,
* sınırlar ve sınır kapıları Şam yönetimine devrediliyorsa,
* petrol sahaları ve ekonomik kaynaklar merkezi devlet kontrolüne geçiyorsa,
* yerel güvenlik yapılanmaları merkezi devlet yapısına bağlanıyorsa,
* PKK bağlantılı yabancı veya dışarıdan gelen kadrolar bölgeden ayrılıyor ve nereye gittikleri kayıt altına alınıyorsa,
* istihbarat ve finans ağları dağıtılıyorsa,
* binlerce kilometrelik tünel ve tahkimat ağları merkezi devletin kontrolüne geçiyor veya işlevsiz hâle getiriliyorsa,
* üsler, kışlalar ve karargâhlar boşaltılıp devrediliyorsa,
* Özerk Yönetim’in paralel devlet kurumları ortadan kaldırılıyorsa,
* YPJ ayrı bir silahlı yapı olmaktan çıkarılıyorsa,
* örgütün yeniden silahlanma ve yeniden örgütlenme kapasitesi ortadan kaldırılıyorsa,
* “Bir başka soru daha var: ABD tarafından yıllar içerisinde SDG/YPG sahasına taşınan on binlerce ton silah, mühimmat, araç, teçhizat ve lojistiğin akıbeti nedir?
Bunlar ne oldu? Ne kadarı teslim edildi, ne kadarı transfer edildi, ne kadarı imha edildi, ne kadarı envantere alındı ve ne kadarı hâlâ örgütün kontrolünde?
İşte bu soruların gerçek tasfiyeyle ilgili ispatları ortaya çıkarsa işte o zaman gerçek bir tasfiyeden, silah bırakmadan ya da son derece netameli ve tehlikeli bir entegrasyon sürecinden ya da yeniden yapılanmadan bahsedilmesi gerekir.
İşte o zaman: “SDG dağılıyor” ifadesinin ne anlama geldiğini görebiliriz.
Gerçeği dil değil, saha anlatır.
//
PEKİ VAR MI?
Ben henüz göremiyorum.
Siz görebiliyor musunuz?
İşte bütün mesele burada.
Çünkü birkaç gün sonra YPG/SDG’nin feshedildiği açıklanabilir.
Ama bunun gerçekten ne anlama geldiğini anlamak için yalnızca açıklamalara bakamazsınız.
Bakılması gerekenler şunlardır:
Ne feshedildi?
Ne devredildi?
Ne teslim edildi?
Ne dağıtıldı?
Ne korundu?
Kim kimin emrinde?
Silah kimin kontrolünde?
Para kimin kontrolünde?
Sınır kimin kontrolünde?
Petrol kimin kontrolünde?
İstihbarat kimin kontrolünde?
Tüneller kimin kontrolünde?
Kadrolar nerede?
Ve en önemlisi: Yeniden silahlanma kapasitesi kimin elinde?
//
Ve bir tokat!
“SİLAHLARIMIZI GÖMDÜK” CÜMLESİNİN ANLAMI:
Mahmut Berxwedan’ın: “Silahlarımızı gömdük” sözü, bilmem aklınıza ne getirdi?
Çünkü güvenlik açısından; silahı teslim etmek ile silahı gömmek aynı şey değildir.
Teslim edilen silah;
* envantere alınır,
* miktarı ve niteliği belirlenir,
* merkezi otoritenin kontrolüne geçer,
* kullanım kapasitesi denetlenir.
Peki gömülen silah?
Eğer yeri, miktarı, niteliği ve erişim imkânı merkezi otoritenin iradesi, bilgisi ve denetimi dışında kalıyorsa, burada silahın ortadan kaldırılmasından değil, “erişilebilirliğinin ertelenmesi” söz konusudur.
Dolayısıyla burada sorulması gereken soru:
“Silahlar gömüldü mü?” değil, “Silahlar kimin kontrolünde?” sorusudur.
İşte gerçek tasfiyenin kritik göstergelerinden biri budur.
Bizim açımızdan ise:
Gömülme; ipe un serme, sözünde durmama, algı yaratma, gözümüzü boyamadır.
Çünkü gömülen ya da yakılan silah, teslim edilmiş silah değildir.
//
SİPAN HEMO: KIRMIZIDAN BAKAN YARDIMCILIĞINA:
Sipan Hemo kod; gerçek adı Semir Asu.
Türkiye’nin terörle mücadele literatüründe sıradan bir YPG mensubu değildi.
Türkiye tarafından kırmızı kategoride aranan, hakkında 20 milyon TL’ye kadar ödül konulan, SDG/PKK’nın en üst düzey kadrolarından biriydi.
Sonra ne oldu?
Suriye Savunma Bakan Yardımcısı oldu.
Ve şimdi…
Sessiz sedasız Türkiye’nin Terörden Arananlar sistemindeki kaydı kaldırıldı.
Hassas bir durum: O yüzden dikkatli olmaya çalışalım. Ve soralım. Bu hangi hukuk/idari mekanizma sonucunda kayıtta gözükmez hale geldi ve bunun terörle mücadelede statüsel karşılığı nedir?
Sipan Hemo’nun bu kronolojisi çok ilginç?
Son derece çarpıcı.
Dün: Türkiye tarafından kırmızı kategoride aranan en tepedeki örgüt mensuplarından biriydi.
Bugün: Suriye’nin Savunma Bakan Yardımcısı.
Şimdi ise: Türkiye’nin terör arama sisteminde kaydı görünmüyor.
Peki yarın? Protokol masalarında kırmızı listelerden çıkardığımız teröristlerle el sıkışan, fotoğraf veren diplomatlar, generaller mi göreceğiz?
Peki bu figür ve seyr-ü sülük-ü ne anlama geliyor?
Bir insanın statüsü değiştiğinde, geçmişteki örgütsel kapasitesi de otomatik olarak ortadan kalkmış mı olur?
Hayır. Statü değişikliği, kapasite tasfiyesinin delili değildir.
Yoksa burada daha büyük bir dönüşüm mü yaşanıyor?
Çünkü mesele artık yalnızca: “Kaç YPG’li Suriye ordusuna katıldı?” sorusu değildir.
Asıl soru şudur: “YPG/SDG’nin hangi stratejik kadroları, hangi makamlarla ve hangi yetkilerle Suriye devletinin içine taşınıyor?”
Çünkü sıradan bir teröristin entegrasyonu başka şey…
Örgütün stratejik kadrolarının devletin güvenlik mimarisinde makam sahibi olması başka şeydir.
Türkiye’de kırmızı listeden çıkartılmaları başka şey…
İşte Sipan Hemo figürü bu nedenle son derece önemlidir.
Yapısal bütünlüğü bozulmayan 4 tugay bize örgütsel yapının nasıl taşınabileceğini gösterirken, Sipan Hemo; örgütsel kadronun ve komuta kapasitesinin devletin içine nasıl taşınabildiğini önümüze koyuyor.
Burada sorulması gereken soru çok basit: Tasfiye edilen gerçekten örgüt mü?
Yoksa…
Örgütün adı, üniforması ve hukuki statüsü mü?
İsim değişir, urba değişir, peç değişir, rol değişir, hukuki statü değişir.
Ama kadro, komuta ilişkileri, askeri hafıza, istihbarat bağlantıları ve örgütsel kapasite korunuyorsa…
Biz buna tasfiye mi diyeceğiz?
Yoksa:
“Örgütün devletin içine taşınması” mı?
İşte Türkiye açısından asıl dikkat edilmesi gereken yer tam da burasıdır.
//
ÖZERK YÖNETİM GERÇEKTEN SONA MI ERİYOR?
Bence açıklamanın en kritik taraflarından biri de budur.
Çünkü SDG/YPG meselesi yalnızca silahlı bir yapılanmadan ibaret değildi.
Yıllar içerisinde Suriye’nin kuzeydoğusunda; “silahlı - siyasi - idari - ekonomik - güvenlik - istihbari – narkotik” boyutları bulunan çok katmanlı bir yapı oluştu.
Dolayısıyla yalnızca YPG’nin adını değiştirmek yetmez. Eğer gerçekten Özerk Yönetim sona eriyor;
- kamu kurumları Şam’a devrediliyor,
- petrol sahaları merkezi yönetime geçiyor,
- sınır kapıları ve sınırlar merkezi devletin kontrolüne giriyor,
- yerel güvenlik yapılanması Suriye devletinin içerisine alınıyor,
- paralel siyasi ve idari kurumlar ortadan kaldırılıyor
ise…
İşte o zaman gerçekten çok kapsamlı bir dönüşümden söz edebiliriz.
Çünkü:
Sınırı kontrol eden, sınır kapısını kontrol eden, ekonomik kaynakları kontrol eden, kamu kurumlarını kontrol eden ve kendi silahlı gücüne sahip olan bir yapı, devlet içerisinde devlet olma kapasitesini koruyor demektir.
Ama bunların tamamı merkezi devlete geçerse?
İşte o zaman tablo gerçekten değişir.
Bu nedenle Şimelka başta olmak üzere sınır kapıları ve sınırların durumu, petrol sahalarının devri, kamu kurumlarının devri ve yerel güvenlik yapılanmasının niteliği, hala gerçekleşmemiş bireysel silahlı entegrasyon kadar hatta bazı açılardan ondan daha önemlidir.
//
TÜRKİYE AÇISINDAN TARİHÎ BİR FIRSAT MI?
Gerçekten ve eksiksiz biçimde hayata geçirilirse…
Evet.
Türkiye açısından çok önemli bir jeopolitik kırılma ortaya çıkabilir.
Çünkü Türkiye’nin karşı karşıya olduğu mesele yalnızca Türkiye sınırları içerisindeki PKK yapılanması değildir.
Mesele; “Türkiye - Irak - Suriye - İran - Avrupa” hattına yayılan çok katmanlı bir örgütsel, siyasi, finansal, narkotik ve jeopolitik ağdır.
Bu gerçekten tarihî bir fırsat olabilir.
Ama…
Yalan, algı, aldatmaca ve göz boyamanın bir parçası, aldananı olmamak kaydıyla…
Sonuçta SDG/PKK ve Şam üzerinde ABD başta diğer bölgesel ve küresel bazı aktörlerin elinin ne kadar ağır ve de ne kadar mahir olduklarını biliyoruz.
Bu haliyle, sahadaki ispatlarıyla, çelişkileriyle ve yapısal bütünlüğün korunduğu entegrasyon riskleriyle bu gördüklerimiz;
- Yeni bir algı operasyonu mu?
- Bir zaman kazanma hamlesi mi?
- Örgütün yeni şartlara adaptasyonu mu?
- Ve son derece tehlikeli ve sinsi bölgesel dizaynın bir parçası mı?
İşte bütün bunları görüyor ve her şeye rağmen iyi niyetimizi muhafaza etmeye çalışıyoruz.
//
ŞUNU KESİNLİKLE UNUTMAYALIM
Suriye’de YPG/SDG’nin yapısal bütünlüğünü koruyarak Şam’a entegrasyonu;
PKK’nın Suriye’de ve bölge genelinde tamamen tasfiye edildiği anlamına gelmez.
Suriye’de daha tehlikeli bir YPG/SDG ortaya çıkar.
Irak’ta Kandil hâlâ var.
Gara hâlâ var.
Sincar hâlâ ayrıca değerlendirilmesi gereken bir alan.
Mahmur’da.
Halepçe’de, Süleymaniye’de, Kerkük’te alanlarını genişletme peşindeler.
İran sahası hâlâ ayrıca değerlendirilmesi gereken son derece kritik bir alan.
Örgütün dış siyasi ve finansal ağları hâlâ ayrıca değerlendirilmesi gereken alanlar.
Narkoterör ayağı hâlâ ayrıca değerlendirilmesi gereken bir alan.
Bütün bunlara rağmen Suriye’de yaşanacak gerçek bir tasfiye; bölgesel tasfiyenin kendisi değil, ama bölgesel tasfiyenin çok önemli bir safhası olabilir.
//
PEKİ BİZ BUNU NASIL OKUMALIYIZ?
Şimdilik erken…
Ama birkaç gün sonra YPG/SDG’nin feshedildiği açıklanırsa bile yine erken.
Çünkü açıklama başka şeydir.
Uygulama başka şey.
İlan başka şeydir.
Mekanizma başka şey.
Hukuki statü başka şeydir.
Fiilî kapasite başka şey.
Ve güvenlikte son sözü söyleyen; niyet ve söz değil, kapasite ve sahadaki gerçektir.
//
Şimdi bence yapılması gereken, heyecanlanmak veya hayal kırıklığına uğramak değil.
- Sahayı izlemek.
- Kadroları izlemek.
- Silahları izlemek.
- Tünelleri izlemek.
- Sınırları izlemek.
- Sınır kapılarını izlemek.
- Petrol sahalarını izlemek.
- Kamu kurumlarını izlemek.
- İstihbarat ağlarını izlemek.
- Finans ağlarını izlemek.
- YPG ve YPJ’nin gerçekten ortadan kalkıp kalkmadığını izlemek.
- Ve bütün bunların üzerinde:
- Komuta-kontrolün kime geçtiğini izlemek.
Çünkü bütün bu soruların cevabı bize bir şeyi gösterecek:
SDG/YPG gerçekten tasfiye mi edildi?
Yoksa…
- SDG/YPG Suriye devletinin içine mi taşındı?
- Eğer gerçekten tasfiye gerçekleşir;
- komuta-kontrol ortadan kalkar,
- silahlar merkezi otoriteye teslim edilir,
- tüneller ve üsler devredilir,
- siyasi-idari paralel yapı sona erer,
- sınırlar ve sınır kapıları Şam’a geçer,
- petrol ve ekonomik kaynaklar merkezi yönetime devredilir,
- PKK bağlantılı dış kadrolar teslim alınır ya da ülkeden/bölgeden çıkarılır,
- istihbarat ve finans ağları dağıtılır
- ve yeniden silahlanma kapasitesi ortadan kaldırılırsa…
Türkiye’nin yıllardır karşı karşıya olduğu güvenlik denkleminde gerçekten tarihî bir kırılma meydana gelebilir.
Ama bunlar gerçekleşmez;
- yalnızca isim değişir,
- giydikleri, peçleri değişir,
- hukuki statü değişir,
- paçavra gider, yerine Suriye bayrağı asılır,
- fakat kadro, komuta, silah, istihbarat, finans, tünel, üs ve yeniden yapılanma kapasitesi korunursa…
“O zaman yaşanan şey: tasfiye değil, adaptasyondur.”
“Dağılma değil, yeniden yapılanmadır.”
“Yok oluş değil, devlet içerisine taşınmadır.”
“Ve Türkiye açısından asıl risk de tam olarak budur.”
Bu nedenle şimdi sözün değil, sahadaki fiilî dönüşümün izlenmesi gerekiyor.
Çünkü sonunda gerçeği açıklamalar değil; sahadaki mekanizma gösterecek.
Bu kadar uzun bir çalışmadan sonra…
Bütün meselenin özeti tek bir cümledir:
ÖRGÜTÜN ADI DEĞİL, ÖRGÜTSEL KAPASİTESİ TASFİYE EDİLMELİDİR.
Saygılarımla…
Abdullah Ağar
17 Ağustos 2026
https://www.facebook.com/abdullahagar2

Ziyaret -> Toplam : 320,02 M - Bugn : 13031

ulkucudunya@ulkucudunya.com