« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

M. METİN KAPLAN

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

17 Ağu

2026

İran üzerinde caydırıcılık

Ragıp Kutay Karaca 01 Ocak 1970

Soğuk Savaş döneminde uluslararası ilişkiler di­siplini içerisinde caydırıcı­lık kavramının ortaya çık­ması gayet normaldi. Keza nükleer silahların varlığı klasik savaş anlayışını kök­ten değiştirmişti.

Bunun yanında iki süper güç tüm stratejik planlamalarını nükleer silahlara dayandır­mış, bir nükleer savaşta topyekûn bir yok oluş riski caydırıcılığın te­meli olmuştu. Kısacası Soğuk Sa­vaş döneminde uluslararası iliş­kilerde caydırıcılık kavramının nükleer caydırıcılık ile anıldığı söylenebilir.

Bunların yanında Soğuk Savaş döneminde nükleer silah sahibi ülkeler, bu silahlara yönelik kul­lanım amaç ve stratejilerini dek­lare ederlerdi. Soğuk Savaş son­rasında ise nükleer silah sahibi olan ülkelerinin bu silahları na­sıl kullanacaklarına dair strateji­leri tam olarak bilinmemektedir. Bunun yanında Soğuk Savaş son­rası konvansiyonel silahların ka­pasitesinin artması bu silahların caydırma yönündeki rolünü ar­tırmıştır. Bu artış konvansiyonel gücün nükleer caydırıcılığın bir tamamlayıcı unsuru olarak düşü­nülmesine neden olmuştur.

Soğuk Savaş boyunca, iki süper güç arasındaki caydırıcılık genelde krizlerin nasıl yönetileceğine üze­rine odaklanmıştı. Bugün ise cay­dırıcılık daha genele yayılmış ve bir ön-alma pratiği hâline dönüş­müştür. Bunun temel sebebi Soğuk Savaş süresince düşmanın netli­ğine karşın bugün devletlerarası ilişkilerin oldukça iç içe geçmesi­dir. Bugün rekabet ettiğiniz ülke­ler farklı konularda işbirliği yap­tığınız ülkeler olabilmektedir. Bu durum gücünüzün ne olduğuna ba­kılmaksızın caydırıcılığınızı doğ­rudan etkilemektedir.

Farklı güvenlik arayışları
Bugün caydırıcılık kavramın­da değişmeyen unsur ABD’nin nükleer şemsiyesiyle güvenlik sağlayan rolünün devamıdır. An­cak ABD’nin yarattığı bu şem­siye, farklı nükleer güçler için de geçerli hale gelmiş durumda. İran’a yönelik saldırıların Kör­fez ülkelerine yansıması bu ülke­lerde ABD’ye bağlı bir güvenlik anlayışının eksikliğini ortaya çı­kardı. Bu eksiklik farklı güvenlik anlaşmalarının önünü açtı. Pa­kistan-Suudi Arabistan Savun­ma Anlaşması ve son olarak bu iki ülkeye Türkiye’nin katılmasıyla imzalanan “Mekke” Antlaşması bunun en yakın örnekleridir.

Yukarıda değindiğim konular ABD’nin İran üzerinde caydırı­cılık zayıflığını açıklar nitelikte­dir. ABD savaş tarihi buna benzer birçok “caydıramama” örnek­leriyle doludur. İran’ın nükle­er silaha sahip olmasına yöne­lik ABD-İsrail saldırıları dikkate alındığında akla Vietnam sava­şı geliyor. Bu savaş, devletlerin rakiplerinin nükleer büyüklü­ğünden değil konvansiyonel ye­teneğinin etkin kullanılıp kul­lanılamayacağını caydırıcılığın unsuru saydığını gösterdi.

Nixon yönetimi, ABD’nin öl­çüsüz bir güçle saldıracağına inandırılması halinde Kuzey Vietnam yönetiminin müzake­reyi kabul edeceğini düşünmüş­tü. ABD Başkanı’nın davranışla­rının öngörülemez olduğu imajı çizilmişti. ABD’nin hedeflerine ulaşması için ABD Başkanı her türlü bedeli ödemeye hazır gö­rünmeliydi. ABD’nin karşılaştığı ise Vietnamlıların ülkeleri için her türlü bedeli ödemeye hazır olduklarıydı. Böyle olunca ABD, onurlu bir çekilme için başta Çin olmak üzere bölge ülkeleriyle diplomasi başlatmış ve hedefle­diği sonuca ulaşamamıştı. Viet­nam, komünist liderliğin etra­fında birleşmişti.

Bugün İran özelinde yaşadıkla­rımıza ne kadar benziyor. Nixon gibi davranışlarının öngörülemez olduğu imajı çizilen bir ABD Baş­kanı ve Vietnam gibi müzakere­ye çekilemeyen, her türlü bedeli ödemeye hazır bir İran var.

Rasyonellik yok
Bir caydırıcılık etkileşimi söz konusu ise “caydıran’’ ve “cay­dırılan’’ olmak üzere tarafların varlığı gerekmektedir. Caydıran ve caydırılan stratejilerinin so­nuçlarını değerlendirebilmek için maliyet-fayda analizleri ya­pabilmelidirler. Ancak bunun gerçekleşmesi rasyonel ka­rar verebilecek karar alıcı­ların varlığına bağlıdır. Bu­gün ne ABD ne de İran’da böylesi bir rasyonellik ve bu rasyonelliği sağlayacak yönetimler yok.

Caydırıcılığın başarı­sı tehditlerin, caydırılacak için inandırıcı hale gelme­sine bağlıdır. ABD yönetimi İran’ı nükleer silah üretmekten caydıracak kadar inandırıcı mı­dır? ABD’nin İran’a büyük mali­yetler yükleyebilecek bir “askeri kapasiteyi’’ elinde bulundurduğu gerçektir. Ancak İran, ABD’nin askeri gücünü tam kapasite kul­lanacağı yönünde kararlı oldu­ğuna ne kadar inanmaktadır? Ni­tekim ABD için gelinen durum “nükleer falan önemli değil, Hür­müz açılsın yeter” şekline dön­mektedir.

ABD Başkanı saldırılar başla­madan sayamayacağımız kadar tehdidi İran’a yapmıştı. Saldırı­nın ikinci günü “zafer” ilan etmiş ve İran’ı dayanamayacak hale ge­tirdiklerini söylemişti. Bu söy­lemler hala devam ediyor. Unut­mamak lazım ki tehdit dili ancak maliyet yarattığında inandırı­cı hale gelebilir. Burada aklıma ABD tehditlerini gerçekleştir­mek için ne kadar istekli? sorusu geliyor. Bence ABD büyük bir ha­rekatın askeri ve toplumsal mali­yetine katlanmak konusunda is­tekli değil.

Bir de “itibar” konusu var. Bir devletin tarihsel döngüsü içeri­sinde olaylara karşı nasıl davran­dığı diğer devletlere benzer çıkar­samalar yaptırıyorsa o devletin caydırma gücü yükselir. ABD için bu ne kadar geçerli. 1990’ların ba­şında Irak ile başlayan süreç, Af­ganistan ve Suriye ile devam etti. ABD harekatlara yüklediği amaç­larının hiçbirini gerçekleştirme­den çekilmek zorunda kaldı. Ar­kasında istikrarını bir türlü sağ­layamayan ülkeler bıraktı. Siz rejiminize düşman bir halk olsa­nız dahi ABD’ye inanır mısınız? İran halkı da inanmıyor.

Son konu ise “çıkar” mesele­si. Hayati derecede önemli olma­yan çıkarlar söz konusu ise daha isteksiz bir caydıran ile karşıla­şırız. Bu noktada soru; ABD’nin İran’ı vurması İsrail’in mi, ABD’nin mi çıkarına? ABD için konu hayati değil.

Anlayacağınız tüm dünya ola­rak kaldık delilerin arasında…

https://www.dunya.com/kose-yazisi/iran-uzerinde-caydiricilik/835957

Ziyaret -> Toplam : 318,05 M - Bugn : 161781

ulkucudunya@ulkucudunya.com