« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

M. METİN KAPLAN

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

17 Ağu

2026

ABD çekilirken Ankara sahaya iniyor; bölgesel güç bölgesel yük mü?

Zeynep Gürcanlı 01 Ocak 1970

- Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Savunma Anlaşması’yla bölgesel güvenlik denkleminde yeni bir yapı oluştururken, Mısır’ın olası katılımı bu oluşumun ağırlığını artırabilir. Ancak Kahire’nin Batı ve Körfez’le ilişkileri Ankara’nın hedeflediği geniş ittifakın önündeki en önemli sınırlar arasında.

- ABD’nin Ortadoğu ve Körfez’de askeri varlığını azaltması, Türkiye için yeni bir jeopolitik alan açıyor. Ankara, Libya’dan Kızıldeniz’e uzanan hatta daha fazla sorumluluk üstlenirken, Washington’un bıraktığı boşluğu ne ölçüde doldurabileceği tartışılıyor.

Türkiye Ortadoğu'dan sonra Kuzey Afrika'da da hareketlendi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Trablus, Bingazi ve Kahire’yi kapsayan yoğun diplomasi trafiği, Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan arasında imzalanan Mekke Savunma Anlaşması'na Mısır'ın da dahil olma ihtimali, Kızıldeniz’de kurulacak deniz güvenliği koalisyonuna katkı açıklaması birbiri ardına geldi. Belli ki Türkiye artık yalnızca bölgesel krizleri yöneten veya tehditleri sınırlarının dışında tutmaya çalışan bir aktör olmaktan çıkıp şekillenmeye başlayan yeni Ortadoğu düzeninde "oyun kurucu" rolünü üstlenmeye çalışıyor.

Mekke Anlaşması: Yeni yönelimin kilometre taşı
Mekke Savunma Anlaşması Türkiye'nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki dış politika dönüşümünün en önemli kilit taşlarından birini oluşturuyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan anlaşma, ortak savunma mekanizmaları, düzenli askeri tatbikatlar, savunma sanayii iş birlikleri ve siyasi koordinasyon yapıları öngörüyor. Her ne kadar taraflar anlaşmanın herhangi bir ülkeye karşı olmadığını vurgulasa da, verilen mesajların ayrıntılarına bakıldığında Ortadoğu'da bir "cephe" kurulduğu ortada.

Libya’da tarihi politika değişimi
Türkiye’nin yeni stratejisinin en dikkat çekici ayaklarından biri Libya’da görülüyor.

Ankara uzun yıllardır Trablus merkezli hükümetin en güçlü destekçilerinden biri olarak hareket etti. Son iki yıldır yaşanan gelişmeler ise, Türkiye’nin Libya politikasında önemli bir dönüşüme işaret ediyor. Dışişleri Bakanı Fidan’ın Bingazi’de Halife Hafter ile gerçekleştirdiği görüşmenin sadece sembolik değil, stratejik bir anlamı da var;

Türkiye artık yalnızca Batı Libya’daki dengelerle ilgilenen bir aktör olmak istemiyor. Bunun yerine ülkenin doğusu ve batısıyla aynı anda temas kurabilen, her iki taraf üzerinde de etkisi bulunan bir güç konumuna yükselmeye çalışıyor.

Bu yaklaşımın arkasında enerji güvenliği, deniz yetki alanları, düzensiz göç rotaları ve Doğu Akdeniz’deki güç dengeleri gibi birçok faktör bulunuyor.

Mısır yakınlaşmasının önemi
Ankara’nın bölgesel denkleminde Mısır’ın yeri çok kritik... Birkaç yıl öncesine kadar Libya ve Doğu Akdeniz nedeniyle sert rekabet içinde olan Türkiye ve Mısır bugün çok farklı bir noktaya gelmiş durumda. Karşılıklı ziyaretler, ekonomik işbirliği girişimleri ve Libya konusunda yürütülen temaslar ilişkilerde yeni bir dönemin kapısını aralıyor.

Bu nedenle birçok gözlemci, Mekke Savunma Anlaşması’nın geleceğinin Kahire’nin tutumuna bağlı olduğunu düşünüyor. Fidan’ın Libya'dan sonra Kahire'yi ziyaret etmesi, burada Suudi ve Mısırlı mevkidaşı ile aynı masada poz vermesi önemliydi. Ankara'nın Mısır’ı Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki her türlü gelişmede “doğal ortak” olarak tanımlaması da Türkiye'nin uzun vadeli hedefini ortaya koyar nitelikte.

Belli Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan ekseninin zamanla daha geniş bir bölgesel yapıya dönüşmesini hedefliyor.

Ancak Kahire’nin önünde önemli kısıtlar bulunuyor. Mısır ekonomisinin Batı finansmanı ve Körfez sermayesine bağımlılığı, İsrail ile sürdürülen güvenlik dengesi ve Süveyş Kanalı’nın stratejik önemi, ülkenin keskin jeopolitik tercihler yapmasını zorlaştırıyor.

Bu nedenle kısa vadede Kahire'nin Mekke Anlaşması’na dahil olmasından ziyade daha esnek bir ortaklık modelinin öne çıkması bekleniyor.

Kızıldeniz ve Arap Körfezi’nde artan Türk varlığı
Türkiye’nin son dönemde ilgisini açıkladığı en önemli girişimlerden biri de Suudi Arabistan öncülüğünde oluşturulan Kızıldeniz deniz güvenliği koalisyonu oldu.

Bab ül Mendep Boğazı, Kızıldeniz ve Aden Körfezi küresel ticaret açısından kritik öneme sahip. İran savaşı sonrası dönemde bu hatların güvenliği daha da önemli hale geldi. Türkiye’nin bu girişime dahil olması, Ankara’nın güvenlik perspektifinin artık yalnızca yakın çevresiyle sınırlı olmadığını gösteriyor. Suudi Arabistan’a askeri ekipman ve savaş uçakları gönderildiğine ilişkin haberler ve savunma iş birliğinin derinleşmesi yönündeki açıklamalar da bu eğilimi destekliyor. Bir başka ifadeyle Türkiye, Körfez güvenliğinde daha görünür ve daha aktif bir rol üstlenmeye hazırlanıyor.

Oyun kuruculuk yeni riskler de getiriyor
ABD Başkanı Donald Trump'ın da her fırsatta övgüsünü alan Türkiye'nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da "oyun kurucu" olma hevesinin, ülkeyi yeni risk alanlarıyla karşı karşıya getirdiği de açık. Mekke anlaşması Ankara’ya yeni diplomatik fırsatlar sunarken aynı zamanda İran ile ilişkiler açısından da alarm veriyor. ABD/İsrail savaşında İran'ın hedeflerinden olan Suudi Arabistan'a gönderilecek her Türk savaş uçağı, her Mehmetçik, doğrudan hedef olma riski taşıyor. İran'ın doğal hedefi haline gelmemek için, başta Suudi Arabistan olmak üzere, Arap Körfezi'ndeki tüm üslerini teker teker boşaltıp, askerlerini çeken ABD'nin yerini Türkiye'nin alması, Washington'un taşıyamadığı riskleri Ankara'nın üstlenmesi anlamına gelebilir.

Sadece bu kadar da değil; İran savaşı boyunca Türkiye -kimin attığı bir türlü belirlenemeyen ve havada etkisiz hale getirilen birkaç saldırı füzesi hariç- hiç hedef olmadı. Ancak yeni "oyun kurucu" yaklaşımın Tahran yönetimi tarafından "düşmanca" algılanması riski, Türkiye topraklarının da hedef haline gelmesi ihtimalini doğurabilir. Ortadoğu'da denge her bozulduğunda yaşanan savaşlar ve kayıplar hala hafızalarda.


Doğu Akdeniz ve yeni rekabet dönemi
Her "gruplaşmanın" mutlaka "karşıtının" olacağını da hesaplamak gerekiyor.

Nitekim Dışişleri Hakan Fidan'ın geçen hafta Mısır ziyaretinde "karşı ittifaklardan" bahsetmesi oldukça anlamlıydı.

"Bölgede başka ittifaklar bizlere karşı oluyor mu? Oluyor. Yani biz, Mekke İttifakı'nı imzalamadan önce biliyorsunuz İsrail, Kıbrıs Rum kesimi ve Yunanistan bir araya gelip, Akdeniz'de bir güvenlik ittifakı kurdular" diyen Fidan, aslında bir anlamda Mekke anlaşmasının da bu "karşı ittifakı" dengeleme amacını taşıdığı mesajını verdi.

Fidan'ın Mısır'da doğrudan İsrail'i hedef alması, Gazze barış antlaşmasına uymayacağını söyleyen bu ülkeye karşı sadece "Türkiye Dışişleri Bakanı" olarak değil, bir "ittifakın temsilcisi" gibi konuşması da önemliydi. Fidan, "Filistin tarafının taahhütlerini tutmasına rağmen İsrail'in bundan sonra adım atmaması, biz diğer arabulucuları ortaklaşa bir radikal adım atmaya itebilir bu süreçle alakalı. Bu konuda Amerika'nın İsrail'e yönelik gerekli baskıyı tabii ki uygulamasını bekliyoruz. Yoksa Türkiye, Katar ve Mısır olarak bu konuda atmamız gereken tabii ki radikal adımlar olacak" dedi.

Farklı krizleri aynı anda yönetebilmek…
Türkiye'nin kurduğu ortaklıklar ile "nüfuz alanını genişletmeye çalıştığı" ortada.

Ancak bölgesel güç olmanın gerçek sınavının nüfuz kazanmak değil, artan riskleri yönetebilmek olduğu da unutulmamalı.

Türkiye bugün aynı anda Libya’daki dengeleri gözetmek, Gazze krizinde aktif diplomasi yürütmek, Kızıldeniz’de güvenlik sorumlulukları üstlenmek, Körfez ortaklarıyla koordinasyonu sürdürmek ve Doğu Akdeniz’deki rekabeti yönetmek zorunda.

ABD çekilirken, Türkiye'nin onun yerini doldurma hevesinin, ülkeyi daha karmaşık rekabetlerin ve daha geniş sorumluluk alanlarının içine çekme ihtimali büyük.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde temel soru Mekke Savunma Anlaşması’nın ne kadar büyüyeceği değil;

Türkiye’nin Libya’dan Gazze’ye, Kızıldeniz’den Doğu Akdeniz’e kadar uzanan geniş jeopolitik satranç tahtasında açtığı bu yeni cepheleri aynı anda ne kadar sürdürülebilir biçimde yönetebileceği olacak gibi.

https://www.ekonomim.com/kose-yazisi/abd-cekilirken-ankara-sahaya-iniyor-bolgesel-guc-bolgesel-yuk-mu/912500

Ziyaret -> Toplam : 318,05 M - Bugn : 161527

ulkucudunya@ulkucudunya.com